Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

uzun ama okumaya deger

numan

New member
Katılım
26 Eyl 2006
Mesajlar
204
Tepkime puanı
5
Puanları
0
Yaş
41
Konum
ÝZMÝR
Web sitesi
www.islamforum.net
--------------------------------------------------------------------------------
Mutlaka bir cenazeye gitmişinizdir. Ve o cenazede tabut ve tabutun
üstünde
bir yeşil örtü görmüşünüzdür. O yeşil örtünün üzerinde sirma ile yazili
bir
ayet vardir. O ayette şöyle Kuran kesinlikle "öleceksiniz" demez, ölümü
"tadacaksınız der; kişi ölümü tattiği anda ölmüş olduğunu farketmez.
Kişi
kendi bedenini yıkayanı ve çevresindekileri görür, bilir, tanır. Kendi
cenaze namazını kılanları, tabutun içinde ve üstü örtülü olmasına
rağmen
görür, bilir ve tanır. Mezardan uzaklaşanların ayak seslerini işitir.
Sonra
kabirin içindeyken iki melek gelir. Münker, Nekir adlarıiyla, maruf. Ve
ona
bazı sualler sorar. O suallerinde cevabını verir.



Bir yerde bir koltukta oturuyorsunuz, çevrenizde de insanlar var. O
anda
elinizi kaldırmak istiyorsunuz, kaldıramıyorsunuz. Bir şey söylemek
istiyorsunuz sesiniz çıkmıyor, bir anda paniğe düşüyorsunuz. Dikkat
edin.
Aklınız, şuurunuz, idrakiniz, bütün duyularınız yerinde, dışarıda olup
bitenleri görüyorsunuz. Fakat beden bir anda yığılıp kalmış.
"Ölülerinizin
yanında haykırıp, bağırıp, çagırmayın onlara eziyet edersiniz" Çünkü; o
zaten ölü değil!! Derken alıyorlar bedeni koltuğun üstüne uzatıyorlar,
törelerine göre getirip üstüne bir bıçak, bir çatal bir şeyler
koyuyorlar.
Siz orda çevrenizde ağlaşanları seyredip duruyorsunuz.


Sonra alıyorlar sizi, götürüyorlar bir hamama sıcak bir yere, üstünüze
suları döküyorlar, sizi evirip çeviriyorlar, siz ne kadar uğraşırsanız
uğraşın, dışarıyla iletişim kurmaya "Ben yaşıyorum!" demeye
diyemiyorsunuz.
Ama sizi yıkayanları görüyorsunuz, biliyorsunuz, tanıyorsunuz.
Tanıyorsunuz
ama maddi dünyasıyla bağınız kopmuş. Param diyorsunuz, işim diyorsunuz,
koltuğum diyorsunuz, anam, karım, çocuğum diyorsunuz hiç! Bunların hiç
biri
size ulaşamıyor. Ve bunlara dokunamıyorsunuz.



Ölümü tatma anındaki olayların bazı ana noktalarını vurgular. Öyleyse
ölüm
denen olayın ne olduğunu bir an için hatırlayalım. Şöyle anlatayım size
ölümü;

Daha sonra sizi aliyorlar beyaz bir kefene sariyorlar, tahta bir
sandiğin
içine koyuyorlar, üstünüzü kapatiyorlar ama o tahta sizin görüşünüze
mani
olmuyor , Dışarida olanları seyrediyorsunuz. Gözleri yaşlı, hüzünlü
insanları görüyorsunuz
Sonra götürüyorlar bir musalla taşına koyuyorlar. Hüzünlü an,
çevrenizde
aglıyorlar, haykırıyorlar. Gözü yaşlı karınız, kocanız, çocugunuz,
ananız,
babanız, arkadaşlarınız, sevdikleriniz... Ve siz bunları da
seyrediyorsunuz...



Sonra sizi alıyorlar bir mezarın yanına getiriyorlar. Koyuyorlar
toprağın
üzerine, mezar kazılıyor çevrenizde hüzünlü insanları görebiliyorsun
Işte o anda hayatınızın en büyük paniği başlıyor. Yaşamınızın en büyük
paniğini o anda yaşıyorsunuz. Çünkü; aklınız, şuurunuz, idrakiniz,
bütün
duygularınız sizinle beraber, yani siz o anda yaşıyorsunuz, fakat
bedeni
içinde bir örtüde ve o mezarın içine konacağınızı, üstünüze toprağın
atılacağını, ve orada hapis kalacağınızı, görüp hissediyorsunuz. Hz.
Ömer(r.a) soruyor; Ya Resulallah! Ben mezara konduğum zaman şu andaki
aklım,
idrakim, duygularım, şuurum, aynen muhafaza olacak mi?
-Evet Ya Ömer! Aynen şu andaki aklın, idrakin, duygularınla
varolacaksın.


Evet. Kişi o mezara gömülme anında hayatının en büyük paniğini yaşıyor.
Diri
diri toprağa gömülüyor

Ve sizi en sevdiklerinizin elleriyle toprağa alıp o mezarın içine
koyuyorlar, üstünüze toprağı atmaya başlıyorlar. Tahtalar konuluyor
veya
beton taşlar konuluyor, dışarıyla ilginiz kesiliyor. Ama dişardaki
sesleri
duyuyorsunuz, toprağın içinde canlı canlı hapis kaldığınızı
hissediyorsunuz.
Evet bedende bir olay yok o ana kadar ama, siz o toprağın içinde canlı
canlı
hapissiniz. Bağırmak, haykırmak istiyorsunuz; Beni buraya
bırakmayın!,beni
buraya koymayın!, ben yaşıyorum!, canlıyım!, diriyim! Ben de sizin
kadar
şuurluyum! AMA ILETİŞİM YOK !
Bunlara ulaşamıyorsunuz, ve sizi oraya bırakıyorlar, üstünüze topraği
kapatıyorlar, ışık kayboluyor, kapkaranlık bir mezarın içinde tek
başınasınız...

Peygamberimiz(s.a.s) ş öyle diyor:" Kişi kabre konduğu zaman o panik
içinde
öyle bir haykırışla haykırır ki; feryadı arşa kadar yükselir. Fakat ne
yazık
ki insan kulağı o haykırışı işitemez." Işte o panik anında
düşünüyorsunuz
ki, size dünyada iken söylenen; ölmek yok!, hayat devam ediyor!, öbür
hayata
kendini haziılamazsan pişman olursun! ikazları gelmişti, ulaşmıştı
fakat
bunları kaa'le almamıştın. Artık mezardan geri dönüş yok.
Bitiyor,herşey son
buluyor. Ve orada gerçekten iki melek geliyor, size bazı sualler
soruyor.
Siz o panik halinizle ne derece cevap verebiliyorsunuz, size ait olan
bir
olay..



Sonra aradan zaman geçiyor, mezarın içinde yılan, çıyan, köstebek, fare
kenarlardan çıkıyor geliyor sizin kaşınızı, gözünüzü, yanağınızı,
ağzınızı,
burnunuzu, karnınızı, baharsaklarınızı yemeye başlıyor. Ve siz mezarda
kendi
yeyinişi, bu hayvanlar tarafından parçalanışınızı seyrediyorsunuz,
hissediyorsunuz. Evet fiziki bedeninize olan fiziksel bir azap size
ulaşmıyor ama, kendinizi kabus görür şekilde düşünün, rüyada,
yatakta...Rüyanızda size gelen baskıları, birtakim hayvanların size
verdiği
zararı, veya bir uçurumdan düşüşünüzü bir bıçagin sizi kesişini,
boğulmanızı, göğsünüze birinin oturup boğazınızı sıkmasını düşünün...O
anda
fiziksel bir olay yok ama, sizin yaşadığınız kabus. Işte mezarda öyle
bir
kabusun içine düşüyorsunuz ki, uyanma, geri dönme yolu yok. Ve
böylesine
başlayan bir ÖLÜM ÖTESI YAŞAM



Yani siz ölümün ne olduğunu tadıyorsunuz. Tadış sizde bir şey
değiştirmiyor.
Herhangi bir şeyi tattığınız zaman nasıl şuurunuzda, idrakinizde bir
değişme
olmuyorsa, sadece o şeyin ne olduğunu anlıyorsanız, "ölümü tatmak"
demek bu
bedene kumanda edemez hale gelmeniz demek. Bu bedene kumanda edemez
hale
geliyorsunuz, işte bu "ölümü tatmak" denen olay. Ama yaşamınız devam
ederek
gidiyor o kabirde...



Size sorsam, bir aynaya baktiğınız zaman ne görüyorsunuz? desem, hemen
vereceginiz cevap şu olur. Aynaya baktığım zaman kendimi görürüm. Işte
"aynaya baktığım zaman kendimi görürüm" cevabınız Peygamberi, Kuran'i,
ve
ölüm ötesi yaşamı inkardan başka bir şey değildir!
Eğer gördüğünüz aynada, sizin ben dediğiniz, kendim dediğiniz yapı ise
bu
beden belli bir seneler sonra toprak altında çürüyüp yokolacak ve bu
hesaba
göre sizinde yokolmanız gerekecektir. Ama siz toprak altında
Peygamberin
bildirdiği bir şekilde yaşayacaksiniz. Bu beden çürüyüp yokolmasına
rağmen
demek ki aynada ben dediğiniz, kendim dediğiniz şeyi görmüyorsunuz. Siz
bir
beden görüyorsunuz.



Sokakta bir araba görüyorsunuz, yaklaşıyorsunuz cama tıklıyorsunuz, cam
açılıyor içerde bir adam, direksiyona yapışmıs "Kimsin sen?" diyorsun.
"Ben
1956 modeli Chevrolet'im " diyor. Adama bakarsınız gülersiniz,kafayı
üşütmüs
zavallı dersiniz. "Sen Chevrolet değilsin kardeşim, sen insansın,
arabanın
direksiyonunda oturuyorsun, bir süre sonra da direksiyondan kalkıp
arabadan
çikarsın! " dersiniz. Adam size"Hayır öyle şey yok, herkes bana böyle
dedi,
herkes de bana böyle diyor, ben otomobilim" cevabını veriyorsa artik
siz ona
daha fazla bir şey söylemezsiniz. "Zavallı, Allah selamet versin" der
geçersiniz.



Işte bugün birtakım insanlar, ben 56 doğumlu bilmem kimim, ben 48
doğumlu
bilmem kimim, ben 38 doğumlu bilmem kimim diyorsa o 56 model
Chevrolet'im
diyen şoförden farkı yoktur. Siz belli bir süre için bu bedenle
birlikte
varolan, fakat bir süre sonra bu bedeni terkedip, bedensiz olarak
yaşamına
devam edecek bir varlıksınız.
Işte din dediğimiz olgu burdan ileri geliyor, şu anda her ne kadar bu
nedenle bu madde dünyasında yer alıyorsanız da, belli bir süre sonra ,
bu
madde dünyasıyla tüm ilişkiniz kesilecek, paranız, koltuğunuz, karınız,
kocanız,çoluğunuz-çocuğunuz,ananız, babanız v.s tümü geride kalacak,
tek
başinıza yepyeni bir hayata geçeceksiniz.



Eğer o hayatın şartlarına göre kendinizi hazırlayamadıysanız, hazırlama
gereği duymadıysanız, siz ne olursa olsun o ortamda çok büyük bir
sıkıntıya
, azaba düşeceksiniz. Ergeç denize düşecek olan insan yüzme öğrenmek
mecburiyetindedir. Yüzmeyi öğrenmediyse, o denizin içinde boğulur.
Bunun
başka yolu yoktur.Ben dünyada böyle bir insandım, şöyle bir insandım,
şunu
yaptim, bunu yaptim. Sen dünyada nasil bir insan olursan ol, eğer
yüzmeyi
öğrenmediysen, denize düşünce bogulursun. Sen eger gideceğin ölüm ötesi
aleme gereken bir biçimde hazırlanmadıysan, o alemde yer alacak olan
ruh
bedenini gerektiği bir biçimde, gereken enerjiyle güçlenmediysen, ne
olursan
ol o alemin batağinda B-O-Ğ-U-L-U-R-S-U-N




E canım ben Peygambere inanıyorum, Allah'a inanıyorum ama gerektiği
gibi
hazırlanamıyorum. Lütfen Aldatmayalım kendimizi, mantığımzı
çalıştıralım,
beyni çalıstıralım gerçekçi düşünelim . Halimizi gemideki adama
benzemesin .



Peygamber sana diyor ki;"Eğer benim dediklerimi anlayğp idrak
edemiyorsan,
bana hiç olmazsa inan, ölüm ötesinde böyle bir yaşam var, o yaşamın
şartlarına göre tedbir alarak kendini kurtar. Sen diyorsun ki;"Ben sana
inanıyorum" Sonra bildiğin gibi yaşıyorsun. Peygambere inanmaktan gaye,
Peygamberin dediğini anlayıp idrak etmek, ve o bildirdiği tehlikeye
karşı
gereken tedbirleri almaktir. Sen ona gerektigi gibi kulak vermiyor,
dediklerini anlamiyor, gereken tedbirleri almıyorsan, ne kadar
"inanıyorum,
onu çok seviyorum" dersen de, o gittiğin ortamda içine düşeceğin
azaptan
kendini kurtaramazsın. Ona inanmaktan murat, onun önerdiği bir biçimde
gereken tedbirleri almaktır. Peygamberin senin inanmana ihtiyacı yok
ki...
Sen ya geleceği idrak edip, gereken tedbiri alarak kendini
kurtaracaksın
veyahutta es geçeceksin. Gittiğin ortama gereken bir biçimde
hazırlanmadığın
içinde mahvolacaksın!
Diri diri kabire gömülüp, orada canli canli o azabi çekeceksin seneler
ve
seneler boyu.



Bulunduğun yerden bir başka yere 1-2 haftalığına gezmeye gitmeye
kalkıyorsun, 6 ay evvelinden hazırlık yapıyorsun, oranın şartlarını
öğreniyorsun, ne götüreyim, ne getireyim, yanıma ne alayım, orda nerede
kalayım diye onu araştırıyorsun.


Ömür boyu, sonsuz yaşayacağın bir ortama gideceksin bir daha geri dönüş
yok,
oranın şartlarını araştırma gereği duymuyorsun. Ondan sonra akıllıyım
diye
geçiniyorsun. Bu mu aklın...
Hazırlanma kabul ama, evvela oranın ne olduğunu öğren ondan sonra
hazırlanma, bilmediğin birseye nasil tedbir alirsin veye nasil tedbir
almama
geregini duyarsin. Senin garanti senedin mi var? Şu kadar sene
yaşayacağına
dair.?

Bir damarındaki tıkanma, bir kalp krizi, bir beyin kanaması senin bir
anda
kaç yaşında olursan ol hayatının sonudur. O andan itibaren sana ne
karın,ne
paran,ne kocan,ne anan,ne baban, ne bir başkası fayda edecek. Peki o
ölüm
denen olayla birlikte başlayacak olan ölüm ötesi yaşama
hazırlanmadıysan
seni kim kurtaracak, ne kurtaracak. Allah kerim canım, yukarida ALLAH
var
canım nasil olsa kurtarır deyip kendizmizi aldatmayalım. Lütfen
bıraklım bu
sonsuz aldatmacayı...

Yoksa vay halimize........
 
Üst Alt