Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Musrikleri Tekfir Etmenin Hukmu

tevhid davetcisi

New member
Katılım
19 Şub 2007
Mesajlar
101
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
56
MÜŞRİKLERİ TEKFİR ETMENİN HÜKMÜ




Muhammed b. Abdu'l Vehhab şöyle diyor:

"Tevhid akidesine aykırı hareket edenler çeşit çeşittir. Bunlar içinde muhalefetçe en aşırı olanı, tıpkı bugün birçok kimsenin yaptığı gibi, bütün konularda İslam'a aykırı hareket eden; şirki kabullenip, bunu kendine din edinerek tevhidi inkar eden ve batıl kabul eden kimsedir!

Bunun sebebi; kitap ve sünnette bildirilen gerçekleri ve tevhidin esaslarını bilmemeleri, şirki ve heva ve hevese uymayı bırakmamaları, atalarının ve benzerlerinin rasullere düşmanlık gösterdiklerini bilmelerine rağmen onların yaptıkları batıl davranışları yapmayı sürdürmeleri, onların yolundan gitmeleridir ki, bunun temelinde cehalet yatmaktadır. Öncekiler, tevhid ehlini yalanlayıp iftiralarda bulunurlarken, getirdikleri tek gerekçe şu olmuştu:

"Biz atalarımızı da böyle yaparken gördüğümüzden dolayı bunları işliyoruz."

İşte bu zihniyete sahip olan insanlar ve onlardan sonra gelenler "La ilahe illallah" kelimesiyle çelişip ifade ettiği mananın aksine hareket ettiler. Bunun kapsadığı dini manayı anlamadılar ve anlamak da istemediler. Oysa ki yüce Allah, bu kapsamın dışında bir din istememekte ve İslam dininden başka bir din kabul etmemektedir. Zira yüce Allah, tüm nebi ve rasullerini bununla göndermiş ve hepsinin daveti İslam üzerinde ittifak etmiştir. Yüce Allah, bu gerçeği rasulleriyle gönderdiği kitabında insanlara açıkça bildirmiştir.


Muhammed b. Abdu'l Vehhab şöyle diyor:

"Bir takım kimseler de yalnızca Allah'a (c.c.) ibadet ettikleri halde, müşrikleri tekfir etmiyor ve onlara düşmanlık beslemiyorlar."

Şurası bilinen bir gerçektir ki, müşrikleri tekfir etmeyen bir kimse tevhidi bilmiyor ve yaşamıyor demektir. Çünkü tevhid; ancak, müşrikleri ve tağutu tekfir etmekle gerçekleşir.


Muhammed b. Abdu'l Vehhab şöyle diyor:

"Kimisi de, müşriklere düşmanlık gösteriyor; fakat onları tekfir etmiyor."

İşte bu da yine "La ilahe illallah" kelimesinin manasını kavrayamamaktan ileri gelmektedir. Halbuki bu kelime şirki reddetmeyi gerektirdiği gibi, aynı zamanda bunu işleyen kimseleri de tekfir etmeyi gerektirir. Bu konuda alimler icma etmişler. Ayrıca "İhlas" ve "Kafirun" surelerinde de bu gerçek dile getirilmiştir.

Muhammed b. Abd'l Vehhab, "Mümtahine: 60/4" ayetinde geçen " Sizi tekfir ettik" sözüyle ilgili olarak şöyle diyor:

"Kim Kur'an'ın kafir kabul ettiğini kafir olarak kabul etmezse, rasullerin getirdiklerine muhalefet etmiş olur."


Muhammed b. Abdu'l Vehhab yine şöyle diyor:

"Kimileri de var ki, ne tevhidi seviyor ne de buğzedilmesi gerekenlere buğzediyor."

Tevhidi sevmeyen kimse muvahhid olamaz. Çünkü tevhid, yüce Allah'ın kulları için razı olduğu dinidir.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"...Ve sizin için din olarak İslam'ı beğendim..." (Maide: 5/3)

Şayet kişi, Allah'ın (c.c.) razı olduğu şeye rıza gösterseydi ve bunun gerekleriyle amel etseydi, kesinlikle tevhidi severdi. Zira sevgi olmadan İslam'dan sözedilemez. İslam, ancak tevhidi sevmekle mümkün olur.


Şeyhü'l-İslam İbni Teymiyye de şöyle diyor:

" İhlas, Allah sevgisinden geçer ve O'nun rızasını istemeye bağlıdır. Kim Allah'ı severse, Allah'ın dinini de sever. Eğer Allah'ı sevmiyorsa, dinini de sevmiyor demektir (veya dinini sevmiyorsa Allah'ı sevmiyor demektir)."


Muhammed b. Abdu'l Vehhab diyor ki:

"Kimileri de var ki, şirki sevmiyor; fakat şirke buğzetmiyor da."

Eğer bir kimsenin durumu böyle ise bu, onun henüz şirki terketmediğini gösterir. Allah'tan başkasına kulluğu reddetmesi gerekirken bunu yapmamıştır. İşte bu kimse, İslam'dan bir şey taşımadığından İslam ona mal ve can güvenliği tanımaz. Nitekim, önceki hadis buna delil oluşturur.


Muhammed b. Abdu'l Vehhab şöyle diyor:

"Kimileri de şirki bilmedikleri için müşrikleri tekfir etmiyorlar."

Böyle bir kimse de muvahhid olamaz. Muvahhid olabilmesi için şirki terketmesi ve ondan uzak durması gerektiği gibi, şirk fiilini işleyenlerden de uzak durması ve bunları tekfir etmesi gerekir. Kim, bu kelimenin içerdiği manaya göre hareket etmezse, iman etmiş sayılmaz. Bu durumda İslam üzere değildir ve İslam'dan birşey bilmiyor demektir. Çünkü kim, bu kelimenin kapsadığı manayı; ilme ve yakine dayandırarak doğrulamak suretiyle, ihlas ve sevgiyi de ön planda tutarak kabul etmez ve buna boyun eğmezse, o, bu kelimenin gereklerini yerine getirmemiş demektir. İşte bu kimseler, hak din üzere olmadıklarından muvahhid olamazlar. Bunlar "La ilahe illallah" demiş olsalar da, bu kelimenin nelere delalet ettiğini ve neleri kapsadığını bilmemektedirler.


Muhammed b. Abdu'l Vehhab diyor ki:

"Kimileri de tevhidi bilmediklerinden dolayı inkar edilmesi gereken şeyleri inkar etmiyorlar."

Bu da tıpkı bir önceki paragrafta geçen ifadeye benzemekte, kişilerin ne için yaratıldıkları ya da dinleri konusunda ne yapmaları gerektiği hususunda bir bilgileri olmadığını göstermektedir. Oysa, bütün rasuller toplumlarına bunları anlatmak için gönderilmişlerdi. Bu şekilde olan kimselerin durumu yüce Allah'ın, haklarında:

"...Onlar dört ayaklı hayvanlar gibidirler, belki de yolca daha sapıktırlar." (Furkan: 25/44) buyurduğu kimseler gibidir.


Muhammed b. Abdu'l Vehhab diyor ki:

"Kimileri de -ki bunlar en tehlikelileridir- tevhidle amel eder, tevhidin kıymetini bilmez, tevhidi terkedenlere buğzetmez ve onları tekfir de etmez."

Muhammed b. Abdu'l Vehhab'ın, "Bunlar en tehlikelileridir" ifadesini kullanmasının sebebi şudur:

Çünkü bunlar amel ettikleri şeyin kıymetini bilmiyor, tevhidin ağır şartların da gereğince yerine getirmiyorlar. Halbuki tevhidi doğrulayacak ve sahih hale getirecek olan, bu şartlardır ve bunlar kesinlikle gereklidir.

Daha önce de açıkladığı gibi tevhid; delillere dayanarak müşriklerin kafir olduklarını bildirerek onlara düşmanlık göstermeyi, şirkten uzak durmayı, şirki reddetmeyi gerekli kılar. İşte bu kimseler, ancak kendi kendilerini aldatıyorlar. Çünkü bunlar, ihlas kelimesi de dediğimiz, "La ilahe illallah" kelimesinin, içerdiği hususların hiçbirini yerine getirmiyorlar.


Muhammed b. Abdu'l Vehhab diyor ki:

"Kimileri de, kendince şirki terkediyor ve doğru bulmuyor; fakat şirki tanımıyor da."

İşte böyleleri bir öncekilere oldukça yakındırlar; ancak şirkin ne demek olduğunu henüz takdir edememektedirler. Eğer şirkin ne demek olduğunu takdir edebilselerdi, o zaman muhkem ayetlerin delalet ettiği şeyleri yerine getirirlerdi. Tıpkı İbrahim (a.s.)'ın şu ifadelerindeki gibi:

"... Doğrusu ben, beni yaratan hariç, sizin taptıklarınızdan uzağım." (Zuhruf: 43/26)

"... Biz sizden ve sizin Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi tekfir ettik. Yalnızca Allah'a inanmanıza kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir..." (Mümtahine: 60/4)

Şirki bilen ve terkeden bir kimsenin mutlaka; müşrik olan abidden ve tağuttan uzak durması, inananlarla dost olup, şirke ve müşriklere buğzetmesi, onlara karşı kin ve öfke beslemesi, onları düşman olarak kabul etmesi gerekir.

İşte bu iki çeşit insan tipi, İslam iddiasında bulunan birçok kimseyi içine alan insan tipleridir. Bunlar, kendilerini kamil anlamda muvahhid yapacak olan tevhidin gereklerini, sırf bilgisizliklerinden dolayı yerine getirmemekte, ihlas kelimesinin neleri gerektirdiğini ve neleri yasakladığını bilmemektedirler.Doğrusu dini, gerçek manasıyla bilmeyen aldanmışların sayısı ne kadar da çoktur.

Açıkça anlaşıldığı gibi yüce Allah, bunların hepsini kafir olarak kabul etmekte ve muhkem ayetlerinde onları bize tanıtmaktadır. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Müşriklerin, kendilerinin kafirliğine bizzat kendileri şahitlik edip dururken, Allah'ın mescidlerini imar etme yetkileri yoktur..." (Tevbe: 9/17)
Durum sünnette de aynen bu şekildedir.


İbni Teymiyye diyor ki:

"Tevhid ve Sünnet ehli, rasullerin haber verdikleri şeyleri tasdik edip emrettikleri şeylere itaat eder, dediklerini anlayıp kavrayarak gerekleriyle amel ederler. Aşırıların tahrif ve yanlışlarını reddederek, cahillerin tevillerine karşı çıkarlar. Rasullere muhalefet edenlerle, sırf Allah'a (c.c.) yaklaşmak ve O'nun rızasını kazanmak için, cihad ederek, mükafaatlarını onlardan değil, yalnızca yüce Allah'tan (c.c.) beklerler.

Cahiller ve aşırı giden taşkınlarsa, nelerin emredilip nelerin yasaklandığını ayırdedemediklerinden, nelerin doğru, nelerin de yanlış olduğunu fark edemez, rasullerin amacını kavrayamaz, rasullere itaat yollarını da araştırmazlar. Aksine, getirilen şeyler hakkında cahil ve kendilerine verilenler konusunda bilgisizdirler. Sadece kendi amaçlarını yüceltip durmaktadırlar."


Muhammed b. Abdu'l Vehhab diyor ki:

"Bizler şunu çok iyi biliyoruz ki, Rasulullah (s.a.v.) asla ölü olan salih kimselerden, rasullerden ya da başkalarından yardım istemeye izin vermemiş, ölü ya da diri hiç kimse için secde edilmesini emretmemiş, bilakis bütün bunları ve benzerlerini yasaklamıştır. Bu konudaki aşırı cehalet, sonradan gelen nesillerin risalede ilgili eserleri bilememelerinden kaynaklanmaktadır. Bu bakımdan mesele açıkça ortaya konup izah edilmedikçe, bunları tekfir etmenin bir faydası yoktur. Yani Rasulullah'ın (s.a.v.) onların yaptığı şeyin aksini getirdiğini onlara kanıtlamadıkça onların gözleri önüne gerçekleri açık ve net bir şekilde sermedikçe, bu kimselerin tekfiri doğru olmaz."

Bir kimse açık bir küfür işlemedikçe veya küfründe ısrar etmedikçe tekfir edilmez. Muhammed b. Abdu'l Vehhab, birtakım kimselerin Zeyd b. Hattab'tan yardım istediklerini duyduğunda:

"Allah Zeyd'den daha hayırlıdır." dedi. Böylece direk olarak karşılarına dikilmedi. Yumuşak sözlerle onları şirkten uzaklaştırmak için çabaladı. Çünkü burada önemli olan maslahattır, yoksa nefret değildir.
 
Üst Alt