Muhamed Dolaku
New member
- Katılım
- 2 Tem 2011
- Mesajlar
- 5,395
- Tepkime puanı
- 158
- Puanları
- 0
- Yaş
- 80
Hadisler
171. Âişe radıyallahu anhâdan rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
Kim bizim bu dinimizde ondan olmayan bir şey ortaya çıkarırsa, o şey kabul edilmez.
Müslimin bir rivayeti şöyledir:
Kim bizim dinimizde olmayan bir şey yaparsa o merduttur, makbul değildir.
Buhârî, Sulh 5; Müslim, Akdiye 17,18. Ayrıca bk. İbni Mâce, Mukaddime 2
Açıklamalar
Bu hadis, İslâmın en önemli temellerinden birini teşkil eder. Kitab ve Sünnet esasına dayanmayan her şey merdut, yani kabul edilemez niteliktedir. Böyle bir şey dinden sayılmaz ve bâtıl olarak adlandırılır.
Riyâzüs-sâlihîn in başlangıcında geçen Ameller niyetlere göredir hadisi, yaptığımız ibadetlerin ve işlerin sevap veya cezasında, kalbî bir amel olan niyetin önemini bize öğretmişti. Bu hadiste ise, ibadet ve tâatler de dahil, yaptığımız her işin görünüşte bile dine, Kuran ve Sünnet esaslarına uyması gerektiği bize öğretilmiştir. Allah ve Resûlünün izin vermediği hiçbir şeyin dinden sayılmayacağını bu hadisin özlü ifadesinden gayet açık bir şekilde anlamış oluyoruz.
Dinde aslı olmayan bir şeyin sonradan ortaya konulması, dinimizde bidat diye adlandırılır. Esasen bir çok âyet-i kerime ve sahih hadis, bu veciz kelâmda ifadesini bulmuştur. Biraz önce kısa açıklamalarını vermeye çalıştığımız âyetler, bunlardan sadece bir kaçıdır.
Hz. Peygamber, bu hadisleriyle, dinde haddi aşıp ileri gidenlerin aşırılıklarını, bâtıl yollara sapıp dini tahrif edenlerin tahrifatını din olarak kabul etmemek gerektiğine dikkatimizi çekmektedir. Bunların her biri bidat olarak nitelenmiştir.
Daha dindar olabilmek veya öyle görünmek için Kuranda ve Resûl-i Ekremin sünnetinde bulunmayan birtakım ibadetler veya Allaha yakın olmaya vesile sayılabilecek bazı ameller ortaya çıkartan kimse daha dindar değil, dine ilavelerde bulunan bir bidatçidir. Kendisi ve yaptığı işi asla kabul edilemez. Bunun aksine, dinde bulunup da Kuran ve Sünnete uygun olan ibadet ve amelleri yok sayan, noksanlaştıran veya değiştiren, böylece dini tahrif eden bâtıl ehli de bidatçıdır. Onlar ve amelleri merdut olup, asla kabul edilemez.
Bu husus, Peygamberimizin bir sonraki hadislerinden daha net bir biçimde anlaşılmaktadır. Çünkü orada, sonradan ortaya çıkarılan her şeyin bidat, her bidatın da dalâlet, sapıklık olduğu beyan buyurulmaktadır. Bidat, Kuran ve Sünnete dayalı bir temeli ve bu yönde ümmetin uygulaması bulunmayan şeydir. Burada ise dinde delili olmaksızın ortaya konulan yenilikler anlamında kullanılmaktadır.
Her bidat dalâlettir sözü bir genelleme ifade etmekte ise de, İslâm âlimleri bu sözle ekseriyetin kastedildiği hükmüne varmışlardır. Zira onlara göre bidat, vâcip, mendub, haram, mekruh ve mübah kısımlarına ayrılır.
Meselâ günümüz sistematiğine göre delilleri ortaya koyarak dinsizlere cevap vermek, İslâmı savunmak, teknik imkânlardan yararlanarak dini tebliğ etmek gibi görevler vâcip sayılır.
İlmî kitaplar yazmak, günün şartlarına uygun okullar ve hizmet binaları yapmak menduptur.
Çeşitli yemekler, mahzuru bulunmayan yeni icad edilmiş içecekler kullanmak mübahtır.
Haram ve mekruhların neler olduğu İslâmı öğreten kitaplarda, özellikle fıkıh eserleri ve ilmihallerde etraflıca belirtilmiştir.
Dinimiz, ferdin ve toplumun yararına olan şeyleri yasaklamamıştır. Helalleri ve haramları açıklamış, icmâ, kıyas ve ictihadı serbest bırakarak, Kuran ve Sünnetin naslarına aykırı olmamak şartıyla, kıyamete kadar ortaya çıkabilecek her konuya karar verme imkânı, yetki ve selâhiyetini âlimlerle, onlara başvuracak yöneticilere bırakmıştır.
Bidat konusu, İslâm âlimlerinin her asırda ciddiyetle üzerinde durdukları bir konu olmuştur. İtisam denilen, Kuran ve Sünnete bağlanma konusuyla bidat hep bir arada mütâlaa edilegelmiştir. Çünkü buraya kadar söylediklerimizden de anlaşılacağı gibi, Kuran ve Sünnetin devreden çıkarılması veya ihmal edilmesi, bidatları doğurur ve onların yetişip gelişmesine zemin hazırlar. O halde bidatlara engel olabilmenin yegâne yolu, Kuran ve Sünnet kültürünü yaygınlaştırmak, bunların hayat tarzı haline gelmesine zemin hazırlamaktır.
Din, Kurana ve Allah Resûlünün sünnetine uymak, ortaya çıkan problemlere Kuran ve Sünnete uygun çareler bulmak ve insanları çözümsüzlüğe mahkûm etmemek suretiyle hayatiyetini ve etkisini sürekli kılabilir. Özellikle hadiste geçen dinde olmayan şey ifadesi, Kuran ve Sünnete aykırı olmayan îcadların, yasaklanmış bidatlardan sayılmayacağına işaret kabul edilebilir. Çünkü bir çok yeni icad vardır ki, bunlar fıkhen zarûrî ihtiyaçlardan bile sayılır olmuştur.
Öyle ise bidatı nasıl algılayacağız?
İmam Şâfiî: Kitaba, Sünnete, icmâa ve sahabenin yoluna muhalif olan her şey, saptırıcı, kötü bir bidat; bunlara muhalif olmayıp hayra yönelik şeyler de iyi ve güzel bir bidattır demektedir. İşte iyi bidat (el-bidatül-hasene) ve kötü bidat (el-bidatüs-seyyie) denilmesinin sebebi budur. Şâfiînin delili ise Hz. Ömerin sahâbe-i kirâmın camide cemaatle teravih namazı kılmalarını, bu ne güzel bidat diyerek tasvib etmesine dayanmaktadır.
Sahâbîler, Peygamber Efendimizin zamanında olmayan pek çok işler yapmışlar, onlara cevaz vererek kabulü hususunda icmâ etmişlerdir. Hz. Ebû Bekir zamanında Kuranın bir mushaf halinde toplanması, Hz. Osmanın zamanında nüshaların çoğaltılarak çeşitli bölgelere gönderilmesi en çok bilinen örneklerin başında gelir.
Daha sonraki dönemlerde nahiv, ferâiz, hesap, tefsir, isnada dayalı söz ve hadis metinlerinin tamamının yazılmasına yönelik çalışmalar da bunun örneklerinden bir kaçıdır. Bunları bidat olarak isimlendirsek bile, kötü ve merdut oldukları söylenemez. Çünkü ilmin muhafazası, yayılması ve sonraki nesillere intikâli bu sayede olmuştur.
Konuyu zamanımıza kadar getirmek, basın yayın organlarını, bunların basıldığı modern baskı tesislerini, diğer iletişim vasıtaları ile, askerî ve sivil alandaki bütün gelişmeleri bu tavır ve tarz içinde ele almak zorundayız. Bunların bulunduğu bir dünyaya ayak uydurmayanların yaşama şansı ve hayat hakkı da olmaz.
Aynı şekilde, evlerimizin yapı tarzından, içinde ihtiyaç duyduğumuz malzemeye varıncaya kadar bir çok eşya, zamana, mekâna ve coğrafyaya göre farklılıklar gösterir.
O halde bidatlerin alanı, yani kötü karşılanan, yasaklanan ve haram olan, sahibini bazı kere iman dairesinin dışına çıkartan bidatların alanı, itikad, amel ve muamelât gibi sınırları Allah ve Resûlü tarafından çizilmiş, helal ve haramlığı belirlenmiş sahalardır. Bu hudutları aşanlar ve bunlara aykırı davrananlar bidat çıkarmış olurlar. Bu tür bidat ise merduttur, yani kesinlikle kabul edilmez.
İşte bu sebeblerden dolayı, itikâdî mezhepleri Ehl-i Sünnet vel-cemaat ve Ehl-i bidat ved dalâlet olarak adlandırmışlardır. Akâid kitaplarımız, hangi inanç sapmalarının bidat ve dalâlet olduklarını delilleriyle birlikte açıklar. Fıkıh kitaplarında da bidat sayılan ibadet ve muamelât türlerine işaret edilir.
O halde bidatları, günlük hayatımızda kullandığımız basit anlamıyla algılamak doğru bir yaklaşım ve anlayış sayılmaz.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Bu hadis, İslâmın en büyük temellerinden birini teşkil eder. Bu temel, Kuran ve Sünnete aykırı olarak sonradan ortaya çıkan her inanç, ibadet ve muamelâtın kabul edilemez oluşudur.
2. Sonradan ortaya çıkan bir takım îcadlar ve ihtiyaçlar, Kuran ve Sünnete aykırı bir ciheti olmadıkça, merdut olan bidatlar sınıfından sayılmaz.
3. Bidat, hasene (iyi) ve seyyie (kötü) olmak üzere ikiye ayrılır. Kuran, Sünnet, icmâ ve sahabe yoluna aykırı olmayanlar iyi, aksi olanlar kötü diye adlandırılır.
4. İslâm âlimleri bidatları, vâcip, mendup, mübah, haram ve mekruh olmak üzere beş kısımda ele almışlardır. Savaş aletleri îcadı, zamanın şartlarına uygun kuvvet hazırlamak vâciptir. Üniversiteler, enstitüler kurmak, ilmî kitaplar hazırlayıp basmak, ilmi yaymak, insanlara öğretmek, okul binaları yapmak gibi şeyler mendup ve makbuldür. Helal olan şeyleri yeyip içmek mübahtır. Haram ve mekruh ise dinimizce tayin ve tesbit edilmiştir.
5. Bidatı îcat eden de, onun yolunda ve izinde giden de aynı şekilde günahkârdır.
171. Âişe radıyallahu anhâdan rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
Kim bizim bu dinimizde ondan olmayan bir şey ortaya çıkarırsa, o şey kabul edilmez.
Müslimin bir rivayeti şöyledir:
Kim bizim dinimizde olmayan bir şey yaparsa o merduttur, makbul değildir.
Buhârî, Sulh 5; Müslim, Akdiye 17,18. Ayrıca bk. İbni Mâce, Mukaddime 2
Açıklamalar
Bu hadis, İslâmın en önemli temellerinden birini teşkil eder. Kitab ve Sünnet esasına dayanmayan her şey merdut, yani kabul edilemez niteliktedir. Böyle bir şey dinden sayılmaz ve bâtıl olarak adlandırılır.
Riyâzüs-sâlihîn in başlangıcında geçen Ameller niyetlere göredir hadisi, yaptığımız ibadetlerin ve işlerin sevap veya cezasında, kalbî bir amel olan niyetin önemini bize öğretmişti. Bu hadiste ise, ibadet ve tâatler de dahil, yaptığımız her işin görünüşte bile dine, Kuran ve Sünnet esaslarına uyması gerektiği bize öğretilmiştir. Allah ve Resûlünün izin vermediği hiçbir şeyin dinden sayılmayacağını bu hadisin özlü ifadesinden gayet açık bir şekilde anlamış oluyoruz.
Dinde aslı olmayan bir şeyin sonradan ortaya konulması, dinimizde bidat diye adlandırılır. Esasen bir çok âyet-i kerime ve sahih hadis, bu veciz kelâmda ifadesini bulmuştur. Biraz önce kısa açıklamalarını vermeye çalıştığımız âyetler, bunlardan sadece bir kaçıdır.
Hz. Peygamber, bu hadisleriyle, dinde haddi aşıp ileri gidenlerin aşırılıklarını, bâtıl yollara sapıp dini tahrif edenlerin tahrifatını din olarak kabul etmemek gerektiğine dikkatimizi çekmektedir. Bunların her biri bidat olarak nitelenmiştir.
Daha dindar olabilmek veya öyle görünmek için Kuranda ve Resûl-i Ekremin sünnetinde bulunmayan birtakım ibadetler veya Allaha yakın olmaya vesile sayılabilecek bazı ameller ortaya çıkartan kimse daha dindar değil, dine ilavelerde bulunan bir bidatçidir. Kendisi ve yaptığı işi asla kabul edilemez. Bunun aksine, dinde bulunup da Kuran ve Sünnete uygun olan ibadet ve amelleri yok sayan, noksanlaştıran veya değiştiren, böylece dini tahrif eden bâtıl ehli de bidatçıdır. Onlar ve amelleri merdut olup, asla kabul edilemez.
Bu husus, Peygamberimizin bir sonraki hadislerinden daha net bir biçimde anlaşılmaktadır. Çünkü orada, sonradan ortaya çıkarılan her şeyin bidat, her bidatın da dalâlet, sapıklık olduğu beyan buyurulmaktadır. Bidat, Kuran ve Sünnete dayalı bir temeli ve bu yönde ümmetin uygulaması bulunmayan şeydir. Burada ise dinde delili olmaksızın ortaya konulan yenilikler anlamında kullanılmaktadır.
Her bidat dalâlettir sözü bir genelleme ifade etmekte ise de, İslâm âlimleri bu sözle ekseriyetin kastedildiği hükmüne varmışlardır. Zira onlara göre bidat, vâcip, mendub, haram, mekruh ve mübah kısımlarına ayrılır.
Meselâ günümüz sistematiğine göre delilleri ortaya koyarak dinsizlere cevap vermek, İslâmı savunmak, teknik imkânlardan yararlanarak dini tebliğ etmek gibi görevler vâcip sayılır.
İlmî kitaplar yazmak, günün şartlarına uygun okullar ve hizmet binaları yapmak menduptur.
Çeşitli yemekler, mahzuru bulunmayan yeni icad edilmiş içecekler kullanmak mübahtır.
Haram ve mekruhların neler olduğu İslâmı öğreten kitaplarda, özellikle fıkıh eserleri ve ilmihallerde etraflıca belirtilmiştir.
Dinimiz, ferdin ve toplumun yararına olan şeyleri yasaklamamıştır. Helalleri ve haramları açıklamış, icmâ, kıyas ve ictihadı serbest bırakarak, Kuran ve Sünnetin naslarına aykırı olmamak şartıyla, kıyamete kadar ortaya çıkabilecek her konuya karar verme imkânı, yetki ve selâhiyetini âlimlerle, onlara başvuracak yöneticilere bırakmıştır.
Bidat konusu, İslâm âlimlerinin her asırda ciddiyetle üzerinde durdukları bir konu olmuştur. İtisam denilen, Kuran ve Sünnete bağlanma konusuyla bidat hep bir arada mütâlaa edilegelmiştir. Çünkü buraya kadar söylediklerimizden de anlaşılacağı gibi, Kuran ve Sünnetin devreden çıkarılması veya ihmal edilmesi, bidatları doğurur ve onların yetişip gelişmesine zemin hazırlar. O halde bidatlara engel olabilmenin yegâne yolu, Kuran ve Sünnet kültürünü yaygınlaştırmak, bunların hayat tarzı haline gelmesine zemin hazırlamaktır.
Din, Kurana ve Allah Resûlünün sünnetine uymak, ortaya çıkan problemlere Kuran ve Sünnete uygun çareler bulmak ve insanları çözümsüzlüğe mahkûm etmemek suretiyle hayatiyetini ve etkisini sürekli kılabilir. Özellikle hadiste geçen dinde olmayan şey ifadesi, Kuran ve Sünnete aykırı olmayan îcadların, yasaklanmış bidatlardan sayılmayacağına işaret kabul edilebilir. Çünkü bir çok yeni icad vardır ki, bunlar fıkhen zarûrî ihtiyaçlardan bile sayılır olmuştur.
Öyle ise bidatı nasıl algılayacağız?
İmam Şâfiî: Kitaba, Sünnete, icmâa ve sahabenin yoluna muhalif olan her şey, saptırıcı, kötü bir bidat; bunlara muhalif olmayıp hayra yönelik şeyler de iyi ve güzel bir bidattır demektedir. İşte iyi bidat (el-bidatül-hasene) ve kötü bidat (el-bidatüs-seyyie) denilmesinin sebebi budur. Şâfiînin delili ise Hz. Ömerin sahâbe-i kirâmın camide cemaatle teravih namazı kılmalarını, bu ne güzel bidat diyerek tasvib etmesine dayanmaktadır.
Sahâbîler, Peygamber Efendimizin zamanında olmayan pek çok işler yapmışlar, onlara cevaz vererek kabulü hususunda icmâ etmişlerdir. Hz. Ebû Bekir zamanında Kuranın bir mushaf halinde toplanması, Hz. Osmanın zamanında nüshaların çoğaltılarak çeşitli bölgelere gönderilmesi en çok bilinen örneklerin başında gelir.
Daha sonraki dönemlerde nahiv, ferâiz, hesap, tefsir, isnada dayalı söz ve hadis metinlerinin tamamının yazılmasına yönelik çalışmalar da bunun örneklerinden bir kaçıdır. Bunları bidat olarak isimlendirsek bile, kötü ve merdut oldukları söylenemez. Çünkü ilmin muhafazası, yayılması ve sonraki nesillere intikâli bu sayede olmuştur.
Konuyu zamanımıza kadar getirmek, basın yayın organlarını, bunların basıldığı modern baskı tesislerini, diğer iletişim vasıtaları ile, askerî ve sivil alandaki bütün gelişmeleri bu tavır ve tarz içinde ele almak zorundayız. Bunların bulunduğu bir dünyaya ayak uydurmayanların yaşama şansı ve hayat hakkı da olmaz.
Aynı şekilde, evlerimizin yapı tarzından, içinde ihtiyaç duyduğumuz malzemeye varıncaya kadar bir çok eşya, zamana, mekâna ve coğrafyaya göre farklılıklar gösterir.
O halde bidatlerin alanı, yani kötü karşılanan, yasaklanan ve haram olan, sahibini bazı kere iman dairesinin dışına çıkartan bidatların alanı, itikad, amel ve muamelât gibi sınırları Allah ve Resûlü tarafından çizilmiş, helal ve haramlığı belirlenmiş sahalardır. Bu hudutları aşanlar ve bunlara aykırı davrananlar bidat çıkarmış olurlar. Bu tür bidat ise merduttur, yani kesinlikle kabul edilmez.
İşte bu sebeblerden dolayı, itikâdî mezhepleri Ehl-i Sünnet vel-cemaat ve Ehl-i bidat ved dalâlet olarak adlandırmışlardır. Akâid kitaplarımız, hangi inanç sapmalarının bidat ve dalâlet olduklarını delilleriyle birlikte açıklar. Fıkıh kitaplarında da bidat sayılan ibadet ve muamelât türlerine işaret edilir.
O halde bidatları, günlük hayatımızda kullandığımız basit anlamıyla algılamak doğru bir yaklaşım ve anlayış sayılmaz.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Bu hadis, İslâmın en büyük temellerinden birini teşkil eder. Bu temel, Kuran ve Sünnete aykırı olarak sonradan ortaya çıkan her inanç, ibadet ve muamelâtın kabul edilemez oluşudur.
2. Sonradan ortaya çıkan bir takım îcadlar ve ihtiyaçlar, Kuran ve Sünnete aykırı bir ciheti olmadıkça, merdut olan bidatlar sınıfından sayılmaz.
3. Bidat, hasene (iyi) ve seyyie (kötü) olmak üzere ikiye ayrılır. Kuran, Sünnet, icmâ ve sahabe yoluna aykırı olmayanlar iyi, aksi olanlar kötü diye adlandırılır.
4. İslâm âlimleri bidatları, vâcip, mendup, mübah, haram ve mekruh olmak üzere beş kısımda ele almışlardır. Savaş aletleri îcadı, zamanın şartlarına uygun kuvvet hazırlamak vâciptir. Üniversiteler, enstitüler kurmak, ilmî kitaplar hazırlayıp basmak, ilmi yaymak, insanlara öğretmek, okul binaları yapmak gibi şeyler mendup ve makbuldür. Helal olan şeyleri yeyip içmek mübahtır. Haram ve mekruh ise dinimizce tayin ve tesbit edilmiştir.
5. Bidatı îcat eden de, onun yolunda ve izinde giden de aynı şekilde günahkârdır.