Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Evrimcilerin 'Maskeleri Düştü?

can

New member
Katılım
22 Eyl 2005
Mesajlar
61
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
44
New Scientist dergisinin 3 Haziran 2006 tarihli sayısında, Debora Mackenzie imzalı, "Kafatasına Yüz Yerleştirmek" başlıklı bir makale yayınlandı. Makalede, kafataslarından yola çıkılarak yapılan rekonstrüksiyonların güvenilmezliği konu edilmekteydi. Alman polisinin yaptığı bir araştırmadan yola çıkılarak hazırlanan bu makale, evrimcilerin insanın hayali evrimi konusundaki propagandalarının önemli bir bölümünü teşkil eden "rekonstrüksiyonların" bilimsel açıdan geçersizliğini bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Bir Kafatası İçin 21 Araştırmacıdan 21 Ayrı Yüz

Söz konusu makalede aktarıldığına göre, 2003 yılının Ocak ayında Alman polisi, Hannover'in kuzeyinde Celle bölgesindeki bir ormanda bir kafatası buldu. Kafatasının sahibinin erkek olduğu, öldüğünde 56 yaşlarında olduğu tespit edilebildi. Ne var ki, bulunduktan iki yıl geçmesine rağmen kafatasının kimliği hala tespit edilememişti. Tam da bu dönemde, Almanya'da bir konferans düzenleniyordu. Konferansın davetlileri, sadece kafatasına dayanarak bir insanın yüzünü belirleme konusunda uzman olan adli sanat uzmanlarıydı. Polis, bu imkanı değerlendirmek istedi ve Celle kafatasının sahibini tespit edebilmek için bu konferansa katılan araştırmacıların yardımını istedi. Tam 21 araştırmacı bu talebe olumlu cevap verdi ve kafatasının rekonstrüksiyonunu ortaya çıkarmak için çalışmaya başladı. Sözkonusu çalışmaların sonuçları, üç yıl kadar sonra Belçika'nın Leuven şehrinde düzenlenen "Yumuşak Yüz Kısımlarının Tekrar İnşası" konulu uluslararası konferansta sunuldu.Ne var ki, 2006 yılının Mayıs ayında yayınlanan bu sonuçlar hiç de polisin beklediği gibi değildi. 21 araştırmacının elde ettiği 21 yüz, birbirinden tamamen farklıydı. (Bkz. Resim ). Dolayısıyla Celle kafatasının kimliği belirlenemedi.

Celle kafatası üzerinde sürdürülen çalışmalar, bu alanda uzman 21 araştırmacının birlikte yürüttüğü, en ileri teknik ve teknolojilerin kullanıldığı çalışmalardır. Kafatasının kemikleri eksiksiz olmasına, konunun uzmanlarınca en ileri imkanlar kullanılarak çalışılmasına rağmen ortaya birbirinden farklı 21 yüz rekonstrüksiyonu çıkarması, kafataslarından yola çıkılarak tasarlanan yüzlerin, gerçekleri yansıtmadığının en açık delillerindendir, Bu yüzler objektif bilimsel kriterlere değil, yüzleri tekrar inşa eden sanatçıların sezgilerine ve hayal güçlerine dayanılarak elde edilmektedir.

Nitekim New Scientist dergisinde bu sonuçlar üzerine rekonstrüksiyon tekniği için şu yorum yapılmaktadır:

"Her ne kadar zor vakalar için yüz rekonstrüksiyonları yaygın olarak kullanılsa da, bu günümüze dek bu teknik için yapılmış en geniş çaplı deneydi. Bu deney açık olarak göstermektedir ki, bu alan bilimden çok bir sanat olarak kalmaktadır. İngiltere'de Dundee Üniversitesi'nden adli antropolog Caroline Wilkinson, bu değişmeli diyor ve "kurallarla çalışmalıyız sezgilerle değil" diye ekliyor." (vurgu bize ait)

New Scientist'teki bu yazı aynı zamanda evrimci propaganda hakkında önemli bir ikaz oluşturmaktadır. Çünkü evrimciler, özellikle insanın evrimi propagandasında rekonstrüksiyonlardan yaygın olarak faydalanmaktadırlar. Bunu ise, rekonstrüksiyon bir yüzün bilimsel olarak doldurulamayan boşluklarını kendi önyargılarıyla doldurarak yapmaktadırlar.

Bilimin Boşluklarına Evrimci Önyargılar

New Scientist yazısının kapanış satırlarında, kafatası kemikleriyle yüz dokusu arasında bilimsel olarak güvenilir bir ilişki bulunmadığı belirtilmekte, örneğin kafatasının şeklinin üst dudağın şekli hakkında hiçbir öngörü sunmadığı ifade edilmektedir. İngiltere'deki Manchester Üniversitesi'nden Richard Neave bu gerçeği "[Rekonstrüksiyon bir] Yüzde, bilimin dolduramayacağı birçok boşluk vardır" sözleriyle yorumlamaktadır. İşte evrimci propaganda Neave'ın sözünü ettiği "bilimsel olarak doldurulamayan boşluklar"dan faydalanmakta, evrimci rekonstrüksiyon sanatçıları bu boşlukları kendi önyargılarıyla doldurmaktadırlar. Bir kafatasının kemikleri, ait olduğu canlının dudak ve kulak yapısı ya da bakışları hakkında hiçbir bilgi vermediği halde evrimci rekonstrüksiyon sanatçıları bunları yarı insan yarı maymun özellikte inşa etmektedirler. Bu konuda akla gelen çarpıcı bir örnek, rekonstrüksiyon sanatçısı John Gurche'nin, National Geographic dergisinde yayınlanan sözleridir. Gurche, maymun adam rekonstrüksiyonları evrimci yayınlarda sık sık yayınlanan bir sanatçıdır. National Geographic ise rekonstrüksiyona dayalı propagandaya dünyada belki de en yoğun şekilde başvuran evrimci yayındır. Gurche, National Geographic'in Mart 1996 sayısında yayınlanan bir makalede soyu tükenmiş bir maymunun yüz (Australopithecus afarensis) rekonstrüksiyonu ve ona kazandırdığı bakışlar hakkında yorumlar yapmaktadır. Gurche'nin sözleri, rekonstrüksiyon yüzleri çizen evrimci önyargıları açığa vurur niteliktedir:

