mehmet_burada
Mesajlari Onaylanacak
Ben kendimi hiçbir İslam mezhebinden görmüyorum.Acaba ne kadar doğruyum bilmek istiyorum.
Mezhepsiz olmak günah mıdır?
Mezhepsiz olmak günah mıdır?
Hayatı sünnete göre en iyi yaşayabilmen için mezhebe uymalısın çünkü abdest gibi önemli bir işini yaparken mezhebine göre hareket edebilirsin.Mesela abdestin bozulması mezheplere göre değişir.Sen bir mezhebe nail olmazsan bunları yerine getiremez ve neyin abdesti bozduğunu idrak edememiş olursun.Günah olur mu sorusunu ALLAH C.C BİLİR.Mezhep imamlarının bildiği hadisten mahrum kalırsın.Namazlarını ve diğer islam hakkındaki bir çok şeyden mahrumda kalabilirsin.
Hak mezheplerde akıl ve mantığın tasdik etmediği hiçbir mesele yoktur. Çünkü onların dayanak noktası Kuran, sünnet, icma-i ümmet ve kıyas-ı fukahadan ibaret olan edille-i şeriyyedir. Dağlardan daha metin olan o edille-i şeriyye, hiçbir beşerî kuvvetin tahrip edemeyeceği çelikten bir kaledir. Bu kaleden çıkanların, ehl-i sünnete düşman olan olumsuz cereyanlara kapılmaları veya alet olmaları kuvvetle muhtemeldir.
Şunu da ehemmiyetle nazara vermekte fayda görmekteyim: Mezhepleri beğenmeyen, onlardan birine uymayan veya mezheplerin kolay yanlarını alan bir kimse, asırlardan bu yana gelip geçmiş milyonlarca Müslümanın yolundan ayrılmış, kendi başına yeni bir yol tutmuş olur. Böyle kimseler, Kur'an-ı Kerim'in; "Kim, Peygambere karşı çıkar ve kendisi için doğru yol belli olduktan sonra Müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir" tehdidinden de hissedar olurlar.
Bir mezhep imamını taklit eden kimse hangi mezhebe bağlanmış ise artık her meselede o mezhebin hükümleriyle amel etmesi ve mezhebinde sebat etmesi lâzım gelir. Ancak zaruret hallerinde her hangi bir meselede yine kendi mezhebinde kalmak şartıyla diğer bir mezhebin hükmüyle amel edebilir. Bu ise ancak bir âlimin fetvasıyla mümkün olabilir.
İmam-ı Gazali Hazretleri de bu görüştedir.
Mademki taklit sahibi bir mezhebi iltizâm etmiştir, artık onda sebat etmesi gerekir.
Netice olarak; kişinin kendi hevesine uyarak sık sık mezhep değiştirmesi onları hafife almak manasına gelir.
Son asrın müdakkik alimlerinden Muhammed Kevserî, Makalât adlı eserinde bu gibi kimselerin halini şöyle tasvir eder:
"Evet, her grubun kendisiyle gördüğü fakat gerçekte ne onunla ne de bununla olan, yani Arap şairinin dediği gibi: "Yemenlilere vardığında Yemenli, Maadlilere vardığında Adnani" görünen kişiden daha bozguncusu yoktur."
Kevserî aynı eserinde, mezhepsizliğin dinsizliğe götüren bir köprü olduğunu da söyler.
Dr. Ramazan el-Bûti ise bu konuda, "Evet, bütün İslâm milleti uzun tarihi boyunca İslâm'ı aynıyla yaşatma imkânını en geniş ölçüde veren müçtehitlerin bu dört imam (İmam-ı A'zam, İmâm-ı Şafi'i, İmâm-ı Mâlik ve İmâm-ı Hanbel) olduğu üzerinde ittifak edegelmişlerdir. der ve bu imamların yolunu bırakıp insanları mezhepsizliğe davet etmenin "İslâm dinini tehdit eden en tehlikeli bid'at" olduğunu ilâve eder.
Ramazan el-Bûti, mezhepsizlik dava edenlerin yeni hâdiselere çözüm getirmek yerine, İslâm'ın temel rükünlerini sarsmaya çalıştıklarına dikkati çekerek şöyle der:
"Ben bu mezhepsizlerden hiç birinin bir gün kalkıp da, halkın her gün sorup durduğu yeni meselelerden birini araştırdığını görmüş değilim. Onların bütün dertleri, binası tamamlanan, hükümleri yerleşmiş bulunan ve gereğince amel edilmekle Müslümanların borçtan kurtulup selamete çıkacakları İlâhî emirler hususunda yol gösterici olan hak mezhepleri yıkmak için bütün güçlerini sarf etmekten ibarettir!
Dr. Ramazan el-Bûti mezhepsizlik dava edenlere şu iki soruyu sorar:
"Bütün insanları inşaat işlerinde mühendislere uymaktan vazgeçmeye çağırsan ne olur? İnsanları teşhis ve tedavi hususunda doktorlara tabi olmaktan uzak kalmaya davet etsen ne olur?"
Bu soruya kendisi şöyle cevap verir:
"Hiç şüphe yoktur ki, bunun arkasından gelecek olan şey, insanların tamir edeceğiz diye kendi evlerini bile bile tahrip etmeleri, tedavi zannıyla kendi canlarına kendilerinin kıymalarıdır."
Mezhep tanımayanları bu tehlikenin kapısına getiren ve müçtehitlere tâbi olmaktan men eden en mühim sebep kendi rey ve düşüncelerini müçtehitlerin görüşlerine müsavi, hatta onlardan daha üstün görmeleridir.
İmam-ı Şârânî Hazretleri de bu hususta şöyle buyurur:
Müçtehitlerin sünnet buyurduklarının hepsi ile amel et ve mekruh dediklerini terk et! Onlardan bu hususta delil aramağa kalkma! Çünkü sen, onların dâirelerinde mahpussun. Onların makamına varmadıkça doğrudan kitab ve sünnete ulaşmakta, onları geçmen ve hiçbir zaman hükümleri onların aldığı yerden alman mümkün değildir...
Bütün mezhepler, bana göre, parmakların el ayasına ve gölgenin aslına bitişik olması gibi, şeriata bitişiktirler...
Bu vesile ile şu noktayı da kaydetmek icap ediyor. Müçtehitlere uymayarak kendi reyine uymak büyük bir gururdur. Bu ise insanın manen çöküşüne sebep olur. Bediüzzaman Hazretleri bu gibi kimselerin akıbeti hakkında şu tesbitlerde bulunur:
"Evet gurur ile insan maddî ve manevî kemalât ve mehasinden mahrum kalır. Eğer gurur saikasıyla başkaların kemalâtına tenezzül etmeyip, kendi kemalâtını kâfi ve yüksek görürse, o insan nakıstır. Böyle insanlar, malûmat ve keşfiyatlarını daha yüksek görmekle, eslaf-ı izamın irşadat ve keşflyatlarından mahrum kalırlar. Ve evhama maruz kalarak bütün bütün çizgiden çıkarlar."
Ben kendimi hiçbir İslam mezhebinden görmüyorum.Acaba ne kadar doğruyum bilmek istiyorum.
Mezhepsiz olmak günah mıdır?
Hak mezheplerde akıl ve mantığın tasdik etmediği hiçbir mesele yoktur. Çünkü onların dayanak noktası Kuran, sünnet, icma-i ümmet ve kıyas-ı fukahadan ibaret olan edille-i şeriyyedir. Dağlardan daha metin olan o edille-i şeriyye, hiçbir beşerî kuvvetin tahrip edemeyeceği çelikten bir kaledir. Bu kaleden çıkanların, ehl-i sünnete düşman olan olumsuz cereyanlara kapılmaları veya alet olmaları kuvvetle muhtemeldir.
Şunu da ehemmiyetle nazara vermekte fayda görmekteyim: Mezhepleri beğenmeyen, onlardan birine uymayan veya mezheplerin kolay yanlarını alan bir kimse, asırlardan bu yana gelip geçmiş milyonlarca Müslümanın yolundan ayrılmış, kendi başına yeni bir yol tutmuş olur. Böyle kimseler, Kur'an-ı Kerim'in; "Kim, Peygambere karşı çıkar ve kendisi için doğru yol belli olduktan sonra Müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir" tehdidinden de hissedar olurlar.
Bir mezhep imamını taklit eden kimse hangi mezhebe bağlanmış ise artık her meselede o mezhebin hükümleriyle amel etmesi ve mezhebinde sebat etmesi lâzım gelir. Ancak zaruret hallerinde her hangi bir meselede yine kendi mezhebinde kalmak şartıyla diğer bir mezhebin hükmüyle amel edebilir. Bu ise ancak bir âlimin fetvasıyla mümkün olabilir.
İmam-ı Gazali Hazretleri de bu görüştedir.
Mademki taklit sahibi bir mezhebi iltizâm etmiştir, artık onda sebat etmesi gerekir.
Netice olarak; kişinin kendi hevesine uyarak sık sık mezhep değiştirmesi onları hafife almak manasına gelir.
Son asrın müdakkik alimlerinden Muhammed Kevserî, Makalât adlı eserinde bu gibi kimselerin halini şöyle tasvir eder:
"Evet, her grubun kendisiyle gördüğü fakat gerçekte ne onunla ne de bununla olan, yani Arap şairinin dediği gibi: "Yemenlilere vardığında Yemenli, Maadlilere vardığında Adnani" görünen kişiden daha bozguncusu yoktur."
Kevserî aynı eserinde, mezhepsizliğin dinsizliğe götüren bir köprü olduğunu da söyler.
Dr. Ramazan el-Bûti ise bu konuda, "Evet, bütün İslâm milleti uzun tarihi boyunca İslâm'ı aynıyla yaşatma imkânını en geniş ölçüde veren müçtehitlerin bu dört imam (İmam-ı A'zam, İmâm-ı Şafi'i, İmâm-ı Mâlik ve İmâm-ı Hanbel) olduğu üzerinde ittifak edegelmişlerdir. der ve bu imamların yolunu bırakıp insanları mezhepsizliğe davet etmenin "İslâm dinini tehdit eden en tehlikeli bid'at" olduğunu ilâve eder.
Ramazan el-Bûti, mezhepsizlik dava edenlerin yeni hâdiselere çözüm getirmek yerine, İslâm'ın temel rükünlerini sarsmaya çalıştıklarına dikkati çekerek şöyle der:
"Ben bu mezhepsizlerden hiç birinin bir gün kalkıp da, halkın her gün sorup durduğu yeni meselelerden birini araştırdığını görmüş değilim. Onların bütün dertleri, binası tamamlanan, hükümleri yerleşmiş bulunan ve gereğince amel edilmekle Müslümanların borçtan kurtulup selamete çıkacakları İlâhî emirler hususunda yol gösterici olan hak mezhepleri yıkmak için bütün güçlerini sarf etmekten ibarettir!
Dr. Ramazan el-Bûti mezhepsizlik dava edenlere şu iki soruyu sorar:
"Bütün insanları inşaat işlerinde mühendislere uymaktan vazgeçmeye çağırsan ne olur? İnsanları teşhis ve tedavi hususunda doktorlara tabi olmaktan uzak kalmaya davet etsen ne olur?"
Bu soruya kendisi şöyle cevap verir:
"Hiç şüphe yoktur ki, bunun arkasından gelecek olan şey, insanların tamir edeceğiz diye kendi evlerini bile bile tahrip etmeleri, tedavi zannıyla kendi canlarına kendilerinin kıymalarıdır."
Mezhep tanımayanları bu tehlikenin kapısına getiren ve müçtehitlere tâbi olmaktan men eden en mühim sebep kendi rey ve düşüncelerini müçtehitlerin görüşlerine müsavi, hatta onlardan daha üstün görmeleridir.
İmam-ı Şârânî Hazretleri de bu hususta şöyle buyurur:
Müçtehitlerin sünnet buyurduklarının hepsi ile amel et ve mekruh dediklerini terk et! Onlardan bu hususta delil aramağa kalkma! Çünkü sen, onların dâirelerinde mahpussun. Onların makamına varmadıkça doğrudan kitab ve sünnete ulaşmakta, onları geçmen ve hiçbir zaman hükümleri onların aldığı yerden alman mümkün değildir...
Bütün mezhepler, bana göre, parmakların el ayasına ve gölgenin aslına bitişik olması gibi, şeriata bitişiktirler...
Bu vesile ile şu noktayı da kaydetmek icap ediyor. Müçtehitlere uymayarak kendi reyine uymak büyük bir gururdur. Bu ise insanın manen çöküşüne sebep olur. Bediüzzaman Hazretleri bu gibi kimselerin akıbeti hakkında şu tesbitlerde bulunur:
"Evet gurur ile insan maddî ve manevî kemalât ve mehasinden mahrum kalır. Eğer gurur saikasıyla başkaların kemalâtına tenezzül etmeyip, kendi kemalâtını kâfi ve yüksek görürse, o insan nakıstır. Böyle insanlar, malûmat ve keşfiyatlarını daha yüksek görmekle, eslaf-ı izamın irşadat ve keşflyatlarından mahrum kalırlar. Ve evhama maruz kalarak bütün bütün çizgiden çıkarlar."
Hayatı sünnete göre en iyi yaşayabilmen için mezhebe uymalısın çünkü abdest gibi önemli bir işini yaparken mezhebine göre hareket edebilirsin.Mesela abdestin bozulması mezheplere göre değişir.Sen bir mezhebe nail olmazsan bunları yerine getiremez ve neyin abdesti bozduğunu idrak edememiş olursun.Günah olur mu sorusunu ALLAH C.C BİLİR.Mezhep imamlarının bildiği hadisten mahrum kalırsın.Namazlarını ve diğer islam hakkındaki bir çok şeyden mahrumda kalabilirsin.
Benim aklım kanın abdesti bozacağını tasdik etmiyor, şafi de değilim, şafininkide etmiyor, peki, hanefi bunu nasıl kurallaştırmış..
Mezheplerden sadır olan akla ve mantığa aykırı fetvaları sıralasam inanın bir ansiklopedi çıkar..
Mantıklı değil bu reyyan hanım..
Mezhebsizlik günah değildir.
Ancak bir risk vardır.
Mezhebi her inkar eden kendi keyfine göre ibadet etmek zorunda kalır. Kendi mezhebini kurmuş olur.
İşte bu en büyük günahtır.
Namazınızı dosdoğru kılın diyen Kur'an dosdoğru lafını insanların keyfine bırakmaz. Kimse diyemez ki, benim keyfim böyle istiyor. Dosdoğru kılıyorum.
Allah o zaman her kez keyfine göre kılsın derdi.
Burdaki sınavı anlamanız dileği ile
ÇABANOGLUUUUUUUUU SENİN YAPTIKLARIN MANTIK BİZİM YAPTIKLRIMIZ MANTIKSIZ HA BAK HELE
İslam dini kolaylık dinidir.İnsan fıtratları(huyu,suyu vs.)farklıdır.Herkez her meselede aynı amele muaffak olamaz.Fakat kendine muafık bir hak mezhebi seçeronunla amel eder inşaallah kurtulur.
Meseleyi temsil dürbünüyle biraz yaklaştıralım.
Bir hasta doktora gider.Ciddi bir hastalığı vardır.Doktor muayene ederve hastalığını teşhis eder.Bu hastanın mutlaka çok su içmesi lazımdır.
Bu hastaya su FARZDIR.
Veyahut su içse iyi olur. Bu hastaya SÜNNETTİR.
Veyahut suyu içsede olur içmesede.Bu hastaya su MÜBAHTIR.
Veyahut katiyyen su içmemesi lazımdır.Bu hastaya su HARAMDIR.
Veyahut suyu içmese iyi olur.Bu hastaya su MEKRUHTUR.
İşte gördüğnüz hakikat birdi beş oldu.yani bir su hakikatı ihtiyaca göre beş değişik hüküm aldı.Şimdi siz diyebilirmisinizki su sadece FARZDIR veyahut sadece SÜNNETTİR veyahut sadece MÜBAHTIR veyahut sadece HARAMDIR veyahut sadece MEKRUHTUR.Tabiki diyemezsiniz.Çünkü bir olan su hastalığın cinsine göre değişik hükümler aldı.
Siz su sadece FARZ diye bütün hastalara su içirmeye kalkarsanız su hastalığına zararlı olan hastayı belkide öldürürsünüz.AYNEN ÖYLEDE:
İslam dini birdir fakat sonradan hastalıklara göre mezheplere ayrılmıştır.Bugün hak olan HANEFİ,ŞAFİ,HAMBELİ,MALİKİ Mezheplerinden hangisine tabi olsanız ve gereklerini aynen yapsanız İNŞAALLAH kurtulursunuz.Bir mezhepte FARZ olan birşeyin diğer bir mezhepte SÜNNET olması bir başkasında MEKRUH olması bir başkasında HARAM olması MÜMKÜNDÜR VE HEPSİ HAKTIR.Ve birbirine zarar verip tekzip etmez.Çünkü herbir mezhep imamı EFENDİMİZİN (SAV)değişik bir uyguyamasını esas almıştır.Mesela EFENDİMİZ(SAV)Bir seferinde hanımına eli değmiş birde sivilcesini patlatıp kanatmış.Sonra kalkıp abdest almış.İmamı ŞAFİ (hz)demişki Hanımına eli değdiği için abdest aldı o halde kişinin hanımına elinin değmesi abdesti bozar demiş.İmamı AZAM HZ.İse sivilcesi kanadığı için abdest aldı o halde kan abdesti bozar diye hükmetmiştir.ikiside doğrudur ve haktır.
Hem mezhepler arasındaki fark teferruat meselelerindedir.Hiçbir hak mezhep NAMAZ yoktur ORUCA gerek yoktur dememiştir.Diyemez.
ORJİNAL METNİ RİSALE-İ NUR KÜLLİYATINDAN MUTLAKA OKUYUNUZ.
[COLOR="Red"' Alıntı:zeynep_hearty;53743]mezhepsizlik günah değildir kanımca mezhepler kişilerin yaşam şartlarına sosyal durumlarına bulunduklari cografi bölgeye bağlı olarak tercih edicekleri ölçülerdir..eğer bir ferd ben dini hükümleri tam olarak anlıyabilirim bununla hayatıma yön verebilirim derse ki bence bu neredeyse mümkün değil [/COLOR]mezhepsiz amel edebilir ..örneğin şafi mezhebine göre bir bayanla temas abdesti bozarken hanifi mezhebinde böyle değildir bir market i olan biri devamlı olarak mesleği icabı baynlarla istemeksizinde olsa dokunma oluşur kişi burada yapacağı tercih nafakasıyla ilgili olduğundan tercihini hanifi olmakta kullanır efendimiz sav in bir hadisi şerifinde zorlaştırmayın kolaylaştırın nerfet ettirmeyin müjdeleyin ..der işte bu hadise binaen kişilerin hayatlarını daha düzenli bir şekilde yaşıyabilmesi için mezhep olması gerektiğini düşünüyorum ..(şahsi fikrimdir fetva değildir)polemik oluşmaması açısından hatırlatma ihtiyacı hissettim ..selam ve dua ile..
öncelikle mesajin icin allah razi osun kardesimmezhepsizlik günah değildir kanımca mezhepler kişilerin yaşam şartlarına sosyal durumlarına bulunduklari cografi bölgeye bağlı olarak tercih edicekleri ölçülerdir..eğer bir ferd ben dini hükümleri tam olarak anlıyabilirim bununla hayatıma yön verebilirim derse ki bence bu neredeyse mümkün değil mezhepsiz amel edebilir ..örneğin şafi mezhebine göre bir bayanla temas abdesti bozarken hanifi mezhebinde böyle değildir bir market i olan biri devamlı olarak mesleği icabı baynlarla istemeksizinde olsa dokunma oluşur kişi burada yapacağı tercih nafakasıyla ilgili olduğundan tercihini hanifi olmakta kullanır efendimiz sav in bir hadisi şerifinde zorlaştırmayın kolaylaştırın nerfet ettirmeyin müjdeleyin ..der işte bu hadise binaen kişilerin hayatlarını daha düzenli bir şekilde yaşıyabilmesi için mezhep olması gerektiğini düşünüyorum ..(şahsi fikrimdir fetva değildir)polemik oluşmaması açısından hatırlatma ihtiyacı hissettim ..selam ve dua ile..
Benim aklım kanın abdesti bozacağını tasdik etmiyor, şafi de değilim, şafininkide etmiyor, peki, hanefi bunu nasıl kurallaştırmış..
Mezheplerden sadır olan akla ve mantığa aykırı fetvaları sıralasam inanın bir ansiklopedi çıkar..
Mantıklı değil bu reyyan hanım..
kardeş hanifilik mezhebinde peygamberimizin eli kanadı zaman abdest aldıgını söylemiştir ona göre uyarlar şafilikte ise peygamberimiz s.a.v eli kanamış ama o şekilde namaz kıldıgını söylemişlerdir iki tarafta peygamberimizi bu şekilde örnek almışlar