𝑆𝑖𝑑𝑅â
New member
İnsan yaşadığı yere yalnız bedenini koymaz. Sözünü de koyar, niyetini de koyar, duasını da koyar, günahını da koyar, gözyaşını da koyar, öfkesini de koyar, sevgisini de koyar. Bir ev, sadece taş ve duvar değildir. Bir oda, sadece eşya dizilmiş bir boşluk değildir. Bir meclis, sadece insanların oturup kalktığı yer değildir.
Mekan, içinde olup bitenden etkilenir.
Bu sözü söylerken ne hurafeye kapı açıyoruz ne de gaybı oyuncak ediyoruz. Ölçümüz şudur ki, Her daralma cin değildir. Her huzur keramet değildir. Her ağırlık büyü değildir. Her ferahlık da mutlaka gaybi işaret değildir. Fakat insanın yaşadığı yerin, içinde yapılan amellerden, söylenen sözlerden ve hallerden tamamen bağımsız olduğunu söylemek de eksik olur. Kur’an’da Allah Teala, “Allah’ın yüceltilmesine ve içinde isminin zikredilmesine izin verdiği evlerde…” buyurur. Orada sabah akşam Allah’ı tesbih eden kimselerden bahsedilir. Bu ayet, zikrin sadece insanın içine değil, içinde zikredilen mekana da bir şeref verdiğini gösterir. Ev, Allah’ın zikriyle ev olur, yoksa taş üstüne taş koymakla sadece bina olur. Yine Kur’an’da İbrahim ve İsmail aleyhimesselam a Beytullah’ı tavaf edenler, itikafa girenler, rüku ve secde edenler için temiz tutmaları emredilmiştir. Burada yalnız süpürgeyle yapılan temizlik değil, ibadetin hürmeti de vardır. Çünkü ibadet edilen yerin dışı da içi de temiz olmalıdır. Bir mekanda Allah’a yöneliş varsa, o mekanın edebi de vardır.
Hadislerde de bu mana çok açıktır. Efendimiz aleyhissalatü vesselam, “Evlerinizi kabirlere çevirmeyin, şeytan, içinde Bakara suresi okunan evden kaçar” buyurmuştur. Bu hadis bize şunu öğretir, Ev Kur’an’la dirilir. Zikir ve tilavet olmayan ev, bedeni olan ama ruhu zayıflamış insana benzer. Yine “İçinde Allah zikredilen ev ile Allah zikredilmeyen evin misali, diri ile ölünün misali gibidir” manasındaki hadis de bu bahsin temel ölçülerindendir. Demek ki evin diriliği sadece içinde insan bulunmasıyla değil, içinde Allah’ın anılmasıyla kemale erer.
Şimdi bunu günlük hayata indirin.
Bir ev düşünün. İçinde sabah namazına kalkılıyor, Kur’an okunuyor, helal lokma yeniyor, misafire ikram ediliyor, çocuklara şefkat gösteriliyor, eşler birbirine merhamet ediyor, büyüklerin duası alınıyor, gıybet azaltılıyor, yalan sakındırılıyor. Böyle bir evin havası başka olur. Oraya giren insan bazen sebebini bilmeden ferahlar. Çünkü o evde sadece eşya yoktur, dua vardır, edep vardır, rahmet çağıran haller vardır.
Bir ev daha düşünün. İçinde sürekli kavga var, beddua var, bağırma var, gıybet var, haram lokma var, kırılmış kalpler var, kul hakkı var, namazsızlık var, harama alışmış göz var, incinmiş çocuklar var. Böyle bir evde pahalı mobilya olsa ne olur? Güzel perde olsa ne olur? Duvara güzel levha assan ne olur? İçeride söz kirlenmişse, niyet kararmışsa, gönül yıkılmışsa, mekanın kokusu da ağırlaşır. Bir odada Kur’an okunursa o oda başka olur. Bir odada sürekli günah işlenirse o oda başka olur. Bir sofrada helal lokma ve şükür varsa o sofra başka olur. Aynı sofrada hırs, israf, haram kazanç ve nankörlük varsa o sofra başka olur. Bir mecliste ilim konuşulursa, edep korunursa, insanların ayıbı örtülürse, oraya rahmet kokusu iner. Bir mecliste gıybet, alay, fitne, haset ve nefsânî rekabet dönerse, orada söz çoğalır ama bereket azalır.
