Kuran-ı Kerimde Herşey Mevcuttur.

U.S.A

New member
Kuran-ı Kerimde Herşey Mevcuttur.

EY KURAN-I KERİMDE HERŞEY MEVCUT DEĞİL DİYEN. ALLAH, İNSANLARA YAZMAYI UNUTMUŞ DİYENLER. ALLAH YAZMAYI UNUTMUŞ PEYGAMBER EFENDİMİZ S.A.V SÖYLEMİŞ DİYENLER. ŞİRKTEKİLER. SİZ NE DİYORSUNUZ.

ALLAH'U TEALA NE DİYOR:

16/NAHL-89: Ve yevme neb’asu fî kulli ummetin şehîden aleyhim min enfusihim ve ci’nâbike şehîden alâ hâulâ(hâulâi), ve nezzelnâ aleykel kitâbe tibyânen likulli şey’in ve huden ve rahmeten ve buşrâ lil muslimîn(muslimîne).
Ve o gün, bütün ümmetlerin içinde, onların üzerine, onların kendilerinden bir şahit beas ederiz (vazifeli kılarız). Ve seni de onların üzerine şahit olarak getirdik. Ve sana, herşeyi beyan eden (açıklayan), hidayete erdiren ve rahmet olan Kitab’ı, müslümanlara (Allah’a teslim olanlara) müjde olarak indirdik.

EY HALA KURAN EKSİKTİR. KURANDA BAZI ŞEYLER YAZMAZ DİYENLER. SİZ NE DİYORSUNUZ.

ALLAH'U TEALA NE DİYOR:

6/EN'AM-38: Ve mâ min dâbbetin fîl ardı ve lâ tâirin yatîru bi cenâhayhi illâ umemun emsâlukum, mâ farratnâ fîl kitâbi min şey’in summe ilâ rabbihim yuhşerûn(yuhşerûne).
Ve yeryüzünde yürüyen hayvanlardan ve iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa (4 ayaklı) hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki; sizin gibi ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rab’lerine haşrolunacaklar (olunurlar).

EY HALA ALLAH'A İFTİRADA BULUNUP GÖRMEDİKLERİ ŞEYLERİ YOK SANAN ZAVALLILAR. SİZ NE DİYORSUNUZ.

ALLAH'U TEALA NE DİYOR:

30/RUM-58: Ve lekad darebnâ lin nâsi fî hâzel kur’âni min kulli mesel(meselin), ve le in ci’tehum bi âyetin le yekûlennellezîne keferû in entum illâ mubtılûn(mubtılûne).
Ve andolsun ki bu Kur’ân’da insanlar için bütün meselelere örnekler verdik. Ve eğer onlara bir âyet getirsen, kâfirler mutlaka: “Siz sadece bâtılla uğraşan kimselersiniz.” derler.

HALA KURANDAN HERŞEY YOK MU DİYECEKSİNİZ?
HALA BU KURANDA HERŞEYİ SIĞDIRMAYA ALLAH'IN GÜCÜ YETMEZ Mİ DİYECEKSİNİZ.

EĞER HALA ÖYLE DİYORSANIZ. BU DEDİĞİNİZİ İNSANLARA DEĞİL ALLAH'U TEALA'YA SÖYLEYİN. MUHATTABINIZ ALLAH'TIR.
BU İFTİRALARINIZIN KARŞILIĞINI MUHAKKAK Kİ ALACAKSINIZ.

MUTLAK BİZLER KURAN-I KERİMDEKİ HERŞEYİ GÖREMEYEBİLİRİZ. BUNLARI ALLAH'IN GÖSTERDİKLERİ BİLİRLER. YANİ ALLAH'IN ,
HER DEVİRDE
HER KAVİMDE YAŞANA RESULLERİ.

AMA BİZ MUHAKKAK Kİ GÖRMEDİĞİMİZ FAKAT İMAN ETTİĞİMİZ RABBİMİZE İNANANLARDANIZ.

İNANMAK İÇİN GÖRMEK Mİ GEREKİR?


ALLAH KÜLLİ ŞEYİN KADİR.
 

tarikay

New member
Kur'ân Bütün Ilimler Kapsar

Kur'ân Bütün Ilimler Kapsar

4-5- KUR'ÂN BÜTÜN İLİMLER KAPSAR
Allahû Teâlâ Hz. Nahl Sûresi 89. âyet-i kerîmesinde Kur'ân-ı Kerim'in herşeyi açıkladığını ifade buyurmuştur.

16/ NAHL-89: Ve yevme neb'asü fiy külli ümmetin şehiyden aleyhim min enfüsihim ve ci'nâ bike şehiyden alâ hâülâ' , ve nezzelnâ aleykelkitâbe tibyânen likülli şey'in ve hüden ve rahmeten ve büşrâ lilmüslimiyn.
Ve o gün bütün ümmetlerde içlerinden birini onların üzerlerine şahit beas ederiz. Seni de kendi ümmetine şahit tutacağız. Sana bu kitabı herşeyi açıklayıp anlatan, doğru yolu gösteren rehber, rahmet ve müjde olarak indirdik.
6/ EN'AM-38: Mâ ferratnâ fiylkitâbi min şey'in .
Biz bu kitapta hiçbirşeyi eksik bırakmadık.

Allah'ın yarattığı herşey Kur'ân-ı Kerim'de ifadesini asıl olarak bulmuştur. Fakat Kur'ân'da bir netice olarak mevcut olup, detaylarının mutlaka idrak eden kişiler tarafından açıklanması lazımdır.

30/ RUM-58: Ve lekad darebnâ linnâsi fiy hâzelkur'âni min külli mesel, ve lein ci'tehüm biâyetin leyekuûlennelleziyne keferû in entüm illâ mübtılûn.
Andolsun ki, biz Kur'ân'da insanlar için her çeşit misalden açıkladık. Ve eğer sen onlara bir âyet getirsen, derler ki o kâfirler, "Sen ancak batılı söyleyensin."
25/ FURKAN- 33: Velâ ye'tûneke bimeselin illâ ci'nâke bilhakkı ve ahsene tefsiyrâ.
Sana getirdikleri hiçbir mesele yoktur ki, Biz onun cevabını Hak ile ve en güzel (ahsen) tefsir ile getirmiş olmayalım.
6/ EN'AM- 67: Likülli nebe' in müstekarrün ve sevfe ta'lemûn.
Kur'ân'da her haber takarrür etmiştir (haberin gerçekleşeceği belirli bir vakit kararlaştırılmıştır). Siz de bileceksiniz.

O halde bu Kur'ân her zaman ve her mekânda yaşanan Allah'ın ilmi kelâmıdır.
 

ARPACHSCHAD

New member
Kuranda Her Sey Yoktur Zaten Olmasi Da Beklenemez.kuran Bir Oguttur.nasihattir.
Kuranda Bizi Yani Insanlari Ilgilendirecek Iman Ve Islam Duzeyinde Hersey Mevcuttur.baska Hicbir Kaynaga Bu Yonuyle Gerek Yoktur.

Ama Sunuda Unutmamak Gerekirki Kuran Bir Bilim Veya Matematik Kitabi Degildir.kuran Kainatta Sahibini Arayan Kisiye Rehber Ve Kilavuzdur.

Islam Kalin
 

U.S.A

New member
ARPACHSCHAD' Alıntı:
Kuranda Her Sey Yoktur Zaten Olmasi Da Beklenemez.kuran Bir Oguttur.nasihattir.
Kuranda Bizi Yani Insanlari Ilgilendirecek Iman Ve Islam Duzeyinde Hersey Mevcuttur.baska Hicbir Kaynaga Bu Yonuyle Gerek Yoktur.

Ama Sunuda Unutmamak Gerekirki Kuran Bir Bilim Veya Matematik Kitabi Degildir.kuran Kainatta Sahibini Arayan Kisiye Rehber Ve Kilavuzdur.

Islam Kalin

Sen kendi kendini avut herşey yoktur diye. Allah'u Teala herşey vardır diyor. Biz hiç bir şeyi eksik bırakmadık diyor. Ne yaş ne kuru.

Bir adam kalmış Kuranda herşey yoktur diyor. Nereden uyduruyorsunuz bu sözleri bu sözlerinin kaynağı nedir?

Amarikada ve gelişmiş bir çok ülkede bilim adamları, düşünürler vs.. günümüzde Kuran-ı Kerimi araştırıp kendine rehber edinmişken sizin gibi İslamız diyenler Kurandan bir habersiniz.

DEVE KUŞU KAFASINI KUMA SOKARDA ETRAFTAKİLERİNİ YOK ZANNEDER.
GÖRMEDİĞİNİZ ŞEYLER YOK DEĞİLDİR. kURAN-I KERİME İFTİRADA BULUNMAYIN. BİZ HERŞEYİ GÖREMİYORUZ DİYİN.
 

Karababa

Member
“Mescid; namaz kılmayanlar arasında, Kur’an-ı Kerim; fâsıkın kalbinde ya da onu okumayan birinin evinde, sâliha bir kadın; kötü huylu bir adamın nikahı altında, sâlih bir erkek; arsız bir kadının yanında ve âlim; onun ilminden istifade etmeyen bir topluluk arasında gariptir.”

Demiştir rasulullah sav. Bir hadisinde ne güzel açıklanmış.
 

ARPACHSCHAD

New member
U.S.A' Alıntı:
Sen kendi kendini avut herşey yoktur diye. Allah'u Teala herşey vardır diyor. Biz hiç bir şeyi eksik bırakmadık diyor. Ne yaş ne kuru.

Bir adam kalmış Kuranda herşey yoktur diyor. Nereden uyduruyorsunuz bu sözleri bu sözlerinin kaynağı nedir?

Amarikada ve gelişmiş bir çok ülkede bilim adamları, düşünürler vs.. günümüzde Kuran-ı Kerimi araştırıp kendine rehber edinmişken sizin gibi İslamız diyenler Kurandan bir habersiniz.

DEVE KUŞU KAFASINI KUMA SOKARDA ETRAFTAKİLERİNİ YOK ZANNEDER.
GÖRMEDİĞİNİZ ŞEYLER YOK DEĞİLDİR. kURAN-I KERİME İFTİRADA BULUNMAYIN. BİZ HERŞEYİ GÖREMİYORUZ DİYİN.


neden bu kadar sert bir sekilde konusuyorsunuz.birilerine olan kizginliginiz mi var?
insanlari hemen yargilamaktan ziyade onlarinda dusuncelerine saygi duymaniz gerekir.

yazdiginiz ayetleri birlikte inceleyelim:


ENAM 38

Ali Bulaç 38- Yeryüzünde hiç bir canlı ve iki kanadıyla uçan hiç bir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz Kitap'ta hiç bir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır.
Diyanet Vakfı 38. Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi ancak sizin gibi topluluklardır. Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler.
Edip Yüksel 6:38 Kanatlarıyla uçan kuşlar dahil yeryüzündeki tüm yaratıklar sizin gibi birer toplum. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.5 Sonra onlar (tüm yaratıklar) Rab'lerinin huzuruna toplanacak.
Elmalılı Hamdi Yazır 38-Yerde debelenen hiçbir hayvan ve iki kanadı ile uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar! Biz kitapta hiçbir eksik bırakmamışızdır. Sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar.
Süleyman Ateş 38. Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadiyle uçan hiçbir kuş yoktur ki, (onlar da) sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır. Sonra (onlar), Rableri(nin huzuru)na toplanacaklardır.
Yaşar Nuri Öztürk 38 Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı, iki kanadıyla uçan hiçbir kuş istisna olmamak üzere hepsi sizin gibi ümmetlerdir. Biz bu Kitap'ta, herhangi birşeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. Onlar, sonunda Rableri önünde haşredilirler.




--------------------------------------------------------------------------------
NAHL 89
Ali Bulaç 89- Her ümmet içinde kendi nefislerinden üzerlerine bir şahid getirdiğimiz gün, seni de onlar üzerinde bir şahid olarak getireceğiz. Biz Kitabı sana, her şeyin açıklayıcısı, müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.
Diyanet Vakfı 89. O gün her ümmetin içinden kendilerine birer şahit göndereceğiz. Seni de hepsinin üzerine şahit olarak getireceğiz. Ayrıca bu Kitab'ı da sana, her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.
Edip Yüksel 89. Her topluluk içinden, kendilerine karşı bir tanık gönderdiğimiz, şunlara karşı da seni tanık olarak getirdiğimiz gün... Biz sana bu kitabı, her şeyi açıklayan, bir yol gösterici, bir rahmet ve müslümanlara bir müjde olarak indirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır 89-Hele her ümmet içinde kendilerinden kendi üzerlerine bir şahit göndereceğimiz seni de onların üzerine şahit getirdiğimiz gün!.. Bu Kitabı sana, herşeyi beliğ bir şekilde açıklamak; hem bir hidayet kanunu, hem bir rahmet, hem de müslümanlara müjde olmak üzere ceste ceste indirdik.
Süleyman Ateş 89. Her ümmet içinde, kendi aralarından, aleyhlerine bir şahid getireceğimiz gün, seni de bunların aleyhine şahid getirmiş olacağız. Sana bu Kitabı, her şeyi açıklayan ve müslümanlara yol gösterici, rahmet ve müjde olarak indirdik.
Yaşar Nuri Öztürk 89 Gün olur, her ümmet için kendi aleyhlerine kendi içlerinden bir tanık çıkarırız. Seni de şu insanlar hakkında tanık olarak getireceğiz. Sana bu Kitap'ı indirdik ki herşey için ayrıntılı bir açıklayıcı, bir kılavuz, bir rahmet, Müslümanlara da bir müjde olsun.



