Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Büyük Melekler Ve Vazifeleri

ÇAPANOÐLU

New member
Katılım
8 Eki 2006
Mesajlar
803
Tepkime puanı
1
Puanları
0
O zaman o Ruh Allah'tır diyorsun?

"ruh" kavrami uzerine kisa bir aciklama: Din ve dile giren "ruh" kavrami Yunan felsefesinden aparma bir kavram olup Kuran ve Islam ile bir ilgisi yoktur. Kuran, "ruh" kelimesini surekli "vahiy" icin kullanir (16:2; 16:102; 17:85; 21:91; 32:9; 40:15; 42:52; 58:22; 66:12; 70:4). Nitekim peygamberlere Allah'in mesajini vahyeden melek elci Ruh, Ruhul Kuds (Kutsal Ruh) veya Ruhul Emin (Guvenilir Ruh) diye anilir (2:87; 4:171; 5:110; 19:17; 21:91; 26:193; 66:12; 70:4; 78:38). Allah yaratilisimiza kendi Ruhunu, yani vahyini sokmustur (15:29; 32:9; 38:72). Bu ortak vahiy/bilgi ile donatilan biz insanlar ortak bir mantik ile anlasabiliyor ve Allah'in sozel vahyini ayni mantikla taniyip, inceleyip anlayabiliyoruz. Türkce'de "ruh" kelimesiyle, uyku aninda gecici ve olum aninda ise surekli olarak bedenle iliskisi kesilen "nefs" amaclanir ( 39:42; 23:100; 35:14; 5:117). Nefs, "bilinc" dedigimiz beyindeki "ana program" dir.
 

ÇAPANOÐLU

New member
Katılım
8 Eki 2006
Mesajlar
803
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Bakın, bu konunun bir yerinde MELEK kavramını yerine oturtamadığımızda büyük kargaşaların meydana gleceğini söylemiştim..
Ararken, son yalancı Mehdi_Rasul İskender evrenesoğlunun güya aldığı vahyleri(haşa) okuyunca, MELEK VE CEBRAİL meselesinin yanlış anlaşılmasının insanları nerelere getirdiğini açık açık gördüm, buyurun sizlerde görün..


CEBRAİL’İ, SEN, DİVAN-I SALİHİN’E GELDİĞİ VE SANA KILIÇ VERDİĞİ GÜN, GÖRMÜŞTÜN. O ZAMANLAR BENİMLE ONU KARIŞTIRDIĞINI HATIRLA. SONRADAN ONUN MAHLUK BENİM İSE HALİK OLDUĞUMU KEMAL DERECESİNDE İDRAK ETTİN. ŞİMDİ MÜRŞİDİ KAMİLSİN.

DAHA MUHAMMET RAŞİT KULUMUZ SENİ BİRİNCİ KATA İLK ÇIKARDIĞI GÜN ONU GÖRMÜŞTÜN. FAKAT O ZAMAN NEYİN NE OLDUĞUNU BİLEMEZDİN.

PEYGAMBER KILDIĞIMIZ MUHAMMED KULUMUZA NAMAZI ÖĞRETEN VE 2 GÜN KILDIRAN VE VAHİYLERİMİZİ ONA GETİREN HEP CEBRAİL’DİR. VE O İLK KARŞILAŞMADA MELEĞİMİZEN KORKMUŞTU.


BUNLARI SENİ ALIŞTIRMAK İÇİN YAZDIRIYORUZ. MUHAKKAKKİ SEN ONU İLK DEFA GÖRMİYECEKSİN. HALBUKİ O İLK DEFA GÖRMÜŞTÜ.

BU DEFA ONU AŞAĞIDA DÜNYADA GÖRECEKSİN ZAMANI BİZİM TAYİN ETTİĞİMİZİ SANA SÖYLEMİŞTİK.

VAZİFESİNİN NE OLDUĞUNU GELDİĞİNDE SANA TEBLİĞ EDECEK.

MUHAKKAKKİ SEN MEHDİ OLARAK VAZİFELENDİRİLDİN. GELDİĞİNDE SENİN VAZİFELERİNİN AÇIKLAMASINI DA YAPACAK. TEFERRUATI BİRER BİRER ANLATACAK.

BİLİYORSUNKİ SANA KILICI VERDİĞİ GÜN SENİ KATIMIZA KADAR YANİ SİTRET-ÜL MÜNTEHA’YA KADAR O ÇIKARDI. ORADAN ÖTEYE GEÇEMEZDİ.

NİTEKİM SONRAKİ YANİ BİZATİHİ NEZDİMİZDEKİ EĞİTİMİNİ SANA DA GÖSTERMEDİK. HİÇBİR KUL YOKTURKİ ONA ŞEYHLİK MAKAMI, HALİFELİK MAKAMI, MÜRŞİDLİK MAKAMI VERECEĞİMİZ ZAMAN KATIMIZA KABUL ETTİĞİMİZDE, NEZDİMİZDEKİ EĞİTİMİNİ GÖRSÜN.

SEN 7 KAT BOYUNCA, NERELERDE NE EĞİTİM GÖRDÜĞÜNÜ, NASIL AMELİYAT EDİLDİĞİNİ, SUVARILDIĞINI, NURLA YANIP, SUSUZ BİR TOPRAK GİBİ ÇATLADIĞINI, SONRA GENE NURUMUZDAN İHSAN ETTİKLERİMİZLE NASIL ONARILDIĞINI VE HER SEFERİNDE HALİSLEŞTİĞİNİ YANİ ARINDIĞINI, SONRADA, İLK DEFA FETİHTEN SONRA KATIMIZA ALINDIĞINI İYİ HATIRLARSIN. ÇÜNKÜ ONLARI SANA GÖSTERMİŞTİK. AMA KATIMIZA ALINDIĞIN ZAMAN NE OLDUĞUNU ELBETTE BİLEMEZSİN. ÇÜNKÜ GÖSTERMEDİK. GÜNLERCE MERAK İÇİNDE NASIL HUZURSUZ OLDUĞUNU HATIRLA.
 

alptraum

New member
Katılım
1 Ocak 2005
Mesajlar
2,908
Tepkime puanı
166
Puanları
0
Yaş
39
Konum
Aþk`dan
Web sitesi
www.muhakeme.net
allahin hicbir yarattigi ihtiyaci yok ama bunun örneklerini vermek isterdim ben verdigim zaman bu örneklerin müspet olacagina inanmiyorum

allah herseyi yaratmaya kadirdir herseyi yaptirmaya kadirdir

allahin kelamini harflerde aramak baktigin pencerenin nekadar dar oldugunu göstermiyormu capanoglu beyefendi kardesim e kardesim sen kendi meknizma gücünle düsünüyorsun buda normal...
 

alptraum

New member
Katılım
1 Ocak 2005
Mesajlar
2,908
Tepkime puanı
166
Puanları
0
Yaş
39
Konum
Aþk`dan
Web sitesi
www.muhakeme.net
Melaikenin vücuduna ve ruhanîlerin sübutuna ve hakikatlerinin vücuduna bir icma'-ı manevî ile -tabirde ihtilaflarıyla beraber- bütün ehl-i akıl ve ehl-i nakil, bilerek bilmeyerek ittifak etmişler denilebilir. Hattâ maddiyatta çok ileri giden hükema-yı İşrakiyyunun Meşaiyyun kısmı, melaikenin manasını inkâr etmeyerek 'Her bir nev'in bir mahiyet-i mücerrede-i ruhaniyeleri vardır' derler. Melaikeyi öyle tabir ediyorlar. Eski hükemanın İşrakiyyun kısmı dahi melaikenin manasında kabule muztar kalarak, yalnız yanlış olarak 'Ukûl-ü Aşere ve Erbab-ül Enva'' diye isim vermişler. Bütün ehl-i edyan 'melek-ül cibal, melek-ül bihar, melek-ül emtar' gibi her nev'e göre birer melek-i müekkel, vahyin ilhamı ve irşadı ile bulunduğunu kabul ederek o namlarla tesmiye ediyorlar. Hattâ akılları gözlerine inmiş ve insaniyetten cemadat derecesine manen sukut etmiş olan Maddiyyun ve Tabiiyyun dahi, melaikenin manasını inkâr edemeyerek (Haşiye)'Kuva-yı Sâriye' namıyla bir cihette kabule mecbur olmuşlar.



(Haşiye): Melaike manasını ve ruhaniyatın hakikatını inkâra mecal bulamamışlar, belki fıtratın namuslarından 'Kuva-yı Sâriye' diye, 'cereyan eden kuvvetler' namını vererek yanlış bir surette tasvir ile bir cihetten tasdikine mecbur kalmışlar. (Ey kendini akıllı zanneden!..)

Ey melaike ve ruhaniyatın kabulünde tereddüd gösteren bîçare adam! Neye istinad ediyorsun? Hangi hakikata güveniyorsun ki; bütün ehl-i akıl, bilerek bilmeyerek melaikenin manasının sübutuna ve tahakkukuna ve ruhanîlerin tahakkukları hakkında ittifaklarına karşı geliyorsun, kabul etmiyorsun? Mademki Birinci Esas'ta isbat edildiği gibi; hayat mevcudatın keşşafıdır, belki neticesidir, zübdesidir. Bütün ehl-i akıl, mana-yı melaikenin kabulünde manen müttefiktirler ve şu zeminimiz, bu kadar zîhayat ve zîruhlarla şenlendirilmiştir. Şu halde hiç mümkün olur mu ki: Şu feza-yı vesîa sekenelerden, şu semavat-ı latife mutavattinînden hâlî kalsın. Hiç hatırına gelmesin ki: Şu hilkatte cari olan namuslar, kanunlar kâinatın hayatdar olmasına kâfi gelir. Çünki o cereyan eden namuslar, şu hükmeden kanunlar; itibarî emirlerdir, vehmî düsturlardır, ademî sayılır. Onları temsil edecek, onları gösterecek, onların dizginlerini ellerinde tutacak melaike denilen ibadullah olmazsa; o namuslara, o kanunlara bir vücud taayyün edemez. Bir hüviyet teşahhus edemez. Bir hakikat-ı hariciye olamaz. Halbuki hayat, bir hakikat-ı hariciyedir. Vehmî bir emr, hakikat-ı hariciyeyi yüklenemez.

ELHASIL: Madem ehl-i hikmetle ehl-i din ve ashab-ı akıl ve nakil manen ittifak etmişler ki: Mevcudat, şu âlem-i şehadete münhasır değildir. Hem madem zahir olan âlem-i şehadet, camid ve teşekkül-ü ervaha nâmuvafık olduğu halde bu kadar zîruhlarla tezyin edilmiş. Elbette, vücud ona münhasır değildir. Belki daha çok tabakat-ı vücud vardır ki, âlem-i şehadet onlara nisbeten münakkaş bir perdedir. Hem madem denizin balığa nisbeti gibi, ervaha muvafık olan âlem-i gayb ve âlem-i mana, ervahlar ile dolu olmak iktiza eder. Hem madem bütün emirler, mana-yı melaikenin vücuduna şehadet ederler. Elbette bilâşek velâ şübhe, melaike vücudlarının ve ruhanî hakikatlarının en güzel sureti ve ukûl-ü selime kabul edecek ve istihsan edecek en makul keyfiyeti odur ki; Kur'an, şerh ve beyan etmiştir. O Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan der ki: 'Melaike, ibad-ı mükerremdir. Emre muhalefet etmezler. Ne emrolunsa ona yaparlar. Melaike, ecsam-ı latife-i nuraniyedirler. Muhtelif nevilere münkasımdırlar.' Evet nasılki beşer bir ümmettir, 'Kelâm' sıfatından gelen Şeriat-ı İlahiyenin hameleleri, mümessilleri, mütemessilleridir. Öyle de: Melaike dahi muazzam bir ümmettir ki, onların amele kısmı 'İrade' sıfatından gelen Şeriat-ı Tekviniyenin hamelesi, mümessili ve mütemessilleridirler. Müessir-i Hakikî olan Kudret-i Fâtıranın ve İrade-i Ezeliyenin emirlerine tabi bir nevi ibadullahtırlar ki; ecram-ı ulviyenin herbiri onların birer mescidi, birer mabedi hükmündedirler.

Üçüncü Esas

Mes'ele-i melaike ve ruhaniyat, o mesaildendir ki: Tek bir cüz'ün vücudu ile, bir küllün tahakkuku bilinir. Birtek şahsın rü'yeti ile umum nev'in vücudu malûm olur. Çünki kim inkâr ederse, külliyyen inkâr eder. Bir tekini kabul eden, o nev'in umumunu kabul etmeye mecburdur. Madem öyledir, işte bak: Görmüyor musun ve işitmiyor musun ki; bütün ehl-i edyan, bütün asırlarda, zaman-ı Âdem'den şimdiye kadar melaikenin vücuduna ve ruhanîlerin tahakkukuna ittifak etmişler ve insanın taifeleri, birbirinden bahsi ve muhaveresi ve rivayeti gibi melaikelerle muhavere edilmesine ve onların müşahedesine ve onlardan rivayet etmesine icma' etmişlerdir. Acaba hiçbir ferd melaikelerden bilbedahe görünmezse, hem bilmüşahede bir şahsın veya müteaddid eşhasın vücudu kat'î bilinmezse, hem onların bilbedahe, bilmüşahede vücudları hissedilmezse, hiç mümkün müdür ki: Böyle bir icma' ve ittifak devam etsin ve böyle müsbet ve vücudî bir emirde ve şuhuda istinad eden bir halde müstemirren ve tevatüren o ittifak devam etsin. Hem hiç mümkün müdür ki: Şu itikad-ı umumînin menşe'i, mebadi-i zaruriye ve bedihî emirler olmasın. Hem hiç mümkün müdür ki: Hakikatsız bir vehim; bütün inkılabat-ı beşeriyede, bütün akaid-i insaniyede istimrar etsin, beka bulsun. Hem hiç mümkün müdür ki: Şu ehl-i edyanın, bu icma'-i azîmin senedi; bir hads-i kat'î olmasın, bir yakîn-i şuhudî olmasın. Hem hiç mümkün müdür ki: O hads-i kat'î, o yakîn-i şuhudî, hadsiz emarelerden ve o emareler, hadsiz müşahedat vakıalarından ve o müşahedat vakıaları, şeksiz ve şübhesiz mebadi-i zaruriyeye istinad etmesin. Öyle ise, şu ehl-i edyandaki bu itikadat-ı umumiyenin sebebi ve senedi, tevatür-ü manevî kuvvetini ifade eden pekçok kerrat ile melaike müşahedelerinden ve ruhanîlerin rü'yetlerinden hasıl olan mebadi-i zaruriyedir, esasat-ı kat'iyyedir.

Hem hiç mümkün müdür, hiç makul mudur, hiç kabil midir ki: Hayat-ı içtimaiye-i beşeriye semasının güneşleri, yıldızları, ayları hükmünde olan enbiya ve evliya, tevatür suretiyle ve icma'-ı manevî kuvveti ile ihbar ettikleri ve şehadet ettikleri melaike ve ruhaniyatın vücudları ve müşahedeleri, bir şübhe kabul etsin, bir şekke medar olsun. Bahusus onlar şu mes'elede ehl-i ihtisastırlar. Malûmdur ki; iki ehl-i ihtisas, binler başkasına müreccahtırlar. Hem şu mes'elede ehl-i isbattırlar. Malûmdur ki; iki ehl-i isbat, binler ehl-i nefy ve inkâra müreccahtırlar. Ve bilhassa kâinat semasında daim parlayan ve hiçbir vakit gurub etmeyen, âlem-i hakikatın Şemsüşşümus'u olan Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın ihbaratı ve risalet güneşi olan Zât-ı Ahmediye'nin (A.S.M.) şehadatı ve müşahedatı, hiç kabil midir ki, bir şübhe kabul etsin. Madem tek bir ruhaniyatın vücudu, bir zamanda tahakkuk etse, şu nev'in umumen tahakkukunu gösteriyor. Ve madem şu nev'in vücudu tahakkuk ediyor. Elbette onların suret-i tahakkukunun en ahseni, en makulü, en makbulü; Şeriatın şerhettiği gibidir, Kur'anın gösterdiği gibidir, Sahib-i Mi'rac'ın gördüğü gibidir.

Dördüncü Esas

Şu kâinatın mevcudatına nazar-ı dikkat ile bakılsa görünür ki: Cüz'iyat gibi külliyatın dahi birer şahs-ı manevîsi vardır ki, birer vazife-i külliyesi görünüyor. Onda bir hizmet-i külliye görünüyor. Meselâ: Bir çiçek, kendince bir nakş-ı san'atı gösterip, lisan-ı haliyle esma-i Fâtır'ı zikrettiği gibi; küre-i arz bahçesi dahi, bir çiçek hükmündedir. Gayet muntazam küllî vazife-i tesbihiyesi vardır. Nasılki bir meyve, bir intizam içinde bir ilânatı, tesbihatı ifade ediyor. Öyle de: Koca bir ağacın heyet-i umumiyesiyle gayet muntazam bir vazife-i fıtriyesi ve ubudiyeti vardır. Nasıl bir ağaç yaprak, meyve ve çiçeklerinin kelimatı ile bir tesbihatı var. Öyle de: Koca semavat denizi dahi, kelimatı hükmünde olan güneşler, yıldızlar ve ayları ile Fâtır-ı Zülcelaline tesbihat yapar ve Sâni'-i Zülcelaline hamd eder ve hâkeza... Mevcudat-ı hariciyenin herbiri, sureten camid, şuursuz iken, gayet hayatkârane ve şuurdarane vazifeleri ve tesbihatları vardır. Elbette nasıl melaikeler bunların âlem-i melekûtta mümessilidirler, tesbihatlarını ifade ederler; bunlar dahi âlem-i mülk ve âlem-i şehadette o melaikelerin timsalleri, haneleri, mescidleri hükmündedirler. Yirmidördüncü Söz'ün Dördüncü Dalında beyan edildiği gibi; şu saray-ı âlemin Sâni'-i Zülcelal'i, o saray içinde istihdam ettiği dört kısım amelenin birincisi: Melaike ve ruhanîlerdir. Madem nebatat ve cemadat bilmeyerek ve bir bilenin emrinde gayet mühim ücretsiz hidemattadırlar. Ve hayvanat, bir ücret-i cüz'iye mukabilinde bilmeyerek gayet küllî maksadlara hizmet ediyorlar. Ve insan, müeccel ve muaccel iki ücret mukabilinde o Sâni'-i Zülcelal'in makasıdını bilerek tevfik-i hareket etmek ve herşeyde nefislerine de bir hisse çıkarmak ve sair hademelere nezaret etmek ile istihdam edilmeleri, bilmüşahede görünüyor. Elbette dördüncü kısım, belki en birinci kısım olan hizmetkârlar, ameleler bulunacaktır. Hem insana benzer ki, o Sâni'-i Zülcelal'in makasıd-ı külliyesini bilir bir ubudiyet ile tevfik-i hareket ederler. Hem insanın hilafına olarak hazz-ı nefisten ve cüz'î ücretlerden tecerrüd ederek yalnız Sâni'-i Zülcelal'in nazarı ile, emri ile, teveccühü ile, hesabı ile, namı ile ve kurbiyetiyle ihtisas ile ve intisab ile hasıl ettikleri lezzet ve kemal ve zevk ve saadeti kâfi görüp, hâlisen muhlisen çalışıyorlar. Cinslerine göre kâinattaki mevcudatın enva'ına göre vazife-i ibadetleri tenevvü' ediyor. Bir hükûmetin muhtelif dairelerde, muhtelif vazifedarları gibi, saltanat-ı rububiyet dairelerinde vezaif-i ubudiyeti ve tesbihatı öyle tenevvü' ediyor. Meselâ: Hazret-i Mikâil, yeryüzü tarlasında ekilen masnuat-ı İlahiyeye Cenab-ı Hakk'ın havliyle, kuvvetiyle, hesabıyla, emriyle bir nâzır-ı umumî hükmündedir. (Tabir caizse) umum çiftçi-misal melaikelerin reisidir. Hem Fâtır-ı Zülcelal'in izniyle, emriyle, kuvvetiyle, hikmetiyle umum hayvanatın manevî çobanlarının reisi, büyük bir melek-i müekkeli vardır. İşte madem şu mevcudat-ı hariciyenin, her birisinin üstünde, birer melek-i müekkel var olmak lâzım gelir. Tâ ki o cismin gösterdiği vezaif-i ubudiyet ve hidemat-ı tesbihiyesini âlem-i melekûtta temsil etsin, dergâh-ı uluhiyete bilerek takdim etsin. Elbette Muhbir-i Sadık'ın rivayet ettiği, melaikeler hakkındaki suretler gayet münasibdir ve makuldür. Meselâ: Ferman etmiş ki: 'Bazı melaikeler bulunur, kırk başı veya kırkbin başı var. Her başta kırkbin ağzı var, herbir ağızda kırkbin dil ile, kırkbin tesbihat yapar.' Şu hakikat-ı hadîsiyenin bir manası var, bir de sureti var.

Manası şudur ki: Melaikenin ibadatı, hem gayet muntazamdır, mükemmeldir, hem gayet küllîdir, geniştir.

Ve şu hakikatın sureti ise şudur ki: Bazı büyük mevcudat-ı cismaniye vardır ki, kırkbin baş, kırkbin tarz ile vezaif-i ubudiyeti yapar. Meselâ: Sema güneşlerle, yıldızlarla tesbihat yapar. Zemin tek bir mahluk iken, yüzbin baş ile, her başta yüzbinler ağız ile, her ağızda yüzbinler lisan ile vazife-i ubudiyeti ve tesbihat-ı Rabbaniyeyi yapıyor. İşte küre-i arza müekkel melek dahi, âlem-i melekûtta şu manayı göstermek için öyle görülmek lâzımdır. Hattâ ben, mutavassıt bir badem ağacı gördüm ki: Kırka yakın baş hükmünde büyük dalları var. Sonra bir dalına baktım, kırka yakın dili hükmünde küçük dalları var. Sonra o küçük dalının bir diline baktım, kırk çiçek açmıştır. O çiçeklere nazar-ı hikmetle dikkat ettim, herbir çiçek içinde kırka yakın incecik, muntazam püskülleri, renkleri ve san'atları gördüm ki; herbiri Sâni'-i Zülcelal'in ayrı ayrı birer cilve-i esmasını ve birer ismini okutturuyor. İşte hiç mümkün müdür ki, şu badem ağacının Sâni'-i Zülcelal'i ve Hakîm-i Zülcemal'i, bu camid ağaca bu kadar vazifeleri yükletsin; onun manasını bilen, ifade eden, kâinata ilân eden, dergâh-ı İlahiyeye takdim eden, ona münasib ve ruhu hükmünde bir melek-i müekkeli ona bindirmesin?
 

ÇAPANOÐLU

New member
Katılım
8 Eki 2006
Mesajlar
803
Tepkime puanı
1
Puanları
0
hah, işte kardeş, siz en iyi bildiğiniz şeyleri yazın
anlaşılmayan ve anlaşılınca birşey anlatamayan risaleler..
bunları yazın, isteyen okur, istemeyen trans geçer..
melek nedir, cibril nedir?..
bunları es geçin çünkü ne siz ne üstadınız bu konuyu anlayacak, anlatacak durumda değildir..
inanın bu konuda yapacağınız en iyi şeyi yaptınız, aslınıza döndünüz..
çok teşekkürler
 

ÇAPANOÐLU

New member
Katılım
8 Eki 2006
Mesajlar
803
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Pardon ama anlatamyan sensin. Ruhu vahiy yaptın. Vahiyi göndereni vahiy yaptın. Allah'ı ruh yaptın. Bazen soruyu anlamamazlıktan geldin.
Evirdin çevirdin en sonunda sanki işin içinden biz çıkamamış gibi topu bize attın..

Hakkikatten tebrik ederim işine gelmeyince çok yiyi kaçıyorsun ve konuyu değiştirme ustasısın.

Ha sahi yukarda sordum
Demişsin ki Ruh vahiy anlamındadır. Ben de ayeti verdim. Onu RuhulEmin indirdi. Yani vahiyi indiren vahiy mi?

Komiksin vesselam.
Akıl akıl diyorsun bari akletsen. Bak akletmemekle suçladıkların en azından akletmeye çalışıyor. :D


bu konuda kendimden ne söylesem anlamamazlıktan geliyorsun, bari bir tefsirciden M. Esed.. alayım da belki bu sefer anlar ve bir daha ruhul emin nedir diye sormazsın..
Aslında tüm mesele, ayetlere yanlış meal vermekten kaynaklanıyor, doğru meal asla bir sıkıntı doğurmaz..



191. Şüphesiz senin Rabbin çok acıyıp-esirgeyen O yüceler yücesidir! (79)

79 - Her biri bu iki ayetle noktalanan sekiz kıssa burada böylece tamamlanmaktadır. Bu kıssalar ister Allah'ın varlığını, eşsiz ortaksız olduğunu, ister mal mülk, nüfûz ve şöhret gibi dünyevî bağlılıkların boş ve değersiz olduğunu; ve isterse yeryüzündeki bütün canlılara karşı koruyucu ve şefkatli davranmanın insanın temel yükümlülüklerinden biri olduğunu belirtici yönde olsun, bütün tezahürleri ve boyutlarıyla manevî/ahlakî gerçeğin ya da gerçekliğin hemen her çağda insanlığın büyük çoğunluğu tarafından reddedildiğini, bilinç ve duyarlık olarak körleşmiş, sağırlaşmış yığınların inatçı tepkileriyle geri tepildiğini dile getirmektedirler. Bu kıssalarda -yahut, daha doğru bir ifadeyle, Kur'an'da sıkça anlatılan bu kıssaların bu suredeki şekillerinde- tekrarlanan cümleler, ifadeler ve karşılıklı konuşmalar bize, insanlık durumunun, yahut insanın temel yaklaşımının gerçekte hiç değişmediğini ve sonuç olarak da, hakkı tebliğ eden kimselerin her çağda insanın hırs ve tamah duygularına karşı, nüfûz ve iktidar tutkusuna karşı, insanın kendini beğenmişliğine karşı mücadele vermek zorunda olduklarını vurgulamaktadır.



192. İMDİ, şüphesiz, bu [ilahî mesaj] âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir; (80)

80 - Bu ayetle yeniden, sûrenin başında vazedilen temaya, yani Kur'an'da örneklenen ilahî vahiy olgusuna ve insanların buna karşı gösterdikleri tepkiye dönülmektedir.



193. onunla, mutlak güvenilirlik derecesinde olan vahiy inmiştir (81)

81 - Hemen bütün klasik müfessirlere göre, er-rûhu'l-emîn ("inanılır" [yahut "güvenilir"] ruh") ifadesi, saf ruhanî ve melekî tabiatı sebebiyle günah işlemesi ve dolayısıyla Allah'ın kendisinde öngördüğü güvenilirliği ihlal etmesi mümkün olmayan Vahiy Meleği Cebrail için kullanılan bir tabirdir (karş. 16:50). Öte yandan, rûh terimi Kur'an'da çoğu zaman "vahiy" anlamında kullanıldığına göre özellikle, "Hz. Peygamber'in "kalbine inmiştir" ifadesi de gözönüne alınırsa, terimin yukarıdaki anlam akışı içinde "mutlak güvenilirlik derecesinde vahiy" anlamında kullanılmış olması da mümkündür.


193. onunla, mutlak güvenilirlik derecesinde olan vahiy inmiştir (81)

demekki neymiş, ahy vahyi indirmezmiş ya, Allah tarafından mutlak güvenirlik derecesinde vahiy inermiş, var mı başka anlayamadığın..
 

ÇAPANOÐLU

New member
Katılım
8 Eki 2006
Mesajlar
803
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Kafana göre hoca bulmuşsun derim.

Pardon ,ama senin iddiana göre Kur'anı anlamk için başka birine ihtiyaç yoktur ,diyordun. Ne oldu da başka birine ihtiyaç duydun. Bu adamın her söylediği doğru mu?
Evet ama her söylediğini doğru kabul ediyorsan bizden ne farkın kaldı. Kendi söylediklerini yalanladın.

Evet ayetin ibaresi apaçıktır. "Onu Ruhu'l Emin indirdi."

Evet indiren Allah'tır. Cebrail (a.s)'ye ihtiyaç yoktur. Cebrail(a.s) Allah'ın veziri yardımcısı değildir. Ortağıda değildir. Ancak Allah kudret kalemi ile hikmet perdesine yazdığı bir yazıdır. Kanun koyucu değil kanundur. Allah'ın nasıl fizik kanunlarına ihtiyacı yok. Cebrail(a.s)'ye de ihtiyacı yok.

Evet Kur'an inerken onunlar Ruh'ul Emin indi.Refakat etti. Yoksa indiren değildir. İndiren Allah'tır. Nasıl Allah yağmuru indirdi ve biz onunla yer yüzünü ihya ettik deniyor. Yani Yağmuru indiren Allah'tır. Onunla beraber inen ve hikmet perdesi ile yeryüzünü o yağmurla dirilten hem meleklerdir hem Allah'ın bazı fen kanunlarıdır

Nasıl fen kanunu bir melektir. Bir hikemet perdesidir. Melaikede perdelerden bir perdedir. Asla yardımcı değildir. Onunla teşrik-i mesai etmez. Ona refakat eder.

Evet Kur'anı Allah indirdi. İnerkende Cebrail refakat etti. Peygambere değil de Kur'anın indiği insanlara Allah'ın Kudretine ve İzzetine perde olsun.

Evet sebepler ister hikmete perde olsun. Kudret ise ister ki sebepler elini çeksin haikat gözüksün.

Evet her şeyi Allah yaratmıştır. Allah kanun değil.Kanun koyucudur.

Bak bilim ne diyor dünya 6 milyar sened kuruldu. allah haşa aciz mi ki bir anda kuramadı.


Bu konuda yazacağım son yazı, çünkü, bir saplantıyı kırmak atomu parçalamaktan zormuş sayende bunu anladım..
Sabit fikirli biri olduğun için ESED'i kullahdım ve hiç olmazsa sizden birinin yorumundan bir anlam çıkarırsın diye düşündüm ama nafile..
Cebrail, Allah'tan peygambere gelen vahiy yolunun adıdır.. Burda bir sıkıntı yok..
Allah, vahyi direkt kendi indirmiştir, vahyi indirirken vahyin iniş yolu olan Cebrail kanalını kullanmıştır, oradaki ruhul emin, bu güvenilir ve tertemiz kanaldır.
Melek, Allah'ın kendine verdiği görevi ıskalamadan eksiksiz yapan herşeyin adıdır, güneş, ay, dünya, börtü-böcek, ve hatta Yaradılış gayesini değiştirmeden yaşayan tüm hayvanların fiilleri, rüzgar, tüm fizik kuralları.. Yani, yaradılış gayesine boyun eğen herşey melektir..
Biliyorum, bunu kabul edebilmen için önce üstadının kabul etmesi şart..
Üzülerek söyleyim, üztadın bunları bilmiyordu ve bildirme gibi bir şansımız da yoktur, bu şu anlama gelmemeli..
Üstadın bilmediyse, san de bilme..
İstersen bilir, istersen öğrenir, çaba sarfedersen çözersin..
Ne üstadın senin hesabını ne sen üstadının hesabını verecek değilsin..
Çünkü, KÜLLÜ NEFSİN ZAİQATUL MEVT..
Demek ki, her nefis ölümü tadıp, her nefis hesabını verecektir..
İnş, bu bilinçle hareket eder, merak saikiyle bile olsa, üzerinde yürüdüğün yanlışın bilincine varır, araştırma zahmetine katlanırsın..
katlanmazsan, bu benim de meselem değil, Allah benim nefsimi bana özel, seninkini sana özel yaratmış..
Doğırusu en iyi bilen ALLAHTIR..
 

alptraum

New member
Katılım
1 Ocak 2005
Mesajlar
2,908
Tepkime puanı
166
Puanları
0
Yaş
39
Konum
Aþk`dan
Web sitesi
www.muhakeme.net
capanoglu sen mana-i isimle baktigin sürece hicbirsey kat edemeyeceksin ama düsünme yetini kaybetmediyse´n buyur düsünde artik mana-i harfi ile bak
 

denyel334

New member
Katılım
17 Haz 2006
Mesajlar
12
Tepkime puanı
0
Puanları
0
MİKAİL: Tabiat olaylarını Cenab–ı Hakk’ın izniyle idare eden melektir.



--------


yani, deprem, sel, fırtına, hortum, tsunami gibi olayları Allahın emriyle yapan MİKAİL mi?
 

reyyan

New member
Katılım
29 Eyl 2006
Mesajlar
1,279
Tepkime puanı
18
Puanları
0
Yaş
44
Mikail

Mikail olarak adlandırılan meleğin görevi Allah'ın canlılar için yarattığı rızıkları onlara dağıtmak ve Yüce Allah'ın tabiat olaylarıyla ilgili emirlerini yerine getirmektir. Yağmurun yağması, şimşeklerin çakması, yıldırımların düşmesi, rüzgarların esmesi, gece ile gündüzün birbiri ardından gelmesi gibi tabiat olaylarını takip etmek, Allah'ın bu konudaki emirlerini yerine getirmek Mikail adlı meleğin sorumluluğundadır.

Bu konuda akla iki önemli soru gelebilir. Özellikle inkarcı zihniyet sahipleri kendilerini haklı çıkarabilmek ve insanların kafalarını karıştırmak için bu tür sorulardan oldukça fazla istifade ediyorlar. Dolayısıyla bu soruları burada ele alarak zihinlerde oluşabilecek şüpheleri gidermek istiyoruz.

1) Bilimsel araştırmalar tabiat olaylarının belli sebepler doğrultusunda meydana geldiğini gösteriyor. O halde meleğin buradaki müdahalesi nedir?

2) Bir melek bunca yaratığın rızkını dağıtma ve bunca tabiat olaylarıyla ilgili emirleri yerine getirme işini nasıl yapabiliyor?

Önce birinci soruya cevap verelim. Yüce Allah bütün kainatı belli bir düzene sokmuş ve olayları sebepler zincirine bağlamıştır. Fakat bütün sebepleri yönlendiren, yöneten kendisidir. İnsanlar ancak sebepler zincirini görebilir ve dolayısıyla gelişmeleri buna bağlarlar. Ama o sebeplere Allah'ın iradesi ve hükmü yön verir. Yağmuru bulutlar yağdırır, ama o bulutları oluşturan, onlara yön veren, yağmur yağdıracakları yeri belirleyen Allah'ın iradesidir. Allah'ın iradesi ve gücü bütün sebepler zincirinin üstündedir. Bunu anlayabilmek için varlıklar alemindeki düzeni görmek ve iyi anlamak gerekir. Tabiatta her şeyin her zaman belli bir akış içinde olmadığını, zaman zaman beklenmedik sürpriz gelişmeler yaşandığını, bazen aylarca kuraklık yaşanmasına rağmen, bazen yağmurun tam toprakların ve bitkilerin ihtiyacına göre inmesi sebebiyle bolluk ve bereket yaşandığını, bazen de çok miktarda yağmur yağması sebebiyle her tarafta seller oluştuğunu düşünürsek sebepler zincirinin üstünde onlara yön veren bir iradenin olduğunu anlarız. Basit bir örnek üzerinde duralım. Televizyonu açmak için uzaktan kumanda aleti kullanırız. Bir kişi bu aletin tuşuna basarak birkaç metre öteden televizyona hiç dokunmadan onu açar. Böyle bir aleti hayatında hiç görmemiş ve duymamış kimseye bu konuda bilgi verilmezse televizyonun kendiliğinden açıldığını zanneder. Bu aleti tanıyan kimse de onun nasıl çalıştığını bilmiyorsa aletin varlığını ve televizyonu açtığını kabul eder ama bu işi nasıl yaptığı konusunda hayretlere düşer. Oysa bu alet kızıl ötesi ışınlar denen ve gözle görülmeyen ışınlar vasıtasıyla bu işi yapmaktadır. Varlıklar aleminde olan bitenler konusunda da insanlar farklı farklı görüş sahibidirler. Bazıları, tıpkı televizyonun kendiliğinden açıldığını zanneden kimse gibi her şeyin kendiliğinden olduğunu zanneder. Bazıları bu olaylara hükmeden bir üstün güç ve irade olduğunu kabul ederler, ama bu güç ve iradenin nasıl işlediği konusunda kesin bir bilgiye sahip değildirler. Bu gücü kabul edip de nasıl işlediği konusunda bilgi sahibi olmayanlar da ikiye ayrılmıştır: Bazıları kendi kafalarına göre yorumlar yaparak birtakım asılsız hurafeler uydurmuşlardır. Bazıları da bu hurafelerden uzak kalarak vahiy yoluyla bildirilenlere inanmayı tercih etmişlerdir. Biz söz konusu hurafelerden uzak kalmayı tercih etmeli, Yüce Allah'ın ve O'nun peygamberinin bu konuda bildirdiklerine inanmakla yetinmeliyiz.

Diğer sorunun cevabına gelince: Biz etrafımıza bakarak kendi dünyamıza ve kendi şartlarımıza göre düşünüyoruz. Melekler alemini yeterince bilmiyoruz. Bilgisayar çıkmadan önce insanlar ruhsuz bir aletin bu kadar çok çeşitli iş yapabileceğini tahmin edemezlerdi. Melekler, bizim gibi oradan oraya koşuşturarak kendilerine verilen görevleri yerine getiriyor değiller. Yüce Allah onlara belli birtakım görevler verirken bu görevleri yerine getirmelerine yetecek güç ve kabiliyet de vermiştir. Bugün bir insan bir bilgisayarın başına geçerek bir savaşı yönetebiliyor. Ama geçmişin kılıçlı, kalkanlı savaşlarına şahit olanlar böyle bir şeyi duysalardı inanmazlardı. Mikail (a.s.)'ın kendisine verilen görevi nasıl yerine getirdiğini anlayabilmek için de kendi şartlarımıza göre düşünmeyip, ona verilen güç ve kabiliyete inanmamız gerekir.
 

ÇAPANOÐLU

New member
Katılım
8 Eki 2006
Mesajlar
803
Tepkime puanı
1
Puanları
0
MİKAİL: Tabiat olaylarını Cenab–ı Hakk’ın izniyle idare eden melektir.



--------


yani, deprem, sel, fırtına, hortum, tsunami gibi olayları Allahın emriyle yapan MİKAİL mi?



Bak kardeş, konuyu ne güzel yerden yakalamışsın..
Bazı deprem ve tsunamileri ABD ve İSRAİL'in denizlerde yaptığı kimyasal denemeler sonucu meydana geldiği iddia edildi..
Şimdi soruyu şöyle soralım..
MİKAİL ABD VE İSRAİL MİDİR..
 

alptraum

New member
Katılım
1 Ocak 2005
Mesajlar
2,908
Tepkime puanı
166
Puanları
0
Yaş
39
Konum
Aþk`dan
Web sitesi
www.muhakeme.net
Bak kardeş, konuyu ne güzel yerden yakalamışsın..
Bazı deprem ve tsunamileri ABD ve İSRAİL'in denizlerde yaptığı kimyasal denemeler sonucu meydana geldiği iddia edildi..
Şimdi soruyu şöyle soralım..
MİKAİL ABD VE İSRAİL MİDİR..

ya ne kadar sacma soru bunu sormak degil düsünmeye bile gerek yok
 

ÇAPANOÐLU

New member
Katılım
8 Eki 2006
Mesajlar
803
Tepkime puanı
1
Puanları
0
ya ne kadar sacma soru bunu sormak degil düsünmeye bile gerek yok

Nasılsa yerine düşünenler..
ilim öğrenenler..
ibadet edenler var..
sen robotsun ya..
aman düşünme..
canım kardeşim..
sen düşünmezsen birileri seni hiç düşünmez sonra dünyadada ahrettete orta yerde kalırsın, bana sorarsan düşün, hemde her şeyi.. bu kadar başkalarının sırtından geçinmenin bin mantığıda yoktur zaten..
inş. ne dediğimi anlamışsındır..
 

alptraum

New member
Katılım
1 Ocak 2005
Mesajlar
2,908
Tepkime puanı
166
Puanları
0
Yaş
39
Konum
Aþk`dan
Web sitesi
www.muhakeme.net
Nasılsa yerine düşünenler..
ilim öğrenenler..
ibadet edenler var..
sen robotsun ya..
aman düşünme..
canım kardeşim..
sen düşünmezsen birileri seni hiç düşünmez sonra dünyadada ahrettete orta yerde kalırsın, bana sorarsan düşün, hemde her şeyi.. bu kadar başkalarının sırtından geçinmenin bin mantığıda yoktur zaten..
inş. ne dediğimi anlamışsındır..

yerime düsünen ve yerime ibadet eden yok benim ahiretimden sen sorumlu degilsin
 

ÇAPANOÐLU

New member
Katılım
8 Eki 2006
Mesajlar
803
Tepkime puanı
1
Puanları
0
yerime düsünen ve yerime ibadet eden yok benim ahiretimden sen sorumlu degilsin

haşa,
değil ben,
annen ve baban bile değil..
herkes kendi mezarını boylar..
benim bu konuda fikrim zaten belli,
zaten kavgamız da bu yüzden ya..
ben şahsiliği ve iradeyi..
siz, icmayı ve kıyası önceliyorsunuz..
dediğin gibi
benim meselem değil..
sorumlun da değilim
 

alptraum

New member
Katılım
1 Ocak 2005
Mesajlar
2,908
Tepkime puanı
166
Puanları
0
Yaş
39
Konum
Aþk`dan
Web sitesi
www.muhakeme.net
kim dedi ilk siraya icma ve kiyas giriyor diye bunlar 3. ve 4. sirada olan seylerdir
o zaman ahirette ne olacagimi bilmiyorsun bende senin ne olacagini bilmiyorum orta yerde kalmayasin demissin ya ondan dedim

sen degerlendirmelerini bile ne kurandan ne hadisten ne icmadan ne kiyastan yapiyosun

kaynagi ne bizede söylede bizde bilelim ne dersin
 

ÇAPANOÐLU

New member
Katılım
8 Eki 2006
Mesajlar
803
Tepkime puanı
1
Puanları
0
kim dedi ilk siraya icma ve kiyas giriyor diye bunlar 3. ve 4. sirada olan seylerdir
o zaman ahirette ne olacagimi bilmiyorsun bende senin ne olacagini bilmiyorum orta yerde kalmayasin demissin ya ondan dedim

sen degerlendirmelerini bile ne kurandan ne hadisten ne icmadan ne kiyastan yapiyosun

kaynagi ne bizede söylede bizde bilelim ne dersin

işte kaynak..

Bakara Suresi 79 Yazıklar olsun ki o kişilere ki, Kitap'ı kendi elleriyle yazarlar da sonra onunla basit bir karşılık satın alsınlar diye, "işte bu, Allah katındadır" derler.Vay haline onların, ellerinin yazdıkları yüzünden!Vay haline onların, kazanıp durdukları yüzünden!
 

alptraum

New member
Katılım
1 Ocak 2005
Mesajlar
2,908
Tepkime puanı
166
Puanları
0
Yaş
39
Konum
Aþk`dan
Web sitesi
www.muhakeme.net
e biz bu kitab allah katinda demedik simdi neolcak yanlis yapiyorsun nasil anlatilir bilmiyorsan birak bence yazma sonra mazallah üzülüyorum haline
 
Üst Alt