Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Peygamber efendimizin ayı ikiye yarma mucizesi

Aysegul

New member
Katılım
15 May 2006
Mesajlar
891
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
37
arkadaşlar bu resimde ki izin ayı boydan boya dolaştığı söyleniyor.bir çatlak izi gibi . bununda 1500 sene evvel peygember efendimizin allahın izni ile ayı ikiye bölmesi mucizesinın izi olduğu söyeniyo.ilk aya çıkanlar bu izi görmüş fakat söz etmemişler.şimdi ise bir uydudan çekilen fotoğrafla görüntülendi.
sizinlede paylaşmak istedim.

SELAM VE DUA İLE...

kaymucizesiss6.jpg
 

cüneyt

New member
Katılım
19 Tem 2006
Mesajlar
191
Tepkime puanı
15
Puanları
0
ilginç ama bu sadece bir çatlak bence eğer gerçekten peygamber efendimizin(s.a.v) bir izi olduğunu düşünebilmemiz için daha kesin kanıta gerek vardır diye düşünüyorum.
 

turk

New member
Katılım
30 Nis 2006
Mesajlar
19
Tepkime puanı
0
Puanları
0
bu olayı bende epey bi önce araştırmıştım. gerçekten böyle şeyler yazıyordu. Hatta nasanın sitesindede bu çatlaklar görülüyordu. Ancak, böyle bir şey bile olsa açıklamazlar.

zaten okuduğuma göre gün geçtikçe kapanıyormuş o çatlak galiba.
 

the okuz

New member
Katılım
19 Mar 2006
Mesajlar
254
Tepkime puanı
1
Puanları
0
ben de çok önceden bu olayın bir optik mucize olduğunu duymuştum yani ay gerçekten yarılmamış ancak Allah tarafından öyle gösterilmiş...
 

THE_HAFIZ

Mesajlari Onaylanacak
Katılım
14 Ağu 2006
Mesajlar
319
Tepkime puanı
0
Puanları
0
the okuz' Alıntı:
ben de çok önceden bu olayın bir optik mucize olduğunu duymuştum yani ay gerçekten yarılmamış ancak Allah tarafından öyle gösterilmiş...



Evet sevgili dostum, burada söylediğiniz en ilmi olanıdır, sizi kutluyorum
 

ibrahimonur

New member
Katılım
26 Nis 2006
Mesajlar
364
Tepkime puanı
0
Puanları
0
gerçekten yarılmadığını ne biliyorsunuz ayı yaratan rabbim onu yarmayada kadirdir
 

Abd

New member
Katılım
28 Tem 2006
Mesajlar
225
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
38
biz aslında dışarıyı değil beynimizde hayal merkezinde oluşan görüntüleri izleriz. ve buraya etki edip kişiye dışarda olmayan birşeyi göstermek kolaydır. nitekim bir sürü şizofren insan var ve cinler insanlara bu tür oyunlar oynayabiliyor.

işin özü bu daha akla yaktın görünmekle birlikte mucize diye bahsedilen bir olayıda illede akla uyduracaz diye birşeyde söz konusu değil elbette. fakat şuda bir gerçek ay gerçekten bölünmüş olsaydı bu olay dünyanın yarısından görülecekti ve kesinlikle insanlık bunu bu güne taşıyacaktı. ama islami kaynakların dışında böyle birşeyden bildiğim kadarıyla söz edilmez.

en doğrsunu Allah bilir.
 

Abd

New member
Katılım
28 Tem 2006
Mesajlar
225
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
38
ibrahimonur' Alıntı:
gerçekten yarılmadığını ne biliyorsunuz ayı yaratan rabbim onu yarmayada kadirdir

sanırım burda mesele Allah yarabilir yaramaz değil. sadece orta boy bir yıldız olan güneşteki patlamanın boyu dünyadan büyük :)
 

cüneyt

New member
Katılım
19 Tem 2006
Mesajlar
191
Tepkime puanı
15
Puanları
0
Kardeşlerim bir de şu var peygamber efendimizin(s.a.v) mucizelerinde ben hiç ayı Allahın izniyle yarmasına rastlamadım bunu biri açıklarsa seviniriz öğrenmiş oluruz..
 

nakkad

New member
Katılım
23 Ağu 2006
Mesajlar
97
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
38
1. (5606)- İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Ay, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) zamanında iki parçaya bölündü. Aleyhissalâtu vesselâm bunun üzerine: "Şahid olun!" buyurdu."

2. (5607)- Bir diğer rivayette "...Biz Mina'da Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile beraberken, ay iki parçaya ayrıldı. Bir parçası dağın arkasında, bir parçası dağın önünde idi. Bize: "Şahid olun!" buyurdu." [Buharî, Menakıb 27, Menâkıbu'l-Ensâr 36, Tefsîr, Ihterebetu's-Sâ'a 36; Müslim, Münâfıkûn 44, (2800); Tirmizî, Tefsir, Kamer, (3281, 3283).]


Kamerin (Ay'ın) ikiye bölünmesi hâdisesi bizzat Kur'ân-ı Kerîm'in zikrettiği mucizelerden biridir. Bu mucize hicretten beş yıl kadar önce Mekke'de cereyan etmiştir. Müşriklerin, Resûlullah'tan bir mucize talep etmeleri üzerine bunu göstermiştir. Bazı alimler, ayın ikiye bölünme mucizesini diğerpeygamberlerde benzeri görülmeyen büyük bir mucize olarak değerlendirmiştir.
Bazı mülhidler (inançsızlar), bu mucizeyi inkâr cihetine giderek: "Böyle bir hâdise olsaydı bütün dünya görürdü", "Mütevatir rivayetle gelirdi" gibi bahaneler ileri sürmüşlerdir. Alimler verdikleri cevaplarda, hâdisenin gece vakti olduğu, bu sebeple çoğunlukla uykuda olunduğu, ayın doğma, batma vakitlerinin her yerde bir olmadığı, bazı yerlerin bulutlu, yağışlı olabileceği, herkesin ayı gözetlemediği gibi durumları nazar-ı dikkate arzetmişlerdir. Kaldı ki Kur'ân meseleye açık bir şekilde temas etmiş: اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ "Kıyamet yaklaştı, Ay yarıldı" (Kamer 1) buyurmuştur. Pek çok sahabe tarafından da hâdise rivayet edilmiştir. Kur'ân-ı Kerim'de zikredilmiş olması sebebiyle, bir mü'mine bu hâdisenin vukûu hususunda şüphe etmeye hiçbir mecal ve mazeret yoktur. Bunun inkârı Kur'ân'ın tekzib edilmesi mânasına gelir, el-iyâzu billah.
 

nakkad

New member
Katılım
23 Ağu 2006
Mesajlar
97
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
38
risale-i nurdan..
O zaman, o zemindeki küffârın gayet şedit derecede inatları tarihen malûm ve meşhur olduğu halde, Kur'ân-ı Hakîmin demesiyle şu vak'ayı umum âleme ihbar ettiği halde, Kur'ân'ı inkâr eden o küffardan hiçbir kimse, şu âyetin tekzibine, yani ihbar ettiği şu vakıanın inkârına ağız açmamışlar. Eğer o zamanda o hadise o küffarca kat'î ve vaki bir hadise olmasaydı, şu sözü serrişte ederek gayet dehşetli bir tekzibe ve Peygamberin iptal-i dâvâsına hücum göstereceklerdi. Halbuki, şu vak'aya dair siyer ve tarih, o vak'a ile münasebettar küffârın adem-i vukuuna dair hiçbir şeyini nakletmemişlerdir. Yalnız, âyetinin beyan ettiği gibi, tarihçe menkul olan şudur ki: O hadiseyi gören küffar "Sihirdir" demişler ve "Bize sihir gösterdi. Eğer sair taraflardaki kervan ve kafileler görmüşlerse hakikattir. Yoksa bize sihir etmiş" demişler. Sonra, sabahleyin Yemen ve başka taraflardan gelen kafileler ihbar ettiler ki, "Böyle bir hadiseyi gördük." Sonra küffar, Fahr-i Âlem (a.s.m.) hakkında-hâşâ!-"Yetim-i Ebu Talib'in sihri semâya da tesir etti" dediler.
 

THE_HAFIZ

Mesajlari Onaylanacak
Katılım
14 Ağu 2006
Mesajlar
319
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Bu mesele ciddidir, lütfen bu meseleyi Kur'an gözüyle öğreniniz, biz sadece bu oylayın sizin anladığınız gibi olamayacağını göstermeye çalışacağız..

KAMER SÜRESİ

O saat yaklaştı. Ve Ay yarıldı/ yarılacak/ Ay doğdu (her şey açığa çıkarıldı).
Ve onlar bir ayet görseler hemen yüz çeviriyorlar ve “devam edip giden bir büyüdür” diyorlar.


“O saat yaklaştı. Ve Ay yarıldı” ifadesi, rivayet toz dumanı içinde kalmış olan dirayetsiz açıklayıcılar tarafından, Kur’an ayetlerinden (dolayısıyla Rabbimizden) onay almayan bir takım kabullere dayandırılarak açıklanmış, böylece bugüne kadar doğru anlaşılamamıştır.

Rivayetlere göre olay:

Rivayetler, Hicret’ten beş sene evvel Mekke’de bir akşam vakti dolunay hâlindeki Ay’ın ikiye bölündüğünü, parçaların birisinin dağın üstünde diğerinin de dağın önünde bir müddet durduğunu, sonra iki parçanın birleştiğini ve Ay’ın tekrar eski hâline döndüğünü bildirmektedirler. Olayın özeti böyle olmakla birlikte bazı rivayetler uydurmacılıkta bir hayli ileri gitmişler ve olayı akıl almaz ayrıntılarla süslemişlerdir. Meselâ, peygamberimizin bir parmağını Ay’a uzattığını ve Ay’ın ikiye bölündüğünü, parçalardan birisinin peygamberimizin abasının (ceketinin) yakasından girip kolundan çıktığını ileri süren rivayetler vardır. Maalesef “din kitabı” adı ile Müslümanların arasına sokulan bu zırvalar bu noktalarda da kalmamış, Esma bint-i Amis rivayeti ile Hayber’de ikindi namazını geçiren Ali’nin, namazını vaktinde kılması için batmış olan Güneş’i bile geri getirmek suretiyle zirvelere ulaşmıştır. Ancak biz, bu konudaki rivayetlerin uydurma olduklarını göstermek için avcı hikâyelerine taş çıkartacak kadar uydurma olanlarına değil de, en muteber kabul edilen Sahih-i Buhari’ye bakmayı yeterli görmekteyiz. Buhari, bu olayla ilgili rivayetlere, “Tefsir”, “Peygamberin Alâmetleri”, “Menkıbeler” ve “Ensarın Menkıbeleri” bölümlerinde tekrar tekrar yer vermiştir. Bizim aldığımız örnekler Tefsir Kitabı’ndandır:

Rivayet 385:

‘...İbn-i Mes’ud şöyle demiştir. Rasülüllah zamanında ay, iki parçaya ayrıldı. Bir parçası dağın üstünde, bir parçası da önünde idi. Bunun üzerine Rasülüllah Sa. ‘ŞAHİT OLUNUZ’ buyurdu.

Rivayet 386:

‘Yine Abdullah ibn-i Mes’ud (R ) şöyle demiştir. Biz peygamberin beraberinde idik. Ay iki parça oldu. Bunun üzerine Peygamber ( S ) bize “ŞAHİT OLUNUZ, ŞAHİT OLUNUZ” buyurdu.

Rivayet 387:

‘ .....İbn-i Abbas (R ): Peygamber zamanında ay yarıldı, demiştir.

Rivayet 388:

‘...Bize Şeyban, Katade’den tahdis etti ki, Enes ibn-i Malik (R): Mekke ahâlisi peygamberden kendilerine bir mucize göstermesini istediler. Peygamber de onlara Ay’ın yarılmasını gösterdi, demiştir.

Rivayet 389:

‘......buradaki senette de Enes (R ): Ay iki parçaya ayrıldı, demiştir.

Gerek yukarıda naklettiğimiz rivayetler gerekse diğer hadis kitaplarındaki rivayetler, olayın İbn Mes’ud, Enes b. Malik, Abdullah b. Ömer, Cübeyr b. Mut’im, Abdullah b. Abbas ve Ali tarafından anlatıldığını bildirmektedir. Fakat olayın vuku bulduğu tarihte (Hicret’ten beş şene önce), bu kişilerden Abdullah b. Ömer altı-yedi yaşlarında, Enes b. Malik ve Abdullah b. Abbas ise henüz doğmamışlardır. O yıllarda Ali’nin de çocuk yaşta olduğu hatırlanacak olursa, sadece İbn-i Mes’ud’un reşit yaşta olarak olayı görmesi mümkündür. Yani İbn-i Mes’ud bir tarafa bırakılacak olursa, böyle ciddî bir konu bizlere, o tarihte anasından doğmamış, veya beş-altı yaşlarında olan çocukların anlatımları ile aktarılmış olmaktadır. Üstelik biz biliyoruz ki, peygamberimize Kur’an dışında bir mucize verilmemiştir. Zaten, eğer kendisine böyle bir mucize verilseydi, peygamberimizin tüm Mekkelileri çağırıp, mucizesini herkese göstermesi gerekirdi. Çünkü verilen mucizenin gereği ancak böyle yerine getirilebilirdi. Ama gece gündüz peygamberimizin yanından hiç ayrılmamış olan yetişkin, aklı başında sahabeden hiç birinin adı ile bu konuda bir nakil mevcut değildir.
Diğer taraftan, tarih kitaplarında da, Ay’ın ikiye ayrıldığını görüp de İslâm’a giren ya da gördüğü hâlde inanmayan hiçbir akıllı kimsenin adı geçmemektedir. Kaldı ki, böyle bir olay vuku bulsaydı, dünyanın her tarafından izlenmesi gerekirdi ve bu konuda başka görgü tanıkları da olurdu.
Esasen, yukarıdaki gibi bir kaç kişinin verdiği haberlere dayanan ve Usul ilminde “Haber-i Vahid” ve “Haber-i Meşhur” denilen haberler, imana ait konularda ve haram-helal konularında delil olarak kullanılamazlar. Yani, sağlam delillere dayanması gereken inanç, “Haber-i Mütevatir” olmayan haberlerle oluşturulamaz.
Sonuç olarak bu yanlış inancın hadis kaynağı ÇÜRÜK ve TEMELSİZdir. Aslında biz, yukarıda adı geçen kişilerin böyle bir açıklama yaptıklarını da kabul etmiyor, olayların sonradan uydurulup onlara fatura edildiğini düşünüyoruz. Uydurmalara burada yer vermemizin sebebi ise tamamen teşhire yöneliktir.



Bu konu tam metin olarak ele alınacaktır...



Geniş bilgi için http://www.istekuran.com/index.php?page=176dc03baec48a336496710a029fcef2&id=42
 
S

seha

Guest
The_Hafız Kardeşim demiş ki,
Olayın özeti böyle olmakla birlikte bazı rivayetler uydurmacılıkta bir hayli ileri gitmişler ve olayı akıl almaz ayrıntılarla süslemişlerdir. Meselâ, peygamberimizin bir parmağını Ay’a uzattığını ve Ay’ın ikiye bölündüğünü, parçalardan birisinin peygamberimizin abasının (ceketinin) yakasından girip kolundan çıktığını ileri süren rivayetler vardır.

Allah razı olsun The Hafız Kardeşim. Maaşallah ne güzel söyledin. Maalesef İslam 1400 kusur senedir, bunun gibi tefrit doğuran ifratlarla, sözünü dinlenir kılma adına veya kötü niyetle mübağlağalarla, mücazefe denilen söze yalan katmalarla uğraşıyor. Aklına güvenen aklı selim olmayan herkez parmağını anlamadığı meselelere sokarak ortalığı ihtilafat sardı.
Gıybeti cinayetle eşit gören,ayakta bevl etmeyi zina ile eşit sayan,bir kuruş sadakayı hacca mukabil tutan dengesiz sözler pek çok hakikatin sönmesine sebep olmaktadır.
Oysa ilacı iyi gelir diye fazla içmek zarardır.
Baki Selam kardeşim
 

nakkad

New member
Katılım
23 Ağu 2006
Mesajlar
97
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
38
......."Üstelik biz biliyoruz ki, peygamberimize Kur’an dışında bir mucize verilmemiştir.Zaten, eğer kendisine böyle bir mucize verilseydi, peygamberimizin tüm Mekkelileri çağırıp, mucizesini herkese göstermesi gerekirdi. Çünkü verilen mucizenin gereği ancak böyle yerine getirilebilirdi. Ama gece gündüz peygamberimizin yanından hiç ayrılmamış olan yetişkin, aklı başında sahabeden hiç birinin adı ile bu konuda bir nakil mevcut değildir."......


1- Sa'd Taftazanî gibi eâzım-ı muhakkikînin ekseri demişler ki: "İnşikak-ı kamer, parmaklarından su akması, umum bir orduya su içirmesi, camide hutbe okurken dayandığı kuru direğin mufarakat-i Ahmediyeden (a.s.m.) ağlaması, umum cemaatin işitmesi gibi mütevatirdir. Yani, öyle tabakadan tabakaya bir cemaat-i kesire nakletmiştir ki, kizbe ittifakları muhaldir. Halley gibi meşhur bir kuyruklu yıldızın bin sene evvel çıkması gibi mütevatirdir. Görmediğimiz Serendip Adasının vücudu gibi tevatürle vücudu kat'îdir" demişler. İşte böyle gayet kat'î ve şuhudî mesâilde teşkikât-ı vehmiye yapmak akılsızlıktır. Yalnız muhal olmamak kâfidir. Halbuki, şakk-ı kamer, bir volkanla inşikak eden bir dağ gibi mümkündür.
mütevatir hadisleri bile reddediyorsunuz…pes doğrusu!
2- dikkatli okumadığınıız sanıyorum tekrar okyunuz.
3-Şakk-ı kamerin imkânında şüphe kalmaz, kat'î ispat edilir. Şimdi, vukuuna delâlet eden çok burhanlarından altısına işaret ederiz. Şöyle ki:
*Ehl-i adalet olan Sahabelerin, vukuuna icmâı;
*ve ehl-i tahkik umum müfessirlerin tefsirinde onun vukuuna ittifakı;
*ve ehl-i rivayet-i sadıka bütün muhaddisînin, pek çok senetlerle ve muhtelif tariklerle vukuunu nakletmesi;
* ve ehl-i keşif ve ilham bütün evliya ve sıddıkînin şehadeti;
* ve ilm-i kelâmın meslekçe birbirinden çok uzak olan imamların ve mütebahhir ulemanın tasdiki;
*ve nass-ı kat'î ile, dalâlet üzerine icmâları vaki olmayan ümmet-i Muhammediyenin (a.s.m.) o vak'ayı telâkki-i bilkabul etmesi, güneş gibi inşikak-ı kameri ispat eder.

........."en muteber kabul edilen Sahih-i Buhari’ye bakmayı yeterli görmekteyiz. Buhari, bu olayla ilgili rivayetlere, “Tefsir”, “Peygamberin Alâmetleri”, “Menkıbeler” ve “Ensarın Menkıbeleri” bölümlerinde tekrar tekrar yer vermiştir. Bizim aldığımız örnekler Tefsir Kitabı’ndandır:

Rivayet 385:

‘...İbn-i Mes’ud şöyle demiştir. Rasülüllah zamanında ay, iki parçaya ayrıldı. Bir parçası dağın üstünde, bir parçası da önünde idi. Bunun üzerine Rasülüllah Sa. ‘ŞAHİT OLUNUZ’ buyurdu.

Rivayet 386:

‘Yine Abdullah ibn-i Mes’ud (R ) şöyle demiştir. Biz peygamberin beraberinde idik. Ay iki parça oldu. Bunun üzerine Peygamber ( S ) bize “ŞAHİT OLUNUZ, ŞAHİT OLUNUZ” buyurdu.

Rivayet 387:

‘ .....İbn-i Abbas (R ): Peygamber zamanında ay yarıldı, demiştir.

Rivayet 388:

‘...Bize Şeyban, Katade’den tahdis etti ki, Enes ibn-i Malik (R): Mekke ahâlisi peygamberden kendilerine bir mucize göstermesini istediler. Peygamber de onlara Ay’ın yarılmasını gösterdi, demiştir.

Rivayet 389:

‘......buradaki senette de Enes (R ): Ay iki parçaya ayrıldı, demiştir."...........

burdaki hadisler sahihtir.Şuna dikkat ediniz! :
Bazı kitaplarda "Kamer iki parça olduktan sonra yere inmiş" ilâvesi ise, ehl-i tahkik reddetmişlerdir. "Şu mucize-i bâhireyi kıymetten düşürmek niyetiyle, belki bir münafık ilhak etmiş" demişler.
Hem meselâ, o vakit cehalet sisiyle muhat İngiltere, İspanya'da yeni gurup, Amerika'da gündüz, Çin'de, Japonya'da sabah olduğu gibi, başka yerlerde başka esbab-ı mâniaya binaen elbette görülmeyecek. Şimdi bu akılsız muterize bak: Diyor ki, "İngiltere, Çin, Japon, Amerika gibi akvâmın tarihleri bundan bahsetmiyor; öyleyse vuku bulmamış." Bin nefrin onun gibi Avrupa kâselislerin başına!
…………………………..
 

nakkad

New member
Katılım
23 Ağu 2006
Mesajlar
97
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
38
Mucize, dâvâ-yı nübüvvetin ispatı için, münkirleri ikna etmek içindir, icbar için değildir. Öyleyse, dâvâ-yı nübüvveti işitenler için, ikna edecek bir derecede mucize göstermek lâzımdır. Sair taraflara göstermek veyahut icbar derecesinde bir bedâhetle izhar etmek, Hakîm-i Zülcelâlin hikmetine münâfi olduğu gibi, sırr-ı teklife dahi muhaliftir. Çünkü, akla kapı açmak, ihtiyarı elinden almamak, sırr-ı teklif iktiza ediyor. Eğer Fâtır-ı Hakîm, inşikak-ı kameri, filozofların hevesatına göre bütün âleme göstermek için bir iki saat öyle bıraksaydı ve beşerin umum tarihlerine geçseydi, o vakit sair hâdisât-ı semâviye gibi, ya dâvâ-yı nübüvvete delil olmazdı, risalet-i Ahmediyeye (a.s.m.) hususiyeti kalmazdı; veyahut bedâhet derecesinde öyle bir mucize olacaktı ki, aklı icbar edecek, aklın ihtiyarını elinden alacak, ister istemez nübüvveti tasdik edecek; Ebu Cehil gibi kömür ruhlu, Ebu Bekr-i Sıddık gibi elmas ruhlu adamlar bir seviyede kalıp, sırr-ı teklif zayi olacaktı. İşte bu sır içindir ki, hem âni, hem gece, hem vakt-i gaflet, hem ihtilâf-ı metâli, sis ve bulut gibi sair mevânii perde ederek umum âleme gösterilmedi veyahut tarihlere geçirilmedi.
c. hak bu açık hakikatleri anlamayı cümlemize nasip etsin..
 
S

seha

Guest
Maaşallah Nakkad kardeşim. Rabbim sana Kur'an hizmetinde sebat versin ve sabır ihsan etsin. İlim lutfetsin.Hem ecmain...
Selam ve dua ile
 

THE_HAFIZ

Mesajlari Onaylanacak
Katılım
14 Ağu 2006
Mesajlar
319
Tepkime puanı
0
Puanları
0
nakkad' Alıntı:
Mucize, dâvâ-yı nübüvvetin ispatı için, münkirleri ikna etmek içindir, icbar için değildir. Öyleyse, dâvâ-yı nübüvveti işitenler için, ikna edecek bir derecede mucize göstermek lâzımdır. Sair taraflara göstermek veyahut icbar derecesinde bir bedâhetle izhar etmek, Hakîm-i Zülcelâlin hikmetine münâfi olduğu gibi, sırr-ı teklife dahi muhaliftir. Çünkü, akla kapı açmak, ihtiyarı elinden almamak, sırr-ı teklif iktiza ediyor. Eğer Fâtır-ı Hakîm, inşikak-ı kameri, filozofların hevesatına göre bütün âleme göstermek için bir iki saat öyle bıraksaydı ve beşerin umum tarihlerine geçseydi, o vakit sair hâdisât-ı semâviye gibi, ya dâvâ-yı nübüvvete delil olmazdı, risalet-i Ahmediyeye (a.s.m.) hususiyeti kalmazdı; veyahut bedâhet derecesinde öyle bir mucize olacaktı ki, aklı icbar edecek, aklın ihtiyarını elinden alacak, ister istemez nübüvveti tasdik edecek; Ebu Cehil gibi kömür ruhlu, Ebu Bekr-i Sıddık gibi elmas ruhlu adamlar bir seviyede kalıp, sırr-ı teklif zayi olacaktı. İşte bu sır içindir ki, hem âni, hem gece, hem vakt-i gaflet, hem ihtilâf-ı metâli, sis ve bulut gibi sair mevânii perde ederek umum âleme gösterilmedi veyahut tarihlere geçirilmedi.






Bakara Suresi 118 Bilgiden yoksun olanlar dedi ki: "Allah bizimle konuşsaydı yahut bize bir mucize gelseydi ya!..."Onlardan öncekiler de aynen onların dediği gibi demişti.Kalpleri birbirine benzemiştir.Biz ayetleri, gerçeği apaçık bilmek isteyenler için iyiden iyiye açıklamışızdır.


Bakara Suresi 145 Ehlikitap'a sen her türlü mucizeyi getirsen de onlar senin kıblene uymazlar; sen de onların kıblesine uymayacaksın.Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar.Eğer sen, ilimden sana nasibin geldikten sonra onların boş ve iğreti arzularına uyarsan, işte o zaman kesinlikle zalimlerden olursun.


Zaten sevgili dostum, Kur'an sizin söylediklerinize uygun şeyler söylüyor, yani, yahudiler ve hiristiyanlar mucize görse bile inanmaz, inananlar için ise, zaten mucizeye gerek yoktur, Kur'an yetiyordu.. dualarımla
 
Üst Alt