Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Endülüs Medeniyeti nin Yıkılmasında Dini Bütünlüğün Kaybolmasının etkileri...

türkmani

New member
Katılım
1 Ara 2006
Mesajlar
228
Tepkime puanı
3
Puanları
0
Yaş
46
Bilindiği üzere Musa bin Nusayr ve Tarık bin Ziyad komutasındaki Müslümanlar, 711 yılında İspan­ya’ya ulaşırlar ve üç yıl zarfında İspanya’nın tama­mına yakın kısmını fethederler. 732 yılına gelindi­ğinde ise Güney Fransa’nın büyük bir bölümü de fethedilir. Hatta günümüz Paris’inin 100 km yakını­na kadar ulaşırlar.


Ancak 732 yılında cereyan eden Balat’uş Şüheda savaşından sonra Endülüs dışa karşı mücadeleyi bıra­karak içten içe kaynamaya başlar. Berberilerin isyanı­nın Arap katliamına dönüşmesinin ardından Şamiyyün-Belediyyün mücadeleleri kı­zışır. Bu asabiye savaşları 10 yılı aşkın sürerken 750 senesinde 300 ile 3.000 arasında değişen Hristiyan gücü Asturias krallığını ku­rar. Ardından Müslümanlar daha önce fethettikleri toprakların yarı­sını terketmek zorunda kalırlar.


Asturias Krallığının Hıristiyan dünyasını cesaretlendirir ve Endülüsten Müslümanların sökülüp atılması için güçlü bir ideal oluş­turur; Reconquista.
Bu stratejiyle askeri boyutta ye­ni kurulan taife sultanlıklarının birbirleriyle olan mücadelesi ola­bildiğince tahrik edilir. Böylece hem müslüman kuvvet iki taraftan eksilir hem de birbirlerine karşı Hristiyan İspanya’dan yardım ta­lep ederek kendilerini haraca bağ­latırlar. Böylece hem siyasi, hem de ekonomik çöküş devanı eder.


Henüz 732’de siyasi olarak ini­şe geçen Endülüs Medeniyetinde asabiyet sebebiyle dini bütünlük yok olmaya yüz tutmuş adeta toplumun bağışıklık sistemi altüst olmuştur. Merkezi otorite dağıl­mış,güçİü ordu kaybolmuş, kay­naşmış toplum birbirini bitiren in­sanlar halini almıştır. (Doç Dr. Mehmet Özdemir, Endülüs Müs­lümanları, Ankara.)


Geçen zaman içinde yorgun düşen Endülüs Müslümanlarının sosyal dokuları hızla çözülür. İlk dönem Hristiyanlara etki eden Müslümanlar gün geçtikçe tesir altında kalmaya başlar. Müslü­man ve Hristiyanlar arasında İs­lam nokta-i nazarından çarpık di­yaloglar gelişir. Nitekim Müslü­man halk, kızlarını bile Hristiyan-larla evlendirmeyi sürdürürler. Bu çözülme sadece halk kesiminde olmayıp üst düzeyde de devam e-der. Benû Kasi’nin reisi Musa bin Musa kızım Navarra kralıyla ev­lendirir. Kardeşinin kızını da kral Wannaca ile evlendirmişti.(Guic-hard, Al Andalus, Barcelona 1973,s.232)


Giyim zevkini dahi Hristiyanla­ra benzeyerek tatmin eden liderler ortaya çıkar. İbn Merdeniş’in giydiği elbiseden atının eğerine ka­dar her şeyi Hristiyan kontlara benziyordu. (İnan, Endelusiyyat, Kuveyt, 1988. s.86)
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Sebte Valisi Ebu’l Kasım el-A-zafi’yi derinden üzdüğü üzere En­dülüs halkı Hıristiyanların yılbaşı kutlamalarına iştirak etmekle kal­mıyor, toplumda içki alemleri revaç buluyordu. Hatta bazı yöre­lerde haşhaş kullanımına bile rast­lanıyordu (El- Abbadi, el-A’yad, 146 ; Arie, III. 310). Nitekim L Hakim’in işret meclislerine ağır­lık vermesi, halkın sevdiği takva ehli alimlere ilgi göstermemesi, Rabad isyanlarına sebep olmuştu.[/FONT]


Sosyal hayat böylece devam e-derken dini ve fikri hayat da En­dülüs açısından pek güven verici değildi.
Kurtuba doğumlu İbn Rüşt (d: 1126) Endülüs’te Aristo’nun vari­si olur. Aristo’nun eserlerine üç türlü şerhler yazar. Bu şerh ve ha­şiyelere Hıristiyan ve Yahudiler bilginlerinin özellikle sahip çık­maları dikkat çeker. Nitekim Ya­hudi asıllı İbn Meymun, İbn Rüşt’ün çalışmalarına yoğunlaşa­rak eserlerini Latinceye çevirir (Henry Corbin, Hıstorie de la phı-losophie Islamıguc, 1964)
Aristo’yu Endülüs’ün ortasına diken İbn Rüşt, hakikati bulmada akıl İle vahyin ikiz kardeş olduğu anlayışım kokleştirir; ayet-i keri­mede belirtildiği üzere bazıları muhkem bazıları müteşabih olan Kur’an ayetlerinin müteşabih o-lanlarının ancak ‘rasihûn’ tara­fından anlaşılabileceği beyanın­da felsefecilerin kastedildiğini temellendirir. Hıristiyan dünyanın temel taşı olan Aristo’ya bu dere­ce yakınlık, İbn Rüşt’ün içinde bulunduğu toplum için ciddi bir tehlike olur (Macit Fahri, İslam Felsefesi Tarihi, İklim Yay., İs­tanbul.)
Bütün bu gelişmeleri Özetlersek Endülüs’teki yokoluşun perde ar­kasında dini bütünlüğün fert, aile ve kültür hayatı düzeyinde kaybo­luşunun varlığına hissettirmekte­dir. Asırlar sonra İngiliz Sömür­geler Bakanlığına bağlı ajan Hampher şu teşhisi yapar:


“Bir keresinde Sömürgeler Bakanlığı’nda Britanya, Fransa ve Rusya temsilcileriyle bir konfe­rans düzenlendi. Konferans üyeleri siyasi heyetler, din adamları ve ünlü şahsiyetlerden oiuşmakta idi. Ben de katılmıştım. Konferansın konusu İslam ülkelerinin ne şekil­de sömürülebileceği ve bu yolda karşılaşılan engellerdi.


Konferansa katılanlar Müslü­manları birbirine düşürmenin, aralanndan nifak ve tefrika icad et­menin yollarını araştırıyorlardı. Müslümanlar arasındaki sarsıntı söz konusu olunca üyelerden ba­zıları, ispanya’nın yüzyıllar sonra Hıristiyanlığın kucağına döndüğü gibi bazı İslam ülkelerinin de Hı­ristiyanlık yoluna erişeceklerine inanıyorlardı.” ( Humpher, Hatırat, Nehir, 1995 s. 16)
Ruhunun özünü, aşkını kaybe­den bir nesil değerleri uğruna de­ğil şehit olmak, tırnağını dahi fe­da edemez. İşte dini bütünlüğü milli bütünlüğe bakan bir diğer ö-nemli yönü bu olsa gerek.


Görünen şu ki Endülüs’te fikir imal eden enlellektüel kesim, top­lumun duyarlılıklarından uzak kalmanın yanısıra Yunan felsefe­sinin problemleriyle debelenirken kültürel etkileşimin zebunu olan toplum, ilk zamanlarda Hıristi-yanlara timsal olurken daha sonra Hıristiyanlar! taklid etme noktası­na sürüklenir

....
 
Üst Alt