Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Peygamberin Dilinden Miraç

m_emre

New member
Katılım
13 Ocak 2007
Mesajlar
6
Tepkime puanı
3
Puanları
0
Yaş
34
Web sitesi
www.arifkaya.gen.tr
Miraç gibi insanlık tarihinin en büyük mucizelerinden biriyle şereflenen Hz. Muhammed Mustafa (sav) Miracı ve yaşadıklarını şöyle anlatmıştı:

“Bir gece halam Ummühânî’nin evinde (bir rivayete göre Kabe’de) iken Cebrail (a.s.) geldi.

‘Ey muhterem nebi! Rabbin huzuruna varmak için kalk, melekler seni bekliyor.’ dedi. Göğsümü göbeğime kadar yardı. Kalbimi çıkarıp, iman dolu bir altın tasta yıkadı. Tekrar yerine koydu. Bundan sonra katırdan küçük ve merkepten büyük, beyaz renkte “Burak” isminde bir hayvana bindirildim. Bu hayvan, her adımını, gözün görebildiği son noktaya atıyordu. Bir anda Mescid-i Aksa’ya geldik. Cebrail, Burak’ı, bütün peygamberlerin hayvanlarını bağladıkları bir halkaya bağladı. Mescidde diğer peygamberlerin ruhları temessül etti. Bize selâm verdiler. Ben de selâmlarına karşılık verdim. Cebrail bana, ‘Öne geç ve nebilere iki rekât namaz kıldır.’ dedi. Ben de imam olup namazı kıldırdım. Cebrail bana biri süt, biri şarap dolu iki kap getirdi. Ben sütü içince, ‘Yaratılışına uygun olanı seçtin.’ dedi.”

Ebu Said-i Hudrî’nin rivayetine göre, Peygamber Efendimiz şöyle devam ettiler:

“Bundan sonra bir Miraç (merdiven) getirildi ki, ben ondan güzel bir şey görmedim. Cebrail, beni bu merdivenden Hafaza kapısına kadar çıkardı. Burada Cebrail, semanın açılmasını istedi ve orada şöyle bir konuşma geçti. İçerden soruldu:

- Sen kimsin?

- Ben Cebrail’im.

- Yanındaki kim?

- Muhammed (s.a.s.)

- Ya! O, Resul olarak gönderildi mi?

- Evet.

Hemen kapıyı açtılar ve beni selâmladılar. Bir de ne göreyim! Semayı muhafaza eden İsmail isminde müekkel büyük bir melek, yanında yetmiş bin melek ve o meleklerden her birinin yanında da yüz bin melek var. Bunlardan ayrılınca; bünyesi, yaratılışından beri hiç değişmemiş bir adamın yanına geldim. ‘Ya Cebrail, bu kimdir?’ diye sorduğumda, ‘Baban Adem’dir.’ diye cevap verdi. O, bana selâm verdi ve, ‘Hoş geldin ey salih nebi, ey salih evlat!’ diye karşıladı.

Sonra, ikinci semaya çıktık. Orada Yusuf (a.s.) ile buluştuk. Yanında, ümmetinden kendisine tâbi olanlar da vardı. Yüzü ayın ondördü gibi aydındı. Onunla da selâmlaştık.” Peygamber Efendimiz, üçüncü semada Yahya ve İsa (a.s.) ile; dördüncü semada İdris (a.s.) ile, beşinci semada Harun (a.s.) ile ve altıncı semada ise Hz. Musa (a.s.) ile görüşür.

Resulü Ekrem, anlatmaya devam ediyor:

“Daha sonra yedinci semaya geçtik. Orada İbrahim (a.s.) ile buluştum. Sırtını Beytü’l-Ma’mûr’a dayamış; beni selâmladı. ‘Hoş geldin ey salih nebi!.. Hoş geldin ey salih evlât.’ dedi. Burada bana denildi ki, ‘İşte senin ve ümmetinin mekânı.’ Sonra Beytü’l-Ma’mur’a girdim, içinde namaz kıldım. Bu beyti her gün yetmiş bin melek tavaf eder ve bir daha kıyamete kadar tavaf için bunlara sıra gelmez.”

Peygamberimiz, yedinci semada gördüklerini anlatmaya devam ediyor:

“Burayı gezerken bir ağaç gördüm ki, bir yaprağı bu ümmeti bürür. Ağacın kökünden bir memba akıyor ve ikiye ayrılıyordu. Cebrail’e bunu sorduğumda dedi ki: ‘Şu Rahmet Nehri, şu da Allah (c.c.)’ın sana verdiği Kevser Havuzu’dur.’ Rahmet Nehri’nde yıkandım. Geçmiş ve gelecek günahlarım affedildi. Sonra, Kevser yolunu tutarak cennete girdim. Orada gözün görmediği, kulağın işitmediği, beşerin hayal ve hatırına gelemeyecek şeyler gördüm.

Bundan sonra Sidretü’l-Münteha’ya kadar çıktık. Sidre’den yükselince Cebrail durakladı ve, ‘Ya Muhammed, yemin ederim ki, ben buradan bir karış ileriye geçersem yanarım. Benim buradan ileriye geçmeye takatim yoktur.’ dedi.”

İnsanlığın İftihar Tablosu, lâhut âleminin bu en yüksek yerinde “Refref” denilen bir vasıtayla Allah’ın dilediği yere gelir. Bir rivayette, Peygamberimiz şöyle buyururlar:

“Sidre’den sonra öyle bir yere yükseldim ki, kaza ve kaderi yazan kalemlerin çıkardıkları sesleri duydum. Arş’ın altına geldiğimde, Arş’ın üstüne baktım; ne zaman var, ne mekân, ne de cihet. Rabbimin şu lâhutî sesini işittim; “Yaklaş ey Muhammed! Ben de Kâbe Kavseyn miktarı yaklaştım. Rabbimin ilhamı ile şunları okudum: “Ettahiyyatü lillahi, vessalavatü, vettayyibatü’ (En güzel tahiyye Allah’a mahsustur. Bedenî ve malî ibadetler de O’na lâyık ve mahsustur.) Bunun üzerine Allah (c.c.) şu mukabelede bulundu: “Es-selâmü aleyke eyyühen-nebiyyü ve rahmetullali ve berekâtühü.’ (Ey nebî, selâm sana olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi de sana olsun.) Ben tekrar; ‘Esselâmü aleynâ ve ala ibadillahissalihine. Eşhedüenlâ ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühu ve ressulühu.’ (Selâm bizim ve Allah’ın salih kullarının üzerine olsun. Ben şehadet ederim ki, Allah birdir. Ondan başka ilâh yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed, Allah’ın kulu ve elçisidir.) dedim.”

Resûlullah Efendimiz, Rabbinden birçok vahiyler alarak, aynı yollardan geri döner. Hz. Musa’nın yanına gelince; Hz. Musa, “Allah sana neler emretti?” diye sorar. Peygamberimiz de, elli vakit namazla emrolunduğunu söyler. Hz. Musa, “Ya Resulallah, elli vakit namaz, çoktur. Bu, senin ümmetine ağır gelir, yapamazlar. Rabbine iltica et de hafifletsin.” der. Bunun üzerine, Peygamberimiz tekrar geri dönüp, namazın hafiflemesini diler. Önce on vakit kaldırır. Peygamberimiz, Hz. Musa’nın yanına gelip durumu bildirince; Hz. Musa, bunun da çok olacağını söyler. Bu minval üzere Peygamberimiz birkaç kere geri dönerek Rabbine iltica eder ve böylece; namaz beş vakte kadar indirilir. En sonunda Peygamber Efendimiz Mekke’den ayrıldığı noktaya getirilir.

(Buhari, Salât, 8; Bed’ü’l-halk, 6; Mi’râc, 42; Tevhid, 37; Menakıb, 41; Müslim, İman, 75; Şevkânî, 5/123/124; Taberî, 15/5)
 

bekir

sadece bir kul
Yönetici
Katılım
10 Eyl 2007
Mesajlar
8,132
Tepkime puanı
5,971
Puanları
113
Konum
Daðlardan, yaylalardan
Şu kısım çok önemli ve manidardır, dikkat edelim inşaallah...

“Sidre’den sonra öyle bir yere yükseldim ki, kaza ve kaderi yazan kalemlerin çıkardıkları sesleri duydum. Arş’ın altına geldiğimde, Arş’ın üstüne baktım; ne zaman var, ne mekân, ne de cihet. Rabbimin şu lâhutî sesini işittim; “Yaklaş ey Muhammed! Ben de Kâbe Kavseyn miktarı yaklaştım. Rabbimin ilhamı ile şunları okudum: “Ettahiyyatü lillahi, vessalavatü, vettayyibatü’ (En güzel tahiyye Allah’a mahsustur. Bedenî ve malî ibadetler de O’na lâyık ve mahsustur.) Bunun üzerine Allah (c.c.) şu mukabelede bulundu: “Es-selâmü aleyke eyyühen-nebiyyü ve rahmetullali ve berekâtühü.’ (Ey nebî, selâm sana olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi de sana olsun.) Ben tekrar; ‘Esselâmü aleynâ ve ala ibadillahissalihine. Eşhedüenlâ ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühu ve ressulühu.’ (Selâm bizim ve Allah’ın salih kullarının üzerine olsun. Ben şehadet ederim ki, Allah birdir. Ondan başka ilâh yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed, Allah’ın kulu ve elçisidir.) dedim.”
 

ARZ_7

New member
Katılım
7 Şub 2009
Mesajlar
685
Tepkime puanı
395
Puanları
0
Şu kısım çok önemli ve manidardır, dikkat edelim inşaallah...

“Sidre’den sonra öyle bir yere yükseldim ki, kaza ve kaderi yazan kalemlerin çıkardıkları sesleri duydum. Arş’ın altına geldiğimde, Arş’ın üstüne baktım; ne zaman var, ne mekân, ne de cihet. Rabbimin şu lâhutî sesini işittim; “Yaklaş ey Muhammed! Ben de Kâbe Kavseyn miktarı yaklaştım. Rabbimin ilhamı ile şunları okudum: “Ettahiyyatü lillahi, vessalavatü, vettayyibatü’ (En güzel tahiyye Allah’a mahsustur. Bedenî ve malî ibadetler de O’na lâyık ve mahsustur.) Bunun üzerine Allah (c.c.) şu mukabelede bulundu: “Es-selâmü aleyke eyyühen-nebiyyü ve rahmetullali ve berekâtühü.’ (Ey nebî, selâm sana olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi de sana olsun.) Ben tekrar; ‘Esselâmü aleynâ ve ala ibadillahissalihine. Eşhedüenlâ ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühu ve ressulühu.’ (Selâm bizim ve Allah’ın salih kullarının üzerine olsun. Ben şehadet ederim ki, Allah birdir. Ondan başka ilâh yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed, Allah’ın kulu ve elçisidir.) dedim.”


Allah habibine "esselamu aleyke" selam "senin" üzerine olsun demiş. Allah rasülü ise "esselamu aleyna" selam bizim ( gibi peygamberlerin) ve Allahın salih kullarının üzerine olsun demiştir. Allah habibi ile arasına Cebraile bile koymazken Allah Rasülü ümmetini aradan çıkarmamış, onnlara da yer vermiştir..

Allahın salih kullarının arasına girmek, Allahın rahmetinin içine girmek..
 

ARZ_7

New member
Katılım
7 Şub 2009
Mesajlar
685
Tepkime puanı
395
Puanları
0
m_emre'den,

Hz. Musa, bunun da çok olacağını söyler. Bu minval üzere Peygamberimiz birkaç kere geri dönerek Rabbine iltica eder ve böylece; namaz beş vakte kadar indirilir. En sonunda Peygamber Efendimiz Mekke’den ayrıldığı noktaya getirilir.


Allah katında hüküm değişmez. Ben bire on vererek size yine elli vakit sevabı ihsan edeceğim..


Şu ayet te'kid ediyor..


160 - Kim iyilik getirirse, ona o (getirdiği)nin on katı vardır. Kim kötülük getirirse, sadece onun dengiyle cezalandırılır; onlar haksızlığa uğratılmazlar.
 
Son düzenleme:

ARZ_7

New member
Katılım
7 Şub 2009
Mesajlar
685
Tepkime puanı
395
Puanları
0
Enes (ra) Malik İbnu Sa'saa (ra)'dan naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) onlara, Mirac'a götürüldüğü geceden anlatarak demiştir ki, "Ben Ka'be'nin avlusundan Hatim kısınında -belki de Hıcr'da demişti- yatıyordum, -bir rivayette şu ziyade var: Uyku ile uyanıklık arasında idim- Derken bana biri geldi, şuradan şuraya kadar (göğsümü) yardı. -Bu sözüyle boğaz çukurundan kıl biten yere kadar olan kısmı kasdetti.- Kalbimi çıkardı. Sonra bana, içerisi imanla [ve hikmetle] dolu, altından bir kap getirildi. Kalbim [çıkarılıp su ve zemzem ile] yıkandı. Sonra içerisi (imanla) doldurulup tekrar yerine kondu. Sonra merkepten büyük katırdan küçük beyaz bir hayvan getirildi. Bu Burak'tı. Ön ayağını gözünün gittiği en son noktaya koyarak yol alıyordu. Ben onun üzerine bindirilmiştim. Böylece Cibril aleyhisselam beni götürdü. Dünya semasına kadar geldik...

(Buhari, Bed'ü'l-Halk 6, Enbiya 22, 43, Menakıbu'l-Ensar 42; Müslim, İman 264 (164); Tirmizi, Tefsir İnşirah (3343); Nesai, Salat 1, (1, 217-218)

Mescidi aksa'nın kudusteki mescid olduğunda ihtilaf vardır.. Buhari de geçen hadisi şerif te Allah resülü küdüsten hiç bahsetmemiş, direk birinci kat semaya geldiğini zikretmiştir.
Zira mescidi aksa, en uzak mescid demektir ki, mescidi harama en uzak olan mescid, beytül mamurdur.

Allahu teala tebük seferi yapıldığı yere yakın yer demektedir. Tebük, medineye 700 km uzaklıktadır. Kudus buradan daha yakındır medineye.. O yüzden Ayeti kerime de geçen mescidi aksa, 7.kat semada bulunan beytül mamur dur, demişlerdir.

Hadisi şerifte Allah resülünün direk semaya geldiğini aktarması, bu görüşü desteklemektedir.
 

ARZ_7

New member
Katılım
7 Şub 2009
Mesajlar
685
Tepkime puanı
395
Puanları
0
İçerden soruldu:

- Sen kimsin?

- Ben Cebrail’im.

- Yanındaki kim?

- Muhammed (s.a.s.)

- Ya! O, Resul olarak gönderildi mi?

- Evet.

Sorulan ikinci soru için bir kitapta,

- Miraç daveti geldi mi ?

şeklindeydi. Zira Miraç Peygamberliğin takriben 11. senesinde vuku bulmuştu. Cebrail as her iniş çıkışında birinci kat sema daki melek ile görüşüyorsa, 11 yıl içinde yüzlerce kez inip çıkmıştır. Birinci kat sema daki görevli melek Allah Rasülünü peygamber olarak görevlendirdiğini biliyordur. Demek ki ikinci sorusu Rasül olarak gönderildi mi değil, miraç daveti gönderildi mi ? olması akla daha yatkındır..
 

mavigezegen

New member
Katılım
14 Tem 2009
Mesajlar
243
Tepkime puanı
169
Puanları
0
Resûlullah Efendimiz, Rabbinden birçok vahiyler alarak, aynı yollardan geri döner. Hz. Musa’nın yanına gelince; Hz. Musa, “Allah sana neler emretti?” diye sorar. Peygamberimiz de, elli vakit namazla emrolunduğunu söyler. Hz. Musa, “Ya Resulallah, elli vakit namaz, çoktur. Bu, senin ümmetine ağır gelir, yapamazlar. Rabbine iltica et de hafifletsin.” der. Bunun üzerine, Peygamberimiz tekrar geri dönüp, namazın hafiflemesini diler. Önce on vakit kaldırır. Peygamberimiz, Hz. Musa’nın yanına gelip durumu bildirince; Hz. Musa, bunun da çok olacağını söyler. Bu minval üzere Peygamberimiz birkaç kere geri dönerek Rabbine iltica eder ve böylece; namaz beş vakte kadar indirilir. En sonunda Peygamber Efendimiz Mekke’den ayrıldığı noktaya getirilir.

(Buhari, Salât, 8; Bed’ü’l-halk, 6; Mi’râc, 42; Tevhid, 37; Menakıb, 41; Müslim, İman, 75; Şevkânî, 5/123/124; Taberî, 15/5)

Allah ile Peygamberin (s.a.v.) namaz pazarlığı yapması hangi akla hangi mantığa uyar.
 

ARZ_7

New member
Katılım
7 Şub 2009
Mesajlar
685
Tepkime puanı
395
Puanları
0
Ümmet sevgisi mantığına olabilir mi _?
 

mavigezegen

New member
Katılım
14 Tem 2009
Mesajlar
243
Tepkime puanı
169
Puanları
0

Acaba işletebileceğin tüm akılları, yürütebileceğin tüm mantıkları işlettiğine, yürüttüğüne kani misin?..

Elbette...50 vakit olduğunu varsayalım..Günde 24 saat var. Bir insan hiç uyumasa ve saatte bir namaz kılsa 24 vakit eder. 50 vakit diyoruz. geriye kaldı 26..Yarım saatte bir namaz kılsa o da 48 vakit eder yine yetmedi. 2 vakit eksik kaldı..Demek ki yaklaşık 25 dk da bir namaz kılarsa hiç uyumadan 50 vakti tamamlar.. Şimdi soruyorum bunun mümkünatı var mı? Elbette yok. Allah mümkün olmayan bir şeyi kuluna farz kılar mı? Elbette kılmaz.

Peki siz bu hikayenin doğruluğuna kani misiniz?
 

ARZ_7

New member
Katılım
7 Şub 2009
Mesajlar
685
Tepkime puanı
395
Puanları
0
Bu "hikaye"nin anlatıldığı hadis kitapları;

Buhari, Bed'ü'l-Halk 6, Enbiya 22, 43, Menakıbu'l-Ensar 42; Müslim, İman 264 (164); Tirmizi, Tefsir İnşirah (3343); Nesai, Salat 1, (1, 217-218)
 

rusen_alp

New member
Katılım
11 Mar 2007
Mesajlar
1,475
Tepkime puanı
86
Puanları
0
Yaş
41
Konum
ruhlar aleminden
Elbette...50 vakit olduğunu varsayalım..Günde 24 saat var. Bir insan hiç uyumasa ve saatte bir namaz kılsa 24 vakit eder. 50 vakit diyoruz. geriye kaldı 26..Yarım saatte bir namaz kılsa o da 48 vakit eder yine yetmedi. 2 vakit eksik kaldı..Demek ki yaklaşık 25 dk da bir namaz kılarsa hiç uyumadan 50 vakti tamamlar.. Şimdi soruyorum bunun mümkünatı var mı? Elbette yok. Allah mümkün olmayan bir şeyi kuluna farz kılar mı? Elbette kılmaz.

Peki siz bu hikayenin doğruluğuna kani misiniz?