RUM 58


Alii Bulaç 58- Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlar için her örneği gösterdik. Şüphesiz, sen onlara bir ayetle geldiğin zaman, o inkârcılar, mutlaka: 'Siz ancak muptil olanlardan başkası değilsiniz' derler.
Diyanet Vakfı 58. Andolsun ki biz, bu Kur'an'da insanlar için her çeşit misale yer vermişizdir. Şayet onlara bir mucize getirsen inkârcılar kesinlikle şöyle diyeceklerdir: Siz ancak bâtıl şeyler ortaya atmaktasınız.
Edip Yüksel 58. Biz bu Kuran'da halka her türlü örneği verdik. Onlara bir mucize getirsen, kafirler, "Siz yanılanlarsınız," diyeceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır 58-Andolsun ki bu Kur'an'da her çeşit misaller getirdik. Yemin ederim ki, sen onlara başka bir ayet de getirsen o küfredenler yine diyecekler ki(SIMDI KURANDA HERSEY VARSA NEDEN BASKA BIR AYETIN GELME IHTIMALINDEN BAHSEDILIR?): "Siz muptilsiniz (olmayanı gerçek gibi gösteren kimselersiniz)!"
Süleyman Ateş 58. Andolsun biz bu Kur'an'da insanlara her çeşit misali getirip anlattık. Onlara bir ayet getirdiğin zaman inkar edenler: "Siz (geleneklerimizi) iptal edenlerden başka bir şey değilsiniz." derler.
Yaşar Nuri Öztürk 58 Yemin olsun ki, biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü örneği verdik. Sen onlara bir mucize getirsen, gerçeği örten nankörler/inkâr edenler mutlaka şöyle diyeceklerdir: "Siz, eskiyi hükümüz kılanlardan başkası değilsiniz."



oncelikle kuranin herseyi aciklayici bir kitap oldugunu kabul ediyorum.nitekim kuranda ayetlerde bunu ifade ediyor.ama kuran hicbir zaman bu kitapda hersey bulunur demez zaten su durumda boyle bir iddia kuranda bir cok celiskiyi ortaya cikarir.
kuran insanlari dogru yola goturecek yeterince misal ve ornek verdigini bildirir.bu Allahin daha baska ayetler ve misaller veremeyecegi anlamina gelebilir mi?
HER SEYIN ACIKLAYICISI OLMAK DEMEK ICNDE HERSEYDEN BAHSEDILMEK DEMEK DEGILDIR?
AYNI ZAMAN DA KURANDA BIR BASKA AYETTE ADI ANILMAYAN PEYGAMBERLERDEN BAHSEDILIR.BU AYET DAHI KURANIN ICINDE HERSEYIN BELIRTILMEDIGINE DELILDIR!!!

KAF [İ:34.4, R:50.4] Toprağın onlardan neyi eksilttiğini pek iyi bilmişizdir biz. Her şeyi saklayıp koruyan bir Kitap var katımızda.


FÂTIR [İ:43.31, R:35.31] Kitap'tan sana vahyettiğimiz, kendinden öncekini tasdikleyici hakkın ta kendisidir. Allah, kullarından tam haberdardır, onları iyice görmektedir.

KAF [İ:34.4, R:50.4] Toprağın onlardan neyi eksilttiğini pek iyi bilmişizdir biz. Her şeyi saklayıp koruyan bir Kitap var katımızda.AYETTE FARKLI BIR KITAPTAN BAHSEDILIR.NITEKIM BURADA IFADE EDILEN KITAP KURANIN BIR COK YERINDE IFADE EDILIR
TÂHÂ [İ:45.52, R:20.52] "Onlara ilişkin bilgi, Rabbim katında(ALLAH BU KITABIN KENDI KATINDA OLDUGUNU SOYLUYOR) bir Kitap'tadır. Rabbim ne şaşırır ne de unutur."

--------------------------------------------------------------------------------
VÂKIA [İ:46.78, R:56.78] Titizlikle saklanan bir Kitap'tadır.



NEML [İ:48.75, R:27.75] Yerde ve gökte hiçbir gayb yoktur ki, açıklayıcı bir Kitap'ta olmasın.(KURANDA DEMIYOR DIKKATINI CEKERIM)




YÛNUS [İ:51.61, R:10.61] Bir iş ve oluşta bulunsan, Kur'an'dan bir şey okusan; herhangi bir iş yapsanız, siz ona dalıp gitmişken biz üstünüzde mutlaka tanıklarız. Ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca bir şey, ondan daha küçüğü de daha büyüğü de Rabbinden uzakta/gizli kalmaz; tümü apaçık bir Kitap'tadır.


EN'AM [İ:55.59, R:6.59] Gaybın anahtarları O'nun yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde olanı da bilir. O'nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. Toprağın karanlıklarındaki bir dâne, yaş ve kuru her şey apaçık bir Kitap'ın(AYNI KTABDAN BASEDILEN BIR BASKA AYETTIR BUDA) içindedir.

KURAN KENDISINE NISBETEN HICBIR ZAMAN HERSEYDEN BAHSEDICI OLDUGUNU IDDIA ETMEZ FAKAT HERSEYE ANLAMINI VEREN SIRLARA SAHIB OLDUGUNU IDDIA EDER CUNKU O BIR REHBERDIR HIKMETTIR YOL GOSTERICIDIR.
BUNUN GOREMEMEKLE FALAN BIR ILGISI YOKTUR GUZEL KARDESIM KURAN ANLASILIR VE APACIK OLAN BIR KITAPTIR.
SIZE TAVSIYEM KURANA BUTUNCUL BAKMANIZDIR.

KURANDA HERSEY VARSA ALLAH NEDEN BASKA BIR AYET GETIRMEKTEN BAHSEDER?
BUNUN CEVABINI VEREMEZSIN GUZEL KARDESIM CUNKU BU BIR CELISKIDIR.
OYSA KURAN KENDISINI ICINDE SUPHE OLMAYAN BIR KITAP OLARAK BELIRTIR


HERSEYI BILEN VE HERSEYI KATINDA BIR KITAPTA TUTAN ALLAHA SUKURLER OLSUN
 

U.S.A

New member
ARPACHSCHAD Neden bu kadar sert bir sekilde konusuyorsunuz.birilerine olan kizginliginiz mi var?
insanlari hemen yargilamaktan ziyade onlarinda dusuncelerine saygi duymaniz gerekir.

yazdiginiz ayetleri birlikte inceleyelim:

Kardeşim kalbini kırdıysak hakkını helal et. Sert konuşmamıza gelincede biz ayetleri yazıyoruz. Konuyu açıklıyoruz. Ama siz çıkıyorsunuz. Hiç bir ayet yazmadan sadece yalan yanlış diyerek bunu yalanlıyorsunuz. Bu kadar basit mi inşallah?
 

U.S.A

New member
oncelikle kuranin herseyi aciklayici bir kitap oldugunu kabul ediyorum.nitekim kuranda ayetlerde bunu ifade ediyor.ama kuran hicbir zaman bu kitapda hersey bulunur demez

6/EN'AM-38: Ve mâ min dâbbetin fîl ardı ve lâ tâirin yatîru bi cenâhayhi illâ umemun emsâlukum, mâ farratnâ fîl kitâbi min şey’in summe ilâ rabbihim yuhşerûn(yuhşerûne).
Ve yeryüzünde yürüyen hayvanlardan ve iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa (4 ayaklı) hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki; sizin gibi ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rab’lerine haşrolunacaklar (olunurlar).


Kendiniz sorunuz cevabıyla açıklamışsınız zaten. Biz bu Kuranda hiçbirşeyi eksik bırakmadık demek ne demektir. Herşey mevcuttur. Hiçbirşeyi kelimesinin sözlükteki anlamına bakmanızı tavsiye ederim.

Kİ BİZ HERŞEYİ GÖREMEYEBİLİR. HERKES SEVİYESİNE GÖRE GÖRÜR. KURAN-I KERİMİN 7 RUHU VARDIR.
HER ŞEYİN BULUNDUĞUNU BİZ SÖYLEMİYORUZ. ÇÜNKÜ BİZDE HERŞEYİ GÖREMİYORUZ. AMA ALLAH'U TEALA HERŞEYİN MEVCUT OLDUĞUNU SÖYLÜYOR. Kİ ALLAH'U TEALA HİÇBİRŞEYİ EKSİK BIRAKMAMIŞIZ DİYORSA MUTLAK BIRAKMAMIŞTIR İNŞALLAH...


Bir adam kalkıp namazın sünnet olarak belirlenen kılınış şeklini sorarsanamazın şekli yoktur. Kuran-ı Kerimde yoktur demiyoruz. Namazın şekli yoktur diyoruz. Biz peygamber efendimizin kıldığı gibi kılıyoruz. Bazısı oturarak kılıyor bazısı gözünü kapatarak.... İstersen dağdan yuvarlanarak ibadet et. Musa a.s. hikayesindeki adam gibi. Ama niyet farzdır.
 

U.S.A

New member
AYNI ZAMAN DA KURANDA BIR BASKA AYETTE ADI ANILMAYAN PEYGAMBERLERDEN BAHSEDILIR.BU AYET DAHI KURANIN ICINDE HERSEYIN BELIRTILMEDIGINE DELILDIR!!!

EVET KURAN-I KERİMDE BÜTÜN PEYGAMBERLERİN ADINI GÖREMİYORUZ. AMA BU YOK ANLAMINA GELMEZ. SİZE BİR MİSAL VEREYİM:

ulucami'nin açılışında yıldırım bayezid han, ilk hutbeyi damadı emir sultan ın okumasını arzu etmiş, fakat emir sultan, kendisinden daha alim bir zatı tanıdığını, onun okumasının gerektiğini söylemiş. derken, o zamana kadar halk tarafından basit bir fırıncı olarak bilinen somuncu baba'yı büyük ısrarlarla kürsüye çıkartmış. somuncu baba verdiği hutbede fatiha'nın tefsirini yapmış. fatihâ'yı yedi değişik şekilde tefsir etmiş. ilkini herkes anlamış, ikincisini biraz mürekkep yalamış olanlar, üçüncüsünü alimler, dördüncüsünü ilimde derinliğe ulaşmış olanlar anlamış. beş, altı ve yedinci tefsirleri kimse anlamamış.

ÖNCEDENDE SÖYLEDİĞİMİZ GİBİ KURAN-I KERİMİN 7 RUHU VARDIR. HERKES SEVİYESİ KADAR ANLAR.
 

U.S.A

New member
Yemin ederim ki, sen onlara başka bir ayet de getirsen o küfredenler yine diyecekler ki(SIMDI KURANDA HERSEY VARSA NEDEN BASKA BIR AYETIN GELME IHTIMALINDEN BAHSEDILIR?): "Siz muptilsiniz (olmayanı gerçek gibi gösteren kimselersiniz)!"


30/RUM-58: Ve lekad darebnâ lin nâsi fî hâzel kur’âni min kulli mesel(meselin), ve le in ci’tehum bi âyetin le yekûlennellezîne keferû in entum illâ mubtılûn(mubtılûne).
Ve andolsun ki bu Kur’ân’da insanlar için bütün meselelere örnekler verdik. Ve eğer onlara bir âyet getirsen, kâfirler mutlaka: “Siz sadece bâtılla uğraşan kimselersiniz.” derler.

BURADA ANLATILAN ALLAH KTINDAN GELEN BİR AYETİ KERİME DEĞİLİR. AYETLERİ SÖYLEMEK, ONLARA OKUMAK ANLAMINDADIR. PEYGAMBER EFENDİMİZ KAFİRLERE ALAH'IN AYETLERİNİ OKUDUĞU VAKİT İNANMAYACAKLARINI YALANLADIKLARINDAN BAHSETMİŞTİR. KURAN-I KERİM SON ŞERİAT KİTABIDIR. KIYAMETE KADAR BAKİDİR. FAKAT DİĞER İNEN KİTAPLAR KURAN-I KERİMİN AÇIKLAMASI VE ALLAH2IN RESULLERİNE YAZDIRDIĞI KİTAPLARDIR. BUNLAR HİÇ BİR ZAMAN KURAN-I KERİMİN ÖNÜNE GEÇEMEZ.
 

U.S.A

New member
NEML [İ:48.75, R:27.75] Yerde ve gökte hiçbir gayb yoktur ki, açıklayıcı bir Kitap'ta olmasın.(KURANDA DEMIYOR DIKKATINI CEKERIM)


27/NEML-75: Ve mâ min gâibetin fîs semâi vel ardı illâ fî kitâbin mubîn(mubînin).
-Gökte ve yeryüzünde gaib (gizli) ne varsa Kitab-ı Mübin (Levhi Mahfuz)’de vardır.

Evet burada bahsedilen Kuran-ı Kerim değildir. Burada gaybın yazılı olduğu Levh-i mahfuzdur.

Kuran-ı Kerim ile Levhi Mahfuz birbirleriyle karşılaştırılamaz. Kuran-ı Kerim Furkandır.

Furkan: Hakkı batıldan ayıran vasıta demektir. Tabi ki bir insanın ne zaman doğacağı, ne zaman öleceği, kıyamet günü bunların hepsi gaybdır. Ve levhi mahfuz da yazar. Bunu Kuran-ı Kerimde aramak kimseyi bir yere götürmez. Kimseyi hidayetede erdirmez.
 

Karababa

Member
Turnusov bu ne reng

Turnusov bu ne reng

U.S.A' Alıntı:
EVET KURAN-I KERİMDE BÜTÜN PEYGAMBERLERİN ADINI GÖREMİYORUZ. AMA BU YOK ANLAMINA GELMEZ. SİZE BİR MİSAL VEREYİM:

ulucami'nin açılışında yıldırım bayezid han, ilk hutbeyi damadı emir sultan ın okumasını arzu etmiş, fakat emir sultan, kendisinden daha alim bir zatı tanıdığını, onun okumasının gerektiğini söylemiş. derken, o zamana kadar halk tarafından basit bir fırıncı olarak bilinen somuncu baba'yı büyük ısrarlarla kürsüye çıkartmış. somuncu baba verdiği hutbede fatiha'nın tefsirini yapmış. fatihâ'yı yedi değişik şekilde tefsir etmiş. ilkini herkes anlamış, ikincisini biraz mürekkep yalamış olanlar, üçüncüsünü alimler, dördüncüsünü ilimde derinliğe ulaşmış olanlar anlamış. beş, altı ve yedinci tefsirleri kimse anlamamış.

