Kuran ve Ehli-beyt

Volkan76

New member
İnsan Yaşamında Kur’an’ın Rolü
Kur’an Okumanın Getiri ve Bereketleri
اُHamd ve sena, alemlerin Rabbi Allah’adır; selat ve selam, yüce peygamberimiz ve efendimiz Muhammed Mustafa’ya (s.a.a) ve masum Ehl-i beytinedir.
Allah’ın kulları, sizi ve kendimi Allah’tan sakınmaya ve takva edinmeye çağırıyorum.
Konu bütünlüğünün korunması için geçen haftalardaki hutbelerin içeriğine, ana başlıklar halinde kısaca değineceğim.
1-Kur’an-ı Kerim, insanı üstün melekler seviyesine yüceltir ve insan ile cehennem arasında engel olur.
2-Kur’an-ı Kerim, gerçek anlamıyla kendisini okuyan kimseye alçak gönüllülük, yücelik, izzet ve ziynet kazandırır.
3-Kur’an okumak hafızayı güçlendirir.
4-Kur’an okumak, vatanında bulunanların mertlik/cömertliğidir.
5-Kur’an okumak, dostun kitabını okumak ve onu anmak olduğu için insana zindelik, mutluluk, neşe ve gençlik verir.
6-Kur’an okumak, insanın gönlüne parlaklık kazandırır.
7-Kur’an okumak, bir yandan ruh ve bedeni etkilerken, diğer yandan da kalplerin Allah’a yakınlaşmasını ve bedenin huşu edinmesini sağlar.
8-Kur’an okumak, hastalıklara şifadır.
9-Kur’an okumak ruhun güçlenmesine neden olur. Çünkü soyut ruh, ilahi nurla beslenir ve güç alır.
10-Kur’an insanı korur. Çünkü bireylerin ve halkların hem olgunluk ve hem de helaket etkenlerinin tümü Kur’an-ı Kerim’de açıklanmıştır.
11-Kur’an-ı Kerim, insan için hidayet ve saadet kitabıdır.
12-Katılaşma, kalbin hastalıklarından biridir ve kalbin yumuşaması, bazı etkenlere bağlıdır ve bu etkenlerden biri de öğüttür.
13-Kur’an-ı Kerim okumak ve onunla menus olmak, insan için ve insan yaşamına bereket getirir.
14-Kur’an ile menus olmak, insana hakkı batıldan ayırt etme gücü verir.
15-Kur’an-ı Kerim’le menus ve aşina olmak, Kur’an’ı kılavuz edinmek ve ona bağlılık, karanlıklardan ve fitnelerden kurtulup aydınlığa ve doğruya ulaşma nedenidir.
16-Kur’an-ı Kerim kıyamette bir sûrette örtaya çıkacak ve görünecektir.
17-İnsan kıyametteki makamı Kur’an-ı Kerim’le ilintilidir.
18-Kur’an-ı Kerim şefaat ve şikayet edecektir.
19-Kur’an-ı Kerim, yüce Allah tarafından Peygamberimize (s.a.a) verilmiş olan ebedî mücizedir.
20-Kur’an-ı Kerim, eşi ve benzeri olmayan yüce Allah’ın kitabı olduğu için kimse onun benzerini getiremez. İşte bu gerçeğe “tehaddi=meydan okuma” tabiri kullanılmıştır.
21-Genel anlamıyla halkın ve özelde de iman edenlerin sorumluluk ve yükümlülüklerinden biri, Kur’an-ı Kerim’in sûre ve ayetlerinde düşünmek ve akletmekten ibarettir.
22-Kur’an-ı Kerim’in hakikatine ulaşabilmek mümkündür.
Bu haftaki hutbenin konusundan ibaret olan yirmi üçüncü ders ise, şundan ibarettir:
23-Kur’an-ı Kerim “nur”dur; onda gizlilik ve karanlık yoktur. Kur’an’ın “nur” oluşu, anlamının tamamen açık olduğu ve tefsire/yoruma ihtiyaç duymadığı anlamına da gelmez. Kur’an-ı Kerim, tefsire ihtiyaç duyan ve yorumlanması gereken bir kitabtır.
Tefsirin Anlamı
Tefsir, konuşma kuralına uygun olarak söylenen ve anlamı da açık olmayan kelime veya cümle üzerindeki perdeyi kaldırmak ve manasını aydınlatmaktır.
5. yüzyıla kadar Kur’an hakkında yapılan tefsirler, hadislere dayalı olmuştur ve bu döneme kadar içtihadî tefsir yapılmamıştır.
Tefsir Kaynakları
Kur’an tefsiri bağlamında en güzel kaynak, yine Kur’an’ın kendisidir; Kur’an’dan sonraki sırada olan masum imamların sünnetidir ve sünnetten sonra gelen ise akıldır. Bu kısa açıklamadan sonra tefsirin kısımları şöyle sınıflandırılabilir:
1-Kur’an’ın Kur’an ile tefsiri
2-Kur’an’ın sünnet ile tefsiri
3-Kur’an’ın akıl ile tefsiri
Akıl, vehimden uzak kaldığı ve kanıtsal olduğu taktirde Kur’an’ı tefsir etme hakkına sahiptir ve tefsiri de doğru kabul edilir. Ama eğer akıl, vehime bulaşarak doğru rotasından uzaklaşacak olsa, tefsir hakkı yoktur ve yapacağı tefsire de güvenilemez. Çünkü bu durumda, “re’y ile tefsir” etmiş olacaktır.
Re’y İle Tefsir
Kur’an’ın tefsire gereksinim duyduğu bir gerçektir; ama bu tefsir, “re’y ile tefsir” türünden olmamalıdır. Çünkü tefsirin bu türü, yasaklanmış ve kınanmıştır.
İmam Cafer-i Sadık (a.s) bu hususta şöyle buyurmuştur:
«مَن فَسَّرَ القرآنَ بِرَأيِهِ اِن اصاب لَم يُؤجَر و اِن اَخطَأ خَرَّ اَبعَدَ مِنَ السماءِ.»
“Kur’an’ı kendi re’yi, kendi görüşü doğrultusunda tefsir eden kimse, doğru tefsir etse bile mükâfat alamayacaktır; hata ettiği taktirde ise (Allah’ın rahmetinden uzaklaşmış olacak) gökyüzünden daha uzak bir noktadan düşmüş olacaktır.”
Yüce Allah Resulü (s.a.a) ise şöyle buyurmuştur:
«مَن فَسَّرَ القرآنَ بِرَأيِهِ فقد افتری علی الله الکَذِب»
“Kur’an’ı kendi görüşüyle tefsir eden kimse, şüphesiz ki Allah’a yalan iftirası atmış olur.”
Re’y İle Tefsirin Anlamı
Re’y ile tefsir, akıl yardımıyla yapılan içtihadî tefsir kapsamı dışında olan bir tefsir türüdür. Bir ayetin, diğer ayetler göz önünde bulundurulmaksızın ve sadece Arap ilimleri yardımıyla tefsir edilmesi “re’y ile tefsir” olarak tanımlanmıştır. Kur’an ayetleri, birbirlerinden ayrık kelimeler olmakla birlikte birbirleriyle ilintili bir cümledir. İşte bu nedenle, diğer ayetler nazarda tutulmaksızın bir ayeti tefsir etmek, “re’y ile tefsir” olarak betimlenmiş ve bu tür tefsirden de nehyedilmiştir.
Kur’an-ı Kerim, böylesi tefsir türünü kınamış ve şöyle buyurmuştur:
«الَّذِينَ جَعَلُوا الْقُرْآنَ عِضِينَ»
“Öyle kişilerdi onlar ki Kurân'ı parça-parça ettiler; bir kısmına inandılar da bir kısmına inanmadılar.”
Yine aynı konuya nazir bir diğer ayet şöyle buyurmaktadır:
«وَلاَ تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولـئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولاً»
“Bilmediğin şeyin üstünde durup ısrâr etme; çünkü kulak da, göz de, gönül de, hepsi de sorumludur bundan.”
İmam Cafer-i Sadık (a.s) bu bağlamda şöyle buyurmuştur:
«مَن قال فی القرآن بغير علم فليتبوء مقعدَه من النار.»
“Bilgisi olmaksızın Kur’an hakkında söz söyleyen kimse, ateşten olan yerini doldurmuş olur.”
İmam Muhammed-i Bakır (a.s), Kutade b. Diame’yi re’y ile tefsirden sakındırarak şöyle buyurmuştur:
«دخل قَتادة بنُ دِعامةَ علی ابی جعفر(ع) فقال يا قتاده انت فقيه اهل البصره فقال هکذا يزعمون فقال ابوجعفر(ع) بلغنی انک تفسُر القرآن فقال له قتاده نعم فقال له ابوجعفر(ع) فان کنت تفسره بعلم فانت انت و انا اسالک الی ان قال ابو جعفر عليه السلام و يحک يا قتاده ان کنتَ انما فسرت القرآن من تلقاء نفسک فقد هلکتَ و اهلکتَ و ان کنت فسرتَهُ من الرجال فقد هلکتَ و يحک يا قتاده انما يعرف القرآن من خوطب به»
“Kutade b. Diame bir gün Ebu Cafer’in -İmam Muhammed-i Bakır’ın- (a.s) huzuruna vardığında İmam (a.s) buyurdu: Kutade! Sen Basra halkının fakihisin.
Kutade dedi: Böyle düşünüyolar.
İmam (a.s): Kur’an’ı tefsir ettiğini ilettiler bana.
Kutade: Evet.
İmam (a.s): Eğer bunu bilgi üzere yapıyorsan ne güzel... ama eğer kendi yanından tefsir ediyorsan vay haline! Böyle bir durumda hem kendini helak etmiş olursun ve hem de başkalarını. Eğer başkalarına dayanarak tefsir ediyorsan kendini helak etmiş olursun. Kutade! Kur’an’ı, ancak Kur’an’la muhatap kılınan tanıyabilir.”
Kur’an’ın Tevili Ve Tevil İle Tefsir Arasındaki Fark
Tevil, ayetin mefhum ve manası dışında olan bir olgudur ve ayetle, temsil edilenle temsil arasındaki veya batın ile zahir arasındaki ilinti türünden bir ilintisi vardır. Tevil, sadece bazı ayetlerle sınırlı değildir; bilakis muhkem ve müteşabih ayetlerin tümü hakkında geçerlidir.
Burhan tefsirinde İbn-i Babeveyh’ten, o da kendi tarikiyle Cafer b. Muhammed Ammare’den, o da babasından ve babası da Cafer b. Muhammet’ten (a.s) şöyle rivayet etmiştir:
“Allah, Musa (a.s) ile konuştuğunda ve ne tür bir konuşma yaptığı hakkında ne diyebilirim; Musa’ya (a.s) Tevrat’ı indirdi ve levhalarda onun için her şeyden nasihat ve ayrıntı verdi. (Allah) Musa’nın (a.s) elinde bir mücize ve âsâsında bir başka mücize kıldı; tufan, çekirge, kubağa, kertenkele, kan, nehrin yarılması, Firavunun ve ordusunun boğulması olaylarında da Musa’nın (a.s) eliyle mücizeler yarattı.


Bu övgüyle birlikte yüce Allah onları tevil bildiğini buyurmamıştır.

Vesselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu
 
Üst