"Bu maymunsu yüze bir insan ruhu kazandırmak, neye yöneldiği hakkında birşey göstermek istedim". ( Rekonstrüksiyon sanatçısı John Gurche, National Geographic, Mart 1996, s. 109 )

Rekonstrüksiyonlar, evrimci propaganda için büyük bir önem taşımaktadır. Gazetelerde, dergilerde ve televizyonda gördüğümüz hayali maymun adamların birçoğu, bulunan kafatası fosillerinden, hatta tek bir kemik parçasından "esinlenerek" çizilen veya maketi yapılan rekonstrüksiyonlardır. Evrimciler, teorilerini destekleyecek bilimsel deliller bulamadıkları için, teoriyi propaganda ile ayakta tutmaya çalışmaktadırlar ve rekonstrüksiyonlar bu propagandanın önemli bir parçasıdır. Celle kafatasıyla ilgili gelişmeler rekonstrüksiyonların güvenilmezliğini ortaya koymakla evrimci propagandanın geçersizliğini bir kez daha göstermektedir.

Bu noktada rekonstrüksiyona dayalı evrimci propaganda hakkında önemli noktaları kısaca hatırlayacak olursak, insanın kökeni ile ilgili fosil kayıtları çoğu zaman dağınık ve eksik oldukları için, bunlara dayanarak herhangi bir tahminde bulunmak, bütünüyle hayal gücüne dayalı bir iştir. Bu yüzden evrimciler tarafından fosil kalıntılarına dayanılarak yapılan rekonstrüksiyonlar, tamamen evrim ideolojisinin gereklerine uygun olarak tasarlanırlar. Harvard Üniversitesi antropologlarından David Pilbeam, "Benim uğraştığım paleoantropoloji alanında daha önce edinilmiş izlenimlerden oluşmuş teori, daima gerçek verilere baskın çıkar." derken bu gerçeği vurgular. (David Pilbeam, "Rearranging Our Family Tree", Nature, Haziran 1978, s. 40. ) İnsanlar görsel yoldan daha kolay etkilendikleri için amaç onları, hayal gücüyle rekonstrüksiyonu yapılmış yaratıkların geçmişte gerçekten yaşadığına inandırabilmektir.

Evrimciler hayali rekonstrüksiyonlarında o denli ileri gitmektedirler ki, aynı fosil kafatasına kimi zaman birbirinden çok farklı yüzler yakıştırabilmektedirler. Australopithecus robustus (Zinjanthropus) adlı fosil için çizilen birbirinden tamamen farklı üç ayrı rekonstrüksiyon, bunun ünlü bir örneğidir.

Burada bir noktaya dikkat etmek gerekir: Kemik kalıntılarına dayanılarak yapılan çalışmalarda sadece eldeki objenin çok genel özellikleri ortaya çıkarılabilir. Oysa asıl belirleyici ayrıntılar, zaman içinde kolayca yok olan yumuşak dokulardır. Evrime inanmış bir kimsenin bu yumuşak dokuları istediği gibi şekillendirip ortaya hayali bir yaratık çıkarması çok kolaydır. Harvard Üniversitesi'nden Earnst A. Hooton bu durumu şöyle açıklar:

Yumuşak kısımların tekrar inşası çok riskli bir girişimdir. Dudaklar, gözler, kulaklar ve burun gibi organların altlarındaki kemikle hiçbir bağlantıları yoktur. Örneğin bir Neandertal kafatasını aynı yorumla bir maymuna veya bir filozofa benzetebilirsiniz. Eski insanların kalıntılarına dayanarak yapılan canlandırmalar hemen hiçbir bilimsel değere sahip değillerdir ve toplumu yönlendirmek amacıyla kullanılırlar... Bu sebeple rekonstrüksiyonlara fazla güvenilmemelidir. (Earnest A. Hooton, Up From The Ape, New York: McMillan, 1931, s. 332)

Sonuç

New Scientist'teki bu yazı, rekonstrüksiyon çalışmalarının bilimden çok sanat olduğunu, kafatasıyla yüz dokusu arasında bilimsel kabul edilebilecek hiçbir tahmin edilebilir bağlantı bulunmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Onlarca uzman en ileri teknolojileri ve teknikleri kullanmalarına karşın rekonstrüksiyonlarla ilgili bilimsel bir yöntem geliştirme çabalarında başarısız olmuşlardır. Rekonstrüksiyon yüzlerde bilimsellik olmadığını ortaya koyan bu gelişme, aynı zamanda evrimci propagandanın bilimsellik maskesini de bir kez daha düşürmektedir.
 
Üst Alt