Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Üç Semavi Dinde Ortak Olan Ahlaki Değerler NELERDİR???

can

New member
Katılım
22 Eyl 2005
Mesajlar
61
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
44
Aşağıda üç İlahi din arasındaki bu ortak ahlaki değerlerden bazılarına yer vereceğiz.

Tevekkül Etmek

Allah, iman edenlerin en büyük dostu ve yardımcısıdır. İnananlar bir zorlukla veya sıkıntıyla karşılaştıklarında da, rahatlık ve güven içinde olduklarında da Allah’ın kendileri ile beraber olduğunu bilir, yalnızca Allah’a yönelip dönerler. Tevekkül, sadece inananların yaşadığı bir konfor ve güzelliktir. Din ahlakından uzak yaşayanların dünya hayatındaki sıkıntı ve üzüntülerinin, stres ve depresyon gibi rahatsızlıklarının en temel nedenlerinden biri de bu gerçeğe sırt çevirmeleridir. Tevekkülün inananların önemli bir vasfı olduğu bir Kuran ayetinde şöyle bildirilmiştir:

“De ki: “Allah’ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.”” (Tevbe Suresi, 51)

İnsanların kaygıya kapılmalarının anlamsız olduğu, her konuda Allah’a güvenmeleri gerektiği İncil’de de şöyle ifade edilmektedir:

“İsa öğrencilerine şöyle dedi: “Bu nedenle size şunu söylüyorum: “Ne yiyeceğiz?” diye canınız için, ya da “Ne giyeceğiz?” diye bedeniniz için kaygılanmayın... Kargalara bakın! Ne eker, ne biçerler; ne kilerleri, ne ambarları vardır. Tanrı yine de onları doyurur... Hangi biriniz kaygılanmakla ömrünü bir anlık uzatabilir? Bu küçücük işe bile gücünüz yetmediğine göre, öbür konularda neden kaygılanıyorsunuz?” (Luka, Bap 12, 22-26)

Tevrat’ta ise yalnızca Allah’a yönelen ve Rabbimiz’e dayanıp güvenen kimseyi Allah’ın başarıya ulaştıracağı bildirilmektedir. İman eden Yahudilerin, Allah’a tevekkül etmeleri gerektiği şöyle ifade edilmektedir:

“... Beni dinleyin, ey Yahuda halkı ve Yeruşalim’de oturanlar! Tanrınız Rabbe güvenin, güvenlikte olursunuz. O’nun peygamberlerine güvenin, başarılı olursunuz.” (2. Tarihler, Bap 20, 20)

Güzel Ahlaka Davet Etmek

Elçiler ve inananlar tarih boyunca insanları Allah’ın yoluna ve güzel ahlaka davet etmişlerdir. Allah’ı, ahireti, cennet ve cehennemi, güzel ahlakı anlatarak, onları Allah’ın istediği şekilde yaşamaya çağırmışlardır. Bir Kuran ayetinde, “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır” (Nahl Suresi, 125) şeklinde emredilmiştir.

Al-i İmran Suresi’nin 113-114. ayetlerinde ise, Kitap Ehli’nin, başka bir ifadeyle Allah Katından kendilerine kitap verilmiş olan Yahudiler ve Hıristiyanların içindeki bir topluluğa dikkat çekilir. Güzel ahlaka davet eden samimi, salih Yahudi ve Hıristiyanlardan oluşan bu topluluk ayetlerde şöyle bildirilir:

“Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehli’nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah’ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar. Bunlar, Allah’a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır.” (Al-i İmran Suresi, 113-114)

Hz. İsa’nın ve öğrencilerinin hayatı bu konunun güzel örneklerinden biridir. Konuya ilişkin İncil’deki bazı ifadeler şöyledir:

“Kardeşlerim, içinizden biri gerçeğin yolundan saparsa ve biri onu yine gerçeğe döndürürse, bilsin ki, günahkarı sapık yolundan döndüren, ölümden bir can kurtarmış ve bir sürü günahı örtmüş olur.” (Yakup’un Mektubu, Bap 5, 19-20)

Bağışlayıcı Olmak

İnsan, yanılmaya ve hata yapmaya açık bir varlıktır. Yaşamı boyunca pek çok kez hata yapar; aynı zamanda pek çok defa çevresindeki insanların kendisini ilgilendiren hatalı davranışlarıyla karşılaşır. Kuran ahlakını yaşamayan insanların büyük kısmı hatalara karşı tahammülsüzdür, hata yapan kişiye karşı sabır gösteremezler. Özellikle de yapılan hatadan zarar görmeleri söz konusu ise, hatayı yapan kişiye karşı acımasızca davranabilirler. Din ahlakı ise bağışlayıcı ve hoşgörülü olmayı gerektirir. İman edenler, aciz birer kul olduklarının bilincindedirler. Karşılarındaki insanın yaptığı hatanın bir benzerini kendilerinin de yapabileceğini bilerek davranırlar. İnsanlara güzel söz söyler, affedici olurlar. Bağışlayıcı olmanın Rabbimiz Katında övülen bir ahlak olduğu Kuran’da şu şekilde bildirilmektedir:

“Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır.” (Bakara Suresi, 263)

Tevrat’ta da iman eden kişinin mutlaka sabırlı ve hoşgörülü olması gerektiği bildirilmiştir. Bir hatayla karşılaştığında “onu diline dolamamak”, insanlara karşı öfke duyup intikam almaya kalkışmamak inananlara öğütlenmiştir. Konuyla ilgili bir Tevrat pasajı şu şekildedir:

“Sevgi isteyen kişi suçları bağışlar, olayı diline dolayansa can dostları ayırır.” (Süleyman Meselleri, Bap 17, 9)

İncil’de, kişinin karşısındakini bağışlaması durumunda kendisinin de bağışlanacağı (Luka, Bap 6, 37) ifade edilmiştir. Ayrıca inananların insanlara karşı hoşgörülü ve bağışlayıcı davranmaları gerektiği ise bir İncil açıklamasında şöyle bildirilmiştir:

“...Yürekten sevecenliği, iyiliği, alçakgönüllülüğü, sabır ve yumuşaklığı giyinin. Birbirinize hoşgörülü davranın. Eğer birinizin ötekinden bir şikayeti varsa, Rabbin sizi bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın.” (Pavlus’un Koloselilere Mektubu, Bap 3,12-13)

Alçakgönüllülük

Alçakgönüllülük inananların ortak bir vasfıdır. Allah, ayetlerde kendini büyük gören, kibirli insanları sevmediğini bildirmiştir.

İnananlar, kendilerine sayısız nimetler verenin Allah olduğunu, herşeyin gerçek ve tek sahibinin de Allah olduğunu bilirler. Hiçbir şekilde kibirlenme içine girmezler. Allah’ın karşısında ne kadar aciz olduklarının farkındadırlar. Aklın, bilginin, güzelliğin, zenginliğin, itibarın ve diğer her türlü imkanın kendilerinden kaynaklanmadığını; bunların Allah’ın bir nimeti olduğunu bilirler. İşte bu nedenle mütevazı davranırlar.

Allah, Kuran’da inananların tevazulu tavrını şöyle belirtmiştir:

“O Rahman (olan Allah)ın kulları, yeryüzü üzerinde alçakgönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları zaman “Selam” derler.” (Furkan Suresi, 63)

Alçakgönüllülüğün önemi ve bu tavrı gösterenlerin Allah Katında üstün kılınmış insanlar oldukları İncil’de şöyle ifade edilir:

“Her bakımdan alçakgönüllü, yumuşak huylu, sabırlı olun, sevgiyle birbirinize katlanın.” (Efesoslulara Mektup, Bap 4, 2)

Aynı şekilde Tevrat’ta da kibirli olmaktan sakınmak gerektiği, Allah’ın alçakgönüllü kullarından razı olacağı bildirilmektedir. Konuyla ilgili bir Tevrat pasajı şu şekildedir:

“...Rabbin hükümlerini yapmış olan dünyanın bütün alçakgönüllüleri, Rabbi arayın; salahı arayın, alçakgönüllülüğü arayın...” (Tsefanya, Bap 2, 3)

Öfkeyi Yenmek

Öfke, insanın olayları sağlıklı ve gerçekçi değerlendirmesine, doğru ve adil karar vermesine engel olur. Öfkenin devreye girmesi kişiyi, Allah’ın hoşnut olacağı şekilde davranmaktan, hoşgörülü ve merhametli olmaktan alıkoyar. İşte bu nedenle mümine yakışan tavır öfkesini yenmektir. Böylece kızgınlık ve hiddet hislerinin neden olabileceği hatalı davranışlar ve çeşitli zararlardan da korunmuş olur. Kuran’da öfkelerini yenenlerin ahlakı övülmüştür:

“Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever.” (Al-i İmran Suresi, 134)

İncil’de öfkenin kötü bir özellik olduğu, kardeşine karşı öfkeye kapılanların “yargılanmayı hak edecek”leri belirtilmektedir. Bu konudaki bir İncil ifadesi şöyledir:

“Her tür acı söz, öfke, kızgınlık, gürültücülük, sövücülük ve bunların yanı sıra her tür kötülük üzerinizden gitsin.” (Efesoslulara Mektup, Bap 4, 31)

Tevrat’ta yer alan açıklamalar da inananların öfkelenmekten sakınıp kaçınmaları gerektiğini göstermektedir:

“Sefihin (gaflet içinde olanın) öfkesi hemen belli olur; fakat basiretli adam utancı örter.” (Süleymanın Meselleri, Bap 12, 16)

“Çabuk öfkelenen akılsızlık eder...” (Süleyman’ın Meselleri, Bap 14, 17)

Şükretmek

Şükretmek, Allah’ın verdiği nimetlere karşılık, yürekten O’na olan şükran ve sevgi duygularını dile getirmektir. Her türlü nimetin Allah’tan geldiğini ifade etmektir. İnsan samimi bir şekilde tefekkür ederse, Allah’ın nimetlerine ancak Allah’ın dilemesiyle sahip olduğunun farkına hemen varır. İnananlar, hangi durumda olurlarsa olsunlar Allah’a şükrederler. İman etmeyenler ise şükretmeyi akıllarına bile getirmezler. Şüphesiz bu büyük bir nankörlüktür.

Şükretmek, Kuran’ın çeşitli ayetlerinde bildirilen ve müminlerin gereken hassasiyeti göstererek içten yerine getirmeleri gereken bir ibadettir. Bu konudaki bir ayet şöyledir:

“Hayır, artık (yalnızca) Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol.” (Zümer Suresi, 66)

İncil’de de “her durumda şükredin” yazılıdır. (Selaniklilere I. Mektup, Bap 5, 18) Hz. İsa’nın hayatının anlatıldığı bölümlerde de çeşitli vesilelerle onun Allah’a şükrettiği ifade edilir. Elbette bu güzel davranış inananlar için bir örnek teşkil etmektedir.

Tevrat’ta da inananlara şükretmeleri bildirilmektedir. Bununla ilgili bazı açıklamalar şu şekildedir:

“…. Tanrı’ya övgü ve şükür ezgileri söylenirdi.” (Nehemya, Bap 12, 46)

“Kapılarına şükranla, avlularına hamd ile girin; O’na şükredin, ismini takdis edin.” (Mezmurlar, Bap 100, 4)

Sadece Allah’ın Rızasını Aramak

İnsanlar, kendilerine “Allah için ne yaptın?” diye sorulduğunda birbirinden farklı yanıtlar verirler. Kimi fakirleri doyurduğunu, kimi çeşitli ibadetler yaptığını, kimi de dua ettiğini söyler. Bunlar, şüphesiz, güzel davranışlardır. Ancak insanın, sadece belirli vakitlerde Allah için güzel davranışlarda bulunup, diğer vakitlerinde ise Allah’ın varlığından ve hesap gününün yakınlığından gafil bir hal içerisinde olması büyük bir hatadır. Gerçekten iman etmiş bir insan, Allah’ın kendisini ve bütün alemleri sarıp-kuşatmış olduğunu unutmaz ve hayatının her anında Allah’ın beğenisini ve sonsuz cenneti kazanmak, sonsuz cehennem azabından kurtulmak için elinden gelen çabayı gösterir.

Allah Kuran’da, Kendisi’nin rızasını kazanmayı tek amaç edinmiş olan kimselerin kurtuluşa ereceğini şu şekilde bildirmiştir:

“Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.” (Tevbe Suresi, 109)

Tevrat’ta da iman edenlerin, Allah’a “Rızanı işlemeyi bana öğret” diye dua ettikleri ifade edilmektedir. Mezmurlar kitabında geçen bu dua şu şekildedir:

“Sana sığınıyorum. Rızanı işlemeyi bana öğret. Çünkü Sen benim Allah’ımsın...” (Mezmurlar, Bap 143, 9-10)

İncil’de de Hz. İsa’nın kendisine tabi olanlardan asıl isteğinin Allah’ın rızasını kazanmak için çalışmak olduğu belirtilmiştir. Hz. İsa’nın her zaman yalnızca Allah’ın razı olacağı üstün bir ahlak ve tavır içinde olduğu bildirilmiştir. İman edenlerin nerede, hangi işle meşgul olurlarsa olsunlar, yaptıklarını mutlaka yalnızca Allah için yapmaları gerektiği İncil’de şu şekilde bildirilmektedir:

“Ne yerseniz yiyin, ne içerseniz için, ne yaparsanız yapın, tümünü Tanrı’nın yüceliği için yapın.” (Korintoslulara I. Mektup, Bap 10, 31)

“... Rab’den korkarak itaat edin... her ne yaparsanız insanlara değil, Rabbe yapar gibi candan işleyin.” (Koloselilere Mektup, Bap 3, 22-24)

Semavi Dinlerde İnananlara Düşen Sorumluluk

İslamiyet, Hıristiyanlık ve Yahudilikte ortak olan ahlaki değerlerin her biri, bu dinlerin mensuplarının ittifak içinde hareket etmeleri gerektiğinin önemli delillerindendir. Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi olsunlar, tüm inananlara düşen görev ise açıktır: Barışın, huzurun, refahın, güzel ahlakın, iyiliğin, mutluluğun, güvenliğin hakim olduğu toplumlarda yaşamak için ittifak halinde olmak. Yeryüzünden ateizm ve materyalizm gibi dinsiz ideolojileri ve onlarca yıldır neden oldukları zulüm, kargaşa ve ahlaki çöküntüleri ortadan kaldıracak olan bu ittifak, Allah’ın izniyle ahir zamanda Hz. İsa ve Hz. Mehdi vesilesiyle sağlanacaktır. İçinde bulunduğumuz bu dönem, Peygamber Efendimiz (sav)’in bin dört yüz sene önce müjdelediği bu tarihi olayın gerçekleşmesinin yaklaştığı dönemdir. Bu nedenle hangi dine mensup olursa olsun tüm inananlar bu iki kutlu şahsa zemin hazırlamalı, onlara destek olmak ve yakınlarından olmak için samimi bir çaba sarf etmelidirler. İnananlar yeryüzünü aydınlatacak ve tüm insanlara yönelik hayırlı faaliyetlerde bulunacak bu iki mübarek şahsa destek olabilmek için beraberlik içinde hareket ederse, Allah inananları başarılı kılacaktır. Allah, Kendi yoluna uyanlara kesin olarak yardım edeceğini bir Kuran ayetinde şöyle vaat etmiştir:

“Onlar, yalnızca; “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah’ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın isminin çokça anıldığı mescitler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır.” (Hac Suresi, 40)

Her üç dinin mensupları da birbirlerine anlayış ve hoşgörü içinde yaklaşmalıdır. Önemli olan, farklılıkları değil ortak noktaları gündeme getirmek, zorlaştırıcı değil kolaylaştırıcı, yıkıcı değil yapıcı, engelleyici değil yardımcı, ayırıcı değil tamamlayıcı, bölücü değil birleştirici olmaktır.
 

berr

New member
Katılım
25 Mar 2005
Mesajlar
113
Tepkime puanı
4
Puanları
0
Yaş
50
Üç semavi din yoktur.Dünya kurulalı beride hiç olmamıştır.

Allah Katında din islamdır.(Al-i İmran 19)

İbrahim Aleyhisselâm ne yahudi, ne de hıristiyandı. O Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı.

Asr-ı saâdet’te Medine'deki yahudi ve hıristiyanlar İbrahim Aleyhisselâm'ın dini hakkında münakaşaya tutuşmuşlardı. Her grup en iyi 'İbrahimî Din'in kendi dîni olduğunu iddiâ ediyordu. Durumu Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-e götürdüler. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onların bu iddiâlarını dinledi ve:

“Hiçbirinizin dini İbrahimî değildir!” cevâbını verdi.

Resulullah'ın bu cevabını beğenmeyen yahudi ve hıristiyanların, buna itirâza kalkışıp;

“Verdiğin bu hükmü kabul etmiyoruz, dînine de inanmıyoruz!”

Demeleri üzerine Allah-u Teâlâ:

“Yoksa onlar Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar?” (Âl-i İmrân: 83)

Âyet-i kerîme'sini inzâl buyurdu. (Kurtubî, “Ahkâmü'l-Kur’an, c. 3, s. 82.)

Nitekim Allah-u Teâlâ diğer bir Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmuştur:

“İbrahim ne yahudi, ne de hıristiyandı. O Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı, müşriklerden de değildi.” (Âl-i imrân: 67)
 

milwaukee

New member
Katılım
12 Şub 2006
Mesajlar
222
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
44
Allah Katinda Din Islamdir.ama Digerleride Ehli Kitaptir.
 
Üst Alt