Kuran(reçete Uygulanmadan Hastalik şifa Bulmaz)

  • Konbuyu başlatan zeynep_hearty
  • Başlangıç tarihi
Z

zeynep_hearty

Guest
Kur’an, bir kere nazil olup bitmiş bir kitap değil, her an nazil olan ve kıyamete kadar da nazil olmayı sürdürecek olan, ayakları yerde başı gökte ilahi bir hitaptır. Bu hitaba beyazı ve siyahı, kadını ve erkeği, doğulusu ve batılısıyla herkes muhataptır. ‘Gökten gelen’ kelam ayeti ‘yerden biten’ insan ayetiyle buluşunca tohum toprağa, can canana, vahiy insana kavuşmuş olmakta; anlam insanını, insan ise kaybettiği anlamını bulmaktadır.

Gel gör ki, insanla vahiy arasına görünmez engeller gerilmiş; vahyi insansız, insanı vahiysiz ve de anlamsız bırakmak isteyen hoyrat eller, ilahi mesajın diriltici çağrısına teşne kulaklara kurşun akıtmıştır. Dahası, bu mesajı can kulağıyla dinleyecek olan bir çok can, dilinden anlamadığı bir mesajı kendisine anlatacak bir tercümana muhtaçtır.

“Dünyanın en çok okunan kitabı hangisidir?” diye sorsanız; hiç kuşku duymadan “Kur’an’dır!” cevabını verirdim. Yine sorsanız: “Dünyanın en çok okunduğu halde en az anlaşılan kitabı hangisidir?” diye. Cevabım yine aynı olurdu: “Kur’an!”

Ölümcül bir hastalıktan kıvrandığınızı düşünün. Tedavi olmak için çalmadık kapı bırakmıyorsunuz. En sonunda elinize hastalığınızı kesinkes iyileştirecek işinin erbabı bir hekimin reçetesi geçiyor. Fakat, o da ne? Siz reçeteyi alıp sabah akşam bilmem kaç defa okuyorsunuz. Hatta ezberliyorsunuz. Onunla da yetinmeyip ezberletiyorsunuz. Üstelik bin bir çeşit yazı stiliyle altınyaldız harflere döküyorsunuz o reçeteyi. Sabah akşam öpüyor, başınızın üzerinde gezdiriyorsunuz. Hatta bazı kere bardağa koyup suyunu bile içiyorsunuz. Daha da ileri gidip besteliyorsunuz ve türlü makamlarda icra ediyorsunuz reçetede yazılanları.

Ama bir türlü hastalığınız iyi olmuyor. Olmaması çok doğal. Çünkü siz reçeteye hürmet ettiğinizi sanırken, gerçekte siz bilmeden de olsa reçeteyle ve onu yazan hekimle dalga geçiyorsunuz. Bu yüzden de kimi zaman reçetenin doğruluğu hakkında kuşkuya düşüyor, doktorun pek de uzman olmadığı gibi duygulara kapılıyorsunuz. En azından, sırf kendi kusurunuz yüzünden artık başka kapılara umut bağlıyor, o reçeteyi “metruk” bırakıyorsunuz.

İyileşmemeniz doğal; çünkü siz reçeteyi uygulamıyorsunuz.

Ne eksik, ne fazla; Kur’an’ın başına gelen işte budur. Ağzını açan anlaşılmayı ister. Allah da anlaşılsın diye insanla konuşmuştur. Vahiy, insanoğluna gönderilen bir gök sofrasıdır: Bu sofradan yemeyen ruhlar, açlıktan ölmeye mahkumdur. Ruhu ölenin insanlığı ölmüştür; geriye kalan bir pantolon et, bir gömlek kemik...

Yüzyıllardır, Kur’an’la insanı buluşturmak için çaba verilir. Paha biçilmez tefsir müktesebatı ve Kur’an kitaplığımız, işte bu eli öpülesi çabaların ürünüdür. Fakat Kur’an’ın anlaşılması için gösterilen her çaba kendi çağına hitap eder. Mutlak olan vahiydir; hiçbir yorum mutlaklaştırılamaz. Yorum mutlaklaştırıldığı gün vahiy susar. Bu nedenledir ki, Kur’an’ı her çağın diline tercüme edecek tercümanlar olmalıdır.

Vahyi anlamak idrak etmek için doktorun o reçeteyi kime verdiği ve kime anlattığıdır işte bu noktada vahyin anlaşılmasının en önemli unsurlarından olan efendimizi anlamak onun hayatını yaşantısını anlamak gerekmektedir..reçeteyi 1. elden teslim alan el ne söylenmek istediğini daha iyi anlıyacağı şüphesizdir...vahiy gönderen ve vahiy gelen arasındaki ilişki söylenen anlatılmak istenen mananın anlaşılabilir olması açısından ön plana çıkmaktadır ..

Ama Kur’an “hayat” demektir; Kur’an’ın anlamı ise “hayatın anlamı” demektir. Hele ademoğlu tarihi boyunca insanlığın yaşadığı en büyük yol kazası, en baştan çıkarıcı yalan olan modern çağa, Kur’an değilse kim ve ne cevap verecektir?
Andolsun biz Kur’an’ı öğüt almak için kolaylaştırdık; o halde düşünüp öğüt alan yok mudur?(kamer sr ayet 17)


selam ve dua ile...
 
Üst