Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

İmtihanın Sırrı

sulhiye

New member
Katılım
6 Haz 2007
Mesajlar
15
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
56
Yeremya 20.12 Ey dogru kisiyi sinayan, yüregi ve düsünceyi gören Her Seye Egemen RAB.."diye seslenir Yeremya Peygamber.RAB öfkeli ve söyle der:
Yeseya 24.4.Dünya kuruyup büzülüyor, yeryüzü solup büzülüyor, dünyadaki soylular güclerini yitiriyor. Dünyada yasayanlar onu kirletti. Cünkü Tanri`nin yasalarini cignediler, kurallarini ayaklar altina aldilar. EBEDI ANLASMAYI bozdular. Bu yüzden lanet dünyayi yiyip bitirdi, orada yasayanlar suclarinin cezalarini cekiyorlar. Yasayanlar bu nedenle yaniyor, pek azi kurtulacak."
 

sulhiye

New member
Katılım
6 Haz 2007
Mesajlar
15
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
56
Yeseya 45.5 "RAB Benim, baskasi yok, Benden baska Tanri yok. ..Yeseya 45.7Isigi bicimlendiren, karanligi yapan, esenligi ve felaketi yaratan, bütün bunlari yapan RAB Benim.45.18Cünkü Gökleri yaratan RAB, dünyayi yaratip bicimlendiren, pekistiren, üzerinde yasanmasin diye degil, yasansin diye bicimlendiren RAB-Tanri O`dur.-söyle diyor:"RAB Benim, baskasi yok."
45.21 Konusun davanizi sunun. Birbirinize danisin. Bunlari cok önceden duyurup bildirmedim mi? Benden baska Tanri yok, adil Tanri Kurtarici Benim. Yok Benden baskasi."45.15 Gercekten Sen Kendini gizleyen bir Tanri`sin..."
 

sulhiye

New member
Katılım
6 Haz 2007
Mesajlar
15
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
56
Yeseya 51.4"Beni dinle, ey halkim, Bana kulak ver, ey ulusum!Yasa Benden cikacak, Halklara isik olarak adaletimi yerlestirecegim. Zaferim yaklasti, kurtarisim ortaya cikti. Halklari gücümle yönetecegim. Kiyi halklari Bana umut bagladi, umutla gücümü bekliyorlar. Basinizi kaldirip göklere bakin, asagiya, yeryüzüne bakin. Cünkü bu gökler duman gibi dagilacak, giysi gibi eskiyecek yeryüzü; üzerinde yasayanlar sinek gibi ölecek, Ama Benim kurtarisim sonsuz olacak, ardi kesilmeyecek zaferimin. "Ey sizler, dogru olani bilenler, Yasami yüreginde tasiyan halk, dinleyin Beni! Insanlarin asagilamalarindan korkmayin, yilmayin sövgülerinden. Güvenin yedigi giysi gibi, kurtcugun yedigi yapagi gibi yitecekler. Oysa zaferim sonsuza dek kalacak, kurtarisim kusaklar boyu surecek."
 

seyfullah putkýran

New member
Katılım
30 Eyl 2005
Mesajlar
5,807
Tepkime puanı
205
Puanları
0
Yaş
40
Konum
Ruhlar Aleminden
Web sitesi
www.tevhidyolu.net

          Ortalanmis Mesaj         

İşte, temelinde bu espri olan İslamiyet’i yaşarken bizim de, o birliğe ulaştırabilecek tavır ve davranışları iradî olarak sergilememiz lazımdır. Unutulmamalıdır ki; biz başka vesilelerle olduğumuz gibi birbirimizle de imtihan oluyoruz. Yani, Cenâb-ı Allah bizi bir kısım hadiselerle ve şerirlerin şerleriyle imtihan ettiği gibi kendi kardeşlerimizle de imtihan ediyor. Kur'an-ı Kerim de, "..Biz onların bir kısmını diğerleriyle imtihan ettik.." (En'am, 6/53) buyuruyor. Öyleyse biz, diğer müminlerle aramızdaki her münasebeti imtihanın ayrı bir yönü olarak ele almalı, bütün menfî duygu, düşünce ve tavırları imtihan unsurları olarak görmeliyiz.
İnsan bir imtihanda olduğunu daha baştan kabul etmezse, en yakın daireden küfür dairesine kadar herkesin onunla uğraştığına, elini attığı her dalın kırılıp her yerin sarsıldığına, herkesin ona karşı düşman vaziyeti aldığına inanır. Oysa, bunların birer imtihan vesilesi olduğunu kabul etse, o türlü bütün mülahazalar eriyip gidecektir. Sürekli şoku yaşanan çirkin yüzlü toslamalar gayet mûnis, inşirah veren hadiseler haline gelecektir. Ama biraz katlanmak gereklidir.
Bizler beşeriz, dolayısıyla bir kısım kusurlarımızın olması gayet normaldir. İnsanları teker teker deşeleseniz; az konuştursanız, bir psikanalize tâbi tutsanız, hemen herkesin kendi arkadaşlarına karşı neler neler döktürdüğünü görürsünüz. Bu beşer tabiatında vardır. Onun için, biraz sadrı geniş, sinesi yumuşak bir insan olmaya çalışmalı. Önüne çıkan dağları tepeleri aştığı gibi dost ve arkadaşlarının kusurlarını da kulluk yolundaki akabeler olarak görmeli ve onları da sabır, hoşgörü ve hilmin kanatlarını kullanarak aşmaya gayret göstermelidir.
İnsan ebedî saadete talip olduğundan, en başta şunu düşünmesi gerekir: Biz ucuz bir şeye değil, ebedî saadete talibiz. Üstad Hazretleri’nin Yirminci Mektup’ta verdiği ölçüler içinde “Dünyanın bin sene mes'udâne hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen Cennet hayatına; ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rüyet-i cemâline mukabil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâlin daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna” talibiz. İşte, ardına düştüğümüz hedef bu kadar pahalı olunca, o hedef nisbetinde de ceremeye katlanmamız, mağrem altına girmemiz iktiza eder. O büyük hedefe yürüdüğümüz yolda birer tepe şeklinde önümüze çıkan sevmediğimiz tavır, söz ve davranışları o kutlu hedef hatırına baştan kabul etmek, imtihan vesilesi bilmek ve güzel huyla onları aşıp tekrar yola koyulmak gerekir.
Öyleyse, keşke insanların kusurlarından daha çok, iyi yanlarını görüp takdir edebilsek.. Keşke başkalarının hatalarına karşı gözsüz, kulaksız ve dilsiz olabilsek de o kusurları görmesek, duymasak ve dile dolayıp mukabelede bulunmasak.. ve Allah'ın bizi affettiği, Peygamber'in affa âmâde olduğu ve bazı has kulların affetmeyi tabiat haline getirdiği gibi bizler de herkesi affedebilsek.
İslamiyet, insanların kusurlarını araştırmamayı, gayr-i ihtiyari gördüğümüz zaman da göz yummayı ve onları affetmeyi sadaka saymıştır. Affı esas alan insanları sena makamında Kur’an-ı Kerim: “O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkeyle yutkunur ve insanları affederler.." (Al-i İmran, 3/134) demektedir.
Soru: İnanıp, inandığı istikamette hizmet eden insanlar olarak karşılaşabileceğimiz en önemli imtihan çeşitleri nelerdir?
Allah Rasulü (s.a.s) döneminden başlamak suretiyle, günümüze gelinceye kadar, İslâm davasına sahip çıkan hemen her ferd, çeşitli imtihanlara muhatap olmuştur. Olabildiğine çeşidi çok olan bu imtihan unsurlarının başında, hiç şühpesiz, ehl-i dalâlet ve ehl-i küfrün baskısı, müminlere düşünce ve niyetlerini anlatma imkan ve fırsatının verilmemesi, ölüme ve öldürülmeye kadar uzanan eziyet ve işkenceler gibi hususlar gelir. Bu hususlarda mutlak fazilet ve kemal, Sahabe-i Kirarri a aittir. Gerçi Ashab-ı Kiram'dan önce de davaları uğrunda, Efendimiz'in Habbab b. Eret'e ifade ettiği: "İnananlar, sırf inançları yüzünden çukurlara yatırılır, testere ile vücutları ikiye ayrılır, demir taraklarla etleri kemiklerinden sıyrılırdı da, onlar yine dinlerinden dönmezlerdi." şeklinde resmedilen kahramanlar da vardı ama, ihtimal ki yine de mutlak fazilet ve kemal, Sahabe-i Kiram hazerâtına aittir.
Daha sonraki dönemlerde de, Sahabe misal eziyet ve işkencelere maruz kalanlar olmuştur. Mesela, bizim dünyamızda bir Ebu Hanife, bir Ahmet bin Hanbel bir Serahsi, bir Gazali ve bir Bediüzzaman Hazretleri buna önemli misaller teşkîl ederler. Ve bu zatlarla, aynı çizgide eziyetlere maruz kalan kişiler de, dava düşünceleri, hayat felsefeleri, aksiyon ve fedakârlıkları bakımından aynı arenanın kahramanları sayılabilirler.
İmtihan unsurlarından en önemlisi -bana göre-
Kurân’ın, "Bazınızı, bazınız ile imtihan ediyoruz." (En'am, 6/53)
ayetinde ifade buyurduğu, hizmet insanlarının kendi aralarında imtihan olmalarıdır. Böyle bir imtihan, imtihanların en korkuncu ve kazanma kuşağında kaybetmeye en yakın olanıdır. Sahabe-i kiram, imtihanın bu türlüsü ile defaatle karşı karşıya gelmiş ve Allah'ın inayetiyle hemen bu imtihanların hepsini de kazanmıştır…
İmtihan çeşitlerinden bir diğeri de tenperverlik, hâneperverlik, çocukperestlik, toruınperverlik.. vb. şeylerdir. Hizmetin ilerleyen seyri içinde, özellikle bir zamanlar önde bulunan insanlar için her zaman söz konusu olan bu imtihan, şimdilerde çoklarının elenmesine sebep olabilir. "Bizler çok çalıştık. Artık gençler koşsun. Biraz biz, istirahatımıza bakalım. Evimiz, çoluk ve çocuğumuzla ilgilenelim' düşüncesi, böyle bir imtihanın başlangıcı sayılabilir. Burıunla ilgili olarak, Ebu Eyyüb elEnsari(r.a)'nin İstanbul kuşatması esnasında "AIlah yolunda infak edin. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın" (Bakara, 2/195) ayeti münasebetiyle beyan buyurduğu hakikat her zaman şayân-ı mütalâa olmalıdır.
Kuşatma esnasında bir kısım askerler, kendilerini göz göre göre ölüme atan arkadaşlarına: "Kendi ellerinizle kendinizi tehfikeye atmayın." ayetini okuyarak onları uyarırlar. Bunun üzerine Mihmandar-ı Rasul Ebu Eyyüb Hazretleri "Âyeti doğru okuyor, fakat yanlış tevil ediyorsunuz." der. Ve devamla "Biz Ensar topluluğu, Mekke fethinden sonra "artık İslâm aziz oldu. Biz de mal varlığımızı muhacirin ile paylaşmış, bahçelerimizi bağlarımızı ihmal etmiştik. Şimdi biraz da kendi başımızın çaresine bakalım." dedik. O esnada bu ayet nazil oldu. Yani "Mallarınızı Allah yolunda infak edin. İnfak etmemek suretiyle kendinizi, kendi ellerinizle tehlikeye atmayın." Görüldüğü gibi Kurân'ın beyanıyla, böylesi düşünceler de bir imtihan sayılabiliyor.
Şahsen ben ölümü arzu etmenin de bir imtihan olduğu kanaatindeyim. Kavuşabiliriz, kavuşamayız bu ayrı bir mesele ama, Allah Rasulü (s.a.s), Ashabı, Tabiin, Tebe-i Tabiîn ve günümüze gelinceye kadar nice büyüklerle kavuşmayı arzu etme çok güzel bir şey. Ancak, bunun, hizmetler dolayısıyla çekilen sıkıntılar yüzünden olmadığını nereden bileceğiz!
Hasılı; hizmet erlerinin başına musallat olmuş dünya kadar imtihan çeşitleri vardır. Mühim olan, hakikat erlerinin bunun farkında ve şuurunda olarak, kulluğun gerektirdiği tavrı takınabilmeleridir.
Unutmayın!