Niye olmasın, hem Allah 50 vakit namazı emretseydi insanın bu itiraz hakkı mı var ?
Ayrıca insan bu dünyaya kulluk yapmaya gelmiştir, niye mümkün olmasın....
 

mavigezegen

New member
Katılım
14 Tem 2009
Mesajlar
243
Tepkime puanı
169
Puanları
0
Bu "hikaye"nin anlatıldığı hadis kitapları;

Buhari, Bed'ü'l-Halk 6, Enbiya 22, 43, Menakıbu'l-Ensar 42; Müslim, İman 264 (164); Tirmizi, Tefsir İnşirah (3343); Nesai, Salat 1, (1, 217-218)

Bu hikayelerin anlatıldığı, hadislerin yazıldığı kitaplarda şöyle bir hadis de vardır;

"Benden Kuran dışında hiçbir şey yazmayın; kim Kuran dışında benden birşey yazdıysa, onu yok etsin. (Müslim, Hanbel)

Peygamberimiz vefat ettiği zaman, Hz.Ömer şöyle dedi:peygamberimizden Kuran dışında bir söz yazmış bulunan, onu hemen yok etsin. (Müslim, Hanbel)

Hem bu hadisi kitaplarına alıp hem de hadisleri yazmaya devam etmek ne yaman bir çelişkidir.
 
Son düzenleme:

mavigezegen

New member
Katılım
14 Tem 2009
Mesajlar
243
Tepkime puanı
169
Puanları
0
Niye olmasın, hem Allah 50 vakit namazı emretseydi insanın bu itiraz hakkı mı var ?
Ayrıca insan bu dünyaya kulluk yapmaya gelmiştir, niye mümkün olmasın....

Elbette itiraz etmeye hakkı yoktur insanın, fakat olmayan birşey var gösterilmeye çalışılıyorsa, benim de buna itirazım vardır. Allah kuluna zorluk çıkarmaz.

Yemin olsun ki, biz, Kur'an'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?! (Kamer-17-22-32-40)
 

rusen_alp

New member
Katılım
11 Mar 2007
Mesajlar
1,475
Tepkime puanı
86
Puanları
0
Yaş
41
Konum
ruhlar aleminden
Elbette itiraz etmeye hakkı yoktur insanın, fakat olmayan birşey var gösterilmeye çalışılıyorsa, benim de buna itirazım vardır. Allah kuluna zorluk çıkarmaz.

Yemin olsun ki, biz, Kur'an'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?! (Kamer-17-22-32-40)

Olan bir şeyin yok gösterilmesine de bir lafın olmalı mavigezegen ?
 

ARZ_7

New member
Katılım
7 Şub 2009
Mesajlar
685
Tepkime puanı
395
Puanları
0
Elbette itiraz etmeye hakkı yoktur insanın, fakat olmayan birşey var gösterilmeye çalışılıyorsa, benim de buna itirazım vardır. Allah kuluna zorluk çıkarmaz.

Yemin olsun ki, biz, Kur'an'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?! (Kamer-17-22-32-40)


Ayeti kerime de geçen "kolaylaştırdık" ifadesi..

50 vakitten 5 vakte düşürülmesi, bir kolaylık olsa gerek. Biz 50 vakit var demiyoruz, zorluk çıkarmaya çalışmıyor, hiç kimseyi 50 vakit namaz kılmaya zorlamıyoruz.
 

mavigezegen

New member
Katılım
14 Tem 2009
Mesajlar
243
Tepkime puanı
169
Puanları
0
Ayeti kerime de geçen "kolaylaştırdık" ifadesi..

50 vakitten 5 vakte düşürülmesi, bir kolaylık olsa gerek. Biz 50 vakit var demiyoruz, zorluk çıkarmaya çalışmıyor, hiç kimseyi 50 vakit namaz kılmaya zorlamıyoruz.

Zorladığınızı söylemiyorum zaten. Benim sözüm bu hikayelerin doğru olmadığı yönündedir. Naçizane fikrimdir. Yoksa inanan inanır, inanmayan inanmaz.

Bakınız aşağıdaki de bir hadistir;

"Kim benim söylemediğim bir sözü bana yakıştırarak yalan söylerse, o kişi cehennemdeki yerine hazırlansın." (Tirmizi, Hanbel)
 
Üst Alt