Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Sadece Kur'an yeterli mi?

Mahfuz

New member
Katılım
9 Haz 2006
Mesajlar
158
Tepkime puanı
2
Puanları
0
Yaş
42
Konum
Ýstanbul
Okuyalım ve düşünelim...

bir kitap yazsak. çok derin, ilmi meselelerden bahsetsek kitapta. ve önsözüne yazsak ki "bu kitap akledenler içindir. anlayasınız diye yazdık. aklı olan anlar." ve bu kitabı piyasaya sürsek. okuma yazma bilen herhangi bir insan, ilkokul öğrencisi yada lise öğrencisi bu kitabı alsa ve okusa. önsözünü okuyup o zaman bu kitap bana hitap ediyor diyerek okusa ve uygulamaya çalışsa ne kadar doğru olur? bu çocuk, hakkında hiçbirşey bilmediği bir konu ile alakalı bu kitabı okuyup kafasını karıştırmaktan başka ne yapabilir. ama bir profösör yada en azından konu ile alakalı bilgisi olan bir insan okusa ne kadar faydalı olur. o öğrenci de zamanla kendisinden daha ileri seviyedeki hocalarının eğitimi ile bilgisi artar, ilmi derinleşir. bir gün o kitabı alır ve okuduğunda o kitap ona fayda sağlar. bilmem anlatabiliyor muyum?

şol uşacıklar gibi binersin ağaç ata,
tecrüben yok, topun yok, meydanı arzularsın


yani ne biliyoruz ki ne anlayacağız Kur'an'dan? milyonlarca kez söylendi, Kur'an'ın meali Kur'an'ın aslı değildir diye! eğer biraz araştırısanız görürsünüz. bir ayetin iniş zamanı, nedeni, kullanılan kelimeler çok değişik manaların çıkmasına neden olabiliyor. bunu anlayabilmek için arap dili ve edebiyatını, kültürünü, özellikle Efendimiz (s.a.v.)'in yaşadığı döneme ait kültürü iyi anlamak, öğrenmek, bilmek gerekiyor. Kur'an'ı gerçek manada anlamak için bu şart. işte ilimde derinleşmek bu, alimlik bu.
 

Enver Ýstek

metin mete
Katılım
27 Ara 2005
Mesajlar
3,935
Tepkime puanı
1,023
Puanları
0
Yaş
60
Konum
Gurbet,daimi gurbetin icinde gurbet
Mahfuz' Alıntı:
Okuyalım ve düşünelim...


1 Rahman

2 Kuran'ı öğretti

55 Rahman Suresi 1,2

17 Şüphesiz onu toplamak ve okutmak bize düşer.

18 O halde biz onu okuduğumuzda sen de onun okunuşunu izle.

19 Sonra onu açıklamak da bize düşer.

75 Kıyamet Suresi 17,18,19

Andolsun bu Kuran'da her örnekten insanlar için türlü türlü açıklamalarda (sarrafna) bulunduk. İnsanların çoğu ise tanımamakta ayak diretmektedirler.
17İsra Suresi 89

Bunları Kuran'da türlü türlü şekillerde (sarf) açıkladık ki öğüt alıp hatırlasınlar. Fakat bu sadece kaçışlarını artırıyor.

17İsra Suresi 41

Ey Rabbim! Benim toplumum bu Kuran' ı devre dışı tuttular.

25 Furkan Suresi 30

Allahtan senin icin hidayet dileyecegim Kirmizilar Allahin ögütleri mavi yerlerde senin icin....
 

imran268

New member
Katılım
11 Mar 2006
Mesajlar
135
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
36
iyide kuranın meali
kuran ı anlamamıza yardım ediyor. ne yani mealini okumayalımmı?
kurana kim new derse desin. ben ondan üstğn kitap kabul etmem. ne derseniz deyin'''''''''''''
Kuran sadece okumak için değildir. neyin ne olduğunu anlamak içindir. kuranda arasan bulamayacağın şey yok???????????????
bunu sen biraz düşün bence???ben senin amacını anlayamadım. ne yapmaya
çalışıyorsun???????????????????




kalın sağlıcakla 268
 

sURGUn

New member
Katılım
17 Tem 2006
Mesajlar
47
Tepkime puanı
0
Puanları
0
kuranın meali çağımızdada bize yol gösteriyor.hatta kurandaki bazı şifreler yeni yeni ortaya çıkıp anlam kazanıyor.o yüzden kuranın mealini asıl şimdi okumamız gerekiyor...
 

alptraum

New member
Katılım
1 Ocak 2005
Mesajlar
2,908
Tepkime puanı
166
Puanları
0
Yaş
39
Konum
Aþk`dan
Web sitesi
www.muhakeme.net
arkadaslar basta arapcayi ögrenmek gerekmiyormu meali nekadar orjinalini yansitiyor tek basina nasil yeter diyebilirsiniz bir kere sifreleri cözmek nedir uhrevi ne sifresi cözülmüski bugun sirf onun icin daha cok sarilalim cözülen sifreler le beraber neden bu kadar insanin ilgisini cekiyor baska yanlarini merak ediyorsaniz arapcayi ögrenin tefsirlerini okuyun saglam kitaplardan iste o zaman ne demek istedigini daha iyi anlayacaksiniz
 

sURGUn

New member
Katılım
17 Tem 2006
Mesajlar
47
Tepkime puanı
0
Puanları
0
alptraum' Alıntı:
arkadaslar basta arapcayi ögrenmek gerekmiyormu meali nekadar orjinalini yansitiyor tek basina nasil yeter diyebilirsiniz bir kere sifreleri cözmek nedir uhrevi ne sifresi cözülmüski bugun sirf onun icin daha cok sarilalim cözülen sifreler le beraber neden bu kadar insanin ilgisini cekiyor baska yanlarini merak ediyorsaniz arapcayi ögrenin tefsirlerini okuyun saglam kitaplardan iste o zaman ne demek istedigini daha iyi anlayacaksiniz
oda bi fikir...
 

the okuz

New member
Katılım
19 Mar 2006
Mesajlar
254
Tepkime puanı
1
Puanları
0
kardeş Kur'an kesinlikle başka anlamlara sokulamaz, tahrif edilemez, yani meal de Kur'an'ın özgün halini kesinlikle yansıtır. elbette arapça öğrenmek gerekiyor ama bu öğrenme sürecinde de Kur'an meali okumanın kime ne zararı var? yani bahsettiğimiz Kur'an yani sürekli okunmalı değil mi?
 

Mahfuz

New member
Katılım
9 Haz 2006
Mesajlar
158
Tepkime puanı
2
Puanları
0
Yaş
42
Konum
Ýstanbul
the okuz' Alıntı:
kardeş Kur'an kesinlikle başka anlamlara sokulamaz, tahrif edilemez, yani meal de Kur'an'ın özgün halini kesinlikle yansıtır. elbette arapça öğrenmek gerekiyor ama bu öğrenme sürecinde de Kur'an meali okumanın kime ne zararı var? yani bahsettiğimiz Kur'an yani sürekli okunmalı değil mi?

meal Kur'an'ı tam anlamıyla yansıtMAZ! bir kere türkçe ile arapça arasında dağlar kadar fark var. arapçada türkçedekinden daha çok kelime var. ve dil yapısı çok farklı.

"... (O) Gündüzü kovalayan geceyi, gündüzün üstüne örtmektedir..." Gece ile gündüzün dünyanın başına bir sarık gibi sarılmakta olduğu ifadesi manidardır.

Dünya küre şeklindedir: Dünya, küre şeklinde olup süratle Güneş'in etrafında döndüğünden, Güneş'e ters gelen taraftaki karanlık, âdeta bir perde gibi sürekli ışığı kovalamaktadır. Ne var ki insanın bunu tam kavrayabilmesi için mutlaka bir feza yolculuğu yapması gerekmektedir.

Karanlığın ışığı takibi: Kur'ân-ı Kerim, asırlar önce bu hususu, "Yatlubuhû hasîsâ" tabiriyle işaretler. Yani "karanlık, süratle ışığı kovalamaktadır" sözcüğüyle. Buradan da anlaşılmaktadır ki, karanlık olan Dünya'dır; ışık olan da Güneş.


Kur'ân*ı Mu'cizü'l*Beyan'ın, ilim, fen ve tekniğe ışık tutacak mesajlarından biri de "gece ile gündüzün birbirinin başına sarık gibi dolandığı" türünden mecazlı ifadelerdir. 14 asır öncesinin mantık ve idrak ufkuna riayetle beraber 20. asır ve daha sonraki dönemlere de ışık tutan bu âyetler, bilhassa Güneş ile Dünya arasındaki ilginç münasebeti ortaya koymada fevkalade orijinaldir: "(Allah) Gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüzün üzerine doluyor, gündüzü de gecenin üzerine doluyor. O Güneş'i ve Ay'ı buyruğu altına aldı ve her biri belli bir süreye kadar akıp gitmektedir.." (Zümer, 39/5)

"Tekvir" kelimesi, Arapçada bir şeyi sarmak, yumak haline getirmek ve dolamak demektir ki, sarığın başa sarılmasına da "kevrü'l*imâme" denmektedir. Her şeyden önce ayetteki ifadeler ve seçilen kelimelerin hususiyetleriyle adeta Dünya'nın küre şeklinde olduğu vurgulanmaktadır. Gece ile gündüzün dünyanın başına bir sarık gibi sarılmakta olduğu ifadesi manidardır. Aynı zamanda ayet, bu işin sürekli olduğunu ifade etmekte ve her zaman gece, zülumatıyla etrafı karanlığa boğup gündüzü takip etmesi ve böylece sistemin, adeta bir mekik gibi işleyip durması anlatılmaktadır ki, bunlar oldukça ciddi ipuçları sayılırlar.

Yine şu âyette de mesele sarih bir şekilde ele alınarak şöyle buyrulmaktadır:

"(Allah gökleri ve yeri altı günde yarattıktan) sonra iradesini arşa tevcih etti. Gündüzü kovalayan geceyi, gündüzün üstüne örtmektedir." (A'râf, 7/54)

Burada geçen "yuğşî" fiilinin mastarı "ğaşy" kelimesi, örtmek, bürümek, örtü üstüne bir örtü daha getirip örtmek gibi manalara gelmektedir. Bu örtü gece olsun, gündüz olsun fark etmez; gece ve gündüzün birbirini bürüdüğünü ifade ettiği açıktır.

Ayrıca bu ifadeyi nahiv açısından tahlil edecek olursak; "leyl" ve "nehâr"ın her ikisi de mef'uldür. Arapça gramer esaslarına göre, burada olduğu gibi iki mef'ûl peş peşe geldiğinde ikisinden birini fâil takdir etme durumu söz konusu olur. Bu kaideye göre ilk kelime olan "leyl" fâil olur. Bu husus, "Gündüz mü geceyi, gece mi gündüzü takip ediyor?" konusuna açıklık kazandırma açısından önemlidir. Zira burada hangi kelime önce gelmiş ise örten ve süratle diğerini takip eden odur. İkinci kelime ise örtülen ve takip edilen durumunda kalır. Bu demektir ki her zaman gece, gündüzü takip etmekte ve karanlık ışığı örtmektedir. Ayrıca ayet*i kerime diğer bir detaya da "hasîsen" kelimesi ile işaret eder. Şöyle ki, "bu, seri bir şekilde ve baş döndürücü bir hızla" gerçekleşmektedir.

Meşhur Rus astronotu Gagarin'in biri çirkin, diğeri de güzel olan iki tespiti vardır. Birincisi, bu talihsiz insan, atmosferin üstünde muvakkat bir seyahatten sonra şöyle demişti: "Gökyüzüne çıkıp dolaştım. Fakat orada Allah diye bir şeye rastlamadım." İkincisi ise, "Dünyadan uzaklaştığımda mütemadiyen arz üzerindeki dairelerde karanlığın ışığı takip ettiğini gördüm. Güneş'e ters düşen taraftan Dünya'nın etrafında sürekli karanlık bir perde dolanıyordu." sözüdür. Evet dünya, küre şeklinde olup süratle Güneş'in etrafında döndüğünden, Güneş'e ters gelen taraftaki karanlık, âdeta bir perde gibi sürekli ışığı kovalamaktadır. Ne var ki insanın bunu tam kavrayabilmesi için mutlaka bir feza yolculuğu yapması gerekmektedir. Kur'ân*ı Kerim, asırlar önce bu hususu, "yatlubuhû hasîsâ" tabiriyle işaretler. Yani "karanlık, süratle ışığı kovalamaktadır" sözcüğüyle. Buradan da anlaşılmaktadır ki, karanlık olan Dünya'dır; ışık olan da Güneş. Buna göre süratli bir şekilde ışığı takip edip kovalayan Dünya'dır ve bir sapan taşı gibi Güneş'in etrafında dönmektedir. Şayet dünya, küre şeklinde olmayıp bir satıh gibi olsaydı, karanlık sürekli ışığı kovalayamazdı. O zaman bu sathın bir yüzü daima ışık, diğer yanı da karanlık kalırdı.

Bütün bunlar bir işaret ve ilmî tespitlerle çelişmeme demektir ki, Kur'ân iki kelimelik bir ifadeyle temas eder geçer. Ama bu işaretler öyle komprimeler haline getirilerek sunulmuştur ki, asrımızda dahi, bu ifadeler tahlile tabi tutulup incelendiği, dev teleskoplarla müşahede edildiği zaman Kur'ân'ın hakikatlerinin pırlanta gibi nazarlarda arz*ı didar ettiği görülecektir. Evet insanlık, ilim ve teknolojide ilerledikçe, Kur'ân'ın ifadelerinden daha pek çok nükte ortaya çıkacak ve Kur'ân, bir kere daha hakikat diliyle İlâhî kelam olduğunu haykıracaktır.

bakın burada dünyanın yuvarlak olduğu manasını veren bir kelimedir. türkçede bu kelimenin karşılığı olan bir kelime yok. yani Allah tek bir kelime ile bir çok şey anlatıyor. Kur'an'da bunun gibi örnekler çok. tek bir kelimenin ayete kattığı anlam farklılıklarının örnekleri çok. bu yüzden asla tam anlamıyla bir çeviri yapmak MÜMKÜN DEĞİL! bu ilk kez söylenmiyor, bu belki asırlardır söylenen birşey. eğer Kur'an tam olarak türkçeye çevrilebilseydi, çevirilerine meal denmezdi, Kur'an denirdi.

arapça öğrenenlere bir sorun arapça nasılmış? öğrenmesi ne kadar zormuş. ki bu sadece basit arapça. yani derdini anlatabilecek kadar yada biraz anlayabilecek kadar arapça. birde arap dilinin incelikleri var. bir araştırın lütfen arapçayı. öyle basit birşeyden bahsetmiyoruz.

mesela Kur'an'da hiçbirşeyin eksik bırakılmadığı buyuruluyor. kainatta olan hiçbirşey bırakılmamış! düşünebiliyor musunuz? bu nasıl oluyor hiç düşündünüz mü?

Allah aşkına bir düşünün Allah kitabını ayağa düşürür mü? Allah'ın sözü bu! Yaratıcının kelamı! bir profösörü düşünün hiç ilkokul seviyesindeki insanlar ile sohbet edermi? anlayın artık kendinizi birşey sanmayın! Allah bu ya, mahalle muhtarı değil!
 

erbatan

New member
Katılım
4 Nis 2006
Mesajlar
397
Tepkime puanı
0
Puanları
0
tartılılan konuya bak....:DDDD::DDD
gülmemek için dudaklarımı ısırıyorum....:DDD
 
Üst Alt