"Vazife cümleden âlâ, nefis cümleden edna.


 

muhammet

New member
Katılım
22 Şub 2007
Mesajlar
830
Tepkime puanı
14
Puanları
0
Yaş
48
“Gelse celâlinden cefa
Yahud cemâlinden vefa
İkisi de câna safâ
Lütfun da hoş kahrın da hoş.”

ALLAH razı olsun seyfullah kardeş
 

Serhan Eðeryýlmaz

New member
Katılım
1 May 2007
Mesajlar
385
Tepkime puanı
12
Puanları
0
Yaş
37
73 - Hz. Aise (radiyallahu anha) sunu anlatir: Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)'in bir hasiri vardi, geceleri perde yapip gerisinde namaz kilardi, gunduzleri de yayip uzerine otururdu. Halk da Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'in yanina donep (gelip) aynen onun gibi namaz kilmaya basladilar. Sayi gittikce artti. Bunun uzerine Resulullah (aleyhissalatu vesselam) onlara yonelerek sunu soyledi: "Ey insanlar, takat getireceginiz isleri yapin. Zira siz (dua etmekten) usanmadikca Allah da sevap yazmaktan usanmaz. Allah'a en hos gelen amel, az da olsa devamli olanidir." Ravi der ki: Muhammed (aleyhissalatu vesselam)'in ailesi bir is yapinca onu sabit kilardi (artik terketmez devamli yapardi).
Buhari, Iman 16, Ezan 81, Rikak 18; Muslim, Salat 283, (782); Muvatta, Salatu'l-Leyl 4, (1, 118); Nesai, Kiyamu'l-Leyl 1 (3, 218); Ebu Davud, Salat 317, (1368).
Buhari'nin Ebu Hureyre (radiyallahu anh)'den yaptigi bir rivayette: "Orta yolu tutun, guzele yakin olani arayin, sabah vaktinde, aksam vaktinde, bir miktar da gecenin son kisminda yuruyun (ibadet edin), agir agir hedefe varabilirsiniz. Unutmayin ki sizden hic kimseye, yaptigi amel, cenneti kazandirmayacaktir" buyurdu. "Sen de mi (amelinle cennete gidemiyeceksin) ey Allah'in Resulu?" dediler. "Evet, ben de, dedi, Allah affi ve rahmeti ile muamele etmezse ben de!"
(Buhari, Rikak 18)
Buhari ve Nesai'de gelen bir baska rivayette: "Bu din kolayliktir. Kimse (asiri gayretle) dini gecmeye calismasin, (basa cikamaz, yine de yapamadigi eksiklikleri kalir ve) galebiyet dinde kalir" buyrulmustur.
(Buhari, Iman 29).
 

kafkaskartali

New member
Katılım
10 Haz 2007
Mesajlar
106
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
53
Konum
Almanya
Allah Razi olsun kardesim.Bir kere daha hatirlattin bizlere dünyanin imtihan dünyasi oldugunu.
Ah bir anlayabilsek.Her daim de o bilincle olaylara bakabilsek.
Her imtihanda zahiren nasil davranmamiz gerektigini bize bildiren iste zahiri ilimlerdir.Bu yapmamiz gerekenleri öfke yada hased,kin,riya v.s seylerin sebebi ile yapmaktan vazgecmememiz icin de bu duyguyu her an tasimamiz lazim.
Bu da Rabbimizden Gafil olmamakla mümkündür.Onun icin ALlah insana Sah damarindan daha yakindirin manasini bilmek degil nalmak ve yasamak gerek.
Rabbim o kullarindan eylesin.O mümkün degilse o istikamette israrla yol almaya calisan kullarindan eylesin insaAllahu Teala
 

seyfullah putkýran

New member
Katılım
30 Eyl 2005
Mesajlar
5,807
Tepkime puanı
205
Puanları
0
Yaş
40
Konum
Ruhlar Aleminden
Web sitesi
www.tevhidyolu.net

          Ortalanmis Mesaj         



HER SEVİYEDE İMTİHAN

İnsan her seviye ve mertebede imtihan halindedir. Mesela:
Risâle-i Nur Külliyatı iyi bir ameliyat-ı fikriyye yapmaya vesiledir. Herkes kendi seviyesine göre okursa ve hele sürekli okursa ondan çok çok istifade edebilir. Çünkü bu eserler Kur’ân’dan mülhem pırıltılardır. Öyle olması da bir imtihandır. Eserlerde kullanılan ifade tarzı da bir imtihan.. Bediüzzaman’ın ekrad içinde neş’eti de ayrı bir imtihandır. Bazıları işte bu noktalara takılıp kalabilir ve o bereketli zat ve eserlerinden yararlanmayabilirler.
Bunun için, insan; Allah’tan (cc) devamlı olarak istikamet istemeli. Nasıl ki gündüz yaptığı ibadetten dolayı yorulan bir insan, uyuduğu zaman da ibadet yapmış gibi sevap alır. Öyle de hayatının her saniyesinde istikamet arzusuyla dopdolu yaşayan bir insana da Allah (cc) birgün bunu lütfedebilir.

