YÜzÜn Ne Kadar SolmuŞ BÖyle

  • Konbuyu başlatan abdirabbih
  • Başlangıç tarihi
A

abdirabbih

Guest
I.
Bakma gözlerime artık. Yüzünü çevir, güneşe bak, gökyüzünü izle ve kuşları. Bulutların peşinden uzayıp gitsin bakışların. Gözlerime bakma artık. Yaşamak böylesi zamanlarda sancıya dönüşür gitgide. Yaşamak, boğazıma düğümlenen bir sözcük gibi. Bir türlü tamamlanamayan bir cümle gibi.

Yüzün ne kadar solmuş böyle?
Henüz ölmüş bir kadının gözlerini andırıyor gözlerin. Sana şarkılar söyleyebilirdim belki. O liman kentinin arsız gecelerinden de bahsedebilirdim. Yüzümüz kızarırdı bir süre sonra. Sana Ortadoğu aşklarından kalma temiz sözcüklerden söz edebilirdim. Fakat yorgun görünüyorsun. Ve gözlerine de bakacak cesaretim yok.

Ölüm nasıl bir aşktır senin sokaklarında? Hangi kapıyı çalsam o çıkıyor karşıma. Sz vermiş gibi aceleci, yetişmek için koşaradım gidiyorsun. Biraz daha kalsaydın eğer, sana bir prensesin elleriyle oyaladığı mendilin hikayesini anlatırdım. Ölen bir savaşçının koynunda gizlediği… nereden aldığı beli olman bir prenses mendilinin kanlı biten hazin öyküsünden bahsederdim. Adı bilinmeyen bir savaşçının koynundan çıkan bir aşk öyküsünden. Fakat oldukça bitkin görünüyorsun.

Babana bir bak göz ucuyla da olsa.
Babana bir kez olsun bakıver.
Babalar kızlarını gece vakti severler. Babalar kızlarını herkes ortadan çekildiğinde severler. Babalar kızlarını, ortalıkta kimseler kalmadığında, şimşekler çakıp ortalığa korku yayıldığında severler. Bir kez olsun aç gözlerini ve kapı eşiğinde oturan o adama bir bak.

Yüzün ne kadar solmuş böyle?
Her sabah ölüme doğuyor incecik vücudun. Her sabah eksiltiyorsun hayatı. Nefesin yavaşlıyor her geçen gün ve hayat ağır bir besteye dönüşüyor. Her nefeste yaşlı bir kadının ağıtı doluşuyor odaya. Sana mektuplar okuyabilirdim. Eski aşkların hüznü yayılabilirdi ortalığa. Sonra sobanın üzerine koyduğumuz portakal kabuklarının kokusu, alır götürürdü geride kalan ne varsa. Geceye yaklaştığında, bir denizin kıyısına bırakabilirdik omzumuzu ağrıtan ne varsa. Eskimiş aşkların mezarlığına dönerdi sahil.

Oysa şimdi çok yorgun görünüyordun.
Benim gözlerime bakma lütfen.
Söylenebilecek her şey uçup gitti aklımdan.
Yaşamak bir utancın kıyısına düşünce, ortalığa saçıldı tüm sözcükler.
Solgun bir yüzün aynasına bakmak zordur elbette. Bir genç kızın hayallerinde ölmek bir sabah erkenden. Yarım kalmış aşkların cehennemi yakar hepimizi. Bir ölümün gösterisinde, ön sıralarda yer kapma garipliği üzerimizdeki.
Gözlerime bakma artık.
Bir utancın gölgesinden başka hiçbir şey yok.
Ve sen yine solgun görünüyorsun.
Bir kez olsun gözlerini çevir ve eşikte duran babana bak.

II.
-Bir şeyler yedi mi?
-Hayır.
-Tedaviyi kabul etmiyor hala?
-İstemediğini söyledi.
-Ne olcak şimdi?
-Sanırım…

III.
“ ölüm oruçlarının bugünkü kurbanı on dokuz yaşındaki bir genç kız…”
( Gazetelerden )


TARIK TUFAN
 
Üst