Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

velilerden,yardım ummak

HaNiF

Mesajlari Onaylanacak
Katılım
22 Tem 2006
Mesajlar
201
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
34
Konum
iN QuRaN
Aysegul' Alıntı:
Ya inanılmaz inatçı bir insansın..İşte gerçekleri görmen için sürekli cevap yazıyorum sana...Ya sen evliyaların niye aciz olduğunu düşünüyorsun?...Sürekli Allah aşkı ile yanıp tutuşan kalbiyle her an Allah diyen kullara Allahu teala mucize veremezmi yani...Yazık yani çanakkale savaşındaki olağandışı olayları okumanı öneriyorum...Allahu Teala zorda kalan kullarına veli kullarını pekala gönderebilir...Buna Allahın gücü yeter!!!!!


Ayşegül hanım... Konuyu saptırmayınız... Burda ALLAH'ın gücünden, kudretinden bahsetmiyoruz....

Allah, onlara niye mucize versin ki? Allah, peygamberler göndermiştir... Ve bu peygamberlerin bazılarına kitap, bazılarına sahifeleri cibril aracılığıyla iletmiştir...

Ve son peygamber Muhammed (a.s.) ve ona inen kitap Kur'an'dır... Allah, Kur'an'ı koruma sözü vermiştir... Elimizde Kur'an gibi bir nimet varken, iman etmek için illa ki bir keramet, illa ki bir mucize mi görmemiz gerekiyor?

Zaten Kur'an başlıbaşına bir mucizedir... Daha hala ALLAH'ın birilerine mucize vermesini mi bekliyorsunuz?

Eğer mucize anlatmak istiyorsanız, Kur'an'ı anlatın, mış mış lı ve sahihliği meçhul olan evliya kerametlerini değil....

Eğer mucize görmek istiyorsanız, Kur'an'ı inceleyin, evliyalara mucize veya keramet verilmesi gerektiğini değil...
 

Aysegul

New member
Katılım
15 May 2006
Mesajlar
891
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
38
HaNiF' Alıntı:



Ayşegül hanım... Konuyu saptırmayınız... Burda ALLAH'ın gücünden, kudretinden bahsetmiyoruz....

Allah, onlara niye mucize versin ki? Allah, peygamberler göndermiştir... Ve bu peygamberlerin bazılarına kitap, bazılarına sahifeleri cibril aracılığıyla iletmiştir...

Ve son peygamber Muhammed (a.s.) ve ona inen kitap Kur'an'dır... Allah, Kur'an'ı koruma sözü vermiştir... Elimizde Kur'an gibi bir nimet varken, iman etmek için illa ki bir keramet, illa ki bir mucize mi görmemiz gerekiyor?

Zaten Kur'an başlıbaşına bir mucizedir... Daha hala ALLAH'ın birilerine mucize vermesini mi bekliyorsunuz?

Eğer mucize anlatmak istiyorsanız, Kur'an'ı anlatın, mış mış lı ve sahihliği meçhul olan evliya kerametlerini değil....

Eğer mucize görmek istiyorsanız, Kur'an'ı inceleyin, evliyalara mucize veya keramet verilmesi gerektiğini değil...


Burda konuyu saptıran bir kişi varsa o da sizsiniz!


FATIR
28. İnsanlardan, (yeryüzünde) hareket eden (diğer) canlılardan ve hayvanlardan yine böyle çeşitli renklerde olanlar vardır. Allah’a karşı ancak; kulları içinden âlim olanlar derin saygı duyarlar. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır
.

MÜCADELE
11. Ey iman edenler! Size, “Meclislerde yer açın” denildiği zaman açın ki, Allah da size genişlik versin. Size, “Kalkın”, denildiği zaman da kalkın ki, Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.


ANKEBUT
43. İşte bu temsilleri biz insanlar için getiriyoruz. Onları ancak bilginler düşünüp anlarlar.



Allahu Teala ilim sahiplerini mü'minlerden ayrı tutmuştur...Aynı tutsaydı farklı kavram kullanılmazdı!!!!!!!
 

the okuz

New member
Katılım
19 Mar 2006
Mesajlar
254
Tepkime puanı
1
Puanları
0
hadi biraz daha birbirimize girelim birbirimize hakaretler yağdıralım alalım elimize iki tane m4 gebertelim herkesi, niye, uyduruk bir tartışma yüzünden!!!!!
lütfen, yine başlamayalım, lütfen...
 

Aysegul

New member
Katılım
15 May 2006
Mesajlar
891
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
38
the okuz' Alıntı:
hadi biraz daha birbirimize girelim birbirimize hakaretler yağdıralım alalım elimize iki tane m4 gebertelim herkesi, niye, uyduruk bir tartışma yüzünden!!!!!
lütfen, yine başlamayalım, lütfen...

Burası bir forum ve burada herkes fikrini beyan etme hakkına sahiptir...Uyduruk dediğiniz konunun ne olduğunu tam kavrayamadınız sanırım...:cool:
 

seyfullah putkýran

New member
Katılım
30 Eyl 2005
Mesajlar
5,807
Tepkime puanı
205
Puanları
0
Yaş
40
Konum
Ruhlar Aleminden
Web sitesi
www.tevhidyolu.net
seyfullah putkıran' Alıntı:
İslâmiyet’in inanç esaslarından olan âhirete iman, Tevhîd esasından sonra, Kur’an’ın ikinci temel konusudur. Bu esasa göre kıyamet günü insanlar diriltilecek, amellerinin iyi veya kötü olmasına göre, hesap vermek ve neticede cennet veya cehenneme gönderilmek üzere, Allah’ın huzuruna çıkacaklardır. İyilikleri ağır basanlar cennete, kötülükleri ağır basanlar ise suçlarının cezasını çekmek üzere cehenneme gideceklerdir. Bu arada şirke bulaşmamış ama büyük-küçük günahlar işlemiş ve ilahî muhasebeden (mîzan) sonra cezaları kesinleşmiş olan müminler/muvahhidler hakkında, Allah'ın rahmet ve merhametinin farklı bir tecellisi olarak şefaat söz konusu olacak ve Allah'ın izin ve rızası dahilinde şefaat ile cennet nimetine nail olabileceklerdir.

İslam’da şefaat inancı hem Kur’an hem de hadislerde geniş bir tarzda ifadesini bulmuştur. Ancak bu yazımızda şefaat konusunu detaylı olarak değil de ana hatlarıyla Kur’an ayetlerine ve bazı hadislere başvurarak ifade etmeye çalışacağız.

Şefâat kelimesi, Arapça’daki (şef’) mastarından türetilmiştir. Şef’ ise ‘tek’ anlamındaki ‘vetr’ kelimesinin zıddı olup, çift demektir. Araplar bir kişinin yanına bir başkası getirildiğinde bunu “Şefea’r- raculu şef’an” diye ifade etmişlerdir. “Falan adam filan adama şefâat etti” sözüyle de “ona yardım etmek ve onun isteğini elde etmek üzere geldi” demek istenilir.

Istılahta ise şefâat, “bir insanın bir başkasından kendisi dışındaki birine faydalı olmak veya ondan bir zararı defetmek istemesi”, dünyevî ve uhrevî hususlarla ilgili olarak suç veya günahının affını taleb etmesi veya kısaca birinin bağışlanmasına delalet etmesi anlamlarına gelir.

İslam itikadına göre şefaat ise, müminlerden büyük günah işlemekten dolayı cehennem azabını hak edenler hakkında, başta Nebiler Serveri Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) olmak üzere, peygamberlerin, şehitlerin ve sâlihlerin Allah’ın izin ve rızası dahilinde cennete girmeleri için tavassutta bulunmalarıdır.

Kuran’daki şu ayetler İslamiyet’te şefaatin hak ve gerçek olduğuna yeterli delil teşkil eder:

“O onların yaptıklarını da yapacaklarını da, açıkladıklarını da gizlediklerini de bilir. Onlar sadece O’nun razı olduğu kimse hakkında şefâat ederler. O’na duydukları tazimden ötürü çekinir, titrerler.”(1)

Taberi’ye göre bu âyette Cenab-ı Allah, meleklerin, İsa’nın ve Uzeyr’in şefâat sahibi olduğunu isbat etmiş, bir kısım sahte tanrıların ve putların ise şefâat edemeyeceklerini istisna ederek belirtmiştir.(2)

Kurtubî, İbn Abbas’tan gelen bir rivâyete dayanarak bu âyette şefâatle muhatap olacak insanların ‘Lâ ilâhe illallah’ diyenler, Mücâhid’den gelen bir yoruma göre ise, Allah’ın razı olduğu herkes olduğunu nakleder.(3) Suyûtî’ye göre ise meleklerin şefâati tevhid ehli için söz konusudur.(4)

“Artık onlara şefâatçilerin şefâati fayda etmez.”(5)

Suyûtî, tefsirinde Hasan-ı Basri’nin “Biz, şehidin ailesinden yetmiş kişiye şefâat edeceğini konuşurduk” dediğini ve Hz. Peygamber’in (asv) ise ‘Ümmetim içinde bir adam bulunur ki, onun şefâatiyle Allah Benî Temîm kabilesinden daha fazla insanı (cehennemden çıkarıp) cennete girdirir.’(6) buyurduğunu kaydeder.

Rahman’ın huzurunda, söz almış olanlar dışında hiç kimse şefâat edemez.”(7)

Bu âyeti Ebussuûd, önceki ayetlerle irtibatlandırarak, şefâat inancının müsbet fonksiyonunu dikkate alır ve şöyle yorumlar: “Yani mezkûr müttakîler, ancak İslam’a girmiş olanlara şefâat edebilirler. Bu ise diğer insanları müslüman olmaya teşvik anlamı taşır.”(8)

Müşriklerin, O’ndan başka yalvardıkları sahte tanrıların şefâat yetkileri yoktur. Ancak bilerek Hak ve gerçeğe şahitlik edenler bunu yapabileceklerdir.”(9)
Mücâhid bu âyeti şöyle tefsir etmiştir: “Mesîh, Uzeyr ve melekler, sadece Hakk’a şahitlik yapan ve ‘lâ ilâhe illallah’ diyenlere şefâat etmeye mâlik olabileceklerdir.”(10)

Kurtubî’ye göre şefâatin hakikati rahmet-i ilâhidir. Bu vesile ile, Allah şefâat etmesine izin verdiği kimseleri de şereflendirmiş olur.(11)

Rasulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’den gelen şu hadisler de şefaat hakkında bize ışık tutar:

Rasulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetimden (alim, şehid, salih) bazıları var; bir(çok kabilelere şamil bir) cemaate şefaat eder, bazıları var bir kabileye şefaat eder; bazıları var bir bölüğe şefaat eder; bazıları da tek bir ferde şefaat eder ve cennete girmelerini sağlar." (Tirmizi, Kıyamet 11, 2442)

Rasulullah (sav) buyurdular ki: "Her peygamberin müstecab (Allah'ın kabul edeceği) bir duası vardır. Her peygamber o duayı yapmada acele etti. Ben ise bu duamı kıyamet gününde, ümmetime şefaat olarak kullanmak üzere sakladım (kullanmayı ahirete bıraktım). Ona inşaallah, ümmetimin şirk koşmadan ölenleri nail olacaktır." (Buhari, Da'avat 1, Tevhid 31; Müslim, İman 334, (198); Muvatta, Kur'an 26, (1, 212); Tirmizi, Daavat 141, 3597)

Rasulullah (sav) buyurdular ki: "Şefaatim, ümmetimden büyük günah sahipleri içindir." [Tirmizi, şu ziyadeyi kaydeder: "Hz. Cabir (ra) dedi ki: "Kebair (büyük günah) ehli olmayanın şefaate ne ihtiyacı var!"] (Tirmizi, Kıyamet 12, (2437); Ebu Davud, Sünnet 23, (4739); İbnu Mace, Zühd 37, 4310)



Sonuç Yerine: Şefâat Konusunda İmam Gazâlî’den (ö. 505/1111) Ölçüler

Yazımızı İmam Gazâlî’nin, şefaat konusunda bize sunduğu altın değerindeki bilgi ve tavsiyelerle sonlandırmak istiyoruz:

"Bil ki, bir kısım müminlerin cehenneme girişi gerçekleşince, Yüce Allah lütfu ve merhametiyle peygamberlerin, sıddîklerin, hatta âlimlerin, sâlihlerin ve Allah katında ameli iyi ve itibarlı olan herkesin onlara şefaatte bulunmasını kabul eder. Bu kimseler ailesine, akrabalarına, arkadaş ve tanıdıklarına şefaat edebilirler. Bu nedenle onların katında kendin için bir mevki (rütbe) edinme konusunda hırslı ol. Şöyle ki: Kesinlikle hiçbir insanı küçük görme. Zira Allah Teala, velilerini kulları arasında gizler. Belki de senin gözünün tutmadığı, hoşlanmadığın kimse Allah'ın velisidir, bilemezsin ki!. Bir de asla hiçbir günahı küçümseme! Zira Yüce Allah, gazabını kendisine karşı işlenen günahlar içinde gizler. Bilemezsin, belki de Allah'ın gazabı senin önemsemediğin o günahtadır. Hiçbir itaat ve iyiliği de küçük görmeyesin; zira Allah, rızasını o iyilik içinde de gizlemiş olabilir. Velev ki, bu amel güzel bir kelime veya bir lokma ya da iyi niyet olsa da."(12)

Yine İmam Gazâlî, şefaat inancı konusunda ölçü kabul edilebilecek önemli izahlarda bulunmuştur: "Bilmiş ol ki; her müslüman Rasûl-i Ekrem'in şefaatini bekler. Asıl olan akrabası da bunu öncelikle bekler. Fakat müttakilerden olup, Allah'ın gazabına uğrayanlardan olmamak şarttır. Allah Teala, gazaplandığı kimseye şefaat müsaadesi vermez. Zira günahların bir kısmı vardır ki, Allah'ın mekrini, gazabını icab ettirir. Bu hususta şefaate izin verilmez. Bir de, şefaat sayesinde afv olacak günahlar vardır, affolunmayacak günahlar vardır. Mesela, dünya hükümdarlarının yanında işlenen suçlar. Bir kimse hükümdar nezdinde ne kadar itibarlı olursa olsun, onun şiddetle gazap ettiği hususlarda şefaatçi olmaya kalkışamaz. Öyle suçlar vardır ki, affettirme cesareti kimsede görülmez. Günahlarda da hüküm böyledir. Öyle günahlar var ki, bunlara şefaat yapılamaz ve şefaat ile cezanın önüne geçilemez."(13)

Gazâlî, şefaate bel bağlamanın yanlış bir düşünce olduğunu şöyle ifade eder ve müminleri uyarır:

"Şefaati ummak suretiyle takvayı terk edip isyana dalmak, bir hastanın akrabasından olan bir hekime itimat ederek kendisini tehlikelere atmasına benzer. Zira tabib, her hastalığı değil, bazı hastalıkları tedavi edebilir. Artık tabibe bel bağlayarak, hastanın zararlı yemekleri yemesi caiz olmaz. Çünkü tabib her hastalığa müdahale edemez. İşte Peygamber ve sâlihlerin yakınlarına ve mensuplarına yapılacak şefaatlerini de bu şekilde anlamak gerekir. Bu idrak ve anlayış, korku ve sakınma duygusunu bir an bile ortadan kaldırmaz. Nasıl kaldırsın, peygamberden sonra en hayırlı halefi sahabe-i kiram olduğu halde, onlar bile toz-toprak olmayı temenni etmişler, ahiret korkusundan dolayı hayvan olmayı istemişlerdir. Halbuki bunlar, kalpleri temiz, amelleri güzel, olgun, takva sahibi insanlardır. Mahza kendilerine mahsus olarak Rasul-i Ekrem'den cennetle müjdelendikleri halde, sırf Peygamberimizin şefaatine bel bağlamamışlar. Bunun içindir ki, korku ve haşyeti bir an olsun kalplerinden çıkarmamışlardır. Sohbet ve öncülükte onlar gibi olmayan, onların seviyesine hiçbir zaman ulaşamayanlar, nasıl şefaate güvenebilirler?(14)



*Dicle Üniv. İlahiyat Fak. Öğretim Üyesi



Dipnotlar:

1- 21. Enbiyâ/ 28.

2- Taberî, Muhammed ibn Cerîr, Câmiul- Beyân an Te’vîli Âyi’l- Kur’ân, Dâru’l- Fikr, Beyrut, 1405, XXV/ 105.

3- Kurtubî, , el-Câmiu li Ahkâmi’l- Kur’ân, Tah: Ahmed Abdulalîm el-Berdûnî, 2. basım, Dâru’ş- Şa’b, Kahire, 1372, XI/ 281.

4- ed-Dürrü’l- Mensûr, V/ 624.

5- 74. Müddessir/ 48.

6- Suyûtî, Celâleddîn, Ed-Dürrü’l- Mensûr fi’t-Tefsîr bi’l-Me’sûr, VIII/ 37.

7- 19. Meryem/ 87.

8- Ebussuûd, Muhammed ibn Muhammed el-İmâdî, İrşâdu’l- Akli’s- Selîm ilâ Mezâye’l- Kur’âni’l- Kerîm, Dâru İhyâi’t- Türâsi’l- Arabî, Beyrut, Ts., V/ 282.

9- 43.Zuhruf/ 86.

10- Âlûsî, Ebu’l- Fadl Mahmûd, Rûhu’l- Meânî fî Tefsîri’l- Kur’âni’l- Azîm ve’s- Seb’il- Mesânî, Dâru İhyâi’t- Türâsi’l- Arabî, Beyrut, Ts., VI/ 390; Seâlibî, Abdurrahmân ibn Muhammed, El-Cevâhiru’l- Hisân fî Tefsîri’l- Kur’ân, Müessesetü’l- A’lâ li’l- Matbûât, Beyrut, Ts., IV/ 134.

11- Kurtubî, -Câmiu li Ahkâmi’l- Kur’ân, III/ 266.

12- El-Gazali, İhyâu Ulûmi'd-dîn, Mısır, 1302, IV/ 476.

13- El-Gazalî, İhyâu Ulûmi'd-dîn, III/331.

14- El-Gazalî, İhyâu Ulûmi'd-dîn, III/ 332

konu gidişatından sapmasın.........
 

chamdali

New member
Katılım
28 Nis 2006
Mesajlar
647
Tepkime puanı
123
Puanları
0
Yazarımız Kur'an ayetlerini yazarken bazılarını ya unutmuş ya gözardı etmiş ya da bu yazının tamamı değil. Halbuki bir konu ile ilgili Kur'an ayetleri bütüncül olarak işlenmeliydi. Sadece örnek olarak bir iki ayet meali asıyorum:

Bakara 48,123: Ve hiçbir insanın diğerine bir yararının olmayacağı, hiç birinden fidye kabul edilmeyeceği; şefaatin fayda etmeyeceği ve hiç kimseye yardım edilmeyeceği bir Gün'ü[n gelip çatacağını] aklınızdan çıkarmayın.

Bakara 254: Ey iman edenler, hiç bir alış-verişin, hiç bir dostluğun ve hiç bir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kâfirler... Onlar zulmedenlerdir.
 

seyfullah putkýran

New member
Katılım
30 Eyl 2005
Mesajlar
5,807
Tepkime puanı
205
Puanları
0
Yaş
40
Konum
Ruhlar Aleminden
Web sitesi
www.tevhidyolu.net
ben ayet veriyorum siz de ayet veriyorsunuz ama ben birde ulemanın yorunmarına ehemmiyet veririm çünkü kendi ilmime güvenmediğim için ama bakıyorum ulemalarla çok şükür aynı doğrultuda düşünüyorum... ve verdiğim ayetlerde açık şefaatçilerden bahsediyor , ama sizin verdiğiniz ayetler ise şefaatin olmadığı bir zaman diliminden bahsediyor yani sizinki gibi, algılarsak ayetler birbiriyle ters düşmüş olucağından sizin yorumunuz hükmen düşüyor çünkü ayetler birbiriyle paraleldir çakışmaz. bu sebeple bütün ayetleri göz ününde tutarsak şunu diyebiliriz evet şefaat var ve haktır Rabbimin insanlara bir hediyesidir, Rabbim diler kul şefaat eder çünkü ayette izin verilenler diyor. ama sizin verdiğiniz ayetlere baktığımızda evet şefaatin fayda vermediği zaman artık hüküm verilmiş kalem kuruduğu zamandır böyle düşünülmelidirki ayetlerin çıkardığımız yorumları çakışmasın yanlışa düşmiyelim aksi halde hepimiz bilirizki ayetler paraleldir çakışan sadece yorumlardır... eğer yorumlarımız çakışıyorsa yorumlar gözden geçirilmelidir. size tavsiyem yorumlarınızı gözden geçirmenizdir.

Rahman’ın huzurunda, söz almış olanlar dışında hiç kimse şefâat edemez.”19. Meryem/ 87. bir izin verilen varmış demek ozaman şefaatte varmış demek bu ayeti okuyp şefaati inkar etmek yanlış olur. şefaat ve şefaatçi yoktur diye hiçbir ayet yok varsa gösterin. verecğiniz ayetlerin hepsi şefaatin işlemediği bir zamandan bahsederki evet hepimiz bilirzki öyl ebir zaman dilimi var hüküm verilir , kalem kurur.

size diyorum varza eğer ayet verin şefaat ve şefaatçi yoktur diye ben verdim izin verilenler şefaat eder diyor.. sizde ayet verin...
 

chamdali

New member
Katılım
28 Nis 2006
Mesajlar
647
Tepkime puanı
123
Puanları
0
Sevgili Seyfullah,

Aşağıya bu konudaki düşüncelerimi derli toplu ifade eden bir yazı asıyorum. İnşaallah dikkatlice okursun. Kur'an bütünlüğü gözetilerek yazılmış bir yazı. Varsa eleştirilerini yazı üzerinden yaparsan devam ederiz tartışmamıza inşaallah.

Selamlar!


Hazırlayan: Ömer Karaaslan

Şefaat Var mıdır?

“O’nun izni olmadan kendisinin katında kim şefaat edebilir?” (2:255)

“O gün Rahmanın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkası için şefaat yarar sağlamaz.” (20:109) Diğer: 21:28, 34:23, 43:86

Bu ayetlerden yola çıkarak, yüce Allah’ın bazı kişilere/varlıklara şefaat yetkisi vereceğini düşünenler yanılgıdadırlar. Bunlar Kur’an bütünlüğünü göz önünde bulundurmadan, sadece ayetlerin yalın olarak ne dediğine bakarak, ne demek istediğini kavramadan; ayetlerin yalın kelime anlamlarını esas alarak ve atalar diniyle geleneksel kültürün etkisinde de kalarak şefaat hakkının Allahtan başka varlıklarda da olacağı sonucuna varmaktadırlar. Halbuki varılan netice doğru kabul edildiğinde bu sonuç konuyla ilgili diğer ayetlerle çelişmektedir. Bu da anlamın doğru verilmediğini göstermektedir.

Bakara 255’teki “O’nun izni olmadan kim şefaat edebilir?” ayetinden Allah’ın birilerine şefaat izni vereceği anlamını çıkarmak mümkün değildir. Çünkü bu bir cevap ayetidir.

“Kendilerine bir takım şefaatçi uyduranlara karşı, siz bunu nereden uyduruyorsunuz? Sizin için şefaatçi olarak gördüklerinize, şefaat etme hakkını/yetkisini kim verdi? Başka bir ilah daha var da o mu verdi? Bilesiniz ki böyle bir yetkiyi –dilersem- ancak ben veririm. Ben de vermediğime göre, yani bu konuda hiç kimseye yetki/izin vermeyeceğime göre; benim izin vermediklerime kim izin verme gücüne sahiptir ki, siz uydurduğunuz şeylerden şefaat umuyorsunuz. Siz istediğiniz kadar kendinize şefaatçi uydurun. Ben hiç kimsenin size şefaat etmesine izin verecek değilim.”

Delil olarak ileri sürülen ilgili ayetlerin Türkçe meallerdeki çevirilerinde bariz hatalar bulunmaktadır. Sözgelimi Taha Suresi 108-109'uncu ayetle Sebe' Suresi 23. ayet mevcut meallerin bir çoğunda şu şekilde anlamlandırılmaktadır:

"O gün kendisinden sapma imkanı olmayan çağırıcıya uyacaklar. Rahman'a karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitmezsin. O gün Rahman'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz." (Taha:108-109)

"O'nun katında izin verdiğinin dışında (hiç kimsenin) şefaati yarar sağlamaz." (Sebe:23) (Ali Bulaç Meali)

Ayetleri bu hatalı çevirisiyle okuyan bir kişi kaçınılmaz olarak bu ayetlerden, Yüce Allah'ın hesap gününde birilerine şefaat etme izni vereceği ve sadece bu izin verilen kişilerin şefaatinin bir yarar sağlayacağı sonucunu çıkartabilir.

Halbuki ilgili ayetlerin şu şekilde çevrilmesi gerekmektedir;

"O gün kendisinden sapma imkanı olmayan çağırıcıya uyacaklar. Rahman'a karşı SESLER KISILMIŞTIR; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitmezsin. O gün, Rahman'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu KİMSEDEN BAŞKASI İÇİN şefaat bir yarar sağlamaz." (Taha 108-109)

"O'nun katında izin verdiklerinden başkası İÇİN şefaat yarar sağlamaz." (Sebe:23)

Dikkat edilirse bu ayetler doğru çevirileriyle ve ilgili bağlam ışığında okunduğunda, hesap gününde verilecek olan 'İZİN' in şefaat etmeyle ilgili değil, Rahman’a karşı tüm seslerin kısılı olduğu bir zamanda söz söyleyebilme/konuşabilme ile ilgili olduğu ve şefaat edenin de izin verilenler değil ALLAH olduğu net bir şekilde anlaşılabilmektedir.

Dolayısıyla ilgili ayetlerde kullanılan "izin"in şefaat etmekle ilgili değil, Allah katında "tüm seslerin kısılı" olacagi bir günde (20:108-109) konuşabilmek/söz söyleyebilmekle ilgili olduğu tesbitini yapabiliriz. Zira ayetlerin bağlamı bunu açıkça gösterdiği gibi Arapça metinleri gramatik açıdan irdelendiginde de bu husus daha açık bir şekilde anlaşılabilmektedir.

"La tenfa'uşşefaatu illa LImen ezine lehur-rahmanu..." (Taha:109)

Ayette kullanilan "LI" edatının (harf-i Cerr) anlamı, içinde kullanıldığı bağlama ve söz dizimine göre farklılıklar göstermektedir. Şöyle ki:

1. "Li" edatı aidiyet belirtecek şekilde kullanılmaktadır. Bu anlam Türkçe'de "-nIn" iyelik ekiyle ya da "bir şey filana aittir" ifadesiyle karşılanmaktadır. Örnek: "Lillahi ma fis-semavati ve ma fi'l-ardi..." = "Göklerde ve yerde olan ALLAH'INDIR/ALLAH'A AİTTİR.

2. "İÇİN" anlamındaki kullanımı. Örnek: "halake LEKUM ma fis-semavati ve ma fi'l-ardi.." = "göklerde ve yerde olan her seyi sizin İÇİN yaratmıştır..."

Taha Suresi:109'da ise "LI" edatı birinci manada değil ikinci anlamda kullanılmaktadır. Zira ayetin bağlamı ve söz dizimi açısından birinci anlam mümkün değildir. Buna göre ayetteki
"La tenfa'uşşefaatu illa LImen ezine lehur-rahmanu..." ifadesinin motamot anlamı şu şekildedir:

"Şefaat fayda sağlamayacaktır, kendisine izin verilenden başkasına/başkası İÇİN..."

Allah’ın izniyle’ ifadesine bir ek:

Bundan böyle sana Kur'ân'ı okutacağız da unutmayacaksın. Yalnız ALLAH'IN DİLEDİĞİ BAŞKADIR. Çünkü o açığı da bilir, gizliyi de. (A’la suresi 6-7. ayetler)

Görüldüğü gibi ‘Allah’ın dilediği başka’ ifadesiyle yine Allah’ın mutlak inisiyatif sahibi olduğu vurgulanmaktadır. Yani bir kul unutmamaya ne kadar gayret etse de Allah dilerse unutabilir. Kainatta olup biten herşey Allah’ın onayını aldıktan sonra cereyan etmektedir.

‘Hiçbir yaprak O’nun izni olmaksızın düşmez’ ayetini hatırlayalım.

Demek ki bu ‘Allah’ın diledikleri hariç’ kalıbı Peygamberimizin bazı ayetleri unuttuğu anlamına gelmemektedir. Allah dilerse unutabilirdi. ‘Allah unutmasını dilemiştir’ şeklinde bir beyan mevcut değildir.

Tıpkı bunun gibi ‘Allah’ın izni olmadan kimse şefaat edemez.’ cümlesinden Allah’ın birilerine şefaat için izin vereceği anlamı zorunlu olarak çıkmaz.

Allah’in izniyle ifadesi nasıl anlaşılmalıdır:

Mekke’li müsriklere “... (O’nun) izni olmadan katinda(huzurunda) hiçbir kimse şefaât edemez...” (2/255) buyurulan ayette yine sayet şefaât var ise yalnizca Allah’a aittir ve Allah kime izin verirse ancak o yapabilir denilmektedir. Yoksa bu ayetlerde şefaate izin verilecegi beyan edilmemektedir.

Ayetler Mekke’lilerin şefaat inancının asılsızlığını vurgulamak için indirilmistir.

Allah’in izni’ tabiriyle Allah’ın otoritesinin sınırsızlığı ve bütün inisiyatifin Allah’in elinde olduğu vurgulanmak suretiyle konuya farklı bir uslubla, anlatım tekniğiyle açıklık getirilmektedir. Konuyla ilgili bütün ayetler müşriklerin iddialarına cevap olarak gelmiştir.

Ahirette Allah’ın şefaati vardır, kulların şefaati yoktur:

Şefaat Kuran’da iki anlamda kullanılır:

Günahların bağışlanması için birilerinin aracılık yapması ve genel anlamda yardım manasında.

Ahirette günahların bağışlanması için kulların (peygamberler, veliler, meleklerin) şefaat etmesi diye bir şey İslam akidesinde mevzubahis degildir.

Pratik hayatlarında müslümanların Allah’ın şefaâti (yardımı) konusu üzerinde pek durmadıkları daha çok da Resulullah’ın ve evliyânın yardımı üzerinde durduklarını, dillerinde ve yaşamlarında daha çok bu iki deyim üzerinde durduklarına tanık oluyoruz.

Şefaat konusu, Mekke’de Resulullah ile Mekkeliler arasındaki konuşmalarda geçmis ve müşrik Mekkeliler elleriyle yaptıkları putlara neden prestij ettikleri sorulduğunda, “Onların şefaâtlari umulur! ” demişlerdir.

Bunun üzerine nazil olduğu belirtilen ayetlerle Allah, şefaât, yani yardım (var ise) bunun yalnız Allah’tan olduğunu belirlemektedir ve bu suretle de Mekkelilerin kuruntularının diğer konularda olduğu gibi sefaât konusunda da kendi kuruntuları olduğunu vurgulamaktadır.

Bu ayetlerden birinde: “... İleride gelecek bir günden korkun ki, o günde hiçbir kimse başkası için herhangi bir ödemede bulunamaz. Hiç bir kimseden sefaât kabul olunmaz ve fidye de alınmaz. Onlara asla yardım yapılmaz.” (2/48)

Bir diğer ayette de:“ Ve bir günden sakının ki, o günde kimse, kimseden yana bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefaât fayda vermez, onlara hiç bir yardım da gelmez.” (2/123).

Bu ve benzeri konu ile ilgili ayetlerde açıkça, şefaâtin(var ise) yalnız Allah’tan olabileceği, O’nun dışında hiçbir varlığın buna yetkisi ve imkanı bulunmadığı belirtilmektedir.

Meleklerin dünyada şefaati Allah’ın izniyle vardir:

Böyle iken dediler ki: «Rahmân çocuk edindi.» Allah bundan münezzehtir. Doğrusu melekler (Allah'ın çocukları değil.) ikram olunmuş kullardır. Onlar Allah'ın sözünün önüne geçmezler, hep O'nun emriyle hareket ederler.

Allah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar, Allah'ın hoşnud olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler. Hepsi de O'nun korkusundan titrerler. (Enbiya suresi 26-28)

Bu ayetlerde şefaat aracılık anlamında değil yardım anlamındadır ve meleklerin dünyada müminlere mesela savaşlarda (Bedir savaşında olduğu gibi) yardım etmelerini konu edinmektedir.

Peki müminlere şefaat yok mudur ?

Bu soruyu da Bakara suresi 254. ayet cevaplamaktadir:

Ey iman edenler! Kendisinde hiçbir alış verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin bulunmadığı bir gün(AHİRET) gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcayın. Kâfirlere gelince, onlar zalimlerdir.

Hitap iman edenlere !

Dolayısıyla şefaâtin bir insan için yalnızca SAHİH İMANI VE SALİH AMELLERİ(yani kendi kendine şefaat/yardım etmesi) VE ALLAH’IN BAĞIŞLAMASI (Allah’ın şefaatı) şeklinde olacağını kabul etmek zorundayız.

Halk arasında kullanılan ıstılahi anlamıyla şefaatin olmadığına hükmedebiliriz.

Yani başka kulların bize şefaati yok, Allah’ın şefaati var.

Kim olursa olsun kimsenin kimseye torpili olamıyacağını, Allah, Kitabı’nda açık açık buyurmaktadır. Mağfiretinin, bağışlayıcılığının da yalnızca kendini razı edenler için olacağını da buyurmaktadır. Kim O’nu razı etmek için sahih iman sahibi ve salih amel sahibi olursa Allah elbette ki bunlar için bağışlayıcı, merhamet edici (yani sefaât-yardım edici) olacakıir.

Bunun dışında Kur’an’da herhangi bir şefaattan bahsedilmemektedir. Halk arasinda geleneksel olarak bilinen sefaâtin Kur’an’da yeri yoktur. Üstelik düsünürseniz Hesab Günü (DİN GÜNÜ)nün tek maliki Allah’tır ve orada Allah’tan başkasının herhangi bir şeyi yoktur. Her şey O’nun olduğuna göre, O’na ait bir şeyi kim, nasıl kime yardım (şefaât) olarak verebilecektir! Orada, O’ndan izinsiz herhangi bir şey olmaz ve olamaz burada olduğu gibi..

Allah’ın iradesini(verdiği hükmü) kimse değiştiremez:

Hakikaten, biz dilersek sana vahyettiğimizi ortadan kaldırırız; sonra bu durumda sen de bize karşı hiçbir koruyucu bulamazsın. 17/86

Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine O'ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O'nun keremini geri çevirecek de yoktur. O, hayrını kullarından dilediğine eriştirir. Ve O bağışlayandır, esirgeyendir.

(Resûlüm!) Hakkında azap hükmü gerçekleşmiş kimseyi ve ateşte olanı sen mi kurtaracaksın! Fakat Rablerinden sakınanlara, üstüste yapılmış, altlarından ırmaklar akan köşkler vardır. Bu, Allah'ın verdiği sözdür. Allah, verdiği sözden caymaz. 39/19-20

Size azap gelip çatmadan önce Rabbinize dönün, O'na teslim olun, sonra size yardım edilmez. Siz farkında olmadan, ansızın başınıza azap gelmezden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline (Kur'an'a) tâbi olun. 39/54-55

(Resûlüm!) Sen, onların hidayete ermelerine çok düşkünlük göstersen de bil ki Allah, saptırdığı kimseyi (dilemezse) hidayete erdirmez. Onların yardımcıları da yoktur. 16/37

İbrahim'de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: "Biz sizden ve Allah'ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir." Şu kadar var ki, İbrahim babasına: "Andolsun senin için mağfiret dileyeceğim. Fakat Allah'tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez" demişti. (O müminler şöyle dediler: Rabbimiz! Ancak sana dayandık, sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır. 60/4
 

seyfullah putkýran

New member
Katılım
30 Eyl 2005
Mesajlar
5,807
Tepkime puanı
205
Puanları
0
Yaş
40
Konum
Ruhlar Aleminden
Web sitesi
www.tevhidyolu.net
chamdali' Alıntı:
Sevgili Seyfullah,

Aşağıya bu konudaki düşüncelerimi derli toplu ifade eden bir yazı asıyorum. İnşaallah dikkatlice okursun. Kur'an bütünlüğü gözetilerek yazılmış bir yazı. Varsa eleştirilerini yazı üzerinden yaparsan devam ederiz tartışmamıza inşaallah.


sevgi değer cham dali vermiş olduğunuz ayetlerin hiçbiri şefaatin yokluğuna delil değildir. diğer verdiğim ayetler varlığıda sabittir. sizi verdiğiniz ayatlerde şefaatin Allah ın rızası ile olacağına işarettir. kaynak olarak verdiğiniz yazıyı hazırlıyan insan şefaat nedir bilmiyor? bilmediği halde ahkam kesmiş. bugün onun gibi konuyu bilmeden anlamadan kulaktan duyma şeylerle kavramadan yoruma kalkıyorlar böylece şefaati , kaderi ve sayısız hak olan şeyi inkar ediyorlar? yahu şefaat nedir? şefaati ne zannediyor anlıyamadım ? Haşa rabbim karışmıcak bir zat-ı muhterem kalkıcak seni affettim dicek bumu zannediyosunuz? o bizim inancımızda değil 2. bir kişi günahını affedemez. Herşeyin Rabbimin iziniyle olduğunu ve şefaatinde bunlardan biri olduğunu söylüyor verdiğiniz ayetler ama dikkatli okuyun ben verdiğiniz ayetlerin hiçbirinde şefaat yoktur görmedim... tıpkı çiçeğin büyümesi için Rabbim toprağı suyu vesile kılar asıl büyüten Rabbimdir, kimse kalkıp suya maledemez çiçeğin büyümesini ama bilirki toprak, su burda vesiledir, şefaatte öyledir Rabbim zat-ı muhteremleri vesile kılar.Affeden yalnız haktır... sanırım anlatabildim...

size merakımdan soruyorum şefaatin ne olduğunu düşünüyosunuz? ne olarak öğrendiniz? bu denle itiraz ediyosunuz?
 

the okuz

New member
Katılım
19 Mar 2006
Mesajlar
254
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Aysegul' Alıntı:
Burası bir forum ve burada herkes fikrini beyan etme hakkına sahiptir...Uyduruk dediğiniz konunun ne olduğunu tam kavrayamadınız sanırım...:cool:

bence böylesine tuhaf bir şekilde münakaşa edilen her konu uyduruktur...umarım demek istediğimi anlarsınız...
 

chamdali

New member
Katılım
28 Nis 2006
Mesajlar
647
Tepkime puanı
123
Puanları
0
Sevgili Seyfullah,

Kur'an bizim siparişlerimize uygun ayetleri içinde barındırmak zorunda değildir. Yukarıdaki astığım yazı aslında ayetlerin nasıl anlaşılması gerektiğini de anlatıyordu. Bence dikkatli bir şekilde tekrar okursan şefaate delil olarak gösterdiğin ayetlerin tam tersi bir durumu anlattığını göreceksin.

Şefaat düşüncesi Mekkeli müşriklerin var olan bir inancı idi. Kur'an ile bu yanlış inanç tashih edildi. Din gününün malikinin Allah olduğu Ondan başka kimseden bir şey umulmaması gerektiği bildirildi.

Ahirete yönelik Allah'tan başka herhangi birinden birşey ummak tevhid inancına zarar verir.

Kur'an'da bu konu ile ilgili doğrudan otuza yakın ayet var. Hepsini içinde bulundukları bağlamda okursan konu anlaşılır kanaatindeyim.

Selamlar!
 

seyfullah putkýran

New member
Katılım
30 Eyl 2005
Mesajlar
5,807
Tepkime puanı
205
Puanları
0
Yaş
40
Konum
Ruhlar Aleminden
Web sitesi
www.tevhidyolu.net
chamdali' Alıntı:
Sevgili Seyfullah,

Kur'an bizim siparişlerimize uygun ayetleri içinde barındırmak zorunda değildir. Yukarıdaki astığım yazı aslında ayetlerin nasıl anlaşılması gerektiğini de anlatıyordu. Bence dikkatli bir şekilde tekrar okursan şefaate delil olarak gösterdiğin ayetlerin tam tersi bir durumu anlattığını göreceksin.

Şefaat düşüncesi Mekkeli müşriklerin var olan bir inancı idi. Kur'an ile bu yanlış inanç tashih edildi. Din gününün malikinin Allah olduğu Ondan başka kimseden bir şey umulmaması gerektiği bildirildi.

Ahirete yönelik Allah'tan başka herhangi birinden birşey ummak tevhid inancına zarar verir.

Kur'an'da bu konu ile ilgili doğrudan otuza yakın ayet var. Hepsini içinde bulundukları bağlamda okursan konu anlaşılır kanaatindeyim.

Selamlar!
yazıyı okudum ve hiçbir yerde şefaatin olmadığına delil getirilmemiştir. ama ben sipariş ayet beklemiyorum ayettlerden çıkardığımı söylüyorum şefaat konusu için aslında tek bir ayet bile yeter.
Rahman’ın huzurunda, söz almış olanlar dışında hiç kimse şefâat edemez.”19. Meryem/ 87 daha fazla söze greke yok bariz açıkki bir söz verilenler var ? kim bunlar? tevhid inancıan nedne ters olsun. vesilelere inanmak tevhide ters düşmez.
 

gül21

New member
Katılım
17 Tem 2006
Mesajlar
129
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
39
hakkınızı helal edin beş gün giirş yapamadım.seyfullah bey şöyle demiş;


seyfullah putkıran' Alıntı:
yazıyı okudum ve hiçbir yerde şefaatin olmadığına delil getirilmemiştir. ama ben sipariş ayet beklemiyorum ayettlerden çıkardığımı söylüyorum şefaat konusu için aslında tek bir ayet bile yeter.
Rahman’ın huzurunda, söz almış olanlar dışında hiç kimse şefâat edemez.”19. Meryem/ 87 daha fazla söze greke yok bariz açıkki bir söz verilenler var ? kim bunlar? tevhid inancıan nedne ters olsun. vesilelere inanmak tevhide ters düşmez.





korkarım ki bu beyler;hesap günü geldiginde tüm peygamberlerin dahi 7 cihan serveri h.z MUHAMMED(S.A.V)den şefaat dileyecegini bilmiyorlar.ordada amaç sadece onun aracılığıyla RAB'den af dilemektir.ama şimdi her yazılanı degişik şekilde anlamak gibi bir meziyetimiz var.ve hep diyorum ben ne kadar anlatmak istesemde onların anlayacakları sadece anlayabilecekleridir
 

tahsiye72

New member
Katılım
6 Ağu 2006
Mesajlar
350
Tepkime puanı
4
Puanları
0
Yaş
52
..

..

1/FATİHA-5: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).
(Allah’ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.

fatihadaki istiane vesile demekdir biz her fatiha okuyuşumuzda Allaha yaklaşmaya vasıta olacak vesileyi Allahdan talep ediyoruz

18/KEHF-17: Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).(Ey

Resûl'üm! Orada olsaydın) görürdün ki; güneş doğduğu zaman mağaranın sağ tarafına ulaşır. Battığı zaman ise onları sol taraftan terkederdi. Onlar mağaranın geniş bir yerindeydiler. Bu, Allah'ın âyetlerindendir. Allah kimi Kendine ulaştırırsa o hidayete erer. Ve kim dalâlette ise onun için velî mürşid bulunmaz.

32/SECDE-24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).
Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık ve sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.
 

THE_HAFIZ

Mesajlari Onaylanacak
Katılım
14 Ağu 2006
Mesajlar
319
Tepkime puanı
0
Puanları
0
gül21' Alıntı:
hakkınızı helal edin beş gün giirş yapamadım.seyfullah bey şöyle demiş;

korkarım ki bu beyler;hesap günü geldiginde tüm peygamberlerin dahi 7 cihan serveri h.z MUHAMMED(S.A.V)den şefaat dileyecegini bilmiyorlar.ordada amaç sadece onun aracılığıyla RAB'den af dilemektir.ama şimdi her yazılanı degişik şekilde anlamak gibi bir meziyetimiz var.ve hep diyorum ben ne kadar anlatmak istesemde onların anlayacakları sadece anlayabilecekleridir


[SIZE="3]Lütfen hanfendi, hissi davranıyorsunuz, oysa, mesele gerçekten ciddi ve ilmi bir meseledir. 7 Cihan nereden zuhur etti ve ne manaya gelmektedir, bir peygamber başka bir peygamberden neden şefaat dilesin, bunun hiçbir akli ve fikri delili olmadığı gibi, dini bir cepheside yoktur, hak aşkına, şu peygamberleri yarıştırma ve çarpıştırma sevdasından vazgeçin artık, hepsini Allah seçmiş ve tebliğ ile görevlendirmiştir, sırf siz istiyorsunuz diye, Allah, bir peygamberi diğer bir peygamberden şefaat dilendirmez, bunun hiçbir dayanağıda yoktur..
Eğer gerçekten ilmi derinliğiniz ve Kur'ani bilgi birikiminiz varsa, lütfedin ve bizde istifade edelim ama, şu yukarıda bahsettiğiniz ilkokul seviyesi düşünceler inanın Paygamberlik müessesesine hakaretten ibarettir, seçilmiş ve görevlendirilmiş peygamberleri böylesine basit düşüncelerinize alet etmeniz inanın vebaldir, siz kendi hesabınızı düşünün ve nasıl vereceğiniz konusunda fikir yürütün, Allah'ın özel görevlendirdiği peygamberlerin kimden şefaat dilenecekleri ve kime şefaat edecekleri ne sizi ilgilendirir ne bizi.. Şu an üzerinize vazife olmayan bir konuda fikir beyan ediyorsunuz ve gerçekten büyük potlar kırıyorsunuz, umarım bu tip sakıncalı söylemlerinizin bu sonu olur, çünkü, resmen hak tecavüzünde bulunuyorsunuz ki, Allah kendi işine karışanları asla affetmez, bilesiniz... dualarımla[/SIZE]
 

seyfullah putkýran

New member
Katılım
30 Eyl 2005
Mesajlar
5,807
Tepkime puanı
205
Puanları
0
Yaş
40
Konum
Ruhlar Aleminden
Web sitesi
www.tevhidyolu.net
5/MAİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).

Ey iman edenler, Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki; siz felâha erersiniz.

3/AL-İ İMRAN-190: İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb

Hiç şüphesiz; göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, elbette ulûl’elbab için nice deliller vardır.

3/AL-İ İMRAN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).

O (Ulûl’elbab) ki; onlar ayakta iken, otururken ve yan üstü yatarken (hep) Allah’ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler. (Ve derler ki): “Ey Rabbimiz! Sen, bunları bâtıl olarak yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi, ateşin azabından koru.”
 

chamdali

New member
Katılım
28 Nis 2006
Mesajlar
647
Tepkime puanı
123
Puanları
0
Bakın aşağıdaki meallere. Hiçbiri ulul elbab olarak bırakmamış:

Ali İmran 190:
DİYANET VAKFI
Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır.

DİYANET İŞLERİ
Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahiblerine şüphesiz deliller vardır.

SUAT YILDIRIM
Muhakkak göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip sürelerinin uzayıp kısalmasında düşünen insanlar için elbette birçok dersler vardır. [12,105-106]

ALİ BULAÇ
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır.

Y. NURİ
Şu bir gerçek ki, göklerin ve yerin yaratılışında, geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, akıllarını/gönüllerini işletenler için çok ibretler vardır.

ELMALILI
Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için gerçekten açık, ibretli deliller vardır.

E.YÜKSEL
Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbirini izlemesinde akıl sahipleri için ayetler var *

MUHAMMED ESED
Kuşkusuz, göklerin ve yerin yaratılışında ve gece ile gündüzün birbirini izlemesinde derin kavrayış sahipleri için alınacak dersler vardır,

ÖMER NASUHİ
Şüphe yok ki göklerin ve yerin yaradılışında ve gece ile gündüzün ihtilâfında elbette tam akıl sahipleri için açıkça deliller vardır.

S.ATEŞ
Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette sağduyu sahipleri için ibretler vardır.

GÖLPINARLI
Gerçekten de göklerin ve yeryüzünün yaratılışında, geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde aklı tam olanlara deliller var.

ŞABAN PİRİŞ
Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, akıl sahipleri için deliller vardır.

G. ONAN
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır.

Şu ayetleri bir de bağlamından koparmadan okuyalım:

Al-i İmran 190 Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır.

Al-i İmran 191 Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki) 'Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.'

Al-i İmran 192 'Rabbimiz, şüphesiz Sen kimi ateşe sokarsan, artık onu 'hor ve aşağılık' kılmışsındır; zulmedenlerin yardımcıları yoktur.'

Al-i İmran 193 'Rabbimiz, biz: 'Rabbinize iman edin' diye imana çağrıda bulunan çağırıcıyı işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte öldür.'

Al-i İmran 194 'Rabbimiz, elçilerine va'dettiklerini bize ver, kıyamet gününde de bizi 'hor ve aşağılık' kılma. Şüphesiz Sen, va'dine muhalefet etmeyensin.'

Al-i İmran 195 Nitekim Rableri onlara (dualarını kabul ederek) cevab verdi: 'Şüphesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam. Siz, birbirinizdensiniz. İşte, hicret edenlerin, yurtlarından sürülüp-çıkarılanların ve yolumda işkence görenlerin, çarpışıp öldürülenlerin, mutlaka kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. (Bu,) Allah katından bir karşılık (sevap)tır. (O) Allah, karşılığın (sevabın) en güzeli O'nun katındadır.'


Bakın aşağıdakiler de Maide 35:

Dikkat ederseniz vesilenin ne olduğu ayetin devamında ifade edilmiş zaten: Allah yolunda cihad /cehd / gayret.

DİYANET VAKFI
Ey iman edenler! Allah'tan korkun. O'na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz. *

DİYANET İŞLERİ
Ey İnananlar! Allah'tan sakının, O'na ulaşmaya yol arayın, yolunda cihad edin ki kurtulasınız.

SUAT YILDIRIM
Ey iman edenler! Allah’ın hukukunu gözetin, onun hukukunu ihlal etmekten sakının, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda mücahede edin ki korktuğunuzdan kurtulup umduğunuza kavuşasınız.

ALİ BULAÇ
Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakının ve (sizi) O'na (yaklaştıracak) vesile arayın; O'nun yolunda cihad edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.

Y. NURİ
Ey iman edenler! Allah'ın buyruğuna ters düşmekten sakının; O'na varmaya vesîle arayın. O'nun yolunda gayret gösterin ki, kurtuluşa erebilesiniz.

ELMALILI
Ey inananlar, Allah'tan korkun, O'na yaklaşmaya yol arayın ve O'nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.

E.YÜKSEL
İnananlar ALLAH'ı dinleyin, O'na ulaşmak için yol arayın ve O'nun yolunda cihad edin ki başarasınız.

MUHAMMED ESED
SİZ EY imana ermiş olanlar! Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun, O'na daha yakın olmaya çalışın ve Allah yolunda gayret gösterin ki mutluluğa erişebilesiniz.

ÖMER NASUHİ
Ey imân edenler! Allah Teâlâ'dan korkunuz ve O'na vesile arayınız ve O'nun yolunda mücâhedede bulununuz ki, felâh bulabilesiniz.

S.ATEŞ
Ey inananlar, Allah'tan korkun, O'na (yaklaşmağa) yol arayın ve O'nun yolunda cihadedin ki, kurtuluşa eresiniz.

GÖLPINARLI
Ey inananlar, çekinin Allah'tan ve onu vesileyle arayın ve savaşın onun yolunda da muradına erenlerden olun. *

ŞABAN PİRİŞ
Ey İman edenler! Allah’tan sakının yolunda cihat ederek O’na ulaşmaya bir vesile arayın ki kurtuluşa eresiniz.

G. ONAN
Ey inananlar, Tanrı'dan korkup-sakının ve (sizi) O'na (yaklaştıracak) vesile arayın. O'nun yolunda cihad edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.
 

HaNiF

Mesajlari Onaylanacak
Katılım
22 Tem 2006
Mesajlar
201
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
34
Konum
iN QuRaN
seyfullah putkıran' Alıntı:
yazıyı okudum ve hiçbir yerde şefaatin olmadığına delil getirilmemiştir. ama ben sipariş ayet beklemiyorum ayettlerden çıkardığımı söylüyorum şefaat konusu için aslında tek bir ayet bile yeter.
Rahman’ın huzurunda, söz almış olanlar dışında hiç kimse şefâat edemez.”19. Meryem/ 87 daha fazla söze greke yok bariz açıkki bir söz verilenler var ? kim bunlar? tevhid inancıan nedne ters olsun. vesilelere inanmak tevhide ters düşmez.


Meryem suresi 19. ayeti araştırmadan yazarsanız elbette hala ahirette peygamber efendimizin size şefaat edeceğini umarsınız...

Ayetin doğrusunu yazalım:

Meryem suresi 19: "Rah'manın huzurunda söz almış olanlar dışında hiç kimseye şefaat fayda vermez"

Görüldüğü gibi ortada şefaat için aracı hiçkimse yok. Direkt Allah ile kul arası bir ilişki...

Lütfen bundan sonra aktardığınız ayetleri, ince eleyip sık dokumadan aktarmayınız... Keza sitede bulunan üye ve ziyaretçilerimizin yanlış bilgi almasına birebir vesile oluyorsunuz... Umarım bundan sonra daha titiz davranırsınız...

Vesselam...
 

seyfullah putkýran

New member
Katılım
30 Eyl 2005
Mesajlar
5,807
Tepkime puanı
205
Puanları
0
Yaş
40
Konum
Ruhlar Aleminden
Web sitesi
www.tevhidyolu.net
chamdali' Alıntı:
Bakın aşağıdaki meallere. Hiçbiri ulul elbab olarak bırakmamış:

sorarım size onların demesimi önemli Allah ın kitabının demesimi ? arapça metin okuyanlar bakabilirlerki orda ulul elbab yazar onun için benide kurandaki adlarını kullanıyorum çünkü herkes farklı çeviriyor onlar ulul elbabdır. ulul= sahib olmak , elbab= sırlardır, eğer türkçeye çevrirsek oda sırra sahip olanlardır. verdiğiniz meallerin kaçında ulul elbab yahut sırra sahip olanlar kelimesi geçiyor? bir ikinciside vesile kelimesi bizim dilimizde varken neden aynı şekilde yazmaktan çekinirler?

maide suresi 35 . ayeti Gökpınarlı mealinde bakınız,

ali imran 190-191 ayetleri içim; muhammed esed mealine bakınız.

herkez anladığını yazmış Allah razı olsun ama bir sürü meal var dikkatli okunmazsa arapça kelimelerine bakılmaz kişiler yanlış manalar çıkarabilir..
 

seyfullah putkýran

New member
Katılım
30 Eyl 2005
Mesajlar
5,807
Tepkime puanı
205
Puanları
0
Yaş
40
Konum
Ruhlar Aleminden
Web sitesi
www.tevhidyolu.net
HaNiF' Alıntı:



Meryem suresi 19. ayeti araştırmadan yazarsanız elbette hala ahirette peygamber efendimizin size şefaat edeceğini umarsınız...

Ayetin doğrusunu yazalım:

Meryem suresi 19: "Rah'manın huzurunda söz almış olanlar dışında hiç kimseye şefaat fayda vermez"

Görüldüğü gibi ortada şefaat için aracı hiçkimse yok. Direkt Allah ile kul arası bir ilişki...

Lütfen bundan sonra aktardığınız ayetleri, ince eleyip sık dokumadan aktarmayınız... Keza sitede bulunan üye ve ziyaretçilerimizin yanlış bilgi almasına birebir vesile oluyorsunuz... Umarım bundan sonra daha titiz davranırsınız...

Vesselam...
böyle garip şeyler yazmayın Allah aşkına size edebiyat dersi vermedilermi ? kişi okuduğunu anlamamak için bu denle mi çeker ya hatayı kabul etmek bu kadarmı zor?
ayeti tekrar yazıyorum ve kelime kelime okuyalım.... hadi diyelim sizin dediğiniz gibi ama hangi meali kullandınız bilmiyorum birazdan sizin değil diğer meallerin veridğinide vericem.. ama olaya sizin pencerinizden bakalım..
Meryem suresi 19: "Rah'manın huzurunda söz almış olanlar dışında hiç kimseye şefaat fayda vermez"
Rahmanın huzrunu bulunucaz bu kesin ve ortada bir söz verilenler var ve bunların dışında kalanlar var diyor , ve bu dışında kalanlara şefaat etki etmicek evet onlara şefaat edilmicek çünkü onların hükmü sabittir.yani peki bu izin verilen dairedekilere şefaat fayda vericek emiştir. aksi halde böyle bri ayrıma girilmez izin verilenler demezdi herkesi kapsıyan bi,r cümle kullanılırdı ama bakıyorsunuzki insanlar iki ye bölünmüş bir izin verilen var biri izin verilemeyan var , okuduğuzu anlayabilidğinizden şüphe içindeyim. diğer ayetleride böyle okuyosanız yandınız..


birde diğer mealler;


لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ إِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِندَ الرَّحْمَنِ عَهْداً


La yemlikuneş şefaate illa menttehaze ınder rahmani ahda

لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ = şefaat edemez

إِلَّا =dışında

مَنِ اتَّخَذَ = alanlar

عِندَ الرَّحْمَنِ = Rahmanın indinde (huzrunda)

عَهْداً = söz

Diyanet;

Rahmân'ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır.

E.HAMDİ YAZIR;
Rahman'ın katında bir söz almış olan kimseden başkaları şefaat etme hakkına sahip olamayacaklardır.

SUAT YILDIRIM;
Rahman'ın huzurunda, söz almış olanlar dışında hiç kimse şefaat edemeyecek
 
Üst Alt