İMTİHAN SIRRI

İmtihan görmemiş ölü gönül ve ham ruhların, nefisleri adına insanlığa yükselmeleri bahis mevzuu olamayacağı gibi, içinde yaşadıkları topluma da, en küçük bir menfaatleri dokunmayacaktır.
Elmas gibi ruhların, kömür tıynetli kimselerden ayrılması imtihana bağlıdır. İmtihanın olmadığı bir yerde, altını, taştan-topraktan; elması da kömürden tefrik etmeye imkân yoktur. Ve yine imtihanın olmadığı bir yerde, en uğursuz ruhlar en yüce kametlerle iç içedir. İmtihanla, melekler gibi sâfi ruhlar, habis ruhlardan ayrılır ve kendileri için mukadder zirvelere yürürler.

HZ. EYYUB VE İMTİHAN

Soru: Hz. Eyyûb (as)’un bir hastalıkla imtihan edilmesi herhangi bir günahından dolayı mı idi?
Cevap: Hz. Eyyûb (as)’un hiç günahı olmayabilir. Ancak nebîler mukarrabinden oldukları için, akıllarından geçen birşeyden dolayı bile böyle hastalıklara mübtela olabilirler. Onlar kendi dünyalarında, kendi nübüvvet platformlarında kurbiyetin iktiza ettiği şeyi ihlal ederlerse, Allah (cc) onlara böyle bir belâ verebilir. Fakat herşeye rağmen biz onları kritiğe tâbi tutamayız.
Ayrıca bela ve musibet için, ille de önceden günah işlenmiş olması şart değildir. Zira Peygamber Efendimiz’in (sav) masum olmasına rağmen sık sık başı ağrır ve bundan dolayı da başlarına sarık sararlardı. Şimdi bunun arkasında hemen bir günah aramak kat’iyen doğru değildir.
Ayrıca bir de müsbet ve menfî ibadet şekli vardır. Müsbet ibadetler namaz, oruç vs.. menfiler ise işte böyle hastalıklar vesairdir. Ayrıca böyle bir imtihanla sadıklar, sadık dostlar ortaya çıkar. Nitekim Hacı Bayram Veli’nin bir imtihan neticesinde bir buçuk müridinin kalması gibi. Bu çok önemlidir. Evet, sizi en sıkıntılı anınızda terketmeyen, sizin en sadık dostlarınızdır.

Bu uzun faslı Yunus Emre’nin irade ile alâkalı mısralarıyla bitirelim:

Aciz kaldım zalim nefsin elinden
Şol dünyanın lezzetinden doyamaz.
Aynını (gözünü) almıştır gaflet gömleğin
Ömrünün gelip geçtiğini bilemez.
İlâhî gaflet gömleğin giyene,
“Müslüman” der misin nefse uyana?
Kazanıp kazanıp verir ziyana
Hakk yoluna bir pulunu kıyamaz.
İlâhî, gafletten uyar gözümü,
Dergâhında kara etme yüzümü
Yunus eder, gelin tutun sözümü
Dünya seven, ahireti bulamaz.



 

sinang

New member
Katılım
10 Eyl 2006
Mesajlar
1,628
Tepkime puanı
276
Puanları
0
Konum
bezm-i ezelden
şiddetli bir imtihan

şiddetli bir imtihan


بســـم الله الرحمن الرحيم

İmtihanın çeşitleri vardır. Sabır imtihanı, şükür imtihanı, sevap imtihanı, yönlendirme imtihanı, terbiye imtihanı, arınma imtihanı ve değerlendirme imtihanı.
"Bunda, muhakkak ki (İlahi kudreti ispatlayın) deliller vardır. Biz. elbette ki imtihan ederiz." (el-Mü'minûn: 30)
"Denemek için sizi şerr ve hayırla imtihan ederiz." (el-Enbiya: 35)
Şerle imtihanın niçin olduğu bellidir. Amaç, imtihana giren kimsenin tahammül gücünü, kötülüğe karşı sabır derecesini, Rabbine güven ve Rabbinin merhametini umma derecesini ortaya çıkarmaktır. Hayırla imtihana gelince, bunu açıklamak gerekir:
İmtihanların en ağırı hiç şüphesiz hayırla imtihandır. İnsanlar bunun tersini; hayırla imtihanın, şerle imtihan yanında hafif kaldığını zannetseler bile..
Şerle imtihanı başarıyla atlatanlar pek çoktur. Ama hayırla imtihana göğüs geren insanların sayısı çok azdır.
Hastalık ve zayıflık imtihanına sabredenler çoktur. Sıhhat ve kudret imtihanına ise dayanan, aşırı öfkesini bastırıp sinirsel gerginlik ve taşkınlığını frenleyebilen kimseler pek azdır.
Fakirlik ve yoksulluğa dayanarak nefsini düşürmeden ve alçaltmadan yaşayanlar pek çoktur. Ama servet ve varlığa, zenginliğin yol açtığı, özendirdiği eğlenceye, arzu ve şehvetlere dayanan kimseler pek azdır.
İşkence ve eziyetlere korkmadan sabredenler, ceza ve tehditleri ürkmeden atlatanlar pek çoktur. Ama makam, mevki, eğlence ve servet vaadlerine dayanamayanlar pek çoktur.
Sıcak, savaş ve yaralanmalara dayanabilenler pek çoktur. Ama rahatlık ve bolluk içindeyken ruhsal çöküntüler ve gayretsizlik doğuran boşvermişliğe ve insanlara boyun eğdiren ihtiraslara kapılmadan sabredebilenler ise pek azdır.
Sıkıntı ve darlık hali, bir takım kazançlar da getirebilir, örneğin direnme gücünü arttırır, onurlu bir yaşama alıştırır ve sinirsel istikrara neden olur. Bu durumda insan tüm gücünü toparlayıp sıkıntıyı metanetle karşılayacaktır. Bolluk haliyse, sinirleri gevşetir. Dayanma gücünü zedeler, dikkat ve direnme mekanizmasını da zaafa uğratır. Sıkıntı aşamasını başarıyla atlattıktan sonra bolluk ortamına giren insanların, sınavda kaybetmelerinin nedeni budur işte. İnsanoğlunun durumu budur. Tabi ki Allah'ın koruduğu kimseler bunun istisnasıdırlar. Ki bunlar Hz. Peygamber (s.a.v.)'in haklarında şöyle buyurduğu kimselerdir:
"Mü'minin durumu hayret vericidir. Çünkü onun herşeyi hayırlıdır. Bu özellik, mû'minden başka hiç bir kimseye verilmemiştir. Mü'min bir rahatlığa kavuşunca sabreder; ki bu onun için hayırlıdır. Mü'min, kendisine bir zarar dokunduğu zaman da sabreder, ki bu da onun için hayırlıdır." (Müslim 4/2294)
Böyle olanlar ise azınlıktadır. Bu bakımdan bolluk imtihanında nefsi uyanık tutmak; şerle imtihanda nefsi uyanık tutmaktan çok daha zordur. Ama her iki durumda da en büyük teminat, Allah'la bağlantıyı sürdürmektir. İnsanların madenini ve gönüllerin yapısını asıl ortaya çıkaran şey. bolluğu izleyen sıkıntı ve sıkıntıdan sonraki bolluk durumudur. Budur yüreklerin anlık ve kirlilik derecesini ortaya çıkaran. Sabrın da, kararsızlığın da derece sini belirleyen budur. Budur Allah'a güven veya umutsuzluk; Allah'ın kaderine teslimiyet veya isyankarlık ve serkeşlik derecelerini meyadana çıkaran.. Çünkü kadrolar, bu durumda arınabilir. Mü'min ve münafık böyle durumlarda belli olur. Mü'min kendi konumu, münafık da kendi konumuyla belli olur. Nefislerin kapalı ve yabancı noktaları öğrenilir. Kadroların, kimliği belirsiz ve karışık kimi üye ve bireylerin güvensiz tavırlarından doğan uyumsuzluk ve yabancı unsurlardan arınması buna bağlıdır.
Sıkıntı ve bolluğun birbirini izlemesi, yanılmaz bir mihenk ve sapmaz bir ölçüdür. Tüm bu konularda bolluk halinin, sıkıntı halinden bir farkı yoktur. Şiddet halinde sabredip birbirine bağlanan, ama bolluk durumunda çözülüp çöküntüye uğrayan pek çok kimse vardır. Mü'min kimse sabredendir. Şiddet halinde sabredip bolluk durumunda alçalmayan kimsedir. Yani her iki durumda da Allah'a yönelip kendisine gelen hayrın da şerrin de Allah'ın izniyle olduğuna inanan kimsedir. Yüce Allah'ın, nefisleri, bolluktan sonra şiddetle imtihan ederek gittiğine kesinlikle inanan kimsedir.
Sonra şu da var:
Kur'an-ı Kerim, beşeri yapıya hitap etmektedir. Bu yapının gizli bileşimini, açık-kapalı tüm özelliklerini, girinti, çıkıntı ve eğrilerini bilen Yaradan'ın kitabı olarak hitap etmektedir. Yüce Allah bu yapının zaaf noktalarını elbette ki bilmektedir. Mal ve evlada olan tutkunluğun nefsin derinliklerinde varolan bir zaaf olduğunu kesinlikle bilmektedir. Bundan dolayı uyarıyor Yüce Allah.. İmtihanın hakikatine dikkat çekiyor:
"Bilin ki mal ve evladınız, sizin için bir fitnedir. Allah'ın katındaysa hiç şüphesiz büyük bir mükafat vardır." (el-Enfal: 28)
Mal ve evladı veren Yüce Allah'tır. Onun katında mal ve evlattan çok büyük bir mükafat vardır. Mal ve evlad fitnesini aşan kimselere verilecek büyük bir mükafat, öyleyse dava emanetinden ve cihadın fedakârlıklarından kaçmak yok. Güçlü olmanın verdiği fitne de böyledir. Ama gönüllerini en büyük kuvvete bağlayan kimseler, kendilerine sadece dünyalık bir İmkan sağlayan fani kuvvetlerle fitneye kapılmazlar. Çünkü bu kimseler, kendilerinden daha güçlü olan Rablerinden korkarlar. Bundan dolayı da tüm güçlerini Allah'a itaate verirler. Onun adını yüceltme yolunda kullanırlar. Ve bu kimseler mal ve evladla da fitneye kapılmazlar. Mal ve evlad yüzünden cihadtan geri kalmazlar. Mal ve çocuklarını Allah'a itaate yöneltirler. Gönülleri kuvvet ve nimetin kaynağından kopan kimselere gelince:
Onlar eğlenirler, yiyip içerler. Tıpkı hayvanların yediği gibi.
"Bu kimselerin amelleri, dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır." (el-Tevbe: 69)
Bu arada Kur'an-ı Kerim, dünya hayatında kafirlere, asilere ve İlahi nizamın düşmanlarına verilen bolluğun doğurabileceği fitneye de dikkat çekmektedir. Bu uyarıyla Yüce Allah, bu dünyalık metaı, gerçek nitelik ve değeriyle tanıtmaktadır. Böylece bu metaın gerek sahipleri için, gerekse çeşitli eziyetler içinde bulunan mü'minler İçin bir fitne konusu olmasından sakındırmaktadır:
"Kafirlerin beldelerde (ticarî) tasarruflarda bulunup durması sakın seni aldatmasın. Çünkü bu (bir ömürlük) az bir metadır. Bundan sonra ise (bu kimselerin) varacakları yer cehennemdir. Orası da ne kötü bir duraktır." (Alî İmran: 196-197)
Kafirlerin memlekette refah içinde dolaşmaları, nimet ve varlığın bir göstergesidir. İmkan ve iktidar sahibi olmaklığın bir belirtisidir. İster istemez akla bir şeyler getiren -hatta biraz da yoksulluk ve sıkıntı İçinde bulunan, eziyet ve yorgunluktan bitab düşen, yurtlarından kovulup cihad içinde bulunan mü'minlerin gönlünü kurcalayan bir durumdur bu. Batılın adamları bunca nimet ve eğlencenin içindeyken tüm bu zorluk ve korkulardan etkilenen mü'minlerin aklına bir şeyler getirebilen durum...
Ayrıca bu durum, hakkı ve hak ehlini bunca dertlerin içinde, batıl ve ehlini de rahatlık ve bolluk İçinde gören halk yığınlarının aklına da bir şeyler getirebilir. Aynı aldanma ve gönül kurcalanması, bizzat batıl ehli sapıklar için de söz konusudur. Çünkü onlar da bu durumu gördükçe şerr ve fesad doğrultusundaki faaliyetleri daha da artar. Sapıklık, şaşkınlık ve azgınlıkları daha da ileriye gider.

Müellif Seyyid Kutub-Eser Fizılal-il Kur'an
 

FUADEKE

New member
Katılım
26 Haz 2007
Mesajlar
95
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
32
Konum
Diyar-ý ÝSLAM
NİÇİN İMTİHAN OLUYORUZ?


İNSAN yaratılışı itibariyle, kendisine verilmiş olan duygular ve hisler sebebiyle sınavdan hoşlanmaz. Çünkü sınav demek risk demektir. İnsan ise durumunu her şart altında korumayı sever; daha da ötesi, sağlamlaştırmak ister. Sınavlar ise gidişatı aksatır ve durgunlaşan durumları bozar ve eldekileri riske ederler.

Sınavlar insanın konumunu riske eder, bu doğrudur; ancak bu risk öldüren değil geliştiren bir risktir, tıpkı tohumun toprağa düşmesi gibi. Artık eski hâli muhafaza imkânı kalmamıştır toprağa düşen tohum için. O ya açılmalı ya da çürümelidir. Tohum tercihini yapmak zorundadır. Çürümek için herhangi bir şey yapmasına gerek yoktur. Gelişmek içinse, kendisine verilen cihazları, cebindeki plân ve program dahilinde kullanması ve çalışması gerekecektir.

İnsan dünya hayatı açısından yedi yaş sınırında sosyal hayatın toprağına düşer. Önce bir bekleyiş ve çözünüm döneminden geçecektir. İlkokul ve ilk sınıflarda da bildiğimiz anlamda bir sınav yoktur. Çünkü öğrenilmiş şeyleri aktarabilme yeteneği tam olarak açılmamıştır. Sınavların başlaması ile öğrenci daha önceki durumlarına oranla daha sıkı bir sürece girer. Fakat bu beraberinde bir olgunlaşmanın, önceki duruma oranla daha kemâl bir mertebeye geçişin de göstergesidir.

Meselâ, kolej sınavlarına hazırlanan bir genç—eğer başarabilirse—daha fazla inkişaf edip açılabileceği, yeteneklerini daha güzel kullanabileceği bir ortama, hem de inkişaf etmiş olarak katılır.

Sınavların gerçek anlamda ciddileşmesi ise, sınav öncesi ve sonrasının daha bariz bir şekilde farklılaştığı, öğrenilen bilgilerin ve sınavda elde edilen başarının artık bir hayat çizgisine dönüşebilme imkânının ve ihtimalinin bulunduğu üniversitelerde kendini gösterecektir. Doktora sınavları ise, daha da zor sınavlardır. Çünkü sınavı başarabilmeniz için oldukça ciddi bir tez sunmanız gerekir. Hazırlamanız gereken tezde, hiç kimsenin görmediği, atlayıp geçtiği gerçekleri, yönleri yakalamanız istenecektir. Yani özgünlüğünüzü ve yeteneğinizi buluşturarak ‘orijinal’ bir eser oluşturmanız gerekmektedir. Belki de o ortamda bulunuş nedeninizi, o atlanıp geçilen yerlerde bulacaksınızdır. O süreçte hiç kimsenin çözemediği bir meseleyi çözmüş, kimsenin göremediği noktaları görüp kavrayabilmiş, itimat eden ve edilen biri olarak o ortamdan ayrılabilmeyi ise, o sınava borçlu olacaksınızdır.

Yani, sınavların yoğunlaşması ve ciddileşmesi, ciddi riskleri beraberinde getirdiği gibi aynı zamanda sınava tabi tutulan kişinin bir açılım içerisinde olduğunun da habercisidir. Dünya hayatı açısından durum budur. Peki, insanın ebede giden yolculuğunda vaziyeti nasıldır?

Görebildiğimiz kadarıyla, şu kâinâtın içerisindeki varlıklardan insan hariç hiçbiri, bir sınanmaya tâbi tutulmamaktadır. Dağlar sınanmıyordur, denizler de, taş da, toprak da, ağaç da... İnsanın sınanıyor oluşu, onun kalitesine, onun içsel donanımının mükemmelliğine bir işarettir. Çünkü o, sınanmayı taşıyabilecek kadar ciddi bir donanıma sahiptir.

Şu hayatta ise, hiç kimsenin görmediği, atladığı, geçip gittiği gerçekler, gizli hakikatler; anlaşılmamış, çözülmemiş kapalı kapılar ve bunları açabilecek anahtarlar vardır. Sınanmalarda ise kapılar aralanır, işaretler sunulur. Özellikle sıkıntılı sınanmalarda şu hayatın en büyük gerçeği olan fena (geçicilik) ve ahiretin en büyük gerçeği olan bekâ (kalıcılık) kendini en gerçek bir şekilde hissettirir. İnsan ise bu netliğin ortasında şu hayatın içerisinde bulunuş nedenlerini, kendisini hayata gönderenin kasdını, amaçlarını belki de ilk defa o kadar gerçek, o kadar ciddi bir biçimde hissederek görür, görerek yaşar ve hayatına dair alınması gerekli olan kararları almaya cesaret hisseder.

Gerçekte şu dünyada bulunuş nedenimiz eğer bizde yerleştirilmiş olan yeteneklerin açılımı, inkişaf etmesi ise bunun en önde gelen vesileleri sınavlardır. Sınavların en ciddileri ise en sıkıntılı sınavlardır. Ciddi sınanmalar hem geçmişe; geçmişte açılmasına engel olduğumuz, açılırken körelttiğimiz yönlerimize dair ipuçları verebilirler, hem de geleceğe, inkişaf etmesi, açılması gereken yönlere dair işaretlerde bulunup, yol gösterebilirler.

Böylece, yaşanan sınanmalar vesilesiyle insanın bulunduğu şu hayat ciddi bir ticarete, verimli bir fakülteye dönüşmektedir. Her sınav bir sıçrama tahtası gibi görev görerek, dikey anlamda gelişimimize, inkişafımıza imkânlar sunmakta, yüksek âlemlere ve mertebelere bir nevi buraklık etmektedir.

İşte bu nedenlerle, gitmekle kalmak arasında farkı göremiyorsanız, dünyanının sıkıntılı yüzü sizi gitmeye zorluyorsa yada gideceğiniz diyara olan özleminiz korkularınıza galip geliyorsa bu dünyada size sunulan nimetlerin farkında değilsiniz demektir. Gitmekle kalmak arasındaki fark, sadece sınavlarla, imtihanlarla dolu şu dünya hayatında, inkişafın hatırı için dünyayı tercih etme yönünde ağır basmayıncaya kadar; kalmaya dair ağır basan duygular O’na daha yüksek bir mertebede ibadet, daha derin bir ubudiyyet, daha geniş bir risalet, elde edinilenleri ihtiyacı olanlara ulaştırmaya daha ciddi bir gayret için oluncaya kadar, sınavın gerçek yüzü okunmamış, sınavın gerçek görevi anlaşılıp yerine getirilmemiş olacaktır.

Zira, şu dünya hayatını anlamlı kılan, anlamlandıran sınavlardır. Yani sınavlar olmasa bu hayatta kalışımızın bir anlamı kalmayacaktır. Çünkü sınav yoksa açılım yoktur, açılımın olmadığı bir hayat süreci ise durdurulmaya mahkûmdur. Görünen o ki, hayatımızı tehdit ediyormuş gibi görünen sınavlar, aslında hayatta kalışımızın en temel nedenlerinden biri olarak kendini göstermektedir.

Ya da tam tersine, lezzetler ve eğlenceler nedeniyle dünyayı tercih etme ile sonuçlanan bir eğilimin de anlamsızlığı aşikârdır. Girdiği fakültenin farkında olmayan, sınavlara girmeyerek geçici olarak külfetten kurtulan bir üniversite öğrencisinin rehavetinde geçirilen bir hayatın sonrasında, tasdiknameyi alarak arka kapıdan hayatı terketmek, insan gibi nazik donanımlı bir zihayat için hazin bir sondan başka birşey değildir.
 

sulhiye

New member
Katılım
6 Haz 2007
Mesajlar
15
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
56
Rabbin günü geliyor

Rabbin günü geliyor


          Ortalanmis Mesaj         



HER SEVİYEDE İMTİHAN

İnsan her seviye ve mertebede imtihan halindedir. Mesela:
Risâle-i Nur Külliyatı iyi bir ameliyat-ı fikriyye yapmaya vesiledir. Herkes kendi seviyesine göre okursa ve hele sürekli okursa ondan çok çok istifade edebilir. Çünkü bu eserler Kur’ân’dan mülhem pırıltılardır. Öyle olması da bir imtihandır. Eserlerde kullanılan ifade tarzı da bir imtihan.. Bediüzzaman’ın ekrad içinde neş’eti de ayrı bir imtihandır. Bazıları işte bu noktalara takılıp kalabilir ve o bereketli zat ve eserlerinden yararlanmayabilirler.
Bunun için, insan; Allah’tan (cc) devamlı olarak istikamet istemeli. Nasıl ki gündüz yaptığı ibadetten dolayı yorulan bir insan, uyuduğu zaman da ibadet yapmış gibi sevap alır. Öyle de hayatının her saniyesinde istikamet arzusuyla dopdolu yaşayan bir insana da Allah (cc) birgün bunu lütfedebilir.

İMTİHAN SIRRI

İmtihan görmemiş ölü gönül ve ham ruhların, nefisleri adına insanlığa yükselmeleri bahis mevzuu olamayacağı gibi, içinde yaşadıkları topluma da, en küçük bir menfaatleri dokunmayacaktır.
Elmas gibi ruhların, kömür tıynetli kimselerden ayrılması imtihana bağlıdır. İmtihanın olmadığı bir yerde, altını, taştan-topraktan; elması da kömürden tefrik etmeye imkân yoktur. Ve yine imtihanın olmadığı bir yerde, en uğursuz ruhlar en yüce kametlerle iç içedir. İmtihanla, melekler gibi sâfi ruhlar, habis ruhlardan ayrılır ve kendileri için mukadder zirvelere yürürler.

