Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

şeytanın silahlarından 12si

numan

New member
Katılım
26 Eyl 2006
Mesajlar
204
Tepkime puanı
5
Puanları
0
Yaş
41
Konum
ÝZMÝR
Web sitesi
www.islamforum.net
ŞEYTANIN EN TATLI 12 SÖZÜ;


1-BİR DEFAYLA BİR ŞEY OLMAZ


2-DAHA GENCİZ.


3-ALLAH (C.C) KALP TEMİZLİĞİNE BAKAR.


4-ALLAH (C.C.) İLE KUL ARASINA GİRİLMEZ.


5-EMEKLİ OLDUKTAN SONRA.


6-ZAMAN SİZE DEĞİL SİZ ZAMANA UYUN.


7-BİR ŞEY OLMAZ Allah(c.c.)(C.C) AFFEDER.


8-BU KADAR GÜNAHTAN SONRA BİRAZ ZOR AFFEDİLİRSİN.


9-FAZLA DÜŞÜNME KAFAYI YERSİN.


10-CEHENDEMDE BİR SÜRE YANDIKTAN SONRA CENNNETE GİRMEYECEKMİYİZ.


11-BİZ BÜYÜKLERİMİZDEN BÖYLE GÖRDÜK.


12-AMAN HA DİKKAT BEYNİNİZİ YIKAMASINLAR.
 

tahsiye72

New member
Katılım
6 Ağu 2006
Mesajlar
350
Tepkime puanı
4
Puanları
0
Yaş
52
..

..

madde 10 da hurafeyi yakalamışsınız tebrik ederim şeytanın tuzağı bu insanları laçkalaştırmak yozlaştırmak için kurduğu bir tuzak bu ayetlerin karşısında 1 ayet bile yok

Cehenneme giren kişi, cehennemden bir daha çıkar mı? Çıkmaz. Bunun ispatı sadedinde, size ibret için tam 29 tane âyet-i kerime vereceğiz. Cehenneme cezalanmak üzere giren, günahları olup da cehennemde cezalanacak olanların, cehennemden bir daha çıkmaları mümkün değildir. 29 tane âyet-i kerime bunu söylüyor. İbret olsun diye… İspat vasıtası olarak bunu kullanmanız için...

Allahû Tealâ diyor ki:



1. Âyet-i kerime:



7/A'RAF-36: Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ vestekberû anhâ ulâike ashabun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Ve âyetlerimizi yalanlayan kimseler ve onlara karşı kibirlenenler, işte onlar ateş ehlidirler ve onlar, orada devamlı kalanlardır (kalacaklardır).



2. Âyet-i kerime:



33/AHZAB-64: İnnallâhe leanel kâfirîne ve eadde lehum saîrâ(saîren).

Muhakkak ki Allah, kâfirleri lânetledi. Onlar için alevli ateşi (cehennemi) hazırladı.

33/AHZAB-65: Hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), lâ yecidûne veliyyen ve lâ nasîrâ(nasîren).

Orada ebediyyen kalıcılardır (kalacak olanlardır). (Orada) bir dost ve bir yardımcı bulamazlar.



3. Âyet-i kerime:



3/AL-İ İMRAN-116: İnnellezîne keferû len tugniye anhum emvâluhum ve lâ evlâduhum minallâhi şey’â(şey’en), ve ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Hiç şüphesiz o kâfirlerin, ne malları ve ne de evlâtları, onlara; Allah’tan (gelecek bir cezaya) bir şey’e, (karşı koymaya) yetmez. İşte onlar, ateş ehlidir. Orada devamlı kalacaklardır.



4. Âyet-i kerime:



2/BAKARA-39: Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbun nâr(nârı), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Ve inkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar ateş ehlidir, orada ebedî kalacak olanlardır.



5. Âyet-i kerime:



2/BAKARA-81: Belâ men kesebe seyyieten ve ehâtat bihî hatîetuhu fe ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Hayır, (sandığınız gibi değil) kim günah kazanmış da hataları kendisini kuşatmışsa; işte onlar, ateş halkıdır ve içinde de devamlı kalacaklardır.



6. Âyet-i kerime:



2/BAKARA-217: Yes’elûneke aniş şehril harâmi kıtâlin fîh(fîhi), kul kıtâlun fîhi kebîr(kebîrun), ve saddun an sebîlillâhi ve kufrun bihî vel mescidil harâmi ve ihrâcu ehlihî minhu ekberu indallâh(indallâhi), vel fitnetu ekberu minel katl(katli), ve lâ yezâlûne yukâtilûnekum hattâ yeruddûkum an dînikum inistetâû ve men yertedid minkum an dînihî fe yemut ve huve kâfirun fe ulâike habitat a’mâluhum fîd dunyâ vel âhireh(âhireti), ve ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Sana haram (hürmetli) aydan ve onun içinde yapılan savaştan soruyorlar. De ki: “Onun içinde (o ayda) savaş büyük (günahtır). (Fakat insanları) Allah yolundan saptırmak (alıkoymak) ve O’nu inkâr etmek, (mü’minlere) Mescid-i Haram’ı (yasaklamak) ve onun halkını oradan (Mekke’den sürüp) çıkarmak ise Allah katında daha büyük (günahtır). Ve fitne, (adam) öldürmekten daha da büyük (bir suç ve günahtır). Eğer onların güçleri yetse (yapabilseler), sizi dîninizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaktan geri kalmazlar. Sizden kim dîninden dönerse, o taktirde o, kâfir olarak ölür. Bu sebeple işte onlar, onların amelleri dünyada ve ahirette boşa gitmiştir. Ve işte onlar, ateş ehlidir. Ve onlar, orada ebediyyen kalacak olanlardır.”



7. Âyet-i kerime:



2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.



8. Âyet-i kerime:



2/BAKARA-275: Ellezîne ye’kulûner ribâ lâ yekûmûne illâ kemâ yekûmullezî yetehabbetuhuş şeytânu minel mess(messi), zâlike bi ennehum kâlû innemal bey’u mislur ribâ, ve ehallallâhul bey’a ve harramer ribâ fe men câehu mev’izatun min rabbihî fentehâ fe lehu mâ selef(selefe), ve emruhû ilâllâh(ilâllâhi), ve men âde fe ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Riba (faiz) yiyenler, kabirlerinden ancak şeytan çarpmasından hırpalanmış bir kimse gibi kalkarlar. İşte bu, onların: “Fakat alışveriş faiz gibidir.” demeleri sebebiyledir. Allah, alışverişi helâl; faizi haram kılmıştır. Bundan sonra, Rabbinden kendisine öğüt gelen kimse (ona uyarak) artık (faizden) vazgeçerse, o taktirde geçmiş olan (önceden aldığı faiz) onundur ve onun işi (onun hakkındaki hüküm) Allah’a aittir. Ve kim de (faizciliğe) dönerse, işte onlar, ateş ehlidir. Ve onlar orada ebedî kalacak olanlardır.



9. Âyet-i kerime:



98/BEYYİNE-6: İnnellezîne keferû min ehlil kitâbi velmuşrikîne fî nâri cehenneme hâlidîne fîhâ, ulâike hum şerrul beriyeh(beriyyeti).

Muhakkak ki onlar, kitap ehlinden kâfir olanlardır ve müşriklerdendir. Cehennem ateşi içinde ve ebediyyen kalacak olanlardır. İşte onlar, onlar yaratıkların en şerrlileridir.



10. Âyet-i kerime:



72/CİN-23: İllâ belâgan minallâhi ve risâlâtih(risâlâtihî), ve men ya’sıllâhe ve resûlehu fe inne lehu nâre cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden).

Allah tarafından olan tebliğ ve O’nun (verdiği) risaleti hariç. Her kim, Allah’a ve resûlüne karşı gelirse, isyan ederse, onun cezası cehennem ateşidir. Orada ebediyyen kalırlar.



11. Âyet-i kerime:



21/ENBİYA-99: Lev kâne hâulâi âliheten mâ veradûhâ, ve kullun fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Eğer onlar gerçekten ilâhlar olsaydılar, oraya (cehenneme) girmeyeceklerdi. Ve hepsi orada ebediyyen kalacak olanlardır.



12. Âyet-i kerime:



59/HAŞR-17: Fe kâne âkıbetehumâ ennehumâ fîn nâri hâlideyni fîhâ, ve zâlike cezâûz zâlimîn(zâlimîne).

Böylece ikisinin akıbeti, ebediyen kalacakları ateşin içinde olmaktır. Zalimlerin cezası budur.



13. Âyet-i kerime:



58/MUCADELE-17: Len tugniye anhum emvâluhum ve lâ evlâduhum min allâhi şey’â(şey’en), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Onların malları ve evlâtları, Allah’tan bir şeye (cefaya) karşı onlara asla fayda vermez. İşte onlar, ateş ehlidir ve orada ebediyyen kalacak olanlardır.



14. Âyet-i kerime:



47/MUHAMMED-15: Meselul cennetilletî vuidel muttekûn(muttekûne), fîhâ enhârun min mâin gayri âsin(âsinin), ve enhârun min lebenin lem yetegayyer ta’muh(ta’muhu), ve enhârun min hamrin lezzetin liş şâribîn(şâribîne), ve enhârun min aselin musaffâ(musaffen), ve lehum fîhâ min kullis semerâti ve magfiretun min rabbihim, ke men huve hâlidun fîn nâri ve sukû mâen hamîmen fe kattaa em’âehum.

Takva sahiplerine vaadedilen cennetin durumu şudur ki; içinde kokusu değişmeyen sudan nehirler, tadı bozulmayan sütten nehirler, içenlere lezzet veren şaraptan nehirler ve saf (süzülmüş) baldan nehirler bulunur. Onlar için orada her çeşit meyve bulunur. Onlar için Rab’lerinden mağfiret vardır. (Bunların durumu), ateşte devamlı kalacak olan ve hamîm (sıcak kaynar halde irinli su) içirilen, bu sebeple bağırsakları parçalanan kimsenin durumu gibi midir?



15. Âyet-i kerime:



23/MU'MİNUN-103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).

Ve kimin mizanı (sevap tartıları), hafif gelirse işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.



16. Âyet-i kerime:



40/MU'MİN-76: Udhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ, fe bi’se mesvel mutekebbirîn(mutekebbirîne).

Ebediyyen orada kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Artık kibirlenenlerin kalacakları yer ne kötü.



17. Âyet-i kerime:



16/NAHL-29: Fedhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ fe lebi’se mesvel mutekebbirîn(mutekebbirîne).

Haydi, orada ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin (büyüklük taslayanların) kaldığı yer, ne kötüdür.



18. Âyet-i kerime:



78/NEBE-21: İnne cehenneme kânet mirsâdâ(mirsâden).

Muhakkak ki cehennem, gözlenen (beklenen) yer oldu.

78/NEBE-22: Lit tâgîne meâbâ(meâben).

Azgınlar için barınacak yer (sığınak) olarak.

78/NEBE-23: Lâbisîne fîhâ ahkâbâ(ahkâben).

Orada asırlarca (nihayetsiz olarak) kalacak olanlardır.



19. Âyet-i kerime:



4/NİSA-14: Ve men ya’sıllâhe ve resûlehu ve yeteadde hudûdehu yudhılhu nâren hâliden fîhâ ve lehu azâbun muhîn(muhînun).

Kim Allah’a ve peygamberine isyan eder ve O’nun sınırlarını aşarsa, daimî kalmak üzere ateşe atılır. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.



20. Âyet-i kerime:



4/NİSA-93: Ve men yaktul mu’minen muteammiden fe cezâuhu cehennemu hâliden fîhâ ve gadıballâhu aleyhi ve leanehu ve eadde lehu azâben azîmâ(azîmen).

Ve kim, bir mü’mini taammüden (kastederek) öldürürse, onun cezası, içinde ebediyyen kalacağı cehennemdir ve Allah’ın gazabı ve lâneti onun üzerinedir. Allah, onun için büyük azap hazırlamıştır.



21. Âyet-i kerime:



4/NİSA-169: İllâ tarîka cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîren).

Sadece cehennem yoluna ulaştırır. Onlar orada ebediyyen kalacaklardır. Ve bu, Allah için kolaydır.



22. Âyet-i kerime:



13/RAD-5: Ve in ta’ceb fe acebun kavluhum e izâ kunnâ turâben e innâ le fî halkın cedîd(cedîdin), ulâikellezîne keferû bi rabbihim, ve ulâikel aglâlu fî a’nâkıhim, ve ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Eğer acayip buluyorsan (şaşıyorsan) (bil ki;) asıl onların: “Biz toprak olduğumuz zaman mı, gerçekten, mutlaka yeniden mi halkedileceğiz (yaratılacağız)?" sözleri acayip (şaşılacak şey)dir. İşte onlar, Rab’lerini inkâr eden kimselerdir. Ve işte onlar, boyunlarında demir halkalar olanlardır ve işte onlar ateş ehlidir. Onlar orada ebedî kalanlardır.



23. Âyet-i kerime:



64/TEGABUN-10: Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbun nâri hâlidîne fîhâ ve bi’sel masîr(masîru).

Ve onlar ki âyetlerimizi inkâr edenler ve yalanlayanlardır. İşte onlar ateş ehlidirler ve orada (cehennemde) ebediyyen kalacak olanlardır. Ne kötü varış yeri.



24. Âyet-i kerime:



9/TEVBE-17: Mâ kâne lil muşrikîne en ya'murû mesâcidallâhi şâhidîne alâ enfusihim bil kufr(kufri), ulâike habitat a'mâluhum ve fîn nâri hum hâlidûn (hâlidûne).

Müşriklerin, Allah’ın mescidlerini imar etmeleri olmaz. Kendilerinin (nefslerinin) küfürlerine (inkârlarına, kâfirliklerine) şahitler iken. İşte onların amelleri heba olmuştur. Ve onlar, ateşte ebedî kalacak olanlardır.



25. Âyet-i kerime:



9/TEVBE-63: E lem ya’lemû ennehu men yuhâdidillâhe ve resûlehu fe enne lehu nâre cehenneme hâliden fîhâ, zâlikel hızyul azîm(azîmu).

Allah ve O’nun resûlüne karşı, kim haddi aşarsa, artık onun için mutlaka orada ebediyyen kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmiyorlar mı? İşte bu, büyük rüsvalıktır (rezilliktir).



26. Âyet-i kerime:



9/TEVBE-68: Vaadallâhul munâfikîne vel munâfikâti vel kuffâre nâre cehenneme hâlidîne fîhâ hiye hasbuhum, ve leanehumullâh(leanehumullâhu) ve lehum azâbun mukîm (mukîmun).

Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara ve kâfirlere, orada ebedî kalacakları cehennem ateşini vaadetti. O (cehennem), onlara yeter. Ve Allah, onlara lânet etti. Ve onlar için ikâme edilmiş olan (devamlı kılınan) bir azap vardır.



27. Âyet-i kerime:



10/YUNUS-27: Vellezîne kesebûs seyyiâti cezâu seyyietin bi mislihâ ve terhekuhum zilleh(zilletun), mâ lehum minallâhi min âsim(âsimin), ke ennemâ ugsîyet vucûhuhum kita'an minel leyli muzlimâ(muzlimen), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Seyyiat kazanan kimselerin seyyiatlerinin cezası, onun misli kadardır. Ve onları bir zillet kaplar. Ve onların Allah’a karşı bir koruyucusu yoktur. Onların yüzleri karanlık geceden bir parça ile kaplanmış gibidir. İşte onlar, ateş halkıdır. Onlar, orada devamlı kalanlardır (kalacak olanlardır).



28. Âyet-i kerime:



39/ZUMER-72: Kîledhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ, fe bi’se mesvel mutekebbirîn(mutekebbirîne).

(Onlara): “Orada ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından girin!” denildi. Artık kibirlenenlerin mesvası (kalacağı yer) ne kötü.



29. Âyet-i kerime:



43/ZUHRUF-74: İnnel mucrimîne fî azâbi cehenneme hâlidûn(hâlidûne).

Muhakkak ki mücrimler (suçlular), cehennem azabı içinde ebediyyen kalacak olanlardır.
 

tahsiye72

New member
Katılım
6 Ağu 2006
Mesajlar
350
Tepkime puanı
4
Puanları
0
Yaş
52
..

..

4. madde de çok güzel şeytanın tuzaklarından birisi mürşide tabiyet şirkdir o zaman bütün evliyalar bir mürşide intisap ederek hak yolda yürümüşler onlarada mı şirkde diyeceğiz müslümanlığın m sinden haberi olmayan zavallılar cahilce ahkam kesiyorlar

“Allah’la kul arasına kimse giremez.” hurafesi.

Ne kadar çok hurafe girmiş dînimize, sevgili kardeşlerim. Allah’ın söylediklerinin, insanlar ne kadar çok tersini dillerine pelesenk etmişler. Asırlar boyunca hep bu söylenmiş. “Allah’la kul arasına kimse giremez.” Kimse, “Acaba Kur’ân-ı Kerim bu konuda ne diyor?” dememiş. Herkesin ağzında bu: “Allah’la kul arasına kimse giremez.” Acaba öyle mi gerçekten? Allah’la kul arasına kimse giremez mi? Özellikle birtakım insanları, onlara yetki vererek, diğer insanlarla kendi arasına, yoksa Allah mı koyar? Hadi gelin sizinle beraber Secde Suresinin 24. âyet-i kerimesine bakalım.



32/SECDE-24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).
Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık ve sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.


Allahû Tealâ diyor ki: “İnsanlardan (mürşidlerden) imamlar kıldık. Emrimizle insanları hidayete erdirsinler diye.”

İnsanların hidayete ermesinin, o insanların ruhunun hayattayken Allah’a ulaşması olduğunu, artık net olarak biliyoruz. Öyle demiyor mu Allahû Tealâ? İşte Al-i İmran-73:



3/AL-İ İMRAN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).

Ve sizin dîninize tâbî olandan başka kimseye inanmayın. (Habibim) de ki: “Hiç şüphesiz HİDAYET, Allah’ın (Kendisine) ulaştırmasıdır. (İnsan ruhunun ölümden evvel Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin başka birine verilmesi (sebebiyle mi) veya Rabbinizin katında (sizlerle) tartışacakları için mi (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Hiç şüphesiz fazl, Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, VÂSİ’un ALÎM’dir. (Allah herşeyi kuşatan ve herşeyi bilendir.)



“innel hudâ hudallâhi”

İnne: Muhakkak ki.

el hudâ: Hidayet.

hudallâh: Allah’a ulaşmaktır.

“Muhakkak ki hidayet, Allah’a ulaşmaktır.” Ve Bakara-120.



2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yehûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min velîyyin ve lâ nasîr(nasîrin).

Sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.” Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan andolsun ki; Allah’tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olmaz.



“inne hudâllâhi huvel hudâ”

İnne: Muhakkak ki.

hudâllâh: Allah’a ulaşmaktır.

huve: İşte o.

hudâ: Hidayettir.

“Muhakkak ki, Allah’a ulaşmak, işte o hidayettir.”

Öyleyse insanların ruhlarını Allah’a ulaştırmaları hidayeti ifade ediyor.

Sevgili kardeşlerim, hidayet denilen müesseseye baktığımız zaman, çok net bir olgu görüyoruz. Hidayet, insan ruhunun Allah’a ulaşmasıdır. Allahû Tealâ diyor ki: “Biz insanlardan imamlar kıldık, emrimizle hidayete erdirsinler diye. (İnsanları hidayete erdirsinler diye). Sabrın sahibi olmaları sebebiyle ve âyetlerimize Hakk’ul yakîn seviyesinde sahip olmaları hasebiyle, yakîn hasıl etmeleri sebebiyle.”

Öyleyse Allahû Tealâ imamlar kılıyor. Her devirde bir imam mutlaka vardır. O imamlar iki ayrı hüviyet arz ederler.

1- Bu imam nebîdir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) gibi. O, Allahû Tealâ’nın söylediği nebîlerin, nebî imamların sonuncusudur. Burada Allahû Tealâ’nın imamlar kılması, huzur namazının imamlarıdır.

(Allahû Tealâ’nın katında, huzur namazı diye bir namaz kılınır sevgili kardeşlerim. Huzur namazının imamı daima nebîlerdendir. Eğer bir nebî yani bir peygamber hayatta ise mutlaka o, huzur namazının imamlığını deruhte etmiştir. Uhdesinde huzur namazının imamlığı vardır. Allah onu, asaleten huzur namazının imamlığına tayin eder. Allah’ın huzurunda her gün 7 vakit namaz kılınır. Bu kılınan namazda, binlerce kişi namaz kılar.)

Sevgili kardeşlerim, bu namazın adı huzur namazıdır. Allah’ın huzurunda kılınan bir namazdır. İşte bu namazın aslî imamı, mutlak olarak peygamberdir.

2- Ama biliyorsunuz ki; peygamberler arasında fetret devirleri vardır. Yani peygamberlerin olmadığı, yaşamadığı devirler. İşte o peygamberlerin olmadığı, yaşamadığı devirlerde, Allahû Tealâ farklı bir durum husule getiriyor. Gene oraya, huzur namazının imamlığına imam tayin ediyor. Ama bu imam, nebî (peygamber) değil, kavim resûllerinden, peygamber olmayan resûllerden birisidir. Fetret devirlerinde, peygamberlerin olmadığı dönemlerde, Allahû Tealâ nebî olmayan resûllerden, velî resûllerden birisini vazifeli kılıyor.

Risalet müessesesine baktığımız zaman bütün devirlerde, bütün kavimlerde resûllerin yaşadığını görüyoruz. Bütün devirlerde ve bütün kavimlerde, mutlaka onların lisanı ile konuşan bir velî resûl mutlak olarak mevcuttur. Allahû Tealâ buyuruyor ki:



23/MU'MİNUN-44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).

Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü’min olmayan kavim (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.



Allahû Tealâ: “Biz bütün kavimlere, ardarda resûl gönderdik. Hangi kavme resûlü ulaştıysa, o kavimdekiler mutlaka o resûlü inkâr ettiler.” diyor.

Bu sebeple her kavimdeki resûllerin inkâr edilmesi, Kur’ân-ı Kerim’de sabittir. Öyleyse Mehdi Resûl de, başlangıçtan itibaren bir çok insan tarafından inkâr edilmişti. Ama insanlar, onun söylediği hakikatleri Kur’ân’dan açıp da, tam olarak yerli yerine oturduğunu görünce, o zaman risaleti kabul etmek mecburiyetinde kaldılar. Sadece söylediklerini, Mehdi Resûl’ün söylediklerini incelemeyenler, O’nun ne söylediğinden haberdar olmayanlar; “Bunca âlim onun söylediğinden başkasını söylüyor. Onca âlim bilmeyecek de, o mu bilecek?” diye O’nu kabul etmeyen birçok insan da var. Tetkik edebilseler, tetkik ettikleri anda bütün suallerinin cevabını orada bulacaklar, anlattıklarında bulacaklar. Ve çağımızın bugünkü müceddidi olduğunu herkes görecek.

Sevgili kardeşlerim, demek ki Allahû Tealâ insanlarla kendisi arasına, resûller koyuyor. Bu resûller imamdır. Allahû Tealâ’nın ifadesi de imamlar koyması: “İnsanların ruhlarını Allah’a ulaştırsınlar diye, insanları emrimizle hidayete erdirsinler diye, insanlara resûller tayin ederiz.” diyor. Allahû Tealâ aslında resûl kelimesini kullanmamış, imam kelimesini kullanmış. Ama biliyoruz ki, her devirde bütün kavimlerin içinde resûller yaşar. Mu’minun-44, bunun kesin işaretini taşıyor. Bakara-87’de de Allahû Tealâ: “Biz bütün kavimlere, bütün devirlerde resûl göndeririz.” diyor.



2/BAKARA-87: Ve lekad âteynâ mûsal kitâbe ve kaffeynâ min ba’dihî bir rusuli ve âteynâ îsâbne meryemel beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhil kudus(kudusi), e fe kullemâ câekum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusukumustekbertum, fe ferîkan kezzebtum ve ferikan taktulûn(taktulûne).

Andolsun ki Biz, Musa’ya kitap verdik ve ondan sonra da birbiri ardından (araları kesilmeksizin, peşpeşe) resûller gönderdik. Ve Meryem’in oğlu İsa’ya beyyineler (açık kanıtlar) verdik ve onu RUH’ÛL KUDÜS ile destekledik. Her ne zaman size bir resûl, nefslerinizin hoşlanmadığı bir şeyle (emirle) geldiyse, hemen kibirlendîniz. Bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürdünüz.



İbrâhîm Suresinin 4. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki: “Hiçbir kavim olmamıştır ki; Biz onlara ardarda, onların dilleriyle konuşan resûller göndermiş olmayalım.”



14/İBRÂHÎM-4: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).

Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah’a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz’dir, Hikmet Sahibi’dir.



Ne demek istiyor acaba Allahû Tealâ? Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, Allahû Tealâ ne demek istiyor? Bütün kavimlere, bütün devirlerde resûl gönderdiğini söylüyor. Her kavimde, onların dilini konuşan bir resûl. Öyleyse Allahû Tealâ mutlaka bütün kavimlerde Allah’la insan arasına, onları hidayete erdirsin diye, o kavimde yaşayan insanları hidayete erdirsin diye, resûller vazifeli kılıyor. Bu resûllerin hepsi, Allah ile insanlar arasında bir vasıtadır. Allah’ın söylediklerini herkes işitemez. İşitebilenler, Allah’ın üst noktalara çıkardığı insanlardır. İşte bütün devirlerde, Allahû Tealâ bütün kavimlerde resûl beas ediyor. Allahû Tealâ İsra-15’te diyor ki: “Biz bir resûl göndermedikçe, hiçbir kavme azap etmeyiz.”



17/İSRA-15: Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî), ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen).
Kim hidayete ererse sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe “azap edici ” olmadık.



Herkes mutlaka, kıyâmet günü cehenneme gidecektir. Cehennemi görerek dışarı çıkıp, cennete girenlerin dışındakilerin hepsi yani insanların büyük çoğunluğu cehennemde kalacak, ebediyyen orada azap göreceklerdir. Evet, insanların azı değil çoğu ne yazık ki. Şeytan, insanların çoğunu, mutlaka Allah’ın yolundan saptırmak için büyük gayretlerin içindedir. Ne yazık ki bunda başarılı da oluyor.

Sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ’nın bizlere ulaştırdığı bilgi demeti içerisinde bakıyoruz ki; insanların Allah ile olan ilişkilerinde daima bir aracı var. Allah ile konuşabilen, Allah’tan aldığını insanlara ulaştıran birileri. Bu en üst kademede devrin imamıdır. Secde Suresinin 24. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ’nın söylediği, “İmamlar kıldık.” dediği kişi, Allah’ın âyetlerine Hakk’ul yakîn seviyesinde vakıf olan, yakîn hasıl eden birisi.



32/SECDE-24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû

bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).

Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık ve sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.



İşte sevgili kardeşlerim, böyle bir dizaynda Allah ile insanlar arasındaki en üst mevkideki insan, bu imamlardır. Secde Suresinin 24. âyet-i kerimesinde bahsedilen imam, mutlaka bir velî resûldür. Yani, nebî olmayan (peygamber olmayan) sadece Allah’ın dostu olan bir resûldür. Ama huzur namazının imamlığının gerçek sahipleri nebî olan resûllerdir yani peygamber resûllerdir. Allahû Tealâ onlardan da bahsediyor. Enbiya Suresinde ardarda peygamber isimleri veriyor. Hz. İbrâhîm, Hz. Yakup gibi. O peygamber isimlerinden sonra diyor ki: “Biz onları imamlar kıldık.”



21/ENBİYA-73: Ve cealnâhum eimmeten yehdûne bi emrinâ ve evhaynâ ileyhim fi’lel hayrâti ve ikâmes salâti ve îtâez zekâh(zekâti), ve kânû lenâ âbidîn(âbidîne).

Ve onları, emrimizle hidayete erdiren (ölmeden önce ruhları Allah’a ulaştıran) imamlar kıldık. Ve onlara, hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Ve onlar, Bize kul oldular.



Orada görüyoruz ki Enbiya Suresinin 73. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ imamlar kılmıştır. Ama imam kıldıkları, Allah’ın nebîleridir (peygamberleridir). İşte bunlar da insanla Allah arasında birer aracıdırlar. Sadece o kadar mı sevgili kardeşlerim? Hayır, o kadar değil. Daha ötesi var konunun. Allahû Tealâ bu imamlardan bahsediyor. Bunlar, huzur namazının imamlarıdır. Ama insanla Allah arasına giren, farklı hüviyette olan insanlar da vardır. Resûl olmayan insanlar da vardır. Allahû Tealâ bunlara “mürşidler” diyor.

Allahû Tealâ buyuruyor ki: “İnsanlardan, cinlerden ve meleklerden resûller seçeriz.” diyor. Cin resûller de vardır, melek resûller de vardır, insan resûller de vardır. Cin resûller, kendi âlemlerinde risalet görevini yapıyor. Melekler, melek olarak geliyorlar, bu dünyada görev yapıyorlar. İnsanları hidayete erdirmek üzere Kur’ân-ı Kerim birçok melek resûlün geldiğini söylüyor.

İşte sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, böyle bir dizaynda Allahû Tealâ: “Sebîllerin (bütün insanların takip edecekleri yolun) tayini Allah’a aittir.” diyor.



16/NAHL-9: Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).

Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm’e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah’ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.



Her sebîlin başında mutlaka bir mürşid vardır. Sebîl, bütün mürşidlerin bulundukları dergâhlardan, devrin imamının dergâhına ulaşan yolların adıdır. O yolların başında mutlaka bir mürşid bulunur. Onun için Allahû Tealâ: “Sebîllerin tayini, tespiti Allah’a aittir. Hiç kimse kendi mürşidini seçemez.” diyor. “Mürşidi Allah tayin eder.” diyor. Bundan müstağni olan birisi var mı? Evet, bir kişi var. Devrin imamı. Neden müstağnidir? Çünkü insanlar hangi mürşide tâbî olurlarsa olsunlar, o mürşid mutlaka devrin imamına tâbî olacaktır. Allahû Tealâ mürşidlere, gerçek mürşidlerse mutlaka bu bilgiyi ulaştıracaktır. Onlar da tâbî olacaklardır.

Öyleyse sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, Allahû Tealâ’nın dizayn ettiği böyle bir atmosferde mürşidler söz konusudur. Peki, bu mürşidlerin aracılığı, hangi hüviyette bir aracılıktır? Bu mürşidlere tâbî olunduğu zaman, devrin imamının ruhu o insanların başının üzerine gelir ve yerleşir. Böylece ruh, dünya hayatını o kişi yaşarken, Allah’a dönmek için hazır bir hüviyet taşır.

Sevgili kardeşlerim öyleyse, bu mürşidlere dikkatle bakın. Bunlar, Allahû Tealâ’nın yolunda irşad makamının sahibi kılınmışlardır. Ama her seviyede herkesin ulaşabileceği bir yakınlıkta bir mürşidin bulunduğunu görüyoruz.

Tâbiiyet, Allahû Tealâ tarafından farz kılınmıştır. Allahû Tealâ Maide Suresinin 35. âyet-i kerimesinde diyor ki:



5/MAİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).

Ey âmenû olanlar
 

seheryeli

New member
Katılım
18 Ağu 2006
Mesajlar
40
Tepkime puanı
0
Puanları
0
“Allah’la kul arasına kimse giremez.” hurafesi.

Allah buyuruyor ki "ben kuluma şah damarından daha yakınım " şimdi siz şah damarınıza en hayati damarınıza bir igne batırdıgınızı düşünün sonuç ?......
Allah ile aranıza mürşidinizi koydugunuzda da sonuç aynısı olacaktır!!!!!!!!
 

seyfullah putkýran

New member
Katılım
30 Eyl 2005
Mesajlar
5,807
Tepkime puanı
205
Puanları
0
Yaş
40
Konum
Ruhlar Aleminden
Web sitesi
www.tevhidyolu.net
ŞEYTANIN EN TATLI 12 SÖZÜ;


1-BİR DEFAYLA BİR ŞEY OLMAZ


2-DAHA GENCİZ.


3-ALLAH (C.C) KALP TEMİZLİĞİNE BAKAR.


4-ALLAH (C.C.) İLE KUL ARASINA GİRİLMEZ.


5-EMEKLİ OLDUKTAN SONRA.


6-ZAMAN SİZE DEĞİL SİZ ZAMANA UYUN.


7-BİR ŞEY OLMAZ Allah(c.c.)(C.C) AFFEDER.


8-BU KADAR GÜNAHTAN SONRA BİRAZ ZOR AFFEDİLİRSİN.


9-FAZLA DÜŞÜNME KAFAYI YERSİN.


10-CEHENDEMDE BİR SÜRE YANDIKTAN SONRA CENNNETE GİRMEYECEKMİYİZ.


11-BİZ BÜYÜKLERİMİZDEN BÖYLE GÖRDÜK.


12-AMAN HA DİKKAT BEYNİNİZİ YIKAMASINLAR.

Allah razı olsun
 

mhmt

New member
Katılım
7 Kas 2006
Mesajlar
2,965
Tepkime puanı
715
Puanları
0
NİSÂ SÛRESİ
(83) Kendilerine güvenlik (barış) veya korku (savaş) ile ilgili bir haber geldiğinde onu yayarlar. Halbuki onu peygambere ve içlerinden yetki sahibi kimselere götürselerdi, elbette bunlardan, onu değerlendirip sonuç (hüküm) çıkarabilecek nitelikte olanları onu anlayıp bilirlerdi. Allah'ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, pek azınız hariç, muhakkak şeytana uyardınız.


Allah şeytana uydurmasın abi..
amin amin amin..
 

ÇAPANOÐLU

New member
Katılım
8 Eki 2006
Mesajlar
803
Tepkime puanı
1
Puanları
0
şeytana ne gerek var, bu tip kuruntular akşama kadar kör nefsimizin kaç kez bize enpoze ettiği tuzaklardır, bir düşünsenize..
 

TAYFUR

Mesajlari Onaylanacak
Katılım
3 Ocak 2007
Mesajlar
50
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
64
Allahın sözü ile şeytanı karıştırmayalım, lütfen.!

Allahın sözü ile şeytanı karıştırmayalım, lütfen.!

Alıntıdır.

4-Allah (C.C.) İle Kul Arasına Girilmez.
-------------------------------------------------------------------------------------------------


Bakara Suresi 107. Bilmedi mi ki göklerin de yerin de mülk ve saltanatı yalnız Allah' ındır.Sizin için Allah'tan başka ne bir Veli vardır ne de bir Nasır/yardımcı.


Ali İmran Suresi 64. De ki: “Ey Ehlikitap! Sizin ve bizim aramızda aynı olan şu söze gelin: Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım, Allah’ı bırakıp da birbirimizi rabler edinmeyelim.” Eğer yüz çevrilirse şöyle söyle: “Tanık olun, biz müslümanlarız/ Allah’a teslim olanlarız.”


En'am Suresi 14. De ki: "Göklerin ve yerin Fâtır'ı olan o yaratıcıdan, o yedirip doyuran ama kendisi yedirilip beslenmeyen Allah'tan başkasını mı velî edineyim?" De ki: "Bana, İslam'ı/Allah'a teslim olmayı seçenlerin ilki olmam emredildi." Ve sakın şirke sapanlardan olma!


En'am Suresi 19. Sor: "Tanıklık bakımından hangi şey daha büyüktür?" De ki: "Benimle sizin aranızda Allah tanıktır. Bu Kur'an bana vahyolundu ki, onunla sizi ve ulaştığı herkesi uyarayım. Siz gerçekten Allah'ın yanında başka ilahların bulunduğuna tanıklık ediyor musunuz?" De ki: "Ben buna tanıklık etmiyorum." De ki: "O, sadece tek bir tanrıdır! Ve ben, sizin ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım!"


En'am Suresi 40. De ki: "Bir düşünün bakalım! Allah'ın azabı yakanıza yapışsa yahut o saat gelip çatsa, Allah'tan başkasına mı yakarırsınız? Doğru sözlü iseniz söyleyin!"


En'am Suresi 51. Rablerinin huzurunda haşredileceklerinden korkanları, o vahiy ile uyar ki korunabilsinler. Onların O'ndan başka ne bir dostu vardır ne de şefaatçısı.


En'am Suresi 150. Şunu da söyle: "Allah şunu haram etmiştir diye tanıklık edip duran şahitlerinizi getirin." Eğer tanıklık ederlerse sakın onlarla birlikte tanıklık etme! Ayetlerimizi yalanlayanlarla âhirete inanmayanların keyifleri ardınca gitme! Onlar, kendi Rablerine başkalarını denk tutuyorlar.

Bakara Suresi 165. İnsanlar içinde öyleleri vardır ki, Allah dışında bazılarını Allah!a eş tutarlar da onları Allah'ı sevmiş gibi severler.İman sahipleri ise Allah'a sevgide çok kararlı ve taşkındırlar.Zulme saplananlar, azabı gördüklerinde tüm kuvvetin Allah'ta bulunduğunu, Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu fark edeceklerini anlayabilseler!
 

malik bin nebi

Mesajlari Onaylanacak
Katılım
23 Mar 2006
Mesajlar
42
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Dedi ki: "Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım." (A'RAF SURESİ / 16)
şeytanın eğri yollarda işi yok anlaşılan,

selam ile
 

tevhid davetcisi

New member
Katılım
19 Şub 2007
Mesajlar
101
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
56
seytanin en buyk kandirmacasi

ALLAHA DIREK ULASAMAZ DUA EDEMEZSIN SEN ARACILAR` EDIN ONLARA YALVAR DIREK ALLAHA ULASMAK OLMAZ.ARACI LAZIM DER.
VE EBEDI CEHENNEME YUVARLAR.
 

Abd

New member
Katılım
28 Tem 2006
Mesajlar
225
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
40
şeytanın çağımızda keşfettiği bir diğer tatlı kandırmacasıda forumlarda insanları "ayetleri yapıştırıp nasılda oturttum" türünden ego tatminine teşvik etmesi bana kalırsa :)
 

Tuvare

New member
Katılım
7 Ağu 2006
Mesajlar
13
Tepkime puanı
0
Puanları
0
4-Allah (C.C.) İle Kul Arasına Girilmez.

9-Fazla Düşünme Kafayı Yersin.

11-Biz Büyüklerimizden Böyle Gördük.

"Allah (C.C.) İle Kul Arasına Girilmez"

Ali İmran Suresi 175:
İşte size şeytan. O yalnız kendi dostlarını korkutur. eğer inananlarsanız onlardan korkmayın, benden korkun.

Peki bu ayeti okuduktan sonra, şunu sorabilir miyiz?

şeytan allah ile kul arasına girilmez sözünü kime söylüyor? Dostlarına mı, düşmanlarına mı? Öyle ya; onun işi yoldan çıkarmak... bunu kime, neden söylesin ki... hem allah ile kul arasına illede birilerini aracı kılamak isteyenlerin çokluğunu da düşünecek olursak, iş baya karışık bir hal alıyor... onlar şeytanın bu sözüne kulak vermemiş de oluyorlar... yani onu dinlememekle yanlışa düşüyorlar... ve netice tam bir arap çorbası....

sonuç:........ Nasiiiiiiiiii!!!!!!

"Fazla Düşünme Kafayı Yersin"

Enfal Suresi 22:
Çünkü yeryüzünde debelenenlerin Allah katında en kötüsü, akıllarını işletmeyen sağır-dilsizlerdir.

evet düşünme.. ve de aklını kullanma.. çünkü her şeyi aklınla çözemezsin. bazı şeyler manevidir.. bazıları da hissi.. bu meseleler seni aşar yani.. evet allah bu dini bize gönderdi ama, bizi aşar işte... öyle.....

"Biz Büyüklerimizden Böyle Gördük"

Ahzab Suresi 67:
Ve derler ki: "Rabbimiz biz, efendilerimize, büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar."

sen öyle diyosun ama, biz babadan böyle gördük... ne yani, bu kadar insan bilmiyo, sen biliyon oyle mi?... sen ne dersen de kardeşim alimler zamanında bu meseleleri çözmüş... şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır...

ve diğerleri...........


selam ve dua ile...
 

Abd

New member
Katılım
28 Tem 2006
Mesajlar
225
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
40
şeytanın en büyük suçu kibirdir. benliktir! sizi her ne bu türden duygulara itiyor arkanızda şeytanın olduğundan hiç şüphe etmeyin. bu doğrultuda bu sitede fazlaca değil ama genel olarak kurancı diye adı çıkmış arkadaşların kavgacı ve alaycı ve bir o kadar benlik güden yazılarından dolayı kendilerini kontrol etmelerini öneriyorum
 

Tuvare

New member
Katılım
7 Ağu 2006
Mesajlar
13
Tepkime puanı
0
Puanları
0
şeytanın çağımızda keşfettiği bir diğer tatlı kandırmacasıda forumlarda insanları "ayetleri yapıştırıp nasılda oturttum" türünden ego tatminine teşvik etmesi bana kalırsa :)


Abd kardeşim.

Bizler (sizin tabirinizle kuran'cılar) ayetleri konularda çokça kullanırız. (Adımızdan da anlaşıldığı üzere...)
yorum yazarsak: hani kuran yeterliydi, hani anlaşılırdı. sadece ayet yazın o zaman....
ayet yazarsak: egolarını tatmin ediyorlar..

Evet bizler "KURAN" diyoruz... ve rabbimizin sözlerini yüksek sesle haykırıyoruz:

A'raf Suresi 204:
Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki, size rahmet edilsin.

Enfal Suresi 2:
İnanmış olanlar ancak o kişilerdir ki, Allah anıldığında yürekleri ürperip titrer ve onlara Allah'ın ayetleri okunduğunda, bu onların imanlarını artırır. Ve onlar yalnız Rablerine güvenip dayanırlar.

İsra Suresi 46:
Kalpleri üzerine, onu anlamamaları için kabuklar geçiririz, kulaklarına da bir ağırlık koyarız. Rabbini yalnız kur'an'da andığın zaman, nefretle geriye dönüp kaçarlar.

Hac Suresi 72:
Onlara açık-seçik ayetlerimiz okunduğunda, o küfre sapanların yüzlerinde bir hoşnutsuzluk/yadsıma görürsün. Kendilerine ayetlerimizi okuyanlara saldıracak olurlar. De ki: "Size şu yaptığınızdan daha kötü bir şey haber vereyim mi: Ateş! Allah onu inkârcılara vaat etmiştir. Ne kötü dönüş yeridir o!"


Fussilet Suresi 26:
İnkâr edenler dediler ki: "Şu Kur'an'ı dinlemeyin! O okunurken yaygara koparın ki, galip gelesiniz."

selam ve dua ile...
 

Abd

New member
Katılım
28 Tem 2006
Mesajlar
225
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
40
doğru bildiğin yolda devam et kim ne yaparsa kendisi içindir.!
 

hatice_aslan

New member
Katılım
7 Şub 2007
Mesajlar
45
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
38
şeytana ne gerek var, bu tip kuruntular akşama kadar kör nefsimizin kaç kez bize enpoze ettiği tuzaklardır, bir düşünsenize..

Doğru. Nefsimiz yetmiyormuş gibi birde çevremizdekiler söylüyor bunları. Mesela biryere giderken camiye girip namaz kılıcaz. Ben nefsime uyuyorum kılmıyorum hadi sen kıl diyeceklerine boşver şimdi abdest almak zor olur burda, akşama evde kaza edersin deniyor. Zaman zaman bunu bizde yapıyoruz tabi. Allah sonumuzu iyi etsin.
 

ÇAPANOÐLU

New member
Katılım
8 Eki 2006
Mesajlar
803
Tepkime puanı
1
Puanları
0
şeytanın çağımızda keşfettiği bir diğer tatlı kandırmacasıda forumlarda insanları "ayetleri yapıştırıp nasılda oturttum" türünden ego tatminine teşvik etmesi bana kalırsa :)

bu yorum çok talihsiz bir yorum olmuş..
inan üzüldüm..
ayet ve oturtmak..
haşa ve kella..
 

ÇAPANOÐLU

New member
Katılım
8 Eki 2006
Mesajlar
803
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Doğru. Nefsimiz yetmiyormuş gibi birde çevremizdekiler söylüyor bunları. Mesela biryere giderken camiye girip namaz kılıcaz. Ben nefsime uyuyorum kılmıyorum hadi sen kıl diyeceklerine boşver şimdi abdest almak zor olur burda, akşama evde kaza edersin deniyor. Zaman zaman bunu bizde yapıyoruz tabi. Allah sonumuzu iyi etsin.

çevremde gördüğüm birde şu yamuk mantık var..
daha ezan okunmaya başlar başlamaz, zarzor abdestini tutan ve sıkışık abdestle namaz kılacak olan büyüğümüz şöyle söylenerek namaza kalkar..
ŞU YÜKÜ SIRTIMIZDAN BİR ATALIM HELE...
Namaz ve Yük..
Al şeytanı vur kör nefse..
 
Üst Alt