[/B]

Büyük Üstadlarımın verdiği Hutbeyi duydun ya Amelin noksan. Aynı Hikaye gibi. Emirsultan Neden Benden büyükler var dedi? Çünkü Halvette Onu bekleyen Somuncu baba idi. Onu somuncu babaya Hz. Ali Ra. Manevi işaret ile gönderdi. Büyüklük Allah katındadır. Zahirde Hürmet Yaşadır. Emirsultan Hz. Somuncu babanın talebesi idi. Bu konuda Ahmed er rufai nin Üstadı şöyle demişdir. Zahirde ben onun hocasıyım ama batında o benim hocamdır.

işte o hutbenin verildiği mihrabın yanındayım hala gelemedin.


(Cinlerden rasul adı söylemedin) !
 

E R H A N

New member
medyum memişe sor cin adlarını
zavallı cin adı bilmek mecburiyetindemiyiz
Allah a ölmeden evvel ruhumuzu ulaştırmayı dilemek mecburiyetindeyiz
 

Karababa

Member
Ama ses çıkarmayınca ayetleri istediğin gibi çevirebilirsiniz.
Kimseler Karartamaz. Nuru ışık zanneden bedbaht.
 

E R H A N

New member
korkma yaşar gibi
yıldırım çavlı bile senden delikanlıydı
etti yeminini ve gitti
arkadaşının yanına
hadi arkadaşın seni bekliyo
et yeminini ali imran 61 e göre
yada Allah a ulaşmayı dlel ve incele
 

Karababa

Member
Memişte gelsin anada anlatayım cinlerle nasıl uğraşılırmış. gaybdan nasıl haber verilirmiş. İnnema asbirin.
 

ARPACHSCHAD

New member
KONUYLA ILGILI TUM ARKADASLARI ASAGIYA ALINTI YAPTIGIM MAKALEYI OKUMAYA DAVET EDIYORUM.


KUR’AN MUHTEVASININ EPİSTEMOLOJİK TAKSİMİ
-KUR’AN’DA HER BİLGİNİN VAR OLDUĞU SÖYLEMİNE ELEŞTİREL BİR YAKLAŞIM-
İsmail ÇALIŞKAN*