HZ. EYYUB VE İMTİHAN

Soru: Hz. Eyyûb (as)’un bir hastalıkla imtihan edilmesi herhangi bir günahından dolayı mı idi?
Cevap: Hz. Eyyûb (as)’un hiç günahı olmayabilir. Ancak nebîler mukarrabinden oldukları için, akıllarından geçen birşeyden dolayı bile böyle hastalıklara mübtela olabilirler. Onlar kendi dünyalarında, kendi nübüvvet platformlarında kurbiyetin iktiza ettiği şeyi ihlal ederlerse, Allah (cc) onlara böyle bir belâ verebilir. Fakat herşeye rağmen biz onları kritiğe tâbi tutamayız.
Ayrıca bela ve musibet için, ille de önceden günah işlenmiş olması şart değildir. Zira Peygamber Efendimiz’in (sav) masum olmasına rağmen sık sık başı ağrır ve bundan dolayı da başlarına sarık sararlardı. Şimdi bunun arkasında hemen bir günah aramak kat’iyen doğru değildir.
Ayrıca bir de müsbet ve menfî ibadet şekli vardır. Müsbet ibadetler namaz, oruç vs.. menfiler ise işte böyle hastalıklar vesairdir. Ayrıca böyle bir imtihanla sadıklar, sadık dostlar ortaya çıkar. Nitekim Hacı Bayram Veli’nin bir imtihan neticesinde bir buçuk müridinin kalması gibi. Bu çok önemlidir. Evet, sizi en sıkıntılı anınızda terketmeyen, sizin en sadık dostlarınızdır.

Bu uzun faslı Yunus Emre’nin irade ile alâkalı mısralarıyla bitirelim:

Aciz kaldım zalim nefsin elinden
Şol dünyanın lezzetinden doyamaz.
Aynını (gözünü) almıştır gaflet gömleğin
Ömrünün gelip geçtiğini bilemez.
İlâhî gaflet gömleğin giyene,
“Müslüman” der misin nefse uyana?
Kazanıp kazanıp verir ziyana
Hakk yoluna bir pulunu kıyamaz.
İlâhî, gafletten uyar gözümü,
Dergâhında kara etme yüzümü
Yunus eder, gelin tutun sözümü
Dünya seven, ahireti bulamaz.




Sadece Eyüp degil herkes imtihanda RAB`bin günü geliyor:


RAB`bin günü geliyor. Iste nice felaketler birbirini kovalamaya basladi.
Isa Mesih söyle dedi: Matta 24:5-14 “bircoklari, `Mesih benim`diyerek Benim adimla gelip bircok kisiyi aldatacaklar. Savas gürültüleri, savas haberleri duyacaksiniz. Sakin korkmayin! Bunlarin olmasi gerek, ama bu daha son demek degildir. Ulus ulusa, devlet devlete savas acacak; yer yer kitliklar, depremler olacak. Bütün bunlar, dogum sancilarinin baslangicidir. “O zaman sizi sikintiya sokacak, öldürecekler. Benim adimdan ötürü bütün uluslar sizden nefret edecek. O zaman bircok kisi imandan sapacak, birbirlerini ele verecek ve birbirlerinden nefret edecekler. Bir cok sahte peygamber türeyecek ve bunlar bircok kisiyi saptiracak. Kötülüklerin cogalmasindan ötürü bircoklarinin sevgisi soguyacak. Ama sonuna kadar dayanan kurtulacaktir.Göksel egemenligin bu Müjdesi bütün uluslara taniklik olmak üzere dünyanin her yerinde duyurulacak. Iste o zaman son gelecektir. Peygamber Daniel`in sözünü ettigi yikici igrenc seyin kutsal yerde dikildigini gördügünüz zaman-okuyan anlasin-Yahudiye`de bulunan daglara kacsin…”
2.Petrus 3:5-7Ne var ki, göklerin cok önceden Tanri`nin sözüyle var oldugunu, yerin sudan ve su araciligiyla sekillendigini bile bile unutuyorlar. O zaman ki dünya yine suyla, tufanla mahvolmustu. Simdiki yer ve göklerse atese verilmek üzere ayni sözle saklaniyor, tanrisizlarin yargilanarak mahvolacagi güne dek korunuyorlar.3:11-13 Her sey böylece yok olacagina gore, sizing nasil kisiler olmaniz gerekir? Tanri`nin gününü bekleyip o günün gelisini cabuklastirarak kutsallik icinde yasamali, Tanri yolunu izlemelisiniz. O gün gökler yanarak yok olacak, maddesel ögeler siddetli ateste eriyip gidecek. Ama biz Tanri`nin vaadi uyarinca dogrulugun barinacagi yeni gökleri, yeni yeryüzünü bekliyoruz.”
Markos 13.22”Cünkü sahte mesihler, sahte peygamberler türeyecek; bunlar belirtiler ve harikalar yapacaklar. Öyle ki, ellerinden gelse secilmis olanlari saptiracaklar. Ama siz dikkatli olun. Iste size her seyi önceden söylüyorum.”
RAB`bin günü yaklasiyor Tövbe zamani Gercek Ayetlere dönme zamani.
Yeremya Peygamber(Resul) 23.19-22 Iste RAB`bin firtinasi öfkeyle kopacak, kasirgasi done done kötülerin basina patlayacak. Aklinin tasarladigini tümüyle yapana dek RAB`bin öfkesi dinmeyecek. Son günlerde acikca anlayacaksiniz bunu. Bu peygamberleri Ben göndermedim, ama cabucak ortaya ciktilar. Onlara hic seslenmedim, yine de peygamberlik ettiler. Ama meclisimde dursalardi, Sözlerimi halkima bildirir, onlari kötü yollarindan ve davranislarindan döndürürlerdi. Ben yalnizca yakindaki Tanri`miyim? Uzaktaki Tanri degil miyim?” diyor RAB”Kim gizli yere saklanir da onu görmem?” diyor RAB, “Yeri gögü doldurmuyor muyum?”Yeremya 23.14.”Zina ediyorlar, yalan pesindeler. Kötüleri güclendirdiklerinden, kimse kötülügünden dönmüyor…”
 
Üst Alt