Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Özal türk islam birliği için çalışıyordu bunu önlemek için suiakst yapıldı.İşte ispat

tahsiye72

New member
Katılım
6 Ağu 2006
Mesajlar
350
Tepkime puanı
4
Puanları
0
Yaş
52
ÖZAL'IN ÖLÜMÜ

Özal'ın şüpheli ölümü...

Özal'ın vefatının ya da katledilmesinin ardından yıllar geçmesine rağmen, üstündeki sis perdesinin henüz kalkmadığını görüyoruz. Zaman zaman basınımızda ister doğru ister sansasyonel amaçlı olsun, Özal'ın ölümüyle ilgili haberler yayınlanır ve her haberin altında öldü mü, öldürüldü mü sorularına cevap aranır.

Sonuçta nasıl ve kimler tarafından değil de, öldürüldüğü ile ilgili iddiaların artık nerdeyse gerçeğe dönüştüğünü kabul etme noktasına getirildi.

ÖZAL'IN ÖLÜMÜ

Özal'ın şüpheli ölümü...

Özal'ın vefatının ya da katledilmesinin ardından yıllar geçmesine rağmen, üstündeki sis perdesinin henüz kalkmadığını görüyoruz. Zaman zaman basınımızda ister doğru ister sansasyonel amaçlı olsun, Özal'ın ölümüyle ilgili haberler yayınlanır ve her haberin altında öldü mü, öldürüldü mü sorularına cevap aranır.

Sonuçta nasıl ve kimler tarafından değil de, öldürüldüğü ile ilgili iddiaların artık nerdeyse gerçeğe dönüştüğünü kabul etme noktasına getirildi.

Son olarak meslektaşım Reha Muhtar da olaya farklı bir yaklaşım getirdi. Özal'ın öldürüldüğü ve Bulgaristan Büyükelçiliği'nde içtiği limonatayla zehirlendiğini bir iddia olarak ortaya attı.

Aslında meslektaşım Reha Muhtar'ı bu olayı tekrar gündeme getirdiği için kutluyorum. İki konuda Reha Muhtar'a katılıyorum. Birincisi Özal öldürüldü. İkincisi evet doğrudur zehirlediler. Bunda hemfikiriz.

Sadece bunu Reha Muhtar ve Osman Sönmez demiyor. Birçok bağımsız kaynak aynı konuya parmak basıyor... Ancak Reha Muhtar'a katılamadığım konunun başında olayı tek başına KGB'ye bağlaması. İşte orada yanılıyor olabilir. Çünkü işin içinde yalnızca KGB yoktu. Bundan rahatsız olan CIA'sından MOSSAD'ına kadar birçok teşkilatın olduğunu biliyoruz.

Bunu ben nereden bildiğimi söyleyeyim...

Özal'ın ölümünün üzerinden yaklaşık dört yıl geçmişti. Zaman gazetesi adına Bakü'ye tayin edildim. Bu arada yaptığımız çalışmalar rahmetli Aliyev'in hoşuna gitmiş olacak ki beni yakınına aldı. Sık sık görüşüyor, zaman zaman da dinlenme yeri olan Zagulbağ denen yere davet ediyor, bilardo gösterisi yapıyordu. Yaptıklarını ve ideallerini anlatmaktan da geri kalmıyordu. Her uçtuğu yere beni de götürüyor, ülke ülke gezdiriyordu. Gitmeden önce ve döndükten sonra da fikirlerimi sorardı ve bana ismimle değil de gazetemle hitap ederdi.

İşte bu arada onunla Türkiye üzerinden Amerika'ya gitme imkanı buldum. THY onun için özel bir yer hazırlatmıştı. Tarifeli olmasına rağmen özel uçak gibi uçuyordu. Kalkışımızdan yaklaşık 3 saat sonra her zamanki gibi Aliyev, yardımcısı Akif Murad Verdiyev'e "Bana Zaman'ı çağır" demiş. Ben de isteği üzerine yanına oturdum. Canı cok sıkkındı. Adeta burnundan soluyordu. Hata mı yaptım diye düşünürken Aliyev'in ağzından şu sözler döküldü: "Yazık oldu. Kişi'yi oldürdüler." Aslında şaşırıp kalmıştım. Bu sözlerin ardından soru sorma cesareti de bulamadım ve bekledim. Aliyev bir süre sustuktan sonra bana dönüp "Bak Zaman, sana bir sır vericem. Biliyor musun Özal'ı katlettiler. Yazık oldu o kişiye..." dedi. Yeniden sustu Aliyev.

Gözleri nemlenmişti. Zaten nemliydi her zaman gözleri. Özal'ı çok seviyordu. Her seferinde Türk dünyasının umudu diyordu onun için.

Tek sorduğum soru "nasıl" oldu. "Bak Zaman, Kişi'ye ağı verdiler. Bilirsin nerde? Türkmenistan'da. O özüne dikkat etmedi. Her verileni yedi içti. Neden katlettiler onu da söyleyeyim, birincisi Türk dünyasını toparlayıp büyük Türkiye projesini gerçekleştirmek istemesi... İkincisi ise dünyayı idare edenlerin kendileri için onu tehlike görmeleri..."

Kim tarafından öldürüldüğü sorusunu ise Aliyev tek bir cümle ile cevapladı: "Hepsi tarafından." İşte işin içinden yalnızca birileri yok, birçokları var. Bunun için CIA ve MOSSAD gibi güçlüler susuyor. Ancak zaman bunu ortaya çıkaracak.


[email protected]u posta adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

8. CUMHURBAŞKANI ÖZAL'I LİMONATA MI ÖLDÜRDÜ?

8. Cumhurbaşkanı Özal'ın ölümü üzerindeki sis perdesi dağılmıyor. Reha Muhtar, Özal'ın Bulgar Büyükelçiliği'nde içtiği limonatadan zehirlenerek öldüğü iddiasını ortaya attı. Muhtar, iddiasına delliller sıralıyor. İşte Zeynep Özal'ın , 'Bir Kadın Birkaç Hayat' adlı kitabında Müge Anlı'ya anlattığı esrarengiz olayın ayrıntıları...

Seyahatten yeni dönmüştü.. Cuma sabahı çalışma ofisine inerek imzalanması gereken evrakları inceledikten sonra eşinin yanına döndü.. Eşofmanları giyerken, Semra Hanım'a "Dün geceki uyku yetmedi, biraz daha dinleneceğim.." diyordu.. Fakat saat 19.00'da telaşla konutun kapısını çalan Kaya Toperi'nin sözleri bu istirahate izin vermeyecekti..

-"Efendim sanırım gözden kaçırdığınız bir daveti size hatırlatmak istedim.. Bulgar sefaretinde bir Bulgar ressamın sergisi açılıyor.. Kokteyl veriliyor. Muhakkak gitmemiz lazım.."

Programa genellikle uymasıyla tanınan Turgut Bey her zamankinden farklı olarak bu kez karşı koydu:

-Kaya çok yorgunum.. Gitmeme imkan yok.. Beni bırakın.. Dinlenmek istiyorum..

Kaya Toperi ısrarına devam edince Semra Hanım girdi devreye..

- Çocuklar görmüyor musunuz, çok yorgun.. Niye bu kadar ısrar ediyorsunuz?.. Hem ben de gelemem.. Çin yolculuğu için bavulları hazırlamam lazım..

Kaya Toperi geri adım atmıyordu.. Tüm isteksizliğine rağmen bu kadar ısrar karşısında çaresiz, "Tamam," dedi Turgut Bey.. Ayrılırken kendisini endişeli gözlerle izleyen eşinin yanağına bir öpücük kondurarak, "Merak etme" dedi: "Fazla kalmaz hemen dönerim."

İki saat sonra köşke döndüğünde keyifsizliği artmıştı.. Yatak odasına doğru yönelirken akşam yemeği için hazırlanan eşine, "Ben yemeyeceğim" dedi. Kızdı Semra Hanım, "Yoksa dışarıda bir şeyler mi yedin yine?."
Eşine sevgiyle sarılan Turgut Bey, kendini savunmaya başladı..

- Yok hayatım hiçbir şey yemedim.. İçki içmiyorum diye limonata hazırlamışlar, onu içtim.."

- Ben sana açıkta gelen bir şeyi içme demiyor muyum?..

Semra Hanım'ın en korktuğu şey başına gelmişti.. Suikastten sonra Turgut Bey'in dışarıda kapağı önceden açılmış hiçbir şeyi içmesine müsaade etmiyordu.. Hatta Turgut Bey'e köşkte soda getirildiğinde bile şöyle diyordu:

"Sodayı mutfakta açmayın.. Şişeyi burada açın.. Gazı gidiyor.. Turgut Bey sevmiyor.."

Bulgar Büyükelçiliği'nde ikram edilen açık limonatanın ertesi günü cumartesi sabahı, duşunu alıp traşını oldu Turgut Bey.. Kahvaltı masasına doğru ilerlerken, yatak odasıyla oturma odası arasındaki spor aletlerinin durduğu bölüme girdi.. Yürüme bandına çıkmıştı ki, vazgeçti.. Yanına gelen Semra Hanım'a "Yürümeyeceğim.. Terlerim şimdi.. Yeniden banyo yapmak istemiyorum" dedi.

Semra Özal kahvaltıyı hazırlamak için dönmüştü ki arkasında bir gümbürtü koptu.. Korkuyla arkaya döndü eşini gördü.. Turgut Bey boylu boyunca yerde yatıyordu.. Hiç zaman kaybetmeden eğildi, nabzını yokladı.. Atmıyordu..

TURGUT BEY ÖLMÜŞTÜ

Zeynep Özal, Bir Kadın Birkaç Hayat isimli kitabında Müge Anlı'ya anlatıyor:
Annemin içi içini yiyordu.. Babamın eceliyle öldüğüne emin olamadı bir türlü.. İyiydi Turgut.. Nasıl kalp krizinden ölür?.."

Doktoru Cengiz Aslan, Amerika'da kalp ameliyatını yapan Dr. De Bakey'i arayıp sordu:

- Bir insan ağrısı sızısı olmadan bir anda ölebilir mi?

- Dr. De Bakey'in yanıtı ilginçti..

- Ağrısız sızısız, hiçbir belirti olmadan kalp krizinden ölüm ancak milyonda bir olur.."

- Zehirlenme ihtimali olabilir mi?..

- Zehirlenen kişinin bedeni de aynı şekilde etkilenir.. Zehirlenme de olabilir.."

İki yıl sonra, Azerbaycanlı orta yaşlı bir erkek Semra Hanım'ın evde olmadığı bir sırada kapıyı çaldı.. Semra Hanım'ın evde olmadığını öğrenince, kapıdaki görevlilere şöyle söyledi:

- Özal'ı zehirlediler.. Elçibey'i desteklediği için.. Bir zehir içirildi kendisine.. Zehirin içeriğinin ne olduğunu biliyorum..

Türkçesi bozuk ziyaretçi, cebinden çıkardığı kağıttan okuyarak verildiği söylenen zehrin içeriğini yazıp teslim etti.. Cerrahpaşa'da doktorluk yapan bir arkadaşını ziyarete gelmişti.. Hem bu arkadaşını hem de kaldığı otelin adresini vererek ayrıldı evden..

Semra Hanım eve gelince durumu öğrence çok heyecanlandı.. Korumasını hemen otele göndererek, "Al çabuk getir o beyi" dedi..

Koruma otele gitti ama adamı bulamadı.. Pasaportunun fotokopisini çekti.. Gelince haber verin diye telefon numaralarını bıraktı. Ama adam bir daha otele gelmedi.. Semra Hanım bütün sınır kapılarına haber verdirdi.. Adam ülkeye giriş yapmıştı.. Ama ne kara, ne deniz ne de havayollarından çıkış yapmıştı..

Cerrahpaşa'dan arkadaşım dediği doktoru buldular.. Ancak doktor, "Ben böyle bir adamı tanımıyorum" dedi.. Kısacası adam yok olmuştu..

İSTENEN SAATTE ÖLDÜREN ZEHİRLER

Zeynep Özal Müge Anlı'ya diyor ki:

"Annem bu işin üzerine çok düştü.. babam Türki Cumhuriyetler'in Rusya'nın etkisinden koparak Türkiye'nin etkisine gireceğine inanıyor ve bu yönde inanılmaz çalışıyordu.. Elçibey en büyük müttefikiydi..
Özellikle Ruslar suikast konusunda saatli bomba gibi etki eden saatli zehirler geliştirmişler.. İnsanı verildiği sırada değil, istenen saatte öldürebiliyormuş.. Teşhis de edilemiyormuş.. Bu zehrin Bulgarlar tarafından kullanıldığı istihbaratını alınca annemin kuşkuları daha da arttı.. Babamın ölmeden bir gece önce, Bulgar sefaretinde içtiği limonatayı bir türlü unutamadı..

Ama otopsi yapılmamıştı.. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Özal, gerçekten limonatanın içine katılan zehirle mi öldürülmüştü?.. Bu sorunun cevabı hiçbir zaman öğrenilemedi..

Reha Muhtar/Sabah


Ateşkese 'ÖZEL SAVAŞ' YANITI (2 AĞUSTOS'TAN 1 HAZİRAN'A - Dizi I-)
Tarih: 2.08.2004 Saat: 23:29
Konu: Digerleri

Abdullah Öcalan, 1993 Newroz'u öncesi başta Kürt halkı olmak üzere bölge halklarına müjdeli haberi veriyordu. Başta Kürt sorununu barışçıl yöntemlerle çözmekten söz etmeye başlayan dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal olmak üzere dönemin devlet yetkililerinin dolaylı talepleri üzerine ateşkes ilan etmeye hazırlanıyordu.


Ancak bu dönemde daha fazla kanın dökülmesini istemeyen Öcalan, başta Kürt sorununu barışçıl yöntemlerle çözmekten söz etmeye başlayan dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal olmak üzere dönemin devlet yetkililerinin dolaylı talepleri üzerine ateşkes ilan etmeye hazırlanıyordu. Bunun için Türkiye, uzun süredir ilişkide olduğu YNK Lideri Celal Talabani'yi devreye soktu. Yapılan görüşmeler sonucu 17 Mart 1993 günü Lübnan'ın Bar Eliyas kasabasında arabuluculuk görevini üstlenen YNK Lideri Celal Talabani ile birlikte basın mensuplarının karşısına çıkan PKK Genel Başkanı Abdullah Öcalan, şunları açıkladı: "Newroz birkaç gün sonra kutlanacak. Gerek Türkiye, gerekse de Kürdistan halkının gözleri bugüne çevrilmiştir. Barışçıl kutlamaya dair özlemlerini belirtmektedirler. Bir kararı burada açıklayabilirim: Biz, ordu birlikleri üzerimize gelmedikçe ve çok zorunlu bir meşru savunma durumuna düşmedikçe, 20 Mart'tan 15 Nisan'a kadar ateş etmeyeceğiz ."Özal memnuniyetini dile getirdi.

Özal bu ateşkes kararından sonra kendisini ziyaret eden Talabani'ye "10 yıldır ilk defa rahat kafayla uyudum" diyerek ateşkesin ilan edilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiriyordu.

Devlet kanadından da gelen olumlu tepkiler üzerine Abdullah Öcalan ateşkes kararını uzatma kararı aldı. Süreli ateşkes kararının sona ermesinden bir gün sonra, yani 16 Nisan'da Bar Eliyas'ta yeniden gazetecilerin karşısına geçti. Öcalan, tek taraflı ilan ettikleri ateşkesi süresiz uzattıkları müjdesini vererek şu çağrıyı yapıyordu: "Her şeyden önce bu ateşkes girişimi önemli tarihi sonuçlara yol açmış bulunmaktadır. İlan ettiğimiz ateşkes, yeni bir süreci başlatmıştır. Bizden istenen, bu sürecin biraz daha derinleştirilmesidir. Şimdiki görüşümüzü açıklıyoruz: Biz sürecin daha da derinleştirilmesinden yanayız. Bazı koşullarla ateşkesin ikinci bir açıklamaya kadar süresiz uzatılabileceğini belirtiyoruz. Bunun koşullarını belirtiyorum: Ateşkes her şeyden önce tek taraflı olamaz. Bunun için imha amaçlı operasyonlar durdurulmalıdır. Genel bir af çıkarılmalıdır."

Cumhurbaşkanı'nın şaibeli ölümü Başta af konusu olmak üzere o dönemde birçok talebe sıcak bakan Özal ile koalisyon ortakları, birtakım düzenlemeler hazırlarken, süresiz ateşkesten hemen bir gün sonra beklenmedik bir olay yaşandı: 17 Nisan günü Türkiye'nin gündemine Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın öldüğü haberi bomba gibi düştü.

Gelişmeleri yakından takip eden Öcalan, daha en başından Özal'ın ölümünün şaibeli olduğunu, Özal'ın barışı istemeyenler tarafından öldürülmüş olabileceğini söyledi. Öcalan'ın bu görüşünü güçlendiren ise Özal Ailesi oldu. Özal'ın eşi Semra Özal, eşinin öldürülmüş olabileceğini belirterek, otopsi yapılmasını istedi. Ancak birinci elden yapılan bu iddiaya rağmen doğru dürüst bir soruşturma yürütülmedi, Özal'ın öldürüldüğü iddiaları hep görmezden gelindi.