I- KUR’AN’DA HER BİLGİNİN VAR OLDUĞUNA DAİR İLK KANAATLER
‘Kur’an’da hangi tür bilgilerin olduğu’ sorunsalı zihinleri daima meşgul etmiştir. Bu amaçla verilen cevaplar içerisinde en ilginç ve bir o kadar da kapsamlı olanı, onun ‘din ve dünya hakkında her şeyi veya her tür bilgiyi içerdiği’dir. Başka bir iddiaya göre ise o, sadece dini konuları içerir. Kesin olan şudur ki o, insanın bu dünya ve ahirete dair dini anlamda ihtiyaç duyacağı asıl bilgileri vermiştir. Onun bu anlamdaki ilmi kuşatıcılığı müslümanlar nezdinde tartışmasızdır. Ancak bunun mahiyeti ve sınırı bakış açılarına göre değişmektedir. Bu konuda fikir beyan edenler, hangi açıdan bakarlarsa baksınlar onun kuşatıcı muhtevasını çoğunlukla ‘her’ ya da ‘bütün’ kelimesi ile tanımlayarak genelleştirme yoluna gitmişlerdir. Bu yargımızı aşağıdaki satırlarda temellendirmeye çalışacağız.
Kur’an’da her bilginin olduğu tezini savunanlar, entelektüel geleneğe uyarak Kur’an, hadis ve sahabe sözlerinden bir çok dayanak bulmuşlardır. Mesela, Tirmizî’nin naklettiği uzun bir hadise göre Hz. Peygamber, Hz. Ali’ye şöyle demiştir:
“İlerde fitne ortaya çıkacak. (Hz. Ali), ‘ondan kurtulma yolu nedir’ diye sordum. Dedi ki: Allah’ın kitabına sarılın, çünkü, onda sizden öncekiler hakkında bilgiler (nebe’), sizden sonrakilerin haberleri (haber) ve aranızdaki anlaşmazlığın hükmü vardır... Diller onu karıştırıp bozamaz, tekrar tekrar okunmakla eskimez, akılları hayrete düşüren yönleri hiç tükenmez...”
Bu rivayet ve ravileri hakkındaki olumsuz kanaatler bir yana, metinde yer alan ‘onda sizden öncekilerin ve sizden sonrakilerin haberleri vardır’ kısmı, bazı kelime değişiklikleriyle birlikte, kalıp bir ifade olarak Peygamber dışında başka isimlere de nispet edilmektedir. Örneğin, Muhâsibî’nin (ö. 243/857) aktardığı bir rivayete göre Ammar b. Yasir şöyle demiştir: “Size Kur’an yeter. Çünkü onda öncekilerin ve sonrakilerin hazinesi (kenzu’l-evvelîn ve’l-ahirîn) vardır.” İbn Mesud (ö. 32/654) da şöyle demiştir: “İlim isteyen Kur’an’ı incelesin. Çünkü onda öncekilerin ve sonrakilerin ilmi (‘ilm) vardır.” Beyhakî (ö. 458/1065), İbn Mesud’un bu sözüyle “Bilginin temelleri ve esaslarını (usûlu’l-ilm) kastettiği”ni iddia etmiştir. Bu iddia bizde, sonrakilerin ilim anlayışını öncekilere yükleme gibi bir kanaatin doğmasına neden olmuştur. Zira ne İbn Mesud’un zihninde en az iki asır sonra teşekkül edecek olan usûlu’l-ilm kavramı, ne de bu kavramın içeriğini dolduranların zihinlerinde olanlarla onun düşündükleri arasında bir mütekabiliyet vardır.
Alıntı yaptığımız ilk rivayetin sıhhati ve fitne dönemleriyle ilgili siyasal yönü yanında, onun aidiyeti konusunda da bazı ihtimaller karşımıza çıkar. Buna göre o, ya hadis değildir ama öyle gösterilmiştir, ya da bazıları görüşlerine meşruiyet kazandırmak amacıyla kendi sözlerini Hz. Peygamber ya da sahabeye nispet etme yoluna gitmişlerdir. İbn Mesud’un sözü için de benzer şeyler söylenebilir. Görüldüğü gibi, bu karmaşa içerisinde kalıp ifadenin kime ait olduğu netlik kazanmamıştır. Buna rağmen ifadedeki vurgu önemlidir. Çünkü bu ifadenin birinci kısmındaki ‘öncekilerin haberleri’ kıssalara dikkat çekmesi bakımından yerinde bir tanımlama iken, içeriği hakikati yansıtmayan açıklamalarla doldurulmaya çalışılan ‘sonrakilerin haberleri’ ifadesi en azından bu açıklamalar nedeniyle uygun bir tanımlama değildir. Yine de bu bize, ilgili ilgisiz bir çok şeyi Kur’an’da arama zihniyetinin ipuçlarını vermektedir.
Zerkeşi (ö. 794/1391) eserinin ilerleyen sayfalarında aynı kalıbı (Fi’l-Kur’âni ilmu’l-evvelîn ve’l-ahirîn) konu başlığı olarak kullanır ve bu defa kendi görüşü olarak, “Kur’an’da öncekilerin ve sonrakilerin bilgisi vardır. Allah’ın, anlayış kabiliyeti verdiği bir kişi her şeyi ondan çıkarabilir” der, ardından da bu çıkarıma dair şu örnekleri verir:
“Bazıları Hz. Peygamber’in ömrünün altmışüç yıl olduğunu ‘Allah, eceli gelen hiçbir nefsi geri bırakmaz’ anlamındaki Münafikûn suresi 11. ayetinden çıkarmıştır. Çünkü bu ayet altmışüçüncü surenin sonudur ve onu takip eden sure, Teğâbun olup Peygamber’in vefatı ile birlikte bir eksiklik olacağını gösterir. Yine Hz. İsa’dan bahseden Meryem suresi 33. ayetteki ‘Kâle innî abdullâh âtâniye’l-kitâbe’ ifadesinden 36. ayetteki ‘eb‘asu hayyen’ ifadesine kadar otuzüç kelime olmasından hareketle bu sayının Hz. İsa’nın yaşına işaret ettiğini çıkarmışlardır. Zelzele suresi 1. ayetindeki (izâ zulzileti’l-erdu) elif ve ze harflerinin sayısal değerinden hareketle de, bu ayetin Mısır’da hicri 702 tarihinde meydana gelen zelzeleye işaret ettiği sonucunu çıkarmışlardır. Çünkü elif harfi ikiyüz, zal harfi de yediyüze tekabül eder. Bazıları da, bu ebced hesabından yola çıkarak Rum suresinin başındaki ifadelerde Kudüs’ün fethine işaret olduğu sonucuna varmıştır.”
Zerkeşî burada isim vermeksizin örnekleