Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Sen Olmasaydin Alemleri Yaratmazdim!

dua demeti

New member
Katılım
20 Şub 2007
Mesajlar
81
Tepkime puanı
2
Puanları
0
Yaş
40
--------------------------------------------------------------------------------
Sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım!

Âşıktan mâşuka bir hitaptı bu... En vefâlı âşıktan, âlemleri hürmetine yarattığı habîbine bir hitap... Doğumuyla kâinatı şereflendiren, bereketlendiren, aydınlatan güzele, güzeller güzelinden bir sesleniş...

O kadar ki, Âdem aleyhisselâm dahi, "Muhammed hürmetine ya İlâhî!" diyerek niyazda bulundu da, Rahmân olan , bu ismi nereden bildiğini sorduğunda ona, o cevâben...

"Sen yâ Rabbî! Sen beni yarattığında, arş-ı âlâ'da ikinizin ismini bir arada gördüm. Sen, sevmediğin birinin adını, kendi adınla birlikte bulundurmazsın..." dedi. Allah sevmediği birinin ismini, kendi ismiyle birlikte bulundurmazdı evet... O, Muhammed'i sevdi ve ona hitapların en içlisi ile seslendi Kur'ânında: Habîbim...

Sevgi, mayasıydı yaratılışın... Aşk, ateşiydi... Kullarını her biri birbirinden başka biçimlerde şekillendiren Hak, bir hamur misâli farklı şekiller almaya müsâit kıldığı insanı, aşk ile pişirdi.

"Hamdım, piştim, yandım!" diyen âşıklar, O'nun bu ateşinden nasibini alan bahtiyarlardı.

Allah ın Habîbi hürmetine yarattığı her kulunu sevdi. Sevdi de, her birinin kalbine, ismini nakşeyledi. Sevmese, emanet eder miydi lâfzını gönüllerimize? , bizi sevdi... Ve aslında, Habîbullah'ın gönlünde, bambaşka bir tecellîyle hayat bulan sevda, her bir kulda da ayrı tecellîlerle yaşamaya devam etti.

Sevenler bildiler ki, rehber Rasûlullah'tır. Zira , aşkının bir ifşâsı niteliğinde, herkesi, Sevgilisini sevmeye, O'na uymaya davet ediyordu. Böylece, bir olmanın, sevgilide fâni olmanın ilk dersini de veriyordu tüm insanlığa... Vakit gelip de rûhunu teslim alacağı zaman Azrâîl, 'ın emri ile soracaktı Habîbullâh'a: Dünyayı mı, yoksa Rahmân'ın katındakini mi istersin? Bir kuldu ama, işte, , hayatla ölüm arasındaki tercihi O'na bırakıyor, dilerse al, dilerse orada kalsın diyordu... Dilerse al getir yanıma sevgiliyi... Dilemezse zorlama...

Seven, sevdiğine karşı gelir mi? Âşık diler de sanki, mâşuk dilemez mi vuslatı? Bir âşık ki, bir elime ay, bir elime de güneş verseniz, yine de dâvamdan dönücü değilim diyecek kadar bağlı... Öyle bir Âşık ki, nefsi için zerre kadar hiddetlenmediği halde, Allah a ve O'nun hükmüne düşman olanlarla savaşacak kadar celâlli...

Bir yanda, çocuklarımızı öpmeyiz diyen bir bedevîye, Allah senin kalbinden merhameti söküp almışsa, ben ne yapabilirim?" diye soracak kadar yumuşak; diğer yanda, "Gözümün nûru Fâtıma! Sakın babana
güvenip de sapmaya kalkma!

Hırsızlık yapmış olsan, senin de elini 'ın emriyle keserim!" diyecek kadar âdil...

Hira'da, Cebrâil ile ilk karşılaşmasının ardından, koşar adımlarla ve titreyerek Hatîce'nin sinesine sığınan ve "Beni örtün! Beni örtün!" nidâsıyla bir rahatlamaya ihtiyaç duyan da O...

Durulmuş ve sükûnete kavuşmuş gönlü ile Kâbe'de namaz kılarken, sırtından aşağı kilolarca işkembe boşaltan zavallıya, hiçbir tepki vermeden, secdesini uzatan da...

Sen, Rabbimin Habîbi!

Sen, Rahmet peygamberi!

Sen, hürmetine güllerin ve dikenin yaratıldığı güzel!

Sen, gönlü buruk yetim!

Sen, masum ve öksüz!

Sen, gittiği her yere bereket götüren!

Sen, altı ciğer pâresini de yitirdiği halde, yine de ! diyecek kadar râzı!

Sen, gönlünün gülü Hatice'yi, ömrü boyunca unutmayacak kadar hayırlı!

Sen, Zeyd'in ana- babasına tercih edeceği kadar merhametli!

Sen, Ebû-Bekir'in gönlündeki güzel!

Sen, Ömerin kılıcını gül ile parçalayan...

Sen, gidişiyle Fâtımâ'nın yüreğini dağlayan

alıntı..
 

gulya

New member
Katılım
20 Ocak 2007
Mesajlar
743
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
38
canim kardesim Allah razi olsun gercekleri goremeyen aarkadaslarimiza tekrar gostermissin gercekleri.rabbim sevaba yazar insallah.selametle
 

asithane

New member
Katılım
12 Şub 2007
Mesajlar
42
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
41
Bu palavrayi gec kardesim.

hayırlı akşamlar...
burda palavra olan kısmı anlamıs değilim...hemde bir kardeşinize karşı bu uslubu hiç yakıştıramadım...bir müslüman her saniye sabırlı ve sukut içersinde dinler ve cevapalrında sadece yaradanın emirleri olur....
 

seyfullah putkýran

New member
Katılım
30 Eyl 2005
Mesajlar
5,807
Tepkime puanı
205
Puanları
0
Yaş
40
Konum
Ruhlar Aleminden
Web sitesi
www.tevhidyolu.net
Mezkur hadis sahihtir. Yukarıda kardeşlerimiz yeterince bilgi vermiş. Onların verdiği bilgileri toparlayarak ve bazı ilaveler yaparak burada tekrar edelim:

Hafız İbni Hacer-i Mekki hazretleri (vefatı m. 1566) Cevher-ül-munzam kitabında diyor ki:

"Hadîs âlimlerinden Hâkim-i Nişâpûrînin bildirdiği hadîs-i şerîfde, (Âdem “aleyhisselâm” hatâ edince, yâ Rabbî! Muhammed aleyhisselâm hakkı için beni afv ve mağfiret et dedi. Allahü teâlâ da, Muhammed aleyhisselâmı dahâ yaratmış değilim. Sen Onu nasıl tanıdın buyurdu. O da, yâ Rabbî! Beni yaratıp rûh verdiğin zaman, başımı kaldırdım. Arşın kenârlarında, lâ ilâhe illallah, Muhammedün resûlullah yazılmış gördüm. Kullarının içinde en çok sevdiğinin ismini, kendi isminin yanına koymuş olduğundan anladım dedi. Allahü teâlâ da, yâ Âdem! Doğru söyledin. Kullarım arasında en çok sevdiğim Odur. Onun hakkı için benden afv dileyince, seni hemen afv etdim. Muhammed aleyhisselâm olmasaydı seni yaratmazdım buyurdu) buyurulmuşdur."

İbni Hacer hazretlerinin sahih olduğunu bildirdiği bu hadis hakkında, Allame Ebu'l-Hasan es-Subki (vefatı m. 1355) Şifaü's-Sekad kitabında özet olarak şöyle diyor:

“Bu hadis İmam-ı Hakim'in Müstedrek adlı eserinde ve İmam-ı Beyheki'nin Delailü'n-Nübüvve kitabında mevcuttur. İmam-ı Hakim "Bu, isnadı sahih olan bir hadistir" buyuruyor. Beyheki dahi bu hadisi rivayet etmiştir. Taberani de bu hadisi zikretmiş ziyade olarak (O -aleyhisselam- zürriyetinden olan Peygamberlerin -aleyhimüsselam- en sonuncusudur) cümlesini de rivayet etmiştir.”

Bu hadise mevdu diyen Ali el-Karî (vefatı m. 1607) bile şunları yazıyor: "Fakat manası sahihtir. ed-Deylemî, İbn Abbâs (r.a)'dan merfu (Hz. Peygamber (s.a.v)'in sözü) olarak şöyle rivayet etmiştir: "Cibrîl bana geldi ve şöyle dedi: "Ey Muhammed! Eğer sen olmasaydın Cennet yaratılmazdı. Eğer sen olmasaydın Cehennem yaratılmazdı." İbn Asâkir'in rivayetinde ise "Sen olmasaydın dünya yaratılmazdı" şeklindedir."[4]

Kadızade Ahmed Efendi (vefatı m. 1783) şu bilgileri veriyor:

“İmam-ı Beyheki bildirir ve İmam-ı Hakim doğrular ki, hazret-i Ömer bin Hattab (radıyallahü anh) anlatır: Allahü teala, Adem aleyhisselama (Ey Adem, eğer Muhammed aleyhisselamı yaratmıyacak olsaydım, seni yaratmazdım.) buyurdu. İbni Asakir (rahimehullah) Selman-ı Farisi’den (radıyallahü anh) bildirir: Cebrail aleyhisselam, Resulullah efendimize (sallallahü aleyhi ve sellem) indi ve dedi ki, rabbin (sübhanehü ve teala) buyuruyor: (İbrahim’i Halil edindiysem, seni Habib edindim. Katımda, senden kıymetli kimse yaratmadım. Dünyayı ve dünyadakileri, benim yanımdaki senin kerametini, kıymetini, faziletini ve mertebeni bilmeleri için yarattım. Sen olmasaydın, dünyayı yaratmazdım.)” [5]

İmam-ı Kastalani (vefatı m. 1418) hazretleri de (Ey Adem, eğer Muhammed olmasaydı seni yaratmazdım) hadisini bildirmektedir [6]

Yine İbni Hacer-i Mekki hazretleri şöyle buyuruyor:

“Abdüllah ibni Abbâsın “radıyallahü anhümâ” bildirdiği hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Allahü teâlâ Îsâ aleyhisselâma, yâ Îsâ! Muhammed aleyhisselâma îmân et! Senin ümmetinden, Onun zamanına yetişecek olanların, Ona îmân etmeleri için de ümmetine emr et! Muhammed aleyhisselâm olmasaydı, Âdem Peygamberi yaratmazdım. Muhammed aleyhisselâm olmasaydı, Cenneti, Cehennemi yaratmazdım. Arşı su üzerinde yaratdım. Hareket etdi. Üzerine, Lâ ilâhe illallah yazınca durdu, buyurdu.) Bu hadîs-i şerîfi, Hâkim sahîh senedlerle haber vermişdir.”

İmam-ı Sübki de yukarıda bahsettiğim kitabında bu hadisin sahih olduğunu bildirmektedir.

Yukarıda adı geçen muhaddislerin (Hakim, Beyheki, Taberani, Deylemi, İbni Asakir, es-Sübki, İbni Hacer-i Mekki) hepsi meşhur hadis alimleridir. Ayrıca İmam-ı Kastalani Mevahib kitabında [6] ve İmam-ı Rabbani Mektubat'ta [7] yukarıda geçen hadisleri yazmışlardır.

[1] Hakim, Müstedrek, II, 615.
[2] Beyheki, Delâilü'n-Nübüvve, V, 488, 499.
[3] Tabarani, el-Mu'cemü's-Sağır, II, 82-83.
[4] Ali el-Karî, el-Esrâru'l-Merfû'a, 288.
[5] Kadızade Ahmed Efendi, Amentü Şerhi, Berekat Yayınevi, İstanbul; s.166.
[6] İmam-ı Kastalani, Mevahibü Ledünniye, Hisar Yayınevi, İstanbul, sayfa 22.
[7] İmam-ı Rabbani, Mektubat, c.1, m.44.
 

seyfullah putkýran

New member
Katılım
30 Eyl 2005
Mesajlar
5,807
Tepkime puanı
205
Puanları
0
Yaş
40
Konum
Ruhlar Aleminden
Web sitesi
www.tevhidyolu.net
Not: İngilizce bilenler şu bağlantıdaki bilgilerden de istifade edebilirler:

http://216.239.59.104/search?q=cach...ogs...sion-with.html&hl=tr&ct=clnk&cd=1&gl=tr

Burada bildirildiğine göre yukarıdaki ilk hadisin sahih olduğunu bildiren alimler arasında şunlar da mevcuttur:

1. Kadı İyaz (eş-Şifa)

(Bu kitap kütüphanemde mevcuttur: Kadı İyaz hazretleri ayrıca Ebülleys Semerkandi ve Ebu Muhammed el-Mekki gibi meşhur alimlerin de bu hadisi zikrettiklerini bildiriyor.)

2. İbni Cevzi

3. Ebu Nuaym

Öte yandan İbni Teymiyye ve iki öğrencisinin (Zehebi ve İbni Abdülhadi) bu hadise mevdu dedikleri izah edilmiş. Bu zatların bu itirazları zaten muteber değildir, kabul görmemiştir. Buna rağmen İbni Teymiyye'nin Mecmuat-el Feteva kitabında bu hadisin manasını doğru kabul ettiği zikredilmiş. Acluni ve Aliyyülkari ise es-Sagani'ye dayanarak hadisin mevdu olduğunu ama "manasının sahih olduğunu" yazmışlar. Her durumda, İbni Teymiyye, Acluni ve Aliyyülkari gibilerin sözlerinin, İmam-ı Hakim, İmam-ı Taberani ve İmam-ı Beyheki hadis imamlarının sözlerine karşı bir ağırlığı yoktur.

İngilizce veya Arapça bilmeyenler için not: Bu hadis İmam-ı Taberani'nin Mucemus-Sagir isimli eserinin Türkçe tercümesinde "Peygamberimizin Allah indindeki kıymeti" başlığı altında 684 nolu hadis olarak yazılıdır.

Son söz: Bu hadis cumhuru ulema ve ümmet indinde kabul görmüştür. Hadis imamlarımız onu sahih olarak bildirmiştir. Bazılarının ısrarla onu zayıflatmaya çalışmasının sebebi, tevessülü ispat eden hadislerden olmasıdır.
 

ÇAPANOÐLU

New member
Katılım
8 Eki 2006
Mesajlar
803
Tepkime puanı
1
Puanları
0
ALLAH C.C Razı olsun bu yazıyı gören sünnet ve peygamber düşmanları ellerine davulu alıp başlarlar birazdan şirk şirk şirk diyerek

şirk-mirk bu Allah ile kulun arasındaki mesele bizi ilgilendirmez de..
Yazıda bir tuhaflılık gözünüze çarpmadı mı..
Bir kere,
bir önceki kitaplarda müjdelenen peygamberin adı..AHMED.. (öven, övülen)dir.. Muhammed, daha önce peygamber ismi olarak bilinmeyen, dedesi tarafından konulmuş bir isimdir.
Nasıl oluyorda, Allahın isminin yanına yazdığı Muhammed ismini, kimse bilmezken, Dedesi bilmiş ve o ismi vermiştir..
Bu durumda, Peygamberimizin dedesininde vahy aldığı ve kimsenin bilmediği bu sırrı vahy ile öğrendiği gibi bir durum çıkıyor ki,
Yine bu durumda, Peygamberimizin dedesinin bir peygamber olması gerekmez miydi..
Nasıl oluyor da, sıradan bir insanın (Abdulmuttalibin) koyduğu bir ismi, asırlar önce Allah isminin yanına yazıyor..
Burdaki tenakuzu çözecek bir babayiğit varsa..
Buyursun, davulumu seve seve teslim edeceğim..
Fetihçim, en başta iş sana düşüyor, buyur..
 
T

teslimolan

Guest
Ben palavra yi gecin yazdim yazimi sildiler. Bilmedikleri sey hakkinda Allah söylüyor diye Alaha iftira atiyolar haberlerinde degil.
 

yýldýz

New member
Katılım
22 Ağu 2006
Mesajlar
1,359
Tepkime puanı
8
Puanları
0
"Hadîs âlimlerinden Hâkim-i Nişâpûrînin bildirdiği hadîs-i şerîfde, (Âdem “aleyhisselâm” hatâ edince, yâ Rabbî! Muhammed aleyhisselâm hakkı için beni afv ve mağfiret et dedi. Allahü teâlâ da, Muhammed aleyhisselâmı dahâ yaratmış değilim. Sen Onu nasıl tanıdın buyurdu. O da, yâ Rabbî! Beni yaratıp rûh verdiğin zaman, başımı kaldırdım. Arşın kenârlarında, lâ ilâhe illallah, Muhammedün resûlullah yazılmış gördüm. Kullarının içinde en çok sevdiğinin ismini, kendi isminin yanına koymuş olduğundan anladım dedi. Allahü teâlâ da, yâ Âdem! Doğru söyledin. Kullarım arasında en çok sevdiğim Odur. Onun hakkı için benden afv dileyince, seni hemen afv etdim. Muhammed aleyhisselâm olmasaydı seni yaratmazdım buyurdu) buyurulmuşdur."


172- Bir de Rabbin, Âdemoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şahit tutarak: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediği vakit, "pekâlâ Rabbimizsin, şahidiz" dediler. (Bunu) kıyamet günü "Bizim bundan haberimiz yoktu." demeyesiniz diye (yapmıştık).

Bu ayeti yazdığım surenin adını yazmayı unutmuşum. :eek:

Bu ayetle hadis uyuşuyor mu? :rolleyes:
Sonra yaratılma nasıl oluyor? Kastedilen beden verilmesi mi? Doğrusunu Allah Teala bilir.
 

ÇAPANOÐLU

New member
Katılım
8 Eki 2006
Mesajlar
803
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Eee Allah ayette Meryeme ve Hz. Musa'nın annesine vahy etti ,diyor. Siz bunu ilham olarak değilde gerçek vahiy olarak algılarsanız işin içinden çıkamazsınız.
Ayrıca arıya ilham eden pardon vahyeden Allah dedesine niye ilham pardon vahy edemesin. Aciz mi? yoksa Allah gelecek asırları bilmiyor mu?
Yoksa Allah her işi hikmetle yapmıyor mu? yoksa hikmetin ne demek olduğunu bilimyor musun?

Bizim bir arkdaş bir inşaatın önünden geçecekken biri sesleinyor. Bakıyor on yıldır görmediği arakadaşı. Koşup ona sarılıyor. Bu sırada inşaatın iskelesi yıkılıyor ve kılpayı ölümden dönüyor.

Şimdi (arkadaşın anlattığına göre)

1) On senedir İstanbula gelmemiş bir adam hiç umulmadık bir işi için geliyor. Diyebilir misin ki o adamın istanbula getirtilmesinde Allah hikmet içinde bir hikmet gizlememiş olsun. Tesadüf diye bilir misin?

2) Arkadaşı yolunu kaybediyor. Aslında Eyüpe gidecekken Gaziosman paşaya geliyor. O yanlışı yaptıran kimdir?

3)On sene önce gördüğü arkadaşını omuzlarından tanıtan kimdir.

4) Genelde biri sizi çağırıyorsa ve o kişi size doğru yürüyorsa onu beklersiniz. O arkadaşımı adet dışı koşturan neydi?

5) Arkadaşım on sene önce askerde beraber olduğu arkadaşın İstanbula geliş nedeni ile ilgili işi yapıyor ve ona çok güzel bir iş veriyor. Şu an maddi durumu bir hayli düzeldi?
Sence Tesadüf mü?
Bunlar gerçek


sevgili duha
bu söylediklerinin ciddiyetten uzaklılığını sen benden daha iyi biliyorsun ya neyse..
diyelim abdulmuttalip Muhammed değil de, Hikmet deseydi adına, inan bu uydurmacılar o zaman Allahın isminin yanına Hikmet ismini konduracaklardı..
Çünkü, bu rivayetlere geçmişten beslendiği bir damar veya bir önceki peygamberlerin işaretlerinden bir ışık, bir iz bulmak mümkün değildir..
Tüm evrenin yaratılışına vesile olacak bir peygamberin, diğer peygamberler (ki Kur'an da zikredilen Musa ve İbrahim Peygamberlerin ismi ve mücadeleleri Peygamberimizden fazla anılmaktadır) nezdinde bilenmemesi, isminin onlara bildirilmemesi, sadece, öven ve övülen bir peygamber olarak anılması.. yeterli kanıttır ama, işin içine aşırı yüceltici mantık girince, maalesef bu çıkmazlar zuhur etmektedir..
 

ÇAPANOÐLU

New member
Katılım
8 Eki 2006
Mesajlar
803
Tepkime puanı
1
Puanları
0
"Hadîs âlimlerinden Hâkim-i Nişâpûrînin bildirdiği hadîs-i şerîfde, (Âdem “aleyhisselâm” hatâ edince, yâ Rabbî! Muhammed aleyhisselâm hakkı için beni afv ve mağfiret et dedi. Allahü teâlâ da, Muhammed aleyhisselâmı dahâ yaratmış değilim. Sen Onu nasıl tanıdın buyurdu. O da, yâ Rabbî! Beni yaratıp rûh verdiğin zaman, başımı kaldırdım. Arşın kenârlarında, lâ ilâhe illallah, Muhammedün resûlullah yazılmış gördüm. Kullarının içinde en çok sevdiğinin ismini, kendi isminin yanına koymuş olduğundan anladım dedi. Allahü teâlâ da, yâ Âdem! Doğru söyledin. Kullarım arasında en çok sevdiğim Odur. Onun hakkı için benden afv dileyince, seni hemen afv etdim. Muhammed aleyhisselâm olmasaydı seni yaratmazdım buyurdu) buyurulmuşdur."


172- Bir de Rabbin, Âdemoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şahit tutarak: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediği vakit, "pekâlâ Rabbimizsin, şahidiz" dediler. (Bunu) kıyamet günü "Bizim bundan haberimiz yoktu." demeyesiniz diye (yapmıştık).

Bu ayeti yazdığım surenin adını yazmayı unutmuşum. :eek:

Bu ayetle hadis uyuşuyor mu? :rolleyes:
Sonra yaratılma nasıl oluyor? Kastedilen beden verilmesi mi? Doğrusunu Allah Teala bilir.

hay ağzına sağlık sevgili kardeşim,
mesele kökünden halledilmeş, bunun üstüne tüm söylenecekler füruattandır ki, gereği de yoktur..
ilim, iman etmeyi gerektirir keza..
amenna ve saddekna
 

tevhid davetcisi

New member
Katılım
19 Şub 2007
Mesajlar
101
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
56
Allah Bizi Resulunun Yoluna Iletsin.onun Yolunda Olanlara Iftira Atanlari Helak Etsin.
 

Enver Ýstek

metin mete
Katılım
27 Ara 2005
Mesajlar
3,935
Tepkime puanı
1,023
Puanları
0
Yaş
60
Konum
Gurbet,daimi gurbetin icinde gurbet
şirk-mirk bu Allah ile kulun arasındaki mesele bizi ilgilendirmez de..
Yazıda bir tuhaflılık gözünüze çarpmadı mı..
Bir kere,
bir önceki kitaplarda müjdelenen peygamberin adı..AHMED.. (öven, övülen)dir.. Muhammed, daha önce peygamber ismi olarak bilinmeyen, dedesi tarafından konulmuş bir isimdir.
Nasıl oluyorda, Allahın isminin yanına yazdığı Muhammed ismini, kimse bilmezken, Dedesi bilmiş ve o ismi vermiştir..
Bu durumda, Peygamberimizin dedesininde vahy aldığı ve kimsenin bilmediği bu sırrı vahy ile öğrendiği gibi bir durum çıkıyor ki,
Yine bu durumda, Peygamberimizin dedesinin bir peygamber olması gerekmez miydi..
Nasıl oluyor da, sıradan bir insanın (Abdulmuttalibin) koyduğu bir ismi, asırlar önce Allah isminin yanına yazıyor..
Burdaki tenakuzu çözecek bir babayiğit varsa..
Buyursun, davulumu seve seve teslim edeceğim..
Fetihçim, en başta iş sana düşüyor, buyur..

Benim hic bavulum olmadi bana ait ne yapabiliriz,Hanif dost!!
 

chamdali

New member
Katılım
28 Nis 2006
Mesajlar
647
Tepkime puanı
123
Puanları
0
Evet hadisi bu şekilde duymadım,ancak Allah'ın kainatı yartma sebeplerinden biri Peygamber Efendimizdir


Mülk 2: O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.

Hud 7: O'nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur...
 

ÇAPANOÐLU

New member
Katılım
8 Eki 2006
Mesajlar
803
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Mülk 2: O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.

Hud 7: O'nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur...


Ayetler söylenmesi gereken herşeyi öyle güzel ifade ediyor ki, bize sadece, işittik, itaat ettik.. deket düşer..
 

TAYFUR

Mesajlari Onaylanacak
Katılım
3 Ocak 2007
Mesajlar
50
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
64
Lütfen peygamberimizi iyi tanıyalım...!

Lütfen peygamberimizi iyi tanıyalım...!

Sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım!

Âşıktan mâşuka bir hitaptı bu... En vefâlı âşıktan, âlemleri hürmetine yarattığı habîbine bir hitap... Doğumuyla kâinatı şereflendiren, bereketlendiren, aydınlatan güzele, güzeller güzelinden bir sesleniş...

O kadar ki, Âdem aleyhisselâm dahi, "Muhammed hürmetine ya İlâhî!" diyerek niyazda bulundu da, Rahmân olan , bu ismi nereden bildiğini sorduğunda ona, o cevâben...

"Sen yâ Rabbî! Sen beni yarattığında, arş-ı âlâ'da ikinizin ismini bir arada gördüm. Sen, sevmediğin birinin adını, kendi adınla birlikte bulundurmazsın..." dedi. Allah sevmediği birinin ismini, kendi ismiyle birlikte bulundurmazdı evet... O, Muhammed'i sevdi ve ona hitapların en içlisi ile seslendi Kur'ânında: Habîbim...


-----------------------------------------------------------------------------------------------------


Saff Suresi 6. Meryem oğlu İsa'nın da şöyle dediğini hatırla: "Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın elçisiyim. Benden önce Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek ismi çok övülen (Muhammed) bir elçiyi müjdeleyici olarak gönderildim." Fakat İsa'nın müjdelediği elçi onlara apaçık deliller getirdiğinde: "Bu, katıksız bir büyüdür!" dediler.




Bu vesile değinmek zorunda kaldığımız bir nokta da 61/6 “daki “… onun ismi Ahmed’dir” ifadesi. Ayetteki “ Ahmed” sözcüğünün lafzı değil manası murattır. Yani çevirirken “… onun adı Ahmed’dir” demeyip “….adı başkalarından fazla övülen..” diye çevirmemiz gerekir. “Ahmed” sözcüğünün İbranice karşılığı “paraklitos”tur. Bir düşünün ki gelecek peygamber “Ahmed” adıyla bildirilseydi şunu bilin ki İsa’dan Rasülüllah’a kadar herkes çocuğunun adını “Ahmed” koyardı.


Bizim peygamberimizin adı “Ahmed” değildir Muhammed’dir. Doğduğu zaman ailesi bu adı koymuştur. Doğumundan irtihaline kadar da sadece bu adı taşımıştır. Mühürü’nün baskıları bu gün dünya arşivlerinde sergilenmektedir. O günün Arabistan’ında yüzlerce, binlerce Muhammed vardır. Ayrıca Rabbimiz de onu Kur’an’da “Muhammed” olarak yâdetmiştir (Al-i Imran 144; Ahzab 40; Muhammed 2; Fetih 28). Rasülüllah’a Ahmed, Mahmud, Hamid vs. 99, 310 ve 400 tane ad İmam-ı Kastalani gibi herifler tarafından uyarlanmıştır.

Bunu “Mevahib-ü Ledünniye”de görürebilirsiniz. Görün ki överken aslında nasıl sövdüklerine şahit olasınız. İlahlaşmış, Hıristiyanların ve diğer müşriklerin şirklerine rahmet okutan cinsten .


Bu kitap Necip Fazıl tarafından “Gönül Nimetleri” adıyla sadeleştirildi. İlgililerini de Karunlaştırdı. Meşgul olacağınız daha hayırlı bir işiniz yoksa göz atmanızı öneririm.
 

TAYFUR

Mesajlari Onaylanacak
Katılım
3 Ocak 2007
Mesajlar
50
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
64
Kur'ani gerçeklere dikkat etmeliyiz.

Kur'ani gerçeklere dikkat etmeliyiz.

A'raf Suresi 157. onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılmış bulacakları ana kentli (ümmi) peygambere uyarlar; o onlara iyiliği emreder, kötü ve çirkinden onları alıkoyar. Güzel şeyleri onlara helal kılar, pis şeyleri onlara yasaklar. Sırtlarından ağırlıklarını indirir, üzerlerindeki zincirleri, bağları söküp atar. Ona inanan, onu destekleyen, ona yardım eden, onunla indirilen ışığa uyan kişiler, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.


Barnaba İncili

Daha çok müslümanlar arasında adı geçen İncillerden biri de Barnaba İncili. Barnaba, 12 havariden biri olmasa da Hz. İsa'nın ilk sırada yer alan ashabından olduğu biliniyor. Adı, Luka İncilinde yer alan Elçilerin İşleri adlı kitabında birçok kez geçiyor. Diğer İncillerden şu özellikleriyle ayrılıyor: Hz. İsa'nın Tanrı ya da Tanrının oğlu değil, Allah'ın İsrailoğullarına gönderdiği bir resul olduğunu ısrarla belirtiyor. Hz. İbrahim'in kurban etmek istediği oğlunun İshak değil, İsmail olduğunu; Hz. İsa'nın haça gerilmediğini yazıyor. Beklenen mesihin Hz. Muhammed olduğunu açıkça belirtiyor.

Kuran, İncil'den nasıl sözediyor?

Kuran-ı Kerim, birçok ayetinde İncil'den sözeder. Onun hıristiyanlarca değiştirildiğini kabul eder ancak yine de İncil'i semavi kitaplardan sayar. Üç snoptik İncil'de de Hz. İsa'nın tanrılığı ve teslis ("üçlü ilah" anlayışı: Tanrı birdir, ama baba, oğul ve kutsal ruhtan oluşur.) açıkça ele alınmaz. İncil'e göre, ne Hz. İsa ne de havarileri ve ilk öğrencileri, Hıristiyanlığa sonradan sokulan bu inançları bilmiyorlardı. Onlardan hiçbiri İsa'yı Tanrı ya da Tanrının oğlu ya da Tanrılığın üç unsurunsan biri olarak bilip bunu ifade etmemiştir. Bütün bunlar Hz. İsa dünyadan ayrıldıktan çok sonra ortaya atılmıştır. Kuran, İncil'in metninden çok, İncil mensuplarının aşırılıklarını, yaptıkları değişiklikleri ve İncil'de bulunmayan anlamları ona maletmelerini reddeder.

Al-i İmran suresinin 3. ayetinde bütün kitaplar gibi İncil'in de insanlara doğru yolu göstermek için indirildiği bildirilir. (".... Bundan önce de, insanlara doğru yolu göstermek için Tevrat ve İncil'i indirmişti.")

Maide suresi 46. ayette "Tevrat'ı tasdik edici olarak gönderildiği" ("O peygamberlerin izlerince Meryem oğlu İsa'yı, kendisinden önceki Tevrat'ı tasdik edici olarak gönderdik. Ona; kendisinden önceki Tevrat'ın tasdikçisi ve müttakilere bir hidayet ve öğüt olmak üzere içinde hidayet ve aydınlık bulunan İncil'i vedik.");
 

TAYFUR

Mesajlari Onaylanacak
Katılım
3 Ocak 2007
Mesajlar
50
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
64
Tevhidin Odak Noktasi, şirkten Uzaklaşmaktir.

Tevhidin Odak Noktasi, şirkten Uzaklaşmaktir.

B- PEYGAMBERİ TANRILAŞTIRMA


Şeytan, Allah’a şöyle demişti: “... Ne olursa olsun, onlar için, senin doğru yolunun üstünde oturacağım. Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim. Göreceksin, onların çoğu, sana teşekkür etmeyecektir.”

(Arâf 7/16–17) Şeytan, doğru yola girenleri engellemeye çalışır. Peygamberi, insanüstü konumda göstermek, onun en önemli tuzaklarındandır. Bu konuda ona destek veren insan şeytanları da vardır. Peygamberi insanüstü göstermek kolaydır Çünkü insanlar, onların kendileri gibi biri olmasını kabulde zorlanmışlardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:


“İnsanlara doğru yolu gösteren bir elçi geldiği zaman inanmalarına tek engel, onların şu sözleri olmuştur: “Allah elçi olarak bir insanı mı gönderir?” De ki: “Yeryüzünde dolaşanlar melek olsaydı ve oraya yerleşmiş bulunsalardı, biz de onlara elçi olarak gökten bir melek indirirdik.” (İsra 17/94–95)


Mekkeliler Peygamberimizle ilgili şaşkınlıklarını şöyle dile getirmişlerdi: “Bu elçinin özelliği ne ki? O da yemek yiyor, o da sokaklarda geziyor!. Ona bir melek indirilse de birlikte uyarıcılık yapsa olmaz mı?” (Furkan 25/7)


Bugün birçok kimse, şu ayet karşısında şaşkına dönüyor: “De ki, ben de tıpkı sizin gibi bir insanım. Bana, tanrını¬zın bir tek tanrı olduğu vahyediliyor.” (Kehf 18/110) Çünkü Peygamberimiz insanüstü bir varlık sanılıyor.


Hıristiyanlar İsa aleyhisselamı tanrı yaptılar. Bu konu daha önce geçti. Mesela Katoliklere göre İsa olmasaydı kâinat yaratılmazdı. Göklerde ve yeryüzünde görünen ve görünmeyen şeyler, tahtlar, egemenlikler, yönetimler ve hükümranlıklar… Her şey onun aracılığıyla ve onun için yaratılmıştır.


Levlâke levlâk.....Sen olmasaydın sen, alemi yaratmazdım ben. Bu uydurma hadisi kutsi denilen saçmalığın Kuran'dan olma ihtimali olmayacağına göre, elbette Hrıstiyan kültüründen apartma olması kaçınışmaz bir gerçek olacaktır.


Bu yanlış inanç, müslümanların inancına da karışmıştır. Halk tarafından kabul gören bir uydurma hadiste Allah Teâlâ’nın Peygamberimiz için şöyle dediği iddia edilir: “Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım”. Kimi tarikatlara göre Muhammed aleyhisselam, var oluşun başlangıcıdır. Allah’tan başka hiçbir şey yokken ilk defa hakîkat-i Muhammediye var olmuş, bütün yaratıklar ondan ve onun için yaratılmıştır. Hakîkat-i Muhammediye nur olması bakımından âlemi yaratma ilkesi ve onun aslıdır. Bu nur ölümsüz ve ebedi olduğundan Peygamber için “öldü” denmez. Allah, var veya yok, ezeli ve hadis (sonradan olma) diye nitelenmediği halde hakîkat-i Muhammediye var ve ezelî diye nitelendirilir. Hakîkat-i Muhammediye bütün peygamberlerin ve velilerin ledünnî ve bâtınî bilgileri aldıkları kaynaktır. Bu hakikat Hak’tan gelen feyzin halka ulaşmasında aracı olur.


Katoliklere göre “Mesih İsa, gerçek Allah ve gerçek insandır. İşte bu nedenle insanlarla Allah arasında tek aracıdır.


Kimi tarikatçılara göre de Allah ile hakîkat-i Muhammediye aynı gerçeğin ön ve arka yüzleridir. Bu konuda şöyle bir şiir söylerler:

“Ahad Ahmed’dir, kim mim eder fark,
Bütün âlem o mîm içre olur gark.
Ahad yani Allah’tır.”

Ahmed, Muhammed aleyhisselamın Kur’ân’da da geçen isimlerindendir. “Ahad Ahmed’dir” “Ahad Allah’tır” sözünün tabii sonucu, “Allah Ahmed’dir yani Muhammed’tir” olur. Bu şiire göre, Ahad (أحد) ile Ahmed (أحمد) arasında farklı olarak bir mim harfi vardır. Bu fark yazılıştadır ve Ahmed’in lehinedir. Çünkü onlara göre bütün âlem o mimin içindedir!.. Bu inancın İslam ile ilgisinin olmadığı açıktır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:


“Muhammed, başka değil, sadece bir elçidir; ondan önce de nice elçiler gelmiştir.” (Al-i İmran 3/144)


“De ki: ‘Ben başka değil, tıpkı sizin gibi bir in¬sanım. Bana; Tanrınızın bir tek tanrı olduğu bildi¬riliyor. Artık ona karşı dürüst olun ve ondan bağış dileyin. Yazık o eş koşanlara.” (Fussilet 41/6)


“De ki: “Benim size ne zarar vermeye gücüm yeter, ne de sizi olgunlaştırmaya.
De ki: “Beni Allah’ın azabından hiç kimse kurta¬ramaz. Ben ondan başka bir sığınak da bula¬mam.


Benimkisi yalnız Allah’tan olanı, onun gön¬der¬diklerini tebliğdir, o kadar.” (Cin 72/21–23)


C- DİN BÜYÜKLERİNİ KUTSALLAŞTIRMA


Din büyüğü olarak bilinen kimselerin, halk üzerinde etkisini artırmak için olağanüstü kişiliğe büründürülüp kutsallaştırılması yaygın bir durumdur. Buna Said Nursî örnek verilebilir. Risale-i Nurlara göre Said Nursî, “yirmi senede öğrenilmesi gereken ilim ve fenlerin özünü üç ayda kavrayarak öğrenimini tamamlamıştır. Hangi ilimden olursa olsun, sorulan her soruya, tereddütsüz ve derhal cevap vermiştir.” Çünkü “rüyasında Peygamberimizden ilim istemiş, o da ümmetine soru sormamak şartıyla ona Kur’ân ilminin öğretileceğini müjdelemiş, bu sebeple daha çocukken asrın bilgini olarak tanınmış ve kimseye soru sormamış, ama sorulan bütün sorulara mutlaka cevap vermiştir”.
,

Şiilerde de böyle bir iddia vardır. Onlar bunu, Ali’nin soyundan gelen imamlar için söylerler. Şöyle derler: “... İmamlardan hiçbiri bir öğretmene git¬memiş, bir eğitimciden bir şey öğren¬me¬miştir. ...Hiç biri bir hocadan ders almamış, hiç biri bir mektebe, bir medre¬seye gitmemiştir. Böyle olduğu halde kendilerine bir şey so¬rulunca derhal en doğru cevabı verirler. Dillerine bilmiyorum sözü gelmediği gibi cevap vermek için dü¬şünmeleri yahut cevabı bir müddet geciktirmeleri de vaki değildir...” İmamın ilahî hükümlere, ilahî maarife, bütün bilgilere sahip olması, peygamber yahut kendisinden önceki İmam vasıtasıy¬ladır... ”


Bir insanın böyle bir bilgiye sahip olmasının mümkün olamayacağı açıktır. Bu özellik her hangi bir peygamberde de olmaz. Allah Teâlâ şöyle buyurur:


“De ki, ben de tıpkı sizin gibi bir insanım. Bana, tanrını¬zın bir tek tanrı olduğu bildiriliyor. Artık kim Rabbine kavuş¬mayı umuyorsa hemen iyi bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak etmesin.” (Kehf 18/110)


“De ki: “Benim size ne zarar vermeye gücüm vardır, ne de sizi olgunlaştırmaya.
De ki: “Beni Allah’ın azabından kimse kurta¬ramaz. Ondan başka bir sığınak da bula¬mam.


Benimkisi yalnız Allah’tan olanı, onun gön¬derdiklerini tebliğdir o kadar.” (Cin 72/21–23)
 
Üst Alt