Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Reenkarnasyon...

mhmt

New member
Katılım
7 Kas 2006
Mesajlar
2,965
Tepkime puanı
715
Puanları
0
Reenkarnasyon İnancı

Ölüm hakkında çeşitli kesimlerde yaygın olan batıl inançlardan
birisi de "reenkarnasyon"dur. Öldükten sonra çeşitli
kereler farklı yer ve zamanlarda ve farklı kimliklerle dirilerek
yeniden dünyaya gelme şeklinde açıklanan reenkarnasyon, gerek
iman etmeyenler gerekse çeşitli batıl inanışların mensupları
arasında, son zamanlarda ilgi gören sapkın bir akım haline
gelmiştir.
Teknik olarak hiçbir delile dayanmamasına rağmen bu tür
batıl inançların taraftar toplamasının başlıca sebebi, dini inancı
olmayan insanların bilinçaltlarındaki, öldükten sonra yok olma
endişesidir. Dini inançları zayıf olan kimseler de, dünyada yaptıklarının
karşılığı olarak ahirette cehennem gibi bir cezanın
kendilerini beklediğini bildikleri için ya da en azından ihtimal
verdikleri için öldükten sonra ahirete gitme gibi bir gerçekten
rahatsız olurlar. Her iki sınıf için de öldükten sonra dünyaya
tekrar tekrar gelmek son derece cazip bir durumdur. Bu yüzden
bu işin istismarını yapan belirli kesimlerin birkaç göz boyama
seansıyla, daha fazla delil aramadan reenkarnasyon gibi
bir safsatayı seve seve benimserler.
Ne yazık ki bu sapkın düşünceye, son zamanlarda Müslüman
çevrelerden kendisine aydın, entellektüel, ilerici görünümü
vermek isteyen bazı kişiler de olumlu bakmaktadır. Olayın
asıl ciddi yönü ise, bu tür kimselerin söz konusu sapkın iddialarına
Kuran ayetlerinden delil getirmeye ve ayetlerin açık ve
net ifadelerini, "dillerini eğip bükerek" kendi yorumlarına uy-
durmaya çalışmalarıdır. Burada vurgulanmak istenen temel konu
da, bu sapkın itikadın kesinlikle Kuran ve İslam dışı olduğu
ve Kuran'ın açık ayetleriyle tamamen çeliştiğidir.
Reenkarnasyonun Kuran'da geçtiğini iddia edenlerin delili
olarak öne sürdükleri birkaç ayetten biri Mümin Suresi'nin 11.
ayetidir. Ayet şöyledir:

Dediler ki: "Rabbimiz, bizi iki kere öldürdün ve iki
kere dirilttin; biz de günahlarımızı itiraf ettik.
Şimdi çıkış için bir yol var mı ?" (Mümin Suresi,
11)


Reenkarnasyoncular bu ayette, insanın dünyada bir kere
yaşayıp öldükten sonra tekrar diriltilerek dünyada ikinci bir yaşama
başladığını, bu suretle ruhunun gelişimin tamamladığını
ve bu ikinci yaşamını takip eden ikinci ölümünden sonra ahirette
diriltildiğini iddia ederler.


Şimdi herhangi bir ön yargıya kapılmadan bu ayeti inceleyelim:
Ayete göre insanın iki defa ölü iki defa diri hali olduğu
anlaşılmaktadır. Üçüncü bir ölü ya da dirilik hali söz konusu
değildir. Bu durumda doğal olarak akla, insanın en baştaki durumunun
ölü mü ya da diri mi olduğu sorusu gelir. Bu sorunun
cevabını ise Bakara Suresi'nin 28. ayetinde buluruz:

Nasıl oluyor da Allah'ı inkar ediyorsunuz? Oysa
ölü iken sizi o diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine
diriltecektir ve sonra O'na döndürüleceksiniz.
(Bakara Suresi, 28)


Ayet açıktır; insan başlangıçta ölüdür, yani yaratılışının temeli
başlangıçta, ayetlerde de bildirilen toprak, su, çamur gibi
cansız maddelerden oluşmaktadır. Daha sonra Allah bu cansız
yığına "bir düzen içinde şekil verip" diriltir. Birinci ölüm ve birinci
diriliş gerçekleşmiştir. Birinci dirilişten belli bir süre sonra
insan, yaşamı sona erince tekrar öldürülür, ilk ölümünde olduğu
gibi toprağa geri döner, çürüyüp-ufalanıp toz haline gelir.
Bu da ikinci defa ölü haline geçişidir. Geriye ise ikinci ve son
diriltilmesi kalmıştır. Bu da ahiretteki dirilmesidir. İkinci ve son
diriliş ahiretteki dirilme olduğuna göre, dünya hayatında ikinci
bir diriliş söz konusu olamaz. Aksi takdirde bu tür bir iddia
üçüncü bir dirilişi gerektirir ki böyle bir durumdan hiçbir ayette
söz edilmez.
Görüldüğü gibi ne Mümin Suresi 11. ayetinden,
ne de Bakara Suresi 28. ayetinden insanın dünyada birden fazla
kez diriltildiği anlamı çıkmaz.


Tam tersine bir kere dünyada
bir kere de ahirettei dirilişin olduğu ayetlerden açık bir şekilde
anlaşılmaktadır.
Durum bu kadar açık olmasına rağmen reenkarnasyoncular
her iki ayeti de kendi anlamsız iddialarına delil olarak kullanmaya
çalışırlar.
Ancak bu ayetle söz konusu kişilerin iddialarının aksine
ölümün ve dirilmenin gerçekte nasıl olacağı bizlere haber verilmektedir.
Bunun dışında, Kuran'daki pek çok ayet de insanın
içinde imtihan edildiği tek bir dünya hayatı olduğunu ortaya
koymaktadır. Örneğin ölümden sonra tekrar dünyaya dönüş
olmadığı, Allah'ın buna kesin olarak izin vermeyeceği ayetlerde
şöyle bildirilmektedir:

Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der
ki: "Rabbim, beni geri çevirin. Ki, geride bıraktığım
(dünya)da salih amellerde bulunayım. "Asla,
gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi
söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları
güne kadar bir engel (berzah) vardır.
(Müminun Suresi, 99-100)



Ayette, kişiye ölüm geldikten sonra yeniden dünya hayatına
bir dönüş, bir telafi imkanı bulunmadığı anlatılırken inkarcıların,
bunun aksine ikinci bir diriliş ve dünyaya dönüş beklentisine
sahip oldukları da dikkat çekmektedir. Allah bunun hiçbir
geçerliliği bulunmayan ve inkarcının kendi söylediği bir sözden
ibaret olduğunu açıkça belirtir.
Bir başka ayette de cennettekilerin "ilk" ölümden başka bir
ölüm tatmayacakları şöyle bildirilir:

Orda, ilk ölümün dışında başka ölüm tatmazlar.
Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur.
Senin Rabbinden, bir fazl ve (lütuf) olarak.
İşte büyük 'mutluluk ve kurtuluş' budur. (Duhan
Suresi, 56-57)


Cennet ehlinin, birinci ölümleri dışında başka bir ölüm tatmayacaklarından
dolayı duydukları sevinç bir başka ayette şöyle
geçer:

Nasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz? Yalnızca
birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba
uğratılacak olanlar değil miymişiz? (Saffat Suresi,
58-59)


Üstteki ayetler o kadar açıktır ki, insanın tattığı tek bir
ölüm olduğu, hiçbir tevile yer bırakmayacak netlikte vurgulanmaktadır.
Burada, önceki ayetlerde iki ölümden bahsedildiği
halde, neden burada tek bir ölümden başka ölüm tadılmayacağının
söylendiği gibi bir soru akla gelebilir. Bunun cevabı Duhan
Suresi'nin 56. ayetindeki ölümü "tatma"

ifadesinde kendiliğinden
ortaya çıkmaktadır. Zira, insanın bilinçli olarak tattığı,
yani yaşadığı, karşılaştığı, idrak ettiği ilk ve tek bir ölüm vardır;
o da dünya hayatının sona erdiği an karşılaştığı ölümdür. En
baştaki ölü halinden önce diri olmadığı dolayısıyla algılama ve
şuur gibi özellikleri olmadığı için bu birinci ölümünün şuuruna
varması, bunu tatması gibi bir durumu elbette ki olamaz.
Kuran'ın bunca açık ve kesin haberine rağmen, dünyada
birden fazla ölme, dirilme, yeni bedenlere girme gibi olayların
bulunduğunu iddia etmek Kuran'ın açık ayetlerini reddetmek
anlamına gelecektir.


harunyahya
 

khan19556

New member
Katılım
11 Ocak 2007
Mesajlar
992
Tepkime puanı
2
Puanları
0
Yaş
44
Konum
Sancaðýn düþtüðü yerden
Haşr-i baharîde görüyoruz ki; beş-altı gün zarfında küçük ve büyük hayvânat ve nebâtattan üçyüz binden ziyâde envâı haşredip neşrediyor. Bütün ağaçların, otların köklerini ve bir kısım hayvanları aynen ihya edip iâde ediyor. Başkalarını ayniyyet derecesinde bir misliyyet sûretinde îcad ediyor. Halbuki, maddeten farkları pek az olan tohumcuklar o kadar karışmışken, kemâl-i imtiyaz ve teşhîs ile o kadar sür'at ve vüs'at ve sühulet içinde kemâl-i intizâm ve mîzan ile altı gün veya altı hafta zarfında ihya ediliyor. Hiç kabil midir ki; bu işleri yapan Zâta bir şey ağır gelebilsin; Semâvat ve Arzı altı günde halkedemesin, insânı bir sayhâ ile haşredemesin! Hâşâ...

Acaba; mûciznümâ bir kâtib bulunsa, hurufları, ya bozulmuş veya mahvolmuş üçyüz bin kitabı tek bir sahifede karıştırmaksızın, galatsız, sehivsiz, noksansız, hepsini beraber, gayet güzel bir sûrette bir saatte yazarsa; birisi sana dese: “Şu kâtip kendi te'lif ettiği senin suya düşmüş olan kitabını, yeniden, bir dakika zarfında hâfızasından yazacak.” Sen diyebilir misin ki: “Yapamaz ve inanmam...” Veyahut, bir Sultân-ı Mu'cizekâr, kendi iktidarını göstermek için veya ibret ve tenezzüh için bir işaretle dağları kaldırır, memleketleri tebdil eder. Denizi karaya çevirdiğini gördüğün halde; sonra görsen ki; büyük bir taş dereye yuvarlanmış. O Zâtın kendi ziyâfetine dâvet ettiği misafirlerin yolunu kesmiş, geçemiyorlar. Biri sana dese: “O Zât, bir işaretle o taşı, ne kadar büyük olursa olsun kaldıracak veya dağıtacak. Misafirlerini yolda bırakmayacak.” Sen desen ki: “Kaldırmaz veya kaldıramaz...” Veyahut, bir zât bir günde, yeniden büyük bir orduyu teşkil ettiği halde biri dese: “O Zât bir boru sesiyle, efrâdı istirahat için dağılmış olan taburları toplar. Taburlar, nizâmı altına girerler.” Sen desen ki: “İnanmam!” Ne kadar divânece hareket ettiğini anlarsın...
 

tevhid davetcisi

New member
Katılım
19 Şub 2007
Mesajlar
101
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
57
reenkarnasyon safsatasi

reenkarnasyon safsatasi

Islamda reenkarnasyon vardir diyenlere umarim asagidaki ayetler isik tutacaktir.


Reenkarnasyona inanmanin altinda süphesiz ümit yatmaktadir. Hata yapmaktan, hata yapmis olmaktan dogan bir korku ve yeniden dünyaya gelerek kendini düzeltme imkanina sahip olabilme ümidi. Iste bu ümitlenmeden dogan reenkarnasyon istegini kur´ana destekletmek amaci ile Kur´ana yaklasanlar Yunus 34 cü ayeti delil getiriyorlar.

Yunus 10/34 De ki : « O sizin tanrilastirdiginiz varliklar arasinda (hayati) yoktan var edip de sonra onu tekrar tekrar yaratan varmi ? »
De ki : « (Ancak) Allahtir, ( bütün karmasikligiyla hayati) yoktan var eden ve sonra tekrar tekrar yaratan. » Hal böyle iken nasil oluyorda yanlis hükmediyorsunuz ?.

Buradaki misal verilen ayet reenkarnasyondan cok rejenerasyona= yenilenmeye (dogadaki ve insan vücudundaki olusan sürekli yenilenmeye ) isarettir.
Bu ayetin karsisina asagidaki ayetleri koyunca reenkarnasyonun mümkün olmadigi görülecektir :

Yüce Allah enam suresinin 28 ci ayetinin son cümlesinde söyle buyuruyor :
… ve eger (hayata) geri döndürülmüs olsalardi kendilerine yasaklanmis olan seye yine dönerlerdi…..
yani insanoglunun unutkan varlik olma özelligi yeniden ortaya cikardi. Asli görevi olan Rabbine kul olma görevini unutup tali oyunlara daliverirdi.
Yine Maide 6/27 de yüce Allah söyle buyuruyor:
Atesin önünde bekletilecekleri ve “Ah keske (hayata) geri döndürülse idik: O zaman Rabbimizin mesajlarini yalanlamaz ve müminler arasinda olurduk!” diyecekleri zaman onlari görse idin.
Bu ayetten anlasilacagi gibi onlar hakki kabul ettiklerinden dolayi degilde, ordaki dehsetin korkusundan kacmak icin geri dönüsü arzulamaktalar.
Yine bu konuya isik tutacak ayetleri söyle zikrediliyor:
Araf 7/53 (inanmayanlar) o (hesap günü´nün) nihai anlaminin aciklanmasindan baska bir seymi bekliyorlar? ( Ne varki ), onun kesin anlaminin aciklandigi Gün, onu vaktiyle umursamayan kimseler: “ Isin dogrusu, Rabbimizin elcileri bize gercegi söylemislerdi! Simdi bizden yana aracilik yapacak kayiricilarimiz yokmu bizim? Yahut, mümkünmü hayata geri gönderilsek de edip eylediklerimizden baska türlü davransak?” diyecekler
Gercek su ki, onlar ( böyle diyerek yanlizca) kendilerini aldatmis olacaklar ve onlarin bütün (bu) bos hayalleri yikilip kendilerini yüzüstü birakacak.

Su´ara 26/102
N´olurdu ( o hayata) bir kere daha dönebilseydik de inananlardan olsaydik!”

Zümer 39 /58
...... „ Keske (hayatta) bana bir sans daha verilsede iyilik yapanlar arasina girsem!“ demesin diye..

Mü minun 23/99-100
( Ölümden sonraki hayata inanmamakta direnip de kendi kendilerini aldatanlardan) herhangi birine sonunda ölüm gelip catinca: „ Ey Rabbimiz!“der, „ Beni (hayata) geri döndür, izin ver döneyim de (daha önce) gözardi ettigim konularda dürüst ve erdemli isler göreyim!“
Yoo, onun söyledigi, süphesiz, yanlizca (bos ve anlamsiz) bir sözden ibarettir; cünkü (bir kere dünyayi terk etmis bulunanlarin) ardinda yeniden diriltilecekleri güne kadar (asilmasi imkansiz ) bir (ölüm) engeli bulunmaktadir!


Inisli cikisli hayat seyri icinde, Allaha kul olma duygusu ve cehti ile yasayan insanlarin,O´nun Rahman, Rahim Tevvab ve Gafir sifatlarina siginmasindan daha saglam ümit olabilirmi ?
 

muhammet

New member
Katılım
22 Şub 2007
Mesajlar
830
Tepkime puanı
14
Puanları
0
Yaş
48
Reenkarnasyona (yeniden doğuşa) inanan dinden çıka

Reenkarnasyona (yeniden doğuşa) inanan dinden çıka

Soru: Ölmüş kimselerin rûhları, çocuk, hayvan veya bitkiye geçiyormuş. Bir çocuk, rûhunu aldığı kimsenin geçmiş hayatında bahsedip, meselâ, "Ben yüz sene önce şunları yapmıştım." diyormuş. Ölenin rûhu başkasına geçer mi?
Cevap: Bu bâtıl inanç daha çok Hindu ve Budistlerde vardır. İslâmiyyette tenâsüh (reenkarnasyon] yoktur. Ya'nî ölen kimsenin rûhu başkasına geçmez. Yahut bir kimse birkaç defa dünyaya gelmez. Daha çok dine inanmayan kimseler, reenkarnasyondan bahsediyorlar. Dine inanmayan biri, eğer dinden bahsediyorsa, elbette samîmiyetinden şüphe edilir. Bunların asıl maksadı dini yıkmaktır. Bunlar, dine inanır görünüp, genel olarak, içkinin az içilirse günah olmadığını, tesettürün Kur'ânda olmadığını, lüzûmsuzluğunu, Cennet ve Cehennemin dünyada olduğunu yazıp çizerler. Hz. Adem'i inkâr etmek için ilk insanların vahşi olduğunu, maymundan geldiğini, dil bilmediğini de söylerler. Halbuki Allahü teâlâ, bütün eşyânın ilmini, san'atını Hz. Âdem'e öğrettiğini bildiriyor. (Bekara 31) Müslümanlar, gezegenlerde insan veya insan gibi canlı varlık bulunmadığını bildirdiği için, din düşmanları, Ufo diye bir yalan uydurdular. Allaha inanmazlar, "Gök tanrıları" derler, "Tanrıların arabaları" diye roman yazarlar. "Çamur At İz Bıraksın" Falın, ilmî hiçbir değeri olmadığı, asılsız olduğu herkesçe bilindiği halde, sırf İslâmiyet falı kötülüyor diye gazetelerinde fal ile ilgili yazılar, yorumlar yayınlarlar. Asıl kendileri hurâfeci olduğu halde, müslümanlara iftira ederler. Kısacası bunlar, dini yıkmak için açıkça değil, böyle te'vîlli, dolaylı yollardan dine saldırırlar, "tutmazsa da iz bırakır" ümidiyle, İslâmiyete çamur atmaya çalışırlar. Bunların sözünün dinde bir değeri olmaz. Cin, insanın içine girebilir. Bu husus hadîs-i şerîfle sabittir. İnsanın his ve hareket sinirlerine te'sîr ederek, hareket ve ses hâsıl ederler. İnsanın, bu kendi söz ve hareketinden haberi olmaz. Böylece vaktiyle Roma'da ve Peşte'de, son zamanlarda Adana ve Hatay'da konuşan çocuk ve hastalar görülmüştür. Bunları konuşturan cin, uzak memleketlerdeki veya eski zamanlardaki şeyleri söylediklerinden, ba'zı kimseler, bu çocukların iki rûhlu olduğunu veya başka insanın rûhunu taşıdığını sanmışlardır. Bunun yanlış olduğunu dinimiz açıkça bildirmektedir. İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyuruyor ki: (Çeşitli yaşlarındaki bedenleri başka başka oldukları gibi, aynı boy ve şekilde, fakat başka zerrelerden yapılmış bir bedenle kabirden kalkacaktır. Bu yazımız anlaşılınca, insan insanı yerse, yenilen organın, hangi insan ile yaratılacağı, yiyen ile mi, yoksa yenilen ile mi birlikte yaratılacağı gibi sorulara lüzûm kalmaz. Çünkü, o organların kendileri değil, benzerleri yaratılacaktır.) (Onlar, gökleri ve yeri yaratmış olan Allah'ın, kendileri gibilerini de, [benzerlerini de] yaratmaya kâdir olduğunu düşünmediler mi?) [İsrâ 99]
Beden Değişir, Ruh Değişmez
Herkes, öldüğü zamandaki şekli, boyu ve organları ile mezârdan kalkacaktır. Herkesin kuyruk sokumu kemiği değişmiyecek, başka a'zâ, organlar, bu kemik üzerine yeniden yaratılacak, rûhlar bu yeni bedenleri bulup, te'alluk edeceklerdir. Rûhların bu başka bedenlerle beraber olmaları tenâsüh değildir. İnsan bedenî, organları dünyada da değişiyor. Kırk yaşındaki insanın eti, yaşı, derisi, kemikleri başka, çocukluğunda bulunanlar başkadır. Fakat o, hep aynı insandır. Çünkü insan, rûh demektir. Beden değişiyor ise de, rûh değişmez. Rûh değişmediği gibi, parmak izi de hiç değişmez. Hiçbir insanın parmak izi, başkasının parmak izine benzemez. Bir insanın parmak uçlarındaki çizgilerin şekli, doğmadan önce, rûh bedene te'alluk ettiği sıralarda teşekkül eder. İnsan ölüp çürüyünceye kadar hiç değişmez. Beşbin yıllık mumyalarda aynen kaldıkları görülmüştür. Parmak ucundaki çizgilerden herbiri yanyana dizilmiş deliklerden meydana gelmiştir. Her delikcikten, ter sızmaktadır. İnsan bir şeyi tutunca, sızan ter, o şeyin üzerinde çizgilerin şekli gibi yapışıp kalır. Teri boyayan bir ilâç sürünce, o kimsenin parmak izi, o şey görünür. Hırsız parmak izinden bulunabilir. Ölen bir kimsenin rûhu, başka birine geçmez. Fen ilerlediği zaman bu durum daha da kolay anlaşılır. Meselâ bütün insanların parmak izleri bir yere alınır. Eskiden ölmüş bir kimseden bahseden çocuğun parmak izi ile karşılaştırılınca tutmadığı görülür. Daha başka usûllerle de tesbiti mümkündür.
Yaratılış, ölüm ve diriliş
Kur'ân-ı kerîm bildiriyor ki: İlk insan çamurdan, sonrakiler, nutfeden yaratıldı. Nutfe kan pıhtısı, sonra et olur, sonra can verilir. Herkes ölür, kıyâmette dirilir. (Mü'minun 12-16) İnsanlar ilk ölümden başka bir ölüm tadmayacaklar. (Duhân 56) Cehennemde ölüm yoktur. (A'lâ 13) Bekara sûresinin (Allah sizi ölü iken diriltti. Sonra öldürecek, sonra diriltecek, nihâyet O'na döndürüleceksiniz.) meâlindeki 28. âyetini, Beydâvî, Celâleyn ve diğer tefsîrler şöyle açıklıyor: Çocuğun ana rahminde can verilmesinden önceki hâli için ölü, can verilmesine de diriltme ta'biri kullanılmıştır. Ya'nî insan, bir defa ana rahminde diriltiliyor, bir de kabirden sonra diriltiliyor. İki ölü hâli vardır. Biri ana rahmindeki canlılıktan önceki durumu, bir de kabirdeki hâli. Ya'nî hepsi iki ölüm, iki diriltmedir. Kâfirlerin âhirette (Ey Rabbimiz, bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin.) diyecekler. (Mü'minun 11) Ve dünyaya tekrar gönderilmelerini istiyecekler, iyi amel işliyeceklerini söyliyecekler. (Secde 12) Kendilerine dünyadan geldikleri bildirilerek istekleri reddedilecek (İbrâhim 44) ve denecek ki: (Size, düşünebilecek kimsenin düşünebileceği, öğüt alabileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size, [peygamber, kitâb, akıl, ihtiyârlık, yakınların ölümü gibi] uyarıcılar gelmedi mi?) [Fâtır 37] Dine inanmayan bir yazar, kelebekler hep ölüp diriliyor diyerek reenkarnasyonun gerçek olduğunu savunuyor. Dünyada her canlının bir hayat devresi vardır. Kelebeklerde, Yumurta, Tırtıl, Pupa, Kelebek devreleri vardır. Kelebeklerin nesilleri böyle devam eder. Bunun reenkarnasyon hurâfesi ile bir ilgisi yoktur. Bitkilerin, kavunun, karpuzun, tohuma yetişen diğer sebzelerin çoğalması da buna benzer. Meselâ bir karpuz çekirdeği toprağa atılınca, çekirdekten yeşil aksam meydana gelir. Yeşil aksamdan da karpuz olur. Karpuzun içinde de çekirdekler bulunur. Böylece neslini devam ettirir. Yeni meydana gelen karpuzlar, çekirdeği ekilen karpuza benziyor diye eski çekirdek yeniden meydana geldi mi denir? Yahut karpuz ölüp ölüp diriliyor denmez. Her canlı ölür. (Rahmân 26)
Rûh Çağırmak
Ruh fincanla çağırılmaktadır. (Falancanın rûhu gel) denir. (Şu, şöyle mi?) gibi soru sorulunca, fincan, evet ve hayır yazılı tarafa yahut harfler üzerinde dolaşarak hareket eder. Böylece sorulan şeye cevap verilmiş olur. Bunların içinde gerçek olanları da olur. Peki bu nasıl biliniyor ve bunu bildiren kimdir? Kur'ân-ı kerîmde gaybı Allahtan başkasının bilemiyeceği bildiriliyor. (Cin 26) Gayb, duyu organları ile veya hesap ile, tecrübe ile anlaşılmayan demektir. Birisinin altınları çalınır. Medyuma, rûhçuya veya cinci denilen kimselere gidilir. Bunlar, çalanı tarif eder. Ba'zan isabet ettiği de olur. Çalınan şey, bize göre gayb ise de, çalana göre veya onu gören başkalarına göre gayb değildir. Onu çalanı bir cin görmüşse, cin çalanı tarif eder ve bulunur. Cin gaybı bilmiş olmaz. Rûh çağırıyoruz denildiğinde de gelen cindir. Cin de geleceği, gaybı bilmez. Bilmediği Kur'ân-ı kerîmde yazılıdır. (Sebe 14)
Gaybı Bilenler Vardır
Cin, gaybı bilmediği gibi, melek hattâ peygamber de bilmez. Ancak Allahü teâlâ bildirirse, başkası da, peygamber de bilir. (Cin 27) Peygamber efendimizin devesi kaybolunca, münâfığın biri (Cennetten, Cehennemden bahsediyor. Halbuki kaybolan devesinin yerini bile bilmiyor) dedi. O anda Allahü teâlâ, devenin nerede olduğunu Resûlüne bildirdi. Peygamber efendimiz, deveyi ve yularının bir ağaca takılmış olduğunu görüp tarif etti. Gittiler, tarif edilen yerde buldular. (M. Kâinat) Allahü teâlâ gaybı evliyânın kerâmetllerinde de çok görülmüştür. Meselâ Hz. Ömer'in, Medîne'den İran'daki ordusunu görüp, kumandanına (Dağa çekil dağa) dediği meşhurdur. Evliyânın rûhları da yardım eder Şevâhid-ün-nübüvve) Rûh çağıranlar, ölenin rûhu geliyor diye milleti kandırıyorlar. Kâfirenin rûhları hapsedilmiştir. Gelmeleri mümkün değildir. Müslümanların rûhları ise, fâsıkarın, kâfirlerin çağırması ile gelmez. Rûhçuların rûh hakkındaki söylediklerinin hemen hepsi yalandır. Çünkü Kur'ân-ı kerîmde insanlara rûh hakkında çok az bilgi verildiği bildiriliyor. (İsrâ 85) Rûhçular, faza birşey bildikerini iddia ediyorlarsa, bu âyeti inkâr olur. İmâm-ı Rabbânî hazretleri, tenâsühe inananın kâfir olacağını bildiriyor. (C.2, m.58)


Mehmet Ali DEMİRBAŞ
 

yýldýz

New member
Katılım
22 Ağu 2006
Mesajlar
1,359
Tepkime puanı
8
Puanları
0
ENBİYA SURESİ
94- Artık kim, bir mü'min olarak salih amellerde bulunursa, onun çabası için (karşılık olarak) küfran (nankörlük) yoktur. Şüphesiz Biz, onun yazıcılarıyız.

95- Yıkıma uğrattığımız bir ülkeye (tekrar dünya hayatı) imkansız (haram)dır; hiç şüphesiz onlar, (dünyaya) bir daha geri dönmeyecekler
 

müttaki

New member
Katılım
9 Ocak 2007
Mesajlar
203
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
58
biz sizi dirilttik öldürdük ve tekrar diriltileceksiniz.
doğunca dirildik vefat ile öldük ve mahşerde tekrar dirileceğiz.
hani arada rehenkarnasyon diye birşey yok!!!!
sanırım bazıları Allahaın ayetlerini incelemeden yargılara varıyor Allaha onları hidayete erdirsin başka ne diyeyim
 

muhammet

New member
Katılım
22 Şub 2007
Mesajlar
830
Tepkime puanı
14
Puanları
0
Yaş
48
sayın müttaki yazını biraz açarmısın Reenkarnasyon inanıyormusun inanmıyormusun ayrıca yukardaki yazı gayet açık Reenkarnasyon diye bir şey yoktur yazıda bunu açıklıyor.selametle
 

müttaki

New member
Katılım
9 Ocak 2007
Mesajlar
203
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
58
sayın müttaki yazını biraz açarmısın Reenkarnasyon inanıyormusun inanmıyormusun ayrıca yukardaki yazı gayet açık Reenkarnasyon diye bir şey yoktur yazıda bunu açıklıyor.selametle

yazım gayet açık... rehenkarnasyona inanan mümin olamaz!
 
Üst Alt