Mekanın hafızası dediğimiz şey de budur. Bir yerde olan biten, o yerin manevi iklimine tesir eder. Buna sadece gaybi yönden bakmak da eksik olur, sadece maddi yönden bakmak da eksik olur. İnsan bir yere girdiğinde oradaki ışık, koku, ses, temizlik, düzen, hatıra, orada yaşayanların hali, konuşulan sözler, yapılan ibadetler ve işlenen günahlar hep beraber bir iklim meydana getirir.
Bir çocuk, sürekli bağırılan evde büyürse o evin duvarları ona emniyet değil korku hatırlatır. Bir anne, yıllarca gözyaşı döktüğü odadan geçerken kalbi sıkılır. Bir adam, haram kazançla kurduğu sofrada yese bile doyamaz. Bir talebe, hocasının duasını aldığı meclise yıllar sonra girse bile içi yumuşar. Bunların hepsi bize şunu gösterir, Mekanın sadece maddi şekli değil, yaşanmış manası da vardır.
Büyüklerin “mekanın feyzi” dediği şey de buraya bakar. Bazı mescidlerde insanın kalbi hemen toparlanır. Bazı kabir ziyaretlerinde insanın faniliği hatırlanır. Bazı ilim meclislerinde insanın zihni açılır. Bazı evlerde insan hiç konuşmasa bile huzur bulur. Bunun sebebi, orada Allah’ın anılmış olması, salihlerin oturmuş olması, Kur’an okunmuş olması, gözyaşı dökülmüş olması, helal lokma yenmiş olması ve edebin korunmuş olmasıdır.
Ama yine söylüyorum, Huzur hissetmek tek başına hüküm değildir. Daralmak da tek başına hüküm değildir. His tartılır. Şeriatla tartılır, akılla tartılır, zahir sebeple tartılır, kalbin haliyle tartılır.
Bir evin en büyük korunması, içinde Allah’a isyanın olmamasıdır. En büyük bereketi, helal lokmadır. En büyük nuru, namazdır. En büyük temizliği, Kur’an’dır. En büyük kokusu, güzel ahlaktır. En büyük emniyeti, kul hakkından sakınmaktır.
Bir odanın manevi iklimini değiştirmek istiyorsanız önce camı açın, temizliği yapın, sonra kalbi açın. O odada Kur’an okuyun. Gıybeti kesin. Kavga edilen yerde özür dileyin. Kırılan gönlü alın. Haram olan şeyi çıkarın. Namazı ihya edin. Çocuğun kalbini incitmişseniz gönlünü alın. Eşinize zulmetmişseniz helallik isteyin. Borcunuz varsa ödeyin. Birinin hakkı üzerinizdeyse iade edin. Ondan sonra o evde ferahlık arayın.
Çünkü evin ağırlığı bazen duvarda değildir, hak geçirdiğiniz insanın ahındadır.
İbn Arabi’nin risalelerinde tasavvuf, zahiren ve batınen şeriatın adabına riayet etmek diye tarif edilir, güzel ahlaka sahip olmak ve kötü ahlaktan uzak durmak da bu tarifin içine alınır. Bu ölçü, mekan meselesinde de geçerlidir, Bir yerde dış düzen var ama batıni edep yoksa, orada tasavvufi manada tam bir temizlikten söz edilemez.
Şeyh-i Ekber’in duasında “huzura ermiş mutmain kalp”, “varlığın sırrını gözlemleyen basiret” ve “şeriatın egemenliğine uyan huy” istemesi de bu noktada derindir. İç alem, dış alem ve şeriat edebi birbirinden ayrılmaz. Kalp bozuksa mekan süslenmekle yetinmez, huy şeriatın emniyetine girmemişse sırdan bahsetmek kişiyi kurtarmaz.
Bir evde Kur’an okunursa duvarlar bile şahit olur.
Bir evde gıybet çoğalırsa güzel eşya huzur getirmez.
Bir odada secde varsa, o oda toprağın üstünde küçük bir mescid olur.
