Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Kalp Kırmak…

asel

New member
Katılım
5 May 2008
Mesajlar
414
Tepkime puanı
925
Puanları
0
Yaş
51
Kalp Kırmak…

--------------------------------------------------------------------------------

İslam dini ve onun peygamberi insanlığa hep hoşgörüyü, alçakgönüllü olmayı, merhameti ve kalp kırmamayı öğütlemiştir. Yalnızca öğütlemekle kalmamış Resulullah bunu tüm insanlığa yaşantısı ve ahlakıyla göstermiştir.


İslam dini insan merkezli bir dindir. Yeryüzündeki her şey onun emrine tahsis edilmiş, ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılayabileceği bir mekanizmayla donatılmıştır. Şüphesiz bu insanı her şeyden önce Malikine borçlu kılmaktadır. Varlık âlemine çıkışıyla başlayan bu ödev ahiret âlemine kadar sürecektir. Ancak bu kadar zarif yaratılan insanında merkezi olan bir noktası vardır ki, bu da kalptir.


Peygamberimiz ‘’kalp kırmak Kâbe yıkmak gibidir.’’ Sözüyle bize bu eylemden sakınmamızı emrediyor. Çünkü Allah insana yeryüzündeki halifesi şerefini bahşetmiştir, bu kadar önemli bir vazife sahibine yapılan zulüm hiç şüphesiz varlığın gerçek sahibi olan Allah’ ı Zül-Celale yapılmış gibidir. Bu zulmün cezası da basit olmasa gerek!


Yukarıdaki hadisi şerifi ilk duyduğumda ‘’Fil Süresi’’ aklıma gelmişti. Sürenin tefsirini okuduğumuz da Allah’ın evini yıkmaya niyetlenen Ebrehe’nin nasıl bir ceza ile yüz yüze geldiğini görürüz. Allah Kâbesini korumuştur ve hep koruyacaktır. Peygamber efendimiz ‘’…Kâbe yıkmak gibidir.’’ İfadesiyle bize en güzel bir örnekle kalp kırmanın ağırlığını anlatmaktadır. Allah’ı Zül-Celal süre-i celile de Kâbe’yi bırakın yıkmayı, yıkmaya niyetlenen bir insana nasıl bir ceza vermiş, ya yıkana nasıl bir ceza verecek? Kur’an da Allah düşünmemizi emrediyor. Düşünen bir insan hiç şüphesiz kalp kırmak gibi kötü bir fiilden kaçınacak ve Mevla’nın huzuruna bu büyük vebalden uzak şekilde çıkacaktır. Aksi durumda Ebrehelerle yan yana gelmemiz kaçınılmaz olsa gerek…


Kalp kırmadan yaşanabilir mi? Sorusu hepimizin aklına gelecektir. Allah, kulundan yapamayacağı bir şeyi istemeyeceğini kitabında söylüyor. Demek ki, bizler Kâbeyi yıkmadan yaşayabilecek bir düzeneğe sahibiz. Sorun bizlerin bu düzeneği hakkıyla kullanamamamızdan kaynaklanıyor. En ufak dünyevi meselelerde bile bu büyük günahı işleyebiliyoruz, kaldı ki dünyalık hiçbir mesele bizim ahiretimizi yıkacak kadar değerli olmasa gerek.


Merhamet sahibi, hoşgörü sahibi bir dinin üyeleri ve bunu yaşayarak insanlığa göstermiş bir Peygamberin ümmeti olarak bizler bu hassasiyeti göstermeli ve Allah’ın Kâbelerini yıkmak bir tarafa Kâbe sahiplerinin hepsini hoşnut edebilmeliyiz. Bu berzah âleminde beşerin emanetindeki kalpleri yıkmaktan kaçınarak bir yaşam sürmeyi kendisine düstur edinmiş bireyler, hiç şüphe yoktur ki varlığın sahibine göstermiş olduğu sadakatten ötürü fazlasıyla mükâfatını görecektir.


Kalpleri Kâbe olarak görmek, emanetleri gerçek sahibi için sevmek ve o sadakatle sahip çıkmak…


Gerisi için mükâfatı beklemek.

alıntı
__________________
 

hilal

New member
Katılım
3 Haz 2008
Mesajlar
562
Tepkime puanı
1,033
Puanları
0
Yaş
48
Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Bir Müslümânı haksız yere incitmek, Kâbe'yi yetmiş kere yıkmaktan daha
günâhtır.)
Her ne şekilde olursa olsun kalb kırmaktan son derece kaçmalıdır! İmâm-ı
Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:

"Kalb, Allahü teâlânın komşusudur. Allahü teâlâya kalbin yakın olduğu kadar
hiçbir şey yakın değildir. Mü'min olsun, kâfir olsun, hiçbir insanın kalbini
incitmemelidir! Çünkü, kâfir olan komşuyu da korumak lâzımdır.

Sakınınız, sakınınız, kalb kırmaktan pek sakınınız! Allahü teâlâyı en ziyâde
inciten şey küfürdür. Küfürden sonra kalb kırmak gibi büyük günâh yoktur.
Çünkü, Allahü teâlâya ulaşan şeylerin en yakın olanı kalbdir.

İnsanların hepsi, Allahü teâlânın kullarıdır. Herhangi bir kimsenin kölesi
dövülür, incitilirse, onun efendisi elbette gücenir. Her şeyin her insanın,
biricik mâliki, sâhibi olan Allahü teâlânın şânını, büyüklüğünü
düşünmelidir!"

Kendini kusurlu görmek...
Müslümân, herkesin iyi olmasını ister. Kendisini kusurlu görür, başkalarının
kusursuz olmasını ister. Bunun için herkese iyiliği tavsiye eder. Bu
tavsiyeyi hâl ile de yapar. İslâm'ın güzel ahlâkına uyarak örnek olur.
Herkese tatlı dil, güler yüz göstermek, kimseyi incitmemek, kalbini
kırmamak, malına, ırzına göz dikmemek, kanunlara karşı gelmemek Müslümânlık
icabıdır.

İslâmiyeti, emirlerini, yasaklarını beğenmeyen kimseler, iyiyi güzeli
anlayamayan zavallılardır. Bunlara acımalı, anlayabilecekleri bir lisan ile,
iyiyi, kötüyü ve güzeli, çirkini bildirmelidir! Kalb kıracak, fitne
çıkaracak şeyler söylememelidir! ..

Dargın durmak da kalb kırılmasına sebep olur. Kendine zulm edeni affetmeli,
bu sebeple karşılık vermemeli ve ona darılmamalıdır! Dargın ise hemen
barışmalıdır.

Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Sana darılana git, barış! Zulmedeni affet! Kötülük edene iyilik et!)
Kendimiz yüzde yüz haklı bile olsak, eğer karşımızdaki mü'min özür
dilemişse, özrünü kabûl etmelidir! Özrü kabûl etmek ve kusurları affetmek,
Allahü teâlânın sıfatlarındandı r. Özür beyan eden Müslüman kardeşinin özrünü
kabûl etmemek, sû-i zan olur. Müslümâna sû-i zan ise câiz değildir.
 

ayyüzlü

New member
Katılım
24 Eki 2007
Mesajlar
599
Tepkime puanı
884
Puanları
0
Yaş
44
Konum
Ýstanbul
Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, başkalarını incitmeyi, onların kalblerini kırıp, gönüllerini yıkmayı bir alışkanlık haline getirmiş insanlar ALLAH CC. kainata serpiştirdiği rahmet, merhamet ve şefkatten hissesini alamamış nasipsiz insanlardır. Böyleleri aynı zamanda insan olmanın en önemli yanlarından birini teşkîl eden his ve duygudan mahrum hissiz kimselerdir ve islami ahlak içerisinde çok mühim bir yeri olan nezâket, güleryüzlülük ve kem söz söylememe, kem bakışta bulunmama gibi lütuflardan mahrumdurlar. Evet, kalb kırmak tek kelimeyle kaba bir tavırdır ve kabalık sadece, bedevîlere yaraşır.

Allah cc., kullarına her zaman sabrı şiar edinmelerini, dillerine hâkim olmalarını ve gayzlarını yutmalarını emretmenin yanında, " Ben kalbi kırık olanların yanındayım " buyurmak suretiyle, kullarının gönüllerini incitenlerin -bilmeyerek bile olsa- yaradanı yani ALLAH cc. karşılarına alacaklarına işaret buyurmuştur ki, buda oldukça derin ve anlamlıdır..

Efendiler Efendisi de, gerçekten inanmış bir insanın en önemli vasfının diğer insanları eliyle ve diliyle rahatsız edip incitmemesi olduğunu ifade ederek bu husustaki en kesin
kâideyi koymuştur. Yine O`nun beyanlarına müracaatla söyleyecek olursak, kendi kalbinin rencide edilmemesini, gönlünün kırılmamasını arzu eden bir kimse başkalarının kalbini kırmaktan da hazer eder, sakınır. Zira, hakîkî mümin kendisi için istediğini kardeşleri için de arzular; şahsı için istemediği şeylerin başkalarının başına gelmesine de gönlü razı olmaz.

Kalb Allah`ın Evidir

Büyükler hep öyle demişler; kalbi Kâbe`ye müsavî hatta ondan daha üstün tutmuşlardır. İbrahim Hakkı merhum meşhur şiirinde,

"Dil beyt-i Hudâ`dır, ânı pak eyle sivâdan

Kasrına nüzûl eyleye Rahman gecelerde"

diyerek kısa yoldan bu gerçeği ifade eder. Kalbin Zümrüt Tepeleri`nde bu konunun temeli şu cümleyle ifade edilir: kalb, Kâbe`den daha üstün görülmüştür."

Şu çeşmeye bak su içecek tası yok ,
Kırma kimsenin kalbini, Yapacak ustası yok.

Kalb, Kâbe`ye benzetilince kalb kırmak da Kâbe`yi yıkmaya kıyaslanır olmuştur. Mesela, bu manada "Kâbe`yi yıksam, yeniden yapabilirim, ama kırılan bir kalbi kat`iyen" şeklindeki ifade, İslam`ın yüz akı Hazreti Ömer`e izâfe edilir. İşin doğrusu, Hazreti Ömer gibi bir gönül insanının böyle bir şey söylemesi kadar tabiî bir şey olamaz.
Müminleri incitip onların kalblerini kırmanın büyük bir vebal olduğunu düşünen Allah dostları, bir gönül yıkmanın Kâbe`yi yıkmak kadar günah olduğunu, hâkezâ, bir gönül yapmanın da Kâbe`yi yeniden inşa etmek kadar sevap olduğunu dile getirirmişlerdir. Onlardan biri olan Hazreti Mevlânâ, "Bir defa kalb kırmak, Kâbe`yi alt üst etmekten daha kötüdür. Zira Kâbe`yi Hazreti İbrahim inşa etmiş, gönlü ise Hazreti Allah yaratmıştır" der.

İnsan kalbinin çok hassas ve kırılgan olması üzerinde en fazla duranlardan birisi de yanık şairimiz Yunus Emre`dir. Kalb kırmanın, gönül incitmenin ne büyük bir hata olduğu mülahazası onun pek çok mısraına misafir olmuştur. İşte onlardan ikisi:

"Gönül Çalab`ın tahtı, Çalab gönüle baktı
İki cihan betbahtı, kim gönül yıkar ise."

"Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil,
Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil"
[COLOR="Blue[/COLOR]"]
 

ayyüzlü

New member
Katılım
24 Eki 2007
Mesajlar
599
Tepkime puanı
884
Puanları
0
Yaş
44
Konum
Ýstanbul
"Lutfî miskinlere merhamet eyle
Hizmet eyle cândan hürmetle söyle
Amandır incitme neylersen eyle
Uyûbun muhâsib müsetter eyler"

İncinme, İncinsen de İncitme



"Aşık kişi miskin gerek
Yol içinde teslim gerek
Kim ne derse boyun eğe
Çare yok gönül yıkmaya"
 
Üst Alt