Bilindiği üzere Musa bin Nusayr ve Tarık bin Ziyad komutasındaki Müslümanlar, 711 yılında İspanya’ya ulaşırlar ve üç yıl zarfında İspanya’nın tamamına yakın kısmını fethederler. 732 yılına gelindiğinde ise Güney Fransa’nın büyük bir bölümü de fethedilir. Hatta günümüz Paris’inin 100 km yakınına kadar ulaşırlar.
Ancak 732 yılında cereyan eden Balat’uş Şüheda savaşından sonra Endülüs dışa karşı mücadeleyi bırakarak içten içe kaynamaya başlar. Berberilerin isyanının Arap katliamına dönüşmesinin ardından Şamiyyün-Belediyyün mücadeleleri kızışır. Bu asabiye savaşları 10 yılı aşkın sürerken 750 senesinde 300 ile 3.000 arasında değişen Hristiyan gücü Asturias krallığını kurar. Ardından Müslümanlar daha önce fethettikleri toprakların yarısını terketmek zorunda kalırlar.
Asturias Krallığının Hıristiyan dünyasını cesaretlendirir ve Endülüsten Müslümanların sökülüp atılması için güçlü bir ideal oluşturur; Reconquista.
Bu stratejiyle askeri boyutta yeni kurulan taife sultanlıklarının birbirleriyle olan mücadelesi olabildiğince tahrik edilir. Böylece hem müslüman kuvvet iki taraftan eksilir hem de birbirlerine karşı Hristiyan İspanya’dan yardım talep ederek kendilerini haraca bağlatırlar. Böylece hem siyasi, hem de ekonomik çöküş devanı eder.
Henüz 732’de siyasi olarak inişe geçen Endülüs Medeniyetinde asabiyet sebebiyle dini bütünlük yok olmaya yüz tutmuş adeta toplumun bağışıklık sistemi altüst olmuştur. Merkezi otorite dağılmış,güçİü ordu kaybolmuş, kaynaşmış toplum birbirini bitiren insanlar halini almıştır. (Doç Dr. Mehmet Özdemir, Endülüs Müslümanları, Ankara.)
Geçen zaman içinde yorgun düşen Endülüs Müslümanlarının sosyal dokuları hızla çözülür. İlk dönem Hristiyanlara etki eden Müslümanlar gün geçtikçe tesir altında kalmaya başlar. Müslüman ve Hristiyanlar arasında İslam nokta-i nazarından çarpık diyaloglar gelişir. Nitekim Müslüman halk, kızlarını bile Hristiyan-larla evlendirmeyi sürdürürler. Bu çözülme sadece halk kesiminde olmayıp üst düzeyde de devam e-der. Benû Kasi’nin reisi Musa bin Musa kızım Navarra kralıyla evlendirir. Kardeşinin kızını da kral Wannaca ile evlendirmişti.(Guic-hard, Al Andalus, Barcelona 1973,s.232)
Giyim zevkini dahi Hristiyanlara benzeyerek tatmin eden liderler ortaya çıkar. İbn Merdeniş’in giydiği elbiseden atının eğerine kadar her şeyi Hristiyan kontlara benziyordu. (İnan, Endelusiyyat, Kuveyt, 1988. s.86)
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Sebte Valisi Ebu’l Kasım el-A-zafi’yi derinden üzdüğü üzere Endülüs halkı Hıristiyanların yılbaşı kutlamalarına iştirak etmekle kalmıyor, toplumda içki alemleri revaç buluyordu. Hatta bazı yörelerde haşhaş kullanımına bile rastlanıyordu (El- Abbadi, el-A’yad, 146 ; Arie, III. 310). Nitekim L Hakim’in işret meclislerine ağırlık vermesi, halkın sevdiği takva ehli alimlere ilgi göstermemesi, Rabad isyanlarına sebep olmuştu.[/FONT]
Sosyal hayat böylece devam e-derken dini ve fikri hayat da Endülüs açısından pek güven verici değildi.
Kurtuba doğumlu İbn Rüşt (d: 1126) Endülüs’te Aristo’nun varisi olur. Aristo’nun eserlerine üç türlü şerhler yazar. Bu şerh ve haşiyelere Hıristiyan ve Yahudiler bilginlerinin özellikle sahip çıkmaları dikkat çeker. Nitekim Yahudi asıllı İbn Meymun, İbn Rüşt’ün çalışmalarına yoğunlaşarak eserlerini Latinceye çevirir (Henry Corbin, Hıstorie de la phı-losophie Islamıguc, 1964)
Aristo’yu Endülüs’ün ortasına diken İbn Rüşt, hakikati bulmada akıl İle vahyin ikiz kardeş olduğu anlayışım kokleştirir; ayet-i kerimede belirtildiği üzere bazıları muhkem bazıları müteşabih olan Kur’an ayetlerinin müteşabih o-lanlarının ancak ‘rasihûn’ tarafından anlaşılabileceği beyanında felsefecilerin kastedildiğini temellendirir. Hıristiyan dünyanın temel taşı olan Aristo’ya bu derece yakınlık, İbn Rüşt’ün içinde bulunduğu toplum için ciddi bir tehlike olur (Macit Fahri, İslam Felsefesi Tarihi, İklim Yay., İstanbul.)
Bütün bu gelişmeleri Özetlersek Endülüs’teki yokoluşun perde arkasında dini bütünlüğün fert, aile ve kültür hayatı düzeyinde kayboluşunun varlığına hissettirmektedir. Asırlar sonra İngiliz Sömürgeler Bakanlığına bağlı ajan Hampher şu teşhisi yapar:
“Bir keresinde Sömürgeler Bakanlığı’nda Britanya, Fransa ve Rusya temsilcileriyle bir konferans düzenlendi. Konferans üyeleri siyasi heyetler, din adamları ve ünlü şahsiyetlerden oiuşmakta idi. Ben de katılmıştım. Konferansın konusu İslam ülkelerinin ne şekilde sömürülebileceği ve bu yolda karşılaşılan engellerdi.
Konferansa katılanlar Müslümanları birbirine düşürmenin, aralanndan nifak ve tefrika icad etmenin yollarını araştırıyorlardı. Müslümanlar arasındaki sarsıntı söz konusu olunca üyelerden bazıları, ispanya’nın yüzyıllar sonra Hıristiyanlığın kucağına döndüğü gibi bazı İslam ülkelerinin de Hıristiyanlık yoluna erişeceklerine inanıyorlardı.” ( Humpher, Hatırat, Nehir, 1995 s. 16)
Ruhunun özünü, aşkını kaybeden bir nesil değerleri uğruna değil şehit olmak, tırnağını dahi feda edemez. İşte dini bütünlüğü milli bütünlüğe bakan bir diğer ö-nemli yönü bu olsa gerek.
Görünen şu ki Endülüs’te fikir imal eden enlellektüel kesim, toplumun duyarlılıklarından uzak kalmanın yanısıra Yunan felsefesinin problemleriyle debelenirken kültürel etkileşimin zebunu olan toplum, ilk zamanlarda Hıristi-yanlara timsal olurken daha sonra Hıristiyanlar! taklid etme noktasına sürüklenir
....
Ancak 732 yılında cereyan eden Balat’uş Şüheda savaşından sonra Endülüs dışa karşı mücadeleyi bırakarak içten içe kaynamaya başlar. Berberilerin isyanının Arap katliamına dönüşmesinin ardından Şamiyyün-Belediyyün mücadeleleri kızışır. Bu asabiye savaşları 10 yılı aşkın sürerken 750 senesinde 300 ile 3.000 arasında değişen Hristiyan gücü Asturias krallığını kurar. Ardından Müslümanlar daha önce fethettikleri toprakların yarısını terketmek zorunda kalırlar.
Asturias Krallığının Hıristiyan dünyasını cesaretlendirir ve Endülüsten Müslümanların sökülüp atılması için güçlü bir ideal oluşturur; Reconquista.
Bu stratejiyle askeri boyutta yeni kurulan taife sultanlıklarının birbirleriyle olan mücadelesi olabildiğince tahrik edilir. Böylece hem müslüman kuvvet iki taraftan eksilir hem de birbirlerine karşı Hristiyan İspanya’dan yardım talep ederek kendilerini haraca bağlatırlar. Böylece hem siyasi, hem de ekonomik çöküş devanı eder.
Henüz 732’de siyasi olarak inişe geçen Endülüs Medeniyetinde asabiyet sebebiyle dini bütünlük yok olmaya yüz tutmuş adeta toplumun bağışıklık sistemi altüst olmuştur. Merkezi otorite dağılmış,güçİü ordu kaybolmuş, kaynaşmış toplum birbirini bitiren insanlar halini almıştır. (Doç Dr. Mehmet Özdemir, Endülüs Müslümanları, Ankara.)
Geçen zaman içinde yorgun düşen Endülüs Müslümanlarının sosyal dokuları hızla çözülür. İlk dönem Hristiyanlara etki eden Müslümanlar gün geçtikçe tesir altında kalmaya başlar. Müslüman ve Hristiyanlar arasında İslam nokta-i nazarından çarpık diyaloglar gelişir. Nitekim Müslüman halk, kızlarını bile Hristiyan-larla evlendirmeyi sürdürürler. Bu çözülme sadece halk kesiminde olmayıp üst düzeyde de devam e-der. Benû Kasi’nin reisi Musa bin Musa kızım Navarra kralıyla evlendirir. Kardeşinin kızını da kral Wannaca ile evlendirmişti.(Guic-hard, Al Andalus, Barcelona 1973,s.232)
Giyim zevkini dahi Hristiyanlara benzeyerek tatmin eden liderler ortaya çıkar. İbn Merdeniş’in giydiği elbiseden atının eğerine kadar her şeyi Hristiyan kontlara benziyordu. (İnan, Endelusiyyat, Kuveyt, 1988. s.86)
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Sebte Valisi Ebu’l Kasım el-A-zafi’yi derinden üzdüğü üzere Endülüs halkı Hıristiyanların yılbaşı kutlamalarına iştirak etmekle kalmıyor, toplumda içki alemleri revaç buluyordu. Hatta bazı yörelerde haşhaş kullanımına bile rastlanıyordu (El- Abbadi, el-A’yad, 146 ; Arie, III. 310). Nitekim L Hakim’in işret meclislerine ağırlık vermesi, halkın sevdiği takva ehli alimlere ilgi göstermemesi, Rabad isyanlarına sebep olmuştu.[/FONT]
Sosyal hayat böylece devam e-derken dini ve fikri hayat da Endülüs açısından pek güven verici değildi.
Kurtuba doğumlu İbn Rüşt (d: 1126) Endülüs’te Aristo’nun varisi olur. Aristo’nun eserlerine üç türlü şerhler yazar. Bu şerh ve haşiyelere Hıristiyan ve Yahudiler bilginlerinin özellikle sahip çıkmaları dikkat çeker. Nitekim Yahudi asıllı İbn Meymun, İbn Rüşt’ün çalışmalarına yoğunlaşarak eserlerini Latinceye çevirir (Henry Corbin, Hıstorie de la phı-losophie Islamıguc, 1964)
Aristo’yu Endülüs’ün ortasına diken İbn Rüşt, hakikati bulmada akıl İle vahyin ikiz kardeş olduğu anlayışım kokleştirir; ayet-i kerimede belirtildiği üzere bazıları muhkem bazıları müteşabih olan Kur’an ayetlerinin müteşabih o-lanlarının ancak ‘rasihûn’ tarafından anlaşılabileceği beyanında felsefecilerin kastedildiğini temellendirir. Hıristiyan dünyanın temel taşı olan Aristo’ya bu derece yakınlık, İbn Rüşt’ün içinde bulunduğu toplum için ciddi bir tehlike olur (Macit Fahri, İslam Felsefesi Tarihi, İklim Yay., İstanbul.)
Bütün bu gelişmeleri Özetlersek Endülüs’teki yokoluşun perde arkasında dini bütünlüğün fert, aile ve kültür hayatı düzeyinde kayboluşunun varlığına hissettirmektedir. Asırlar sonra İngiliz Sömürgeler Bakanlığına bağlı ajan Hampher şu teşhisi yapar:
“Bir keresinde Sömürgeler Bakanlığı’nda Britanya, Fransa ve Rusya temsilcileriyle bir konferans düzenlendi. Konferans üyeleri siyasi heyetler, din adamları ve ünlü şahsiyetlerden oiuşmakta idi. Ben de katılmıştım. Konferansın konusu İslam ülkelerinin ne şekilde sömürülebileceği ve bu yolda karşılaşılan engellerdi.
Konferansa katılanlar Müslümanları birbirine düşürmenin, aralanndan nifak ve tefrika icad etmenin yollarını araştırıyorlardı. Müslümanlar arasındaki sarsıntı söz konusu olunca üyelerden bazıları, ispanya’nın yüzyıllar sonra Hıristiyanlığın kucağına döndüğü gibi bazı İslam ülkelerinin de Hıristiyanlık yoluna erişeceklerine inanıyorlardı.” ( Humpher, Hatırat, Nehir, 1995 s. 16)
Ruhunun özünü, aşkını kaybeden bir nesil değerleri uğruna değil şehit olmak, tırnağını dahi feda edemez. İşte dini bütünlüğü milli bütünlüğe bakan bir diğer ö-nemli yönü bu olsa gerek.
Görünen şu ki Endülüs’te fikir imal eden enlellektüel kesim, toplumun duyarlılıklarından uzak kalmanın yanısıra Yunan felsefesinin problemleriyle debelenirken kültürel etkileşimin zebunu olan toplum, ilk zamanlarda Hıristi-yanlara timsal olurken daha sonra Hıristiyanlar! taklid etme noktasına sürüklenir
....