Muhamed Dolaku
New member
- Katılım
- 2 Tem 2011
- Mesajlar
- 5,395
- Tepkime puanı
- 158
- Puanları
- 0
- Yaş
- 80
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]SAFFAT SÛRESİ[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]761 - Semüre İbnu Cündeb (radıyallahu anh), "(Nuh'un) zürriyetini (yeryüzünde) devamlı kalanların ta kendileri kıldık" (Saffât, 77) meâlindeki âyetle ilgili şu açıklamayı rivayet etti: "Bunlar Hâm, Sâm ve Rüm'un atası Yâfes'dir."[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]Tirmizî, Tefsir, Saffat, (3228-3229).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]762 - İbnu Abbas ve İbnu Mes'ud (radıyallahu anhüm)'dan rivayet edildiğine göre, bunlar, "İlyâs'ın İdris (aleyhi's-selam) olduğunu" söylüyorlardı. İbnu Mes'ud (radıyallahu anh), âyeti şeklinde okumuştur (Saffât, 130).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]Rezin'in ilavesidir. İbnu Kesir bunu, İbnu Ebî Hatim'in rivayeti olarak kaydetmiştir (6, 33).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]763 - Ubey İbnu Kâ'b (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e şu âyetten sordum: "Onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok kişiye peygamber gönderdik" (Saffât,147). Bana: "Onlar yirmi bin fazlaydılar" diye cevap verdi."[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]Tirmizî, Tefsir, Saffât, (3227).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]764 - İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ), "Biziz o saf saf dizilenler, mutlak biz" (Saffât,165) meâlindeki âyetle ilgili olarak demiştir ki:[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"Melâike, Rablerinin yanında, tesbih ederken saf saf olurlar."[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]Rezîn ilavesidir. Bu mânâda bir rivayet Taberî Tefsiri'nde gelmiştir. (23, 67). Müslim'in bir rivayeti de bu mânâyı te'yid eder (Mesâcid 4, (522).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]SAD SURESİ[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]765 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Ebü Tâlib hastalanınca Kureyş de Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) da yanına geldiler.Ebu Tâlib'in yanında bir kişilik yer vardı. Ebu Cehil oraya Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın oturmasını önlemek için hemen kalktı. Kureyşliler Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı Ebü Tâlib'e şikayet ettiler. Ebu Talib:[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"- Ey kardeşimin oğlu! Kavminden ne istiyorsun?" dedi. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm):[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]" Kendilerinden bir kelime istiyorum. Eğer söylerlerse, bütün Araplar o kelime sayesinde kendilerine uyacak bütün Acem o kelime sâyesinde cizye ödeyecek" dedi. Ebu Tâlib atılarak:[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"- Yani tek bir kelime mi?" diye sordu. Resüllullah (aleyhissalâtu vesselâm):[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]" Evet amcacığım tek bir kelime! Lâilâhe İllallah (Allah'tan başka ilâh yoktur!) diyecekler."[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"- Tek Allah mı? Biz son dinde bunu işitmedik, bu bir uydurmadır!" dediler. Bunun üzerine şu âyetler indi:[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"Sâd. O şanlı, şerefli Kur'ân'a yemin ederim ki, (gerçek), inkâr edenler(in iddia ettikleri gibi değildir). Bilâkis (onların dışı boş) bir onur, (içi ise tam) bir tefrika içindedir. Biz kendilerinden evvel nice ümmetleri helâk ettik. O zaman ne çığlıklar kopardılar. Halbuki (o vakit, azabtaıı kaçıp) kurtulma vakti değildi. O kâfirler içlerinden (kendilerinin başına çökecek) tehlikeleri bildiren (bir peygamber) geldiğ'ine şaştılar. "Bu, dediler, bir büyücü, bir yalancıdır. O bütün tanrıları bir tek Tanrı mı yapmış. Bu cidden acayip bir şey!" Onların elebaşlarından bir güruh (birbirine): "Yürüyün, mâbudlarınıza (ibadette) sebât edin. Şüphesiz ki, arzu edilecek olan budur" diyerek kalkıp gitmişti. Biz bunu diğer dinde işitmedik. Bu, uydurmadan başka bir şey değildir. O Kur'ân aranızdan ona mı indirilmiş? dedi." (Sâd,1-8).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]Tirmizî, Tefsir, Sa'd, (3230).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]ZÜMER SURESİ[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]766 - Abdullah İbnu-z Zübeyr (radıyallahu anhümâ) babasından naklediyor: "Sonra (ey insanlar), hiç şüphesiz, hepiniz Rabbinizin huzurunda muhakemeye duruşacaksınız" (Zümer 31 ) âyeti nâzil olduğu zaman:[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"- Ey Allah'ın Resülü, dedim, dünyada iken mahkeme huzurundaki duruşmamız kâfi gelmeyecek, aynı duruşmayı âhirette bir kere daha mı yapacağız?"[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"- Evet!" dedi. Ben (Zübeyr):[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"- Öyleyse, dedim, işimiz çok fena!"[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]Tirmizî, Tefsir, Zümer, (3234).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]767 - İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Bir kavim cinayete bulaştı ve çokca adam öldürdü, zinaya bulaştı ve bunda ileri gitti. Şirke düşerek tevhid'i ihlâl etti ve bunda ileri gitti. Sonunda Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e müracat ederek:[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]Ey Muhammed! Bizi dâvet ettiğin şeyler gerçekten güzel. Ancak, önceden işlediğimiz günahların bir kefâreti var mı; bize önce bundan haber versen!" dediler. Bunun üzerine şu âyet indi:[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"Onlar ki Allah'ın yanına başka bir Tanrı daha (katıp) tapmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar, zina etmezler. Kim bunlar(dan birini) yaparsa cezaya çarpar. Kıyamet günü de azabı katmerleşir ve o (azabın) içinde hor ve hakir ebedî[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]bırakılır. Meğer ki (şirkten) tevbe edip iyi amel (ve hareket)de bulunan kimseler ola. İşte Allah bunların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok mağfiret edici, çok esirgeyicidir" (Furkân, 68-70).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]İbnu Abbas şu açıklamayı yaptı: "Allah şirklerini imâna, zinâlarını ihsâna (muhsanlık = namusluluk) çevirir (demektir" (Şu ayet de bu mesele üzerine) indi:[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"De ki: "Ey kendilerinin aleyhinde (günahda) haddi aşanlar, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları affeder. şüphesiz ki O, çok affedicidir, çok esirgeyicidir." (Zümer, 53).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]Nesâî, Tahrimu'd-Dem 2 (7, 86); Buharî, Tefsir, Zümer 1; Müslim, İmân 193, (122); Ebu Dâvud, Fiten 6 (4273).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]768 - Esmâ Bintu Yezid (radıyallahu anhâ) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'i işittim, şu âyeti okuyordu: "De ki: "Ey Kendilerinin aleyhinde (günahda) haddi aşanlar, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları affeder..." (Zümer, 53). Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) ayetin sonuna, yani "(kim ne işlemiş olursa olsun) aldırmadan" lâfzını ekledi.[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]Tirmizî, Tefsir, Zümer,(3235).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]769 - İbnu Mes'üd (radıyallahu anh) anlatıyor: "Cebrâil (aleyhi's-selam) Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a gelerek:[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"Ey Muhammed, Allah semayı bir parmak üzerine, arzları bir parmak üzerine, dağları bir parmak üzerine, nehirleri bir parmak üzerine, diğer mahlukatı bir parmak üzerine koydu, sonra Şöyle buyurdu: "Ben (kâinat mülkünün) Melîkiyim." Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) güldü ve: "Allah'ı hak (ve lâyık) olduğu vech ile takdir etmediler. Halbuki kıyamet günü arz toptan ancak O'nun bir kabzasıdır. Gökler de onun sağ eliyle (toplanıp) dürülmüşlerdir..."(Zümer, 67) meâlindeki âyeti okudu."[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]Buhârî, Tefsir, Zümer 2, Tevhid 19, 26, 36; Müslim, Sıfatü'1-Kıyâmet 19, (2786); Tirmizî, Tefsir, Zümer (3236).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]770 - İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allahu Zülcelâl Hazretleri, semâvatı kıyamet günü dürer, sonra onları sağ eliyle alır, sonra der ki:[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"Ben Melik'im cebbârlar nerede? Büyüklük taslayanlar (mütekebbirler) nerede?". Sonra sol eliyle arzı dürer, sonra: "Ben Melik'im, cebbârlar, mütekebbirler nerede der. Buharî, Tevhid 19; Müslim, Sıfatul-Münafıkun 24,[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]Ebu Dâvud, Sünne 21, (4736).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]SAFFAT SÛRESİ[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]761 - Semüre İbnu Cündeb (radıyallahu anh), "(Nuh'un) zürriyetini (yeryüzünde) devamlı kalanların ta kendileri kıldık" (Saffât, 77) meâlindeki âyetle ilgili şu açıklamayı rivayet etti: "Bunlar Hâm, Sâm ve Rüm'un atası Yâfes'dir."[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]Tirmizî, Tefsir, Saffat, (3228-3229).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]762 - İbnu Abbas ve İbnu Mes'ud (radıyallahu anhüm)'dan rivayet edildiğine göre, bunlar, "İlyâs'ın İdris (aleyhi's-selam) olduğunu" söylüyorlardı. İbnu Mes'ud (radıyallahu anh), âyeti şeklinde okumuştur (Saffât, 130).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]Rezin'in ilavesidir. İbnu Kesir bunu, İbnu Ebî Hatim'in rivayeti olarak kaydetmiştir (6, 33).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]763 - Ubey İbnu Kâ'b (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e şu âyetten sordum: "Onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok kişiye peygamber gönderdik" (Saffât,147). Bana: "Onlar yirmi bin fazlaydılar" diye cevap verdi."[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]Tirmizî, Tefsir, Saffât, (3227).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]764 - İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ), "Biziz o saf saf dizilenler, mutlak biz" (Saffât,165) meâlindeki âyetle ilgili olarak demiştir ki:[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"Melâike, Rablerinin yanında, tesbih ederken saf saf olurlar."[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]Rezîn ilavesidir. Bu mânâda bir rivayet Taberî Tefsiri'nde gelmiştir. (23, 67). Müslim'in bir rivayeti de bu mânâyı te'yid eder (Mesâcid 4, (522).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]SAD SURESİ[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]765 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Ebü Tâlib hastalanınca Kureyş de Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) da yanına geldiler.Ebu Tâlib'in yanında bir kişilik yer vardı. Ebu Cehil oraya Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın oturmasını önlemek için hemen kalktı. Kureyşliler Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı Ebü Tâlib'e şikayet ettiler. Ebu Talib:[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"- Ey kardeşimin oğlu! Kavminden ne istiyorsun?" dedi. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm):[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]" Kendilerinden bir kelime istiyorum. Eğer söylerlerse, bütün Araplar o kelime sayesinde kendilerine uyacak bütün Acem o kelime sâyesinde cizye ödeyecek" dedi. Ebu Tâlib atılarak:[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"- Yani tek bir kelime mi?" diye sordu. Resüllullah (aleyhissalâtu vesselâm):[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]" Evet amcacığım tek bir kelime! Lâilâhe İllallah (Allah'tan başka ilâh yoktur!) diyecekler."[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"- Tek Allah mı? Biz son dinde bunu işitmedik, bu bir uydurmadır!" dediler. Bunun üzerine şu âyetler indi:[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"Sâd. O şanlı, şerefli Kur'ân'a yemin ederim ki, (gerçek), inkâr edenler(in iddia ettikleri gibi değildir). Bilâkis (onların dışı boş) bir onur, (içi ise tam) bir tefrika içindedir. Biz kendilerinden evvel nice ümmetleri helâk ettik. O zaman ne çığlıklar kopardılar. Halbuki (o vakit, azabtaıı kaçıp) kurtulma vakti değildi. O kâfirler içlerinden (kendilerinin başına çökecek) tehlikeleri bildiren (bir peygamber) geldiğ'ine şaştılar. "Bu, dediler, bir büyücü, bir yalancıdır. O bütün tanrıları bir tek Tanrı mı yapmış. Bu cidden acayip bir şey!" Onların elebaşlarından bir güruh (birbirine): "Yürüyün, mâbudlarınıza (ibadette) sebât edin. Şüphesiz ki, arzu edilecek olan budur" diyerek kalkıp gitmişti. Biz bunu diğer dinde işitmedik. Bu, uydurmadan başka bir şey değildir. O Kur'ân aranızdan ona mı indirilmiş? dedi." (Sâd,1-8).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]Tirmizî, Tefsir, Sa'd, (3230).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]ZÜMER SURESİ[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]766 - Abdullah İbnu-z Zübeyr (radıyallahu anhümâ) babasından naklediyor: "Sonra (ey insanlar), hiç şüphesiz, hepiniz Rabbinizin huzurunda muhakemeye duruşacaksınız" (Zümer 31 ) âyeti nâzil olduğu zaman:[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"- Ey Allah'ın Resülü, dedim, dünyada iken mahkeme huzurundaki duruşmamız kâfi gelmeyecek, aynı duruşmayı âhirette bir kere daha mı yapacağız?"[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"- Evet!" dedi. Ben (Zübeyr):[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"- Öyleyse, dedim, işimiz çok fena!"[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]Tirmizî, Tefsir, Zümer, (3234).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]767 - İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Bir kavim cinayete bulaştı ve çokca adam öldürdü, zinaya bulaştı ve bunda ileri gitti. Şirke düşerek tevhid'i ihlâl etti ve bunda ileri gitti. Sonunda Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e müracat ederek:[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]Ey Muhammed! Bizi dâvet ettiğin şeyler gerçekten güzel. Ancak, önceden işlediğimiz günahların bir kefâreti var mı; bize önce bundan haber versen!" dediler. Bunun üzerine şu âyet indi:[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"Onlar ki Allah'ın yanına başka bir Tanrı daha (katıp) tapmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar, zina etmezler. Kim bunlar(dan birini) yaparsa cezaya çarpar. Kıyamet günü de azabı katmerleşir ve o (azabın) içinde hor ve hakir ebedî[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]bırakılır. Meğer ki (şirkten) tevbe edip iyi amel (ve hareket)de bulunan kimseler ola. İşte Allah bunların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok mağfiret edici, çok esirgeyicidir" (Furkân, 68-70).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]İbnu Abbas şu açıklamayı yaptı: "Allah şirklerini imâna, zinâlarını ihsâna (muhsanlık = namusluluk) çevirir (demektir" (Şu ayet de bu mesele üzerine) indi:[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"De ki: "Ey kendilerinin aleyhinde (günahda) haddi aşanlar, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları affeder. şüphesiz ki O, çok affedicidir, çok esirgeyicidir." (Zümer, 53).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]Nesâî, Tahrimu'd-Dem 2 (7, 86); Buharî, Tefsir, Zümer 1; Müslim, İmân 193, (122); Ebu Dâvud, Fiten 6 (4273).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]768 - Esmâ Bintu Yezid (radıyallahu anhâ) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'i işittim, şu âyeti okuyordu: "De ki: "Ey Kendilerinin aleyhinde (günahda) haddi aşanlar, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları affeder..." (Zümer, 53). Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) ayetin sonuna, yani "(kim ne işlemiş olursa olsun) aldırmadan" lâfzını ekledi.[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]Tirmizî, Tefsir, Zümer,(3235).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]769 - İbnu Mes'üd (radıyallahu anh) anlatıyor: "Cebrâil (aleyhi's-selam) Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a gelerek:[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"Ey Muhammed, Allah semayı bir parmak üzerine, arzları bir parmak üzerine, dağları bir parmak üzerine, nehirleri bir parmak üzerine, diğer mahlukatı bir parmak üzerine koydu, sonra Şöyle buyurdu: "Ben (kâinat mülkünün) Melîkiyim." Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) güldü ve: "Allah'ı hak (ve lâyık) olduğu vech ile takdir etmediler. Halbuki kıyamet günü arz toptan ancak O'nun bir kabzasıdır. Gökler de onun sağ eliyle (toplanıp) dürülmüşlerdir..."(Zümer, 67) meâlindeki âyeti okudu."[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]Buhârî, Tefsir, Zümer 2, Tevhid 19, 26, 36; Müslim, Sıfatü'1-Kıyâmet 19, (2786); Tirmizî, Tefsir, Zümer (3236).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]770 - İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allahu Zülcelâl Hazretleri, semâvatı kıyamet günü dürer, sonra onları sağ eliyle alır, sonra der ki:[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]"Ben Melik'im cebbârlar nerede? Büyüklük taslayanlar (mütekebbirler) nerede?". Sonra sol eliyle arzı dürer, sonra: "Ben Melik'im, cebbârlar, mütekebbirler nerede der. Buharî, Tevhid 19; Müslim, Sıfatul-Münafıkun 24,[/FONT]
[FONT="] [/FONT]
[FONT="]Ebu Dâvud, Sünne 21, (4736).[/FONT]
[FONT="] [/FONT]