Bir odada zulüm varsa, o oda geniş olsa da kalbe dar gelir.
Bir sofrada helal varsa az yemek bereket olur.
Bir sofrada haram varsa çok nimet yük olur.
Ev sadece oturduğun yer değildir, halini bıraktığın yerdir.
Oda sadece kapattığın kapı değildir, içinde konuştuğun sözlerin aynasıdır.
Meclis sadece insan kalabalığı değildir, niyetlerin birbirine karıştığı bir meydandır.
Mekanı temizlemek istiyorsan önce süpürgeyle başla, sonra istiğfarla devam et. Camı aç, havayı değiştir, sonra Kur’an oku, kalbi değiştir. Buhur yakacaksan yak, ama önce gıybeti söndür. Güzel koku sür, ama önce kötü sözü terk et. Evin kapısını kilitle, ama önce harama açılan kapıları kapat.
Çünkü bir evin en büyük muskası, içinde Allah’a isyanın olmamasıdır.
Kur’an: Nur 24/36-37 — Allah’ın adının anıldığı ve sabah akşam tesbih edildiği evlerin şerefi.
Kur’an: Bakara 2/125 — Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’e, Beytullah’ı tavaf edenler, itikafa girenler, rüku ve secde edenler için temiz tutma emri.
Hadis: “İçinde Allah zikredilen ev ile Allah zikredilmeyen evin misali, diri ile ölünün misali gibidir.” Kaynak: Müslim, Salatü’l-müsafirin, 779.
Hadis: “Evlerinizi kabirlere çevirmeyin. Şeytan, içinde Bakara suresi okunan evden kaçar.” Kaynak: Müslim, Salatü’l-müsafirin, 780.
Hadis: Rabbini zikreden kimse ile zikretmeyen kimsenin diri ile ölüye benzetilmesi. Kaynak: Buhari, Daavat, 6407.
Hadis: Allah’ı zikreden topluluğu meleklerin kuşatması, rahmetin kaplaması ve üzerlerine sekinet inmesi. Kaynak: Müslim, Zikir ve Dua, 2700.
İbnü’l-Arabi: Tasavvufun, zahiren ve batınen şer‘i edeplere riayet etmek şeklindeki tarifi. Kaynak: Muhyiddin İbnü’l-Arabi, Istılahatü’s-Sufiyye, “Tasavvuf” maddesi.
Mekan, içinde olup bitenden etkilenir.
Bu sözü söylerken ne hurafeye kapı açıyoruz ne de gaybı oyuncak ediyoruz. Ölçümüz şudur ki, Her daralma cin değildir. Her huzur keramet değildir. Her ağırlık büyü değildir. Her ferahlık da mutlaka gaybi işaret değildir. Fakat insanın yaşadığı yerin, içinde yapılan amellerden, söylenen sözlerden ve hallerden tamamen bağımsız olduğunu söylemek de eksik olur. Kur’an’da Allah Teala, “Allah’ın yüceltilmesine ve içinde isminin zikredilmesine izin verdiği evlerde…” buyurur. Orada sabah akşam Allah’ı tesbih eden kimselerden bahsedilir. Bu ayet, zikrin sadece insanın içine değil, içinde zikredilen mekana da bir şeref verdiğini gösterir. Ev, Allah’ın zikriyle ev olur, yoksa taş üstüne taş koymakla sadece bina olur. Yine Kur’an’da İbrahim ve İsmail aleyhimesselam a Beytullah’ı tavaf edenler, itikafa girenler, rüku ve secde edenler için temiz tutmaları emredilmiştir. Burada yalnız süpürgeyle yapılan temizlik değil, ibadetin hürmeti de vardır. Çünkü ibadet edilen yerin dışı da içi de temiz olmalıdır. Bir mekanda Allah’a yöneliş varsa, o mekanın edebi de vardır.
Hadislerde de bu mana çok açıktır. Efendimiz aleyhissalatü vesselam, “Evlerinizi kabirlere çevirmeyin, şeytan, içinde Bakara suresi okunan evden kaçar” buyurmuştur. Bu hadis bize şunu öğretir, Ev Kur’an’la dirilir. Zikir ve tilavet olmayan ev, bedeni olan ama ruhu zayıflamış insana benzer. Yine “İçinde Allah zikredilen ev ile Allah zikredilmeyen evin misali, diri ile ölünün misali gibidir” manasındaki hadis de bu bahsin temel ölçülerindendir. Demek ki evin diriliği sadece içinde insan bulunmasıyla değil, içinde Allah’ın anılmasıyla kemale erer.
Şimdi bunu günlük hayata indirin.
Bir ev düşünün. İçinde sabah namazına kalkılıyor, Kur’an okunuyor, helal lokma yeniyor, misafire ikram ediliyor, çocuklara şefkat gösteriliyor, eşler birbirine merhamet ediyor, büyüklerin duası alınıyor, gıybet azaltılıyor, yalan sakındırılıyor. Böyle bir evin havası başka olur. Oraya giren insan bazen sebebini bilmeden ferahlar. Çünkü o evde sadece eşya yoktur, dua vardır, edep vardır, rahmet çağıran haller vardır.
Bir ev daha düşünün. İçinde sürekli kavga var, beddua var, bağırma var, gıybet var, haram lokma var, kırılmış kalpler var, kul hakkı var, namazsızlık var, harama alışmış göz var, incinmiş çocuklar var. Böyle bir evde pahalı mobilya olsa ne olur? Güzel perde olsa ne olur? Duvara güzel levha assan ne olur? İçeride söz kirlenmişse, niyet kararmışsa, gönül yıkılmışsa, mekanın kokusu da ağırlaşır. Bir odada Kur’an okunursa o oda başka olur. Bir odada sürekli günah işlenirse o oda başka olur. Bir sofrada helal lokma ve şükür varsa o sofra başka olur. Aynı sofrada hırs, israf, haram kazanç ve nankörlük varsa o sofra başka olur. Bir mecliste ilim konuşulursa, edep korunursa, insanların ayıbı örtülürse, oraya rahmet kokusu iner. Bir mecliste gıybet, alay, fitne, haset ve nefsânî rekabet dönerse, orada söz çoğalır ama bereket azalır.
Mekanın hafızası dediğimiz şey de budur. Bir yerde olan biten, o yerin manevi iklimine tesir eder. Buna sadece gaybi yönden bakmak da eksik olur, sadece maddi yönden bakmak da eksik olur. İnsan bir yere girdiğinde oradaki ışık, koku, ses, temizlik, düzen, hatıra, orada yaşayanların hali, konuşulan sözler, yapılan ibadetler ve işlenen günahlar hep beraber bir iklim meydana getirir.
Bir çocuk, sürekli bağırılan evde büyürse o evin duvarları ona emniyet değil korku hatırlatır. Bir anne, yıllarca gözyaşı döktüğü odadan geçerken kalbi sıkılır. Bir adam, haram kazançla kurduğu sofrada yese bile doyamaz. Bir talebe, hocasının duasını aldığı meclise yıllar sonra girse bile içi yumuşar. Bunların hepsi bize şunu gösterir, Mekanın sadece maddi şekli değil, yaşanmış manası da vardır.
Büyüklerin “mekanın feyzi” dediği şey de buraya bakar. Bazı mescidlerde insanın kalbi hemen toparlanır. Bazı kabir ziyaretlerinde insanın faniliği hatırlanır. Bazı ilim meclislerinde insanın zihni açılır. Bazı evlerde insan hiç konuşmasa bile huzur bulur. Bunun sebebi, orada Allah’ın anılmış olması, salihlerin oturmuş olması, Kur’an okunmuş olması, gözyaşı dökülmüş olması, helal lokma yenmiş olması ve edebin korunmuş olmasıdır.
Ama yine söylüyorum, Huzur hissetmek tek başına hüküm değildir. Daralmak da tek başına hüküm değildir. His tartılır. Şeriatla tartılır, akılla tartılır, zahir sebeple tartılır, kalbin haliyle tartılır.
Bir evin en büyük korunması, içinde Allah’a isyanın olmamasıdır. En büyük bereketi, helal lokmadır. En büyük nuru, namazdır. En büyük temizliği, Kur’an’dır. En büyük kokusu, güzel ahlaktır. En büyük emniyeti, kul hakkından sakınmaktır.
Bir odanın manevi iklimini değiştirmek istiyorsanız önce camı açın, temizliği yapın, sonra kalbi açın. O odada Kur’an okuyun. Gıybeti kesin. Kavga edilen yerde özür dileyin. Kırılan gönlü alın. Haram olan şeyi çıkarın. Namazı ihya edin. Çocuğun kalbini incitmişseniz gönlünü alın. Eşinize zulmetmişseniz helallik isteyin. Borcunuz varsa ödeyin. Birinin hakkı üzerinizdeyse iade edin. Ondan sonra o evde ferahlık arayın.
Çünkü evin ağırlığı bazen duvarda değildir, hak geçirdiğiniz insanın ahındadır.
İbn Arabi’nin risalelerinde tasavvuf, zahiren ve batınen şeriatın adabına riayet etmek diye tarif edilir, güzel ahlaka sahip olmak ve kötü ahlaktan uzak durmak da bu tarifin içine alınır. Bu ölçü, mekan meselesinde de geçerlidir, Bir yerde dış düzen var ama batıni edep yoksa, orada tasavvufi manada tam bir temizlikten söz edilemez.
Şeyh-i Ekber’in duasında “huzura ermiş mutmain kalp”, “varlığın sırrını gözlemleyen basiret” ve “şeriatın egemenliğine uyan huy” istemesi de bu noktada derindir. İç alem, dış alem ve şeriat edebi birbirinden ayrılmaz. Kalp bozuksa mekan süslenmekle yetinmez, huy şeriatın emniyetine girmemişse sırdan bahsetmek kişiyi kurtarmaz.
Bir evde Kur’an okunursa duvarlar bile şahit olur.
Bir evde gıybet çoğalırsa güzel eşya huzur getirmez.
Bir odada secde varsa, o oda toprağın üstünde küçük bir mescid olur.
Bir odada zulüm varsa, o oda geniş olsa da kalbe dar gelir.
Bir sofrada helal varsa az yemek bereket olur.
Bir sofrada haram varsa çok nimet yük olur.
Ev sadece oturduğun yer değildir, halini bıraktığın yerdir.
Oda sadece kapattığın kapı değildir, içinde konuştuğun sözlerin aynasıdır.
Meclis sadece insan kalabalığı değildir, niyetlerin birbirine karıştığı bir meydandır.
Mekanı temizlemek istiyorsan önce süpürgeyle başla, sonra istiğfarla devam et. Camı aç, havayı değiştir, sonra Kur’an oku, kalbi değiştir. Buhur yakacaksan yak, ama önce gıybeti söndür. Güzel koku sür, ama önce kötü sözü terk et. Evin kapısını kilitle, ama önce harama açılan kapıları kapat.
Çünkü bir evin en büyük muskası, içinde Allah’a isyanın olmamasıdır.
Kur’an: Nur 24/36-37 — Allah’ın adının anıldığı ve sabah akşam tesbih edildiği evlerin şerefi.
Kur’an: Bakara 2/125 — Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’e, Beytullah’ı tavaf edenler, itikafa girenler, rüku ve secde edenler için temiz tutma emri.
Hadis: “İçinde Allah zikredilen ev ile Allah zikredilmeyen evin misali, diri ile ölünün misali gibidir.” Kaynak: Müslim, Salatü’l-müsafirin, 779.
Hadis: “Evlerinizi kabirlere çevirmeyin. Şeytan, içinde Bakara suresi okunan evden kaçar.” Kaynak: Müslim, Salatü’l-müsafirin, 780.
Hadis: Rabbini zikreden kimse ile zikretmeyen kimsenin diri ile ölüye benzetilmesi. Kaynak: Buhari, Daavat, 6407.
Hadis: Allah’ı zikreden topluluğu meleklerin kuşatması, rahmetin kaplaması ve üzerlerine sekinet inmesi. Kaynak: Müslim, Zikir ve Dua, 2700.
İbnü’l-Arabi: Tasavvufun, zahiren ve batınen şer‘i edeplere riayet etmek şeklindeki tarifi. Kaynak: Muhyiddin İbnü’l-Arabi, Istılahatü’s-Sufiyye, “Tasavvuf” maddesi.
Son düzenleme: