Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

mechul mahkum

berfut

New member
Katılım
23 Kas 2007
Mesajlar
2,167
Tepkime puanı
334
Puanları
0
Yaş
43
Konum
istanbul
MEÇHUL MAHKUMPekte uzak olmayan bir zamanda, Çin'de, Mareşal Eul Chann-Ming'in özeldoktoru olarak bulunuyordum. Çok güvenini kazanmıştım. Bir yabancı olduğumhaldebana, karargâh içinde istediğim yere girme izni verilmişti.Bununla beraber günlük politika işlerinden elimden geldiği kadar uzakkalmağa çalışmama rağmen, şehir baskınlarına, esir katliamlarına ve kitlehalindekiidamlara defalarca şahit oldum. Fakat, Çin'de geçirmiş olduğum beş yıllıkzaman içinde, bana çok tesir eden en canlı hatıra, şu olmuştur:Han-Cheou şehrindeydik. O gün 74 mahkûm kurşuna dizilecekti. Doktor olduğumiçin sabahın erken saatinde alana gittim. Ateş emrini verecek olan genç birsubay da, takımıyla gelmiş bekliyordu. Sonunda tetiklerin her çekilişinde,doldurulmuş olan on iki tüfek birden ateş etmeğe başladı ve her ateşemrindensonra, bir çizgi halinde uzanan mahkûmlardan biri eksiliyordu.Bu kargaşalık arasında, sondan ikinci, yani 73 üncü mahkûma gözüm ilişince,hayretimden dona kalmıştım. Zira bu zavallı, rahat tavırlarla ve kendiniunutmuşbir halde kitap okuyordu.Evet evet, bir kitap okuyordu. Kendisine doğru yaklaşan ölüme aldırmaksızın,çevresini saran ve kendine yaklaşan faciayı bilmiyormuş gibi kitapokuyordu..Bütün bu korkunç gürültüler, barutun genzi yakan, kanın mideyi bulandırankokusu, onu rahatsız etmiyordu. Bu durumdaki bir insanı, böyle bir anda,çekebilenkitabı çok merak etmiştim. Her şeye rağmen, onunla konuşmaktan kendimialamadım:-En son dakikalarınızda sizi teselli edecek, böyle bir kitap olabilir mi?Gözlerini okuduğu kitaptan ayırmadan, çok güzel bir İngilizce ile cevapverdi:-Bütün ömür boyunca edinilmiş olan tecrübelerin, bir dakika içinde boşolduğu anlaşılabilir. Öyle ki ölüm yaklaşırken bile...Bu cevaba, söyleyecek hiç bir şey bulamamıştım. Et ve kandan örülmüş böylebir duvar karşısında, nasıl bu kadar sakin olabiliyordu? Çinlinin yanındanayrılamıyordum,ama o benim yanı başında durduğumun farkında bile değildi.Genç subayın kılıcı, her iniş kalkışta, yeni bir mahkûmun vücudu delik deşikoluyor ve korkunç bir şekilde yıkılıyordu. Bütün bunlara rağmen, bu esrardoluinsan, kılını kıpırdatmaksızın okuyor ve başka bir âlem içinde yaşıyordu. Enfazla otuzunda gözüken bu genç adamın, yüzü parlak, sıhhatli ve renkliydi.Aynı sessizlikle elindeki kitabın sayfalarını çevirirken, kendimi tutamadım: -Sizin için bir şey yapabilir miyim? Acaba son bir dileğimiz var mı? diyesordum. Hayatını kurtarabilmem için yalvarmasını bekliyordum. Ama o, başınıkaldırarak,alaycı bakışlarla beni süzdü. O zaman, derin bir uykuda olduğumu anladım.Dalgın ve sâkin bir sesle:-Hepimizin ölüm saati önceden tespit edilmiştir. Üniformalı olan şu gençadam, eline hiçte yakışmayan kılıcıyla ölüme emir verdiğini sanıyor. Halbukiyanılıyordoktorcuğum. Siz, Allah'ın huzuruna benden önce çağırılabilirsiniz.İnsanlara hayat vermek veya almak hakkını bunlara kim vermiş.Yanılıyorsunuz... Dedive tekrar gözlerini elinde kitabına çevirerek okumaya devam etti.Henüz 46 mahkûm öldürülmüştü... Birden bire genç teğmenin sendelediğinigördüm. Evet. Kılıcı elinden düşmüştü, dizleri kıvrıldı ve olduğu yereyıkıldı.Ne olduğunu anlamak için yanına koştum. Ama yaptığım muayene hiç bir işeyaramadı. Kalbi artık çalışmıyordu. Anî bir ölümle karşı karşıyaydım; sebebidebelirsizdi. Dehşet içinde kaldığımı, büyük bir ağırlık altında ezildiğimiduyuyordum...Gözlerim kendiliğinden Çinliyi aradı, o aynı kayıtsızlıkla kitabını okumayadevam ediyordu... Alanda bulunan başka bir subay, yere düşen kılıcı elinealarak,yarıda kalan işe devam etti. Mahkûmların sırası gittikçe küçülüyor ve bensoğuk soğuk terlediğimi seziyordum. Dizlerim titriyordu. Çinlinin ilksöylediğigerçek olmuştu. Ya ikincisi!..Benim gibi bir ilim adamına hiç de yakışmayan, bir duygusallıkla ile dehşetiçinde kalmıştım. Evet, her şeye rağmen Çinlinin söylediklerine ben deinanmıştım.Elimde olmadan hayatımdan da korkmaya başladım. O sırada, hükmün infazedilişini kontrol etmek üzere Beyaz Rus kökenli bir Çin albayının atıylayaklaşığınıgördüm. Çevreme bakınmaksızın, koşarak ona yaklaştım. Atın dizginlerinesarılarak kendisini durdurdum. Hayretle bana bakıyordu. Kendimi toplayaraksakinbir sesle:-Sayın albay, beni sevindirmek istemez misiniz? Diyebildim.-Memnuniyetle doktor!... diye cevap verdi. Bunu içten söylüyordu, çünkü kısabir zaman önce, mühim ve derin bir yarasını tedavi etmiştim. Umutsuz birsesle:-73. mahkumu bana bağışlayın. Yaşamak onun hakkıdır. Daha o kadar genç ki,diyebildim. Albay şaşırmıştı:-Çok üzgünüm, ama olmayacak bir şey istiyorsunuz aziz doktor, diye cevapverdi. Mareşalin vermiş olduğu emirlerde ne kadar titiz olduğunu, benimkadar sizde bilirsiniz.Hakkı vardı. Soğukkanlılığımı kaybettiğim için, utanmıştım. Ortadan silinmekbütün olanları unutmak istiyordum. Ama o hâlâ kitabından gözleriniayırmıyor,böylece kendine yaklaşan ölüme meydan okuduğuna inanıyordu. Sıranın kendinegelmesi için ancak dört mahkûm kalmıştı...Kalbim şiddetle çarpıyor, gözlerim ondan ayrılmıyordu. Birden bire, tiz birboru sesi ile ateşkes işareti veren bir emir atlısı dörtnala, alana girdi.Albayınyanına gelince, dizginleri o kadar şiddetle çekti ki hayvan arka ayaklarıüzerinde şaha kalktı.Attan atlayan asker, albaya bir zarf uzattı. Bu esnada, meydanı doldurancesetler arasında, sıralarını bekleyen sadece iki mahkûm kalmıştı.Namluların kendineçevrileceği şu anda bile, o, hâlâ kitabını okuyordu.Albay elindeki kağıda acele ile bir göz attıktan sonra, elini kaldırarakateş kes emrini verdi. Ne olduğunu anlayamamıştım. Zihnim hep onudüşünüyordu.Sonunda albayın bana işaret ettiğini gördüm, yanına gidince:-Koruduğunuz adamın şansı varmış Doktor, gelen emir ona ait, dedi. Artık tekbir kelime söylenemezdi. Sevinç ve heyecanla ona doğru ilerledim. Sankikurtulanbendim. Bu müstesna insan, sarsılmaksızın, dimdik duruyor, kitabı elindensarkarken, gözleriyle uzaklara, pek uzaklara bakıyordu. Sanki butopraklardanötesini görmek istiyordu. Kıpırdamayan çehresinde, ne korku, ne de sevinçizleri seziliyordu. Çevremde her şey dönüyordu, sonunda gözlerimin önünden o da silindi. Fazla bir şey hatırlayamıyorum. Kendime geldiğim zaman,kaybolmuştu. Kendisini tanımayı çok istediğim halde, onu hiç bir zamangöremedim. Halâyaşadığını sanıyorum, çünkü ben de yaşıyorum... DR.SPRİNGER GALBAN
 
Üst Alt