33 asker provokasyonu



Özal'ın ölümü birtakım gelişmelerin işaretiydi. Özal'ın ölümü üzerinden henüz bir ay geçmişti ki, karanlık bir olayın haberi de Bingöl'den geldi. Şemdin Sakık'ın, 24 Mayıs 1993'te Bingöl-Elazığ karayolunu keserek silahsız 33 askeri öldürmesi ateşkesin sonunu getirdi. Öcalan, sürekli olarak Özal'ın ölümü ile 33 askerin öldürülmesini ilişkilendirerek, devlet ve PKK içindeki barış istemeyen güçlerin bu iki olayı gerçekleştirdiğini söyledi...



Kaynak: www.rojaciwan.com


Özal´ın Cesedi Mumyalanmış


8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın öldüğü tarihte GATA (Gülhane askeri Tıp Akademisi) komutanı olan emekli Tümgeneral Prof. Dr. Ömer Şarlak, yazdığı anı kitabında, Özal'ın ölümü ile toprağa verilmesi arasında uzun süre olduğu için doktorlarca mumyalandığını açıkladı.

Bu konudaki haberi SABAH gazetesi bugünkü sayısında (3 Mayıs 2002) manşetten duyurdu. Haberi aktarıyoruz:

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın öldüğü tarihte GATA (Gülhane askeri Tıp Akademisi) komutanı olan emekli Tümgeneral Prof. Dr. Ömer Şarlak, yazdığı anı kitabında, naaşın Hacettepe'den GATA'ya nakli ve burada yaşananları ayrıntılarıyla anlattı. Şarlak Paşa, Özal'a profesör unvanı taşıyan 11 generalin huzurunda ve otopsi masasında geçici mumyalama işlemi yapıldığını iddia etti. Şarlak Paşa Özal'ın Hacettepe'den alınarak GATA'ya götürülmesi emrini Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Fikret Küpeli'nin verdiğini ve nakil işleminin gece yarısı sessizce yapıldığını da belirtti.

Aile fertlerinin izlemek istemediği ve kamuoyunun ilk kez bu notlardan öğreneceği mumyalama işlemini ayrıntılarıyla anlatan Prof. Dr. Ömer Şarlak'ın kaleminden Özal'ın ölümünden sonra yapılanlar:
 

tahsiye72

New member
Katılım
6 Ağu 2006
Mesajlar
350
Tepkime puanı
4
Puanları
0
Yaş
52
Özal'ın ölümünde IMF parmağı iması



ANAP Milletvekili Ahmet Özal, babası 8'inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ölümünde IMF'nin parmağı olduğu imasında bulundu. Ahmet Özal, Türk halkının, babasının normal öldüğüne inanmadığını belirterek, 'Kamuoyu böyle inanıyorsa bunun araştırılması lazım' dedi. Özal, 'şüpheli ölümün' arkasında kimler olabileceğiyle ilgili olarak da şunları söyledi:

'Türkiye 1983'te Özal'la tanıştı, 1984'te IMF gitti. 1993'te öldü, 1994'te IMF geri geldi. Kalkınan, hızla büyüyen Türkiye vardı. Bu bazı insanları rahatsız etmiştir.'

ANAP'ın Turgut Özal'a yönelik suikast ve ölümüyle ilgili bir araştırma önergesi vereceğini kaydeden Ahmet Özal, ilk imzayı da kendisinin atacağını söyledi.

Kamuoyunun da taşıdığı şüphelerin giderilmesi için konunun Meclis tarafından araştırılması gerektiğini belirten Ahmet Özal, 'Önergeyi en kısa sürede vereceğiz. Bu araştırılır; suikastı, ölümü kamuoyuna bu rapor verilir ve insanlar rahatlar, konu kapanır' diye konuştu.

ÖLÜM SIRRI TAŞİKARDİ MİYDİ? LÜM sırrı taşikardi miydi? Ölüm sırrı taşikardi miydi?



Türkiye’nin 8. Cumhurbaşkanı, ANAP’ın Kurucu Genel Başkanı Turgut Özal, ölümünün 10. yılında bugün anılacak.

Turgut Özal için bugün ilk olarak, ANAP Genel Başkanı Ali Talip Özdemir, eski milletvekilleri, ANAP İstanbul İl Teşkilatı ve Özal ailesinin katılımıyla Anıtmezar’da anma programı düzenlenecek.

Anma programının ardından Eyüp Sultan Camii’nde mevlit okutulacak. Mevlide, Genel Başkan Özdemir, partililer ve Özal ailesi de katılacak. ANAP’ın il teşkilatlarında da çeşitli anma programları düzenlenecek.

Ölüm sırrı hala çözülemedi

Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümünün üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen, “ölüm nedeni” üzerindeki spekülasyonlar sürüyor. Özal, 17 Nisan 1993 Cumartesi günü Çankaya Köşkü’nde kalp krizi geçirdikten sonra önce GATA’ya nakledilmek istenmiş; ancak hala aydınlatılamayan bir nedenle Hacettepe Hastanesi’ne kaldırılmıştı. Turgut Özal burada yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamamıştı.

Ölüm sırrı taşikardi mi?

İddialara göre, 17 Nisan 1993 günü Turgut Özal’a koşu bandına çıkmadan önce kalp atışlarını hızlandıran ve böylece kalp krizi geçirme riskini artıran bir ilaç verilmişti. Tıpta nabzın 90’ın üzerine çıkmasına taşikardi deniyor. By–pass ameliyatı geçirmiş kişilerde “nabzın” artması riskleri de beraberinde getiriyor. Turgut Özal’a böyle bir ilacı kimin verdiği ise meçhul... Özal’ın ailesi kamuoyundan gelen baskılara rağmen, mezarının açılmasına karşı çıktı. Turgut Özal’ın kardeşi Korkut Özal, bundan birkaç yıl önce olayın perde arkasında Hürriyet Gazetesi’nin eski sahibi Erol Simavi’nin olduğunu ima etmişti. Simavi bu ‘iddiayı’ yalanlamıştı. Yeni Mesaj’a konuşan uzmanlar, Özal’ın ölümü ile ilgili dönemin Emniyet Genel Müdürü olan DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar’ın “önemli bilgilere” sahip olduğunu belirttiler.

Elektrikli bir siyasal hayat

Malatya’da 1927 yılında doğan Turgut Özal, 1950 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Elektrik Mühendisi olarak mezun olmuştu. Özal, 1979 yılı sonlarına doğru Başbakanlık Müsteşarı olarak atandı. Özal, aynı dönemde Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı görevini de vekaleten yürüttü. Özal, 12 Eylül 1980 müdahalesinden sonra kurulan hükümete, ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak atandı. 1982 yılında bu görevinden istifa eden Özal, 1983 yılında Anavatan Partisi’ni kurdu ve aynı yıl yapılan genel seçimlerde partisinin tek başına iktidara gelmesiyle Türkiye’nin 19. Başbakanı oldu. ANAP’ın 1987 seçimlerinde de başarılı bir sonuç alması üzerine, 1989 yılı sonbaharına kadar sürecek ikinci Özal hükümeti dönemi başladı.

Sonra uğur mumcu cinayeti, Özal’ın ölümü, Demirel’in cumhurbaşkanı oluşu, çiller'in başbakanlığı, Sivas katliamı, İnönü’nün ayrılışı yerine Karayalçın'ın gelişi, artan terör, faili meçhul cinayetler, 5 nisan kararları derken ülkenin tadı tuzu kaçtı 24 aralık 1995 seçimlerine bu havada gidildi.
 

tahsiye72

New member
Katılım
6 Ağu 2006
Mesajlar
350
Tepkime puanı
4
Puanları
0
Yaş
52
...

...

Özal'ı kim öldürdü? Tarihi sırrı açıklıyorum
Rahmetlik Turgut Özal Orta Asya gezisinin son seferini Azerbaycan’a düzenlenmişti. Bakü’de Hürriyet’in Temsilcisi olarak bulunduğum ve Ebulfez Elçibey’in cumhurbaşkanı olduğu 1992-1993 yılları Kafkaslar’da fırtınalar esiyor. Ebuyfelz Elçibey gibi milliyetçi bir lider’in gelişi en çok Moskova ve İran’ı korkutuyordu. Aslında ABD’nin de çok memnun olduğu söylenemezdi.

Moskova ve İran milliyetçilik dalgalarının Azerbaycan’ın ardından diğer Türk cumhuriyetlerine yayılmasından endişe ederken, aynı endişeleri ABD’de taşıyordu. Ve hatta bu endişe Çin’e kadar uzanıyordu. Çünkü 4 trilyon dolarlık petrol rezervlerinin üzerine oturmuş bir Türk cumhuriyetinde Sovyet döneminde bile milliyetçilik mücadelesi veren Ebulfeyz Elçibey halkın büyük desteği ile iktidara gelmişti. Tek tek Sovyet cumhuriyetleri kopuyor, bağımsızlığını ilan ediyordu. Bu bağımsızlık fırtınasını da Azerbaycan başlatmıştı. Yani Elçibey’in lideri olduğu Halk Cephesi hareketi.

Tarihler 15 mayıs 1992’yi gösterdiğinde Halk Cephesinin yüzbinlerce üyesi Şehitler mezarlığının yanıbaşında bulunan Parlamento binasına doğru tanklarla yürümüştü. Dönemin cumhurbaşkanı Ayaz Muttallibov Moskova’dan aldığı direktiflerle ayakta durma mücadelesi veriyor, Muttalibov’u da Moskova’nın istihbarat ve özel birimleri koruyordu.

Ancak parlamento binasına akın akın gelen insanların önünde durmak mümkün değildi. Çelik yeleğimi giymiş ve parlamento önündeki çatışmanın ortasında kalmıştım. Saatler süren sıcak çatışmanın ardından Muttallibov gizlice Türk büyükelçiliğinin de içinde bulunduğu bir organizasyon ile Moskova’ya kaçırılmıştı.

Dünya bir anda gözünü Bakü’ye dikmişti. Ebulfeyz Elçibey yardımcıları İsa Gamber ve diğer genç liderler, ateşli insanlar ülke yönetimini ele geçirdi. 3 ay sonra cumhurbaşkanlığı seçimleri gerçekleştirildi ve Elçibey cumhurbaşkanı oldu. Elçibey seçilmeden önce Demirel ve Türkeş’te Bakü’ye gelmişlerdi.

Elçibey ile ilk kez sovyet döneminde 1990 yılında Bakü’ye İran üzerinden kaçak girip daha sonra da KGB zindanlarında 3 aya yakın bir süre yattığım dönemde tanışmıştım. Onun yardımları ile Azerbaycan’dan Nahçıvan’a oradan da Türkiye’ye kaçırılmak istendik, fakat KGB bizi Bakü havaalanında ele geçirerek KGB’nin Bakü’deki merkez binasına gönderdi.

Ancak Elçibey iktidarda sadece bir yıl durabildi. Ve Keleki’ye gitmek mecburiyetinde kaldı. Elçibey doğum yeri Keleki’de sürgünde bulunduğu yıllarda kendisi ile defelarca görüştüm. Defelarca da Keleki’ye giderek onunla röportajlar yaptım. Keleki’de Elçibey ile görüştüğüm sıralarda Özal’ın ölümünü de konuştuk. Elçibey bu konuda son derece rahatsızdı. Özellikle Bakü’ye düzenlediği gezinin ardından Özal’ın Bakü’de zehirlenerek öldürüldüğü yolunda haberler çıkmıştı. Bu da Elçibey’i çok rahatsız ediyordu.

Elçibey Özal’ın Bakü’de çok sıkı korunduğunu anlattı. Ve özellikle KGB içerisindeki milliyetçi birimlerin Özal’ın korunması için rol aldığını anlatırken şunları söyledi. “ Biz iktidara geldiğimizde en büyük korkum KGB’nin kontrol altına alınıp alınmayacağı idi. Ancak malesef istediğimiz bilgileri yeteri kadar alamıyorduk. Bu konuda büyük rahatsızlığımız vardı. Ve hatta Moskova’dan bana Kremlin’den telefonlar açarak talimatlar vermeye çalışıyorlardı. Daha sonra bizi satan Savunma Bakanımız Rahim Gaziyev’in serbest bırakılması için bile telefon açmışlardı. Gence isyanı sırasında KGB’den doğru dürüst bilgi alamadık. Bir çok bilgi benim yerime Moskova’ya akıyordu. “

Elçibey Keleki’deki o küçücük ve Türkiye istihbarat servisi MİT elemanları tarafından korunan evinin küçük odasında dinlenme ihtimaline karşı son derece ihtiyatlı ve adeta kulağıma fısıldarcasına konuşuyordu. : “ Özal bana ikili konuşmamız sırasında Türk dünyasında birlik ve beraberliğin sağlanmasının en büyük arzusu olduğunu söyledi. Onun içinde benim Azerbaycan’ın cumhurbaşkanı olmamdan son derece büyük memnuniyet duyduğunu bildirdi. Bizlerin Sovyet tecrübesinden istifade etmek istediğini bildirdi. Özal bunları bana söylerken kendisi son derece ihtiyatlıydı. Her yerde dinlenme cihazlarının olabileceği ihtimaline karşı tedbirli konuşuyordu. Ancak Özal bu birlik ve beraberlik için son derece kararlıydı. MİT ile bizim istihbarat servisimiz arasındaki ilişkilerin daha da derinleştirilmesinin gerektiğini söyledi. “

Elçibey Özal’ın Bakü’den ayrıldıktan sonra ölüm haberini alınca Özal’ın kendisine yukarıda söylediği sözleri hatırlamış. Ve “Yoksa Özal’a Bakü’de bir şey mi yapıldı. Yoksa herhangi zehirli bir şeyler mi yedirildi? Sorusu aklıma geldi. Hâlbuki her türlü tedbiri almıştık. bu ihtimallere karşı. Büyük korkuya kapıldım. Özal gibi bir lider Türkiye’ye dönmeden önce Azerbaycan’ı ziyaret etmiş ve hemen ardından da ölüm haberi gelmişti. Ne yapacağımı şaşırdım. Hemen KGB içerisindeki en güvendiğim adamlarıma bu konuda araştırma yapılması yönünde talimat verdim. Ve elde edilecek bilgilerin de direk olarak bana bildirilmesini istedim. Bir kaç gün sonra bu çocuklar bana gelerek her türlü araştırmayı yaptıkları anlattılar. Ancak şüphe doğuracak bir şey bulamadıklarını bildirdiler. Fakat KGB içerisindeki Moskova’ya bağlı ajanlar arasında gizliden de olsa bir sevinç olduğu yönünde haberlerde geldi. Ayrıca Özal’ın Bakü’de olduğu dönemde bu ajanlar arasında ciddi bir hareketliliğin bulunduğu yönünde raporlarda gelmişti bana. Bu beni daha da endişelendirdi. Çünkü KGB’nin çok özel eğitimli ajanları vardı. Bir insanı istedikleri zaman, istedikleri şekilde hiç bir şüphe uyandırmadan öldürebilirlerdi. Bu konuda elime çeşitli raporlarda gelmişti. Yani bir insan günler sonra bile verilebilecek ilaçlarla kalp krizi geçirebilir veya zehirlenebilirdi. Çaresiz bir şekilde ne yapacağımı bilemiyordum. Ya Özal Bakü’de zehirlendiyse düşünceleri beni hala rahatsız eder. Dua ediyorum Allah’a inşallah Azerbaycan’da Özal’a karşı bir şey yapılmamıştır. “

Evet şu anda hazırlıklarını sürdürdüğüm ve 10 yıldan bu yana üzerinde çalıştığım Azerbaycan’da da “Kurtlar Sofrasında Azerbaycan “ adı ile yayınladığım kitabımın genişletilmiş, Türkçe basılacak olan bölümlerindeki tarihi bilgileri, sırları aktarıyorum sizlere.

Semra Özal’ın Özal’ın zehirlenerek öldürüldüğü yönendeki açıklamaları, geçenlerde ölüm yıldönümünde doktoru Cengiz bey ile Zeynel Abidin Erdem’in Habertürk’teki röportajında “Özal Türk dünyasının birleştirilmesi yönünde çalışmaları vardı. Bu konuya çok önem veriyordu. Türk dünyasına düzenlediği geziden sonra ölmesinin ise tesadüfi olduğunu sanmıyoruz. “ şeklinde açıklamaları olmuştu yanlış hatırlamıyorsam. Bu sözlerle Elçibey’in bana Keleki’de sürgünde bulunduğu dönemlerde (1993-1998) yaptığı çok gizli açıklamaları ve o dönem yazılmaması şartıyla anlattığı tarihi bilgileri karşılaştırınca, ister istemez Özal Azerbaycan’da Ruslar tarafından mı, yoksa bir başka ülkenin istihbarat elemanları tarafından da zehirlendi sorusu aklıma geliyor.

Kaynak;Internet haber

Irfan SAPMAZ

email; [email protected]u posta adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır



Özal'a neden otopsi yapılmadı?


Turgut Özal'ın ölümü konusunda şüpheler giderek artıyor..

23 Nisan 2006 15:19



Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümünün üzerinden tam 13 yıl geçti. On iki gün süren yorucu Orta Asya gezisinden döndükten iki gün sonra, 17 Nisan 1993 sabahı Çankaya Köşkü’nde kahvaltı masasına geçerken aniden yere düşen Özal’ın kalp krizinden öldüğü açıklandı. Ancak, Özal’ın ölümü ile ilgili spekülasyonlar bugüne kadar sürdü. Özellikle son dönemde eşi Semra Özal’ın yaptığı bazı açıklamalar zihinleri iyice karıştırdı. Semra Özal’ın öne çıkan en çarpıcı iki iddiasından birincisi, Turgut Özal’a zehirli bir “saatli iğne” yapılmış olabileceği, diğeri ise ölümünden bir gece önce Ankara’da katıldığı bir resim sergisinde Özal’a ikram edilen bir bardak limonatada zehir olması ihtimali.

Semra Özal, o akşam Özal’ın söz konusu resim gezisine gitmeye adeta zorlandığını, onu zorlayanlar arasında dönemin Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Büyükelçi Kaya Toperi’nin de bulunduğunu öne sürüyor. Kaya Toperi, hem Özal’ın son Orta Asya gezisinde ona eşlik etti, hem de Semra Özal’ın sözünü ettiği resim sergisinde Özal’ın yanındaydı. Toperi, Aksiyon’un sorularını cevaplandırdı.

-Semra Hanım, Turgut Bey’in ölümünden bir gün önce, 16 Nisan akşamı Bulgar heykeltıraş Vejdi Raşidov’un Ankara’daki resim sergisine gidişini anlatırken diyor ki, “O gece oraya adeta zorla götürüldü. Onu zorlayanlardan biri de Kaya Toperi’ydi.”

Bir defa, Özal kafasına koyduğunu yapan bir insan. Sayın Cumhurbaşkanı’na illa gitmeliyiz efendim diyebilme lüksümüz yok. Bulgaristan resmî ziyaretinde iken, Bulgar cumhurbaşkanlığında oturulurken, Bulgar ressam Vejdi geldi, Sayın Cumhurbaşkanı’na bir heykelini armağan etti ve dedi ki “Ben Türkiye’de, Ankara’da yakında sergi açacağım, açılışını yapar mısınız?” Özal da memnuniyetle yaparım, olur dedi ve bize talimat verdi. Bunu not alın, ne vakit açıyorsa gidelim, sergisini biz açalım dedi. Fakat biz Orta Asya gezisinde iken bu sergi Armoni Sanat Galerisi’nde açıldı. Açılışında bulunamadık. Fakat Özal geldikten sonra, ertesi gün, cuma günü, sabahleyin Anayasa Mahkemesi’ne gittik. Sacit Adalı’nın yemin töreni vardı. Oradan geldik, akşam üzeri resim sergisine gidildi. Özal’ın yanında ben vardım, Can Pulak, Başyaver Aslan Güner, Koruma Müdürü Musa Öztürk, basın danışmanımız Metin Yalman vardı. Eşim de vardı. Sergiyi gezdi, konuştu, oturdu bir yere, bir tepside meşrubat getirildi.

-Gümüş tepside…

Normal bir tepsi, kimsenin tepsiye bakacak hali de yok… Kim gümüş diyorsa yalan söylüyor… Cumhurbaşkanı da aldı, biz de… Ben Coca Cola, eşim Fruko aldı. Cumhurbaşkanı bilmiyorum limonata mı aldı. Limonata değil, ama öyle bir şey. Limonata yoktu, gazlı içecekler vardı; Cola, Fruko, Schweps. Rahmetli Özal da onlardan bir tane aldı. Sonra kalkıldı, çıktık. Hatta çocuklarla oynadı, arabasına bindi ve Köşk’e gidildi. Köşk’e gelindiğinde, her zaman gelin bilgisayarlarla oynayalım derdi. Ama ben yorgunum, bugün yapmayayım, yarın öğleden sonra gelirisiniz dedi.

KOCAMA BIÇAK DEĞDİRTMEM

-Semra Hanım diyor ki, “Köşk’e gelince bir limonata içtim, onun da yarısını içtim, tadı çok tuhaftı dedi. Turgut’a özel limonata yapılmış. Ondan başka da limonata içen yok…”

Orada herkes bir şey içti. Kimin ne içtiğini bilemem. Orada olan kime sorsanız herkes aynı şeyi söyler. Sonra yani, orası bir Türk’ün yeri. Semra Hanım mesela Bulgaristan Büyükelçiliği diye anımsıyor. Armoni Galerisi idi. Sahiplerinin kimler olduğu belli. Ben bakın Semra Hanımefendiye hak veriyorum, ateş düştüğü yeri yakar. Çünkü onun yüreği yanıyor. En ufak bir şüphe varsa o vakit soruşturma açılıp incelenmesi lazım. Ancak, ben bir şeyi daha anımsıyorum, eğer hafızam beni yanıltmıyorsa, Özal’ın ölümünden bir gün sonra, bu konuşmada Özal’ın avukatı Bilgin Yazıcıoğlu da vardı. Otopsi yapılması fikri ortaya atıldığında, Semra Hanım, “Kocama bıçak değdirtmem.” demiş. Tanığı da var. Bilgin Yazıcıoğlu söyledi bana.

-Turgut Bey’in ölümünden sonra birisi gidip Semra Hanım’ın evinin kapısına bu zehirlenmenin formülünü bırakmış. Semra Hanım, bu kişinin peşine düşmüş; ama bulamamış.

Hatta Azeri birisinden bahsediyordu. Bilmiyorum bunları.

-Ama o akşam içtiği özel bir limonata değildi diyorsunuz.

Hayır efendim, orada tepside geliyor. Siz de bir tanesini alıyorsunuz.

-Koruma Müdürü Musa Öztürk’ün de gazeteci Kazım Kanat’a söylediği bir şey var. Öztürk, Turgut Bey ölünce ağzından yeşil bir köpük gelmiş diyor…

Musa Bey yanında mıymış vefat anında…

-Demek ki hastanede görmüş…

Yok, hastanede görmüş olması mümkün değil. Şimdi bakın. Turgut Bey vefat ediyor. Doktoru Cengiz Aslan İstanbul’dan geldi ve Köşk’ün doktoru Prof. Hilmi Özkutlu, onunla da konuştuk. GATA’dan Ömer Şarlak Paşa, aynı zamanda Hacettepe’de kardiyoloji profesörü olan Hilmi Özkutlu, Cengiz Aslan, Prof. Yüksel Bozer… Hepsi o zaman hastanede. Cengiz Aslan’ın bana söylediği şu: Sayın Cumhurbaşkanı yürüme makinesinde 856 metre yürümüş, fenalaşmış ve oturmuş. Semra Hanım gelmiş. Ayakkabılarımı çıkar demiş. Birini çıkarmış, diğerini çıkaramamış. Ben anlatılanları biliyorum. Biz yanında değildik. Bana anlatılan bir bu versiyon var. Diğer bir şey. Köşk’te bir görevli var. Şoförlük yapıyordu. O da, Köşk’te kahvaltıyı vermek için odasına gittim, kapı açıldığında yerdeydi Sayın Cumhurbaşkanı ve ağzı kilitlenmişti diyor. Deniz yaveri de Sayın Cumhurbaşkanı yerde yatıyordu, ayaklarında morartı vardı diyor. Ama zaten Sayın Cumhurbaşkanı’nın ayakları mordu.

ÖZAL NEREDE, NASIL DÜŞTÜ?

-Deniz yaveri o akşam nöbetçi yaver mi?

Evet, evet. Deniz yaveri Remzi Karaca. Emekli oldu, deniz albayıydı. Semra Hanım çağırınca o koşuyor. Ambulans çağırıyor. Ambulansla GATA’ya gidiliyordu. Ben de telefon ettim Köşk’e, Musa Bey’le konuşacağım. Dediler ki Sayın Cumhurbaşkanımızı ambulansla hastaneye götürüyoruz. Check-up mı dedim. Santraldeki arkadaş hayır çok ciddi dedi. Ben o zaman arabamı çağırdım ve genel sekreteri (Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Yamak) aradım. Hastaneye gidiyorum sayın genel sekretere bilgi verin dedim. Nitekim genel sekreter de hastaneye geldi. Hastanede herkesin söylediği, kesinlikle bu konuda yüzde yüz emin olamazsınız, ama bütün tıp adamlarının söylediği kalp krizinden öldüğü. Hatta bana Cengiz Aslan dedi ki sekte-i kalp abi…

-Semra Özal şunu söylüyor. Karşılıklı gülerek kahvaltıya geçiyorduk. Kalbine kurşun yemiş gibi aniden düştü. Tıpkı saatli bombalar gibi saatli iğneler de var. Eşime saatli iğne yapılmış olabilir.

Bilmiyorum tabii. Sayın Özal’ın vefatının tek tanığı Semra Hanım. Başka kimse yok. Kendi bölümlerindeler. Turgut Bey düşüyor yere, Semra Hanım nöbetçi yaveri çağırıyor.

-Sanılanın tersine Turgut Bey, o sabah spor yapmamış. Semra Hanım’la kahvaltı odasına geçiyorlarmış. Bir koridor var diyor, o koridordan geçiyorlarmış. Böyle bir koridor var değil mi..

Evet, evet…

-O koridordan geçerken arkamda pat diye düştü diyor…

Bana doktoru Cengiz Aslan’ın söylediği bunlar. Ben onun yalancısıyım. Çünkü hiçbirimiz orada değildik. Semra Hanım orada. Daha sonra nöbetçi yaver çağrılmış.

-Demek ki ikinci tanık o.

Yerde Cumhurbaşkanı’nı o görüyor.

-Başyaver Aslan Güner de orada yok.

Hayır. Çağırıyorlar Aslan Güner’i sonra. Ambulans gelirken hastaneye başyaver de geliyor. Hastaneye gittiğimde Semra Hanım’ı gördüm. Başını salladı, yukarı çıktım. Turgut Bey’in üzerinde çalışıyorlardı. Bir ara Hilmi Özkutlu çıktı. Nasıl Sayın Cumhurbaşkanı’nın durumu dedim. Nasıl olsun abi dedi. Simsiyah bir surat. Anladık ki vefat etmiş.

-Hastaneye götüren ekipte Aslan Güner de var.

Var. Öyle biliyorum ben.
 

yýldýz

New member
Katılım
22 Ağu 2006
Mesajlar
1,359
Tepkime puanı
8
Puanları
0
Selamün aleyküm.
Aslında ispata gerek yok kardeşim. O dönemdeki haberler ve olan olaylar iyi izlendiği zaman şu sonuçlar çıkıyor,
Rahmetli Özal kendisinin nasıl bir komploya kurban edilmek istendiğini anladığı zaman PKK' ya karşı işi sıkı tutmaya başladı. Bu da bazılarının işine gelmedi.
PKK' nın militanlarının bu milletin bir ferdi olarak yeniden topluma kazandırılması bazılarının oyununa çomak sokmak oluyordu(af yasası. yani millete faydalı olmak için af. )
Gladyo PKK' nın arkasında olduğu için bazı kişiler tarafından yüze çıkarılmış ve rahmetli Özal' ın haberi olmuştu. Dolayısı ile kendisine oynanan oyunu farketti. Hatta PKK' nın arkasındaki desteğin kim tarafından yapıldığını anlamıştı. Ben o zamanlarda olan olaylardan işi kimin yaptığını sezmiştim. Sanmayın çok uzaklardan, yanıbaşından biri tarafından. Hatta bu kişi mahkemeden bile beraat etti. ALLAH TEALA kimsenin başına böyle bir hainlik vermesin.
 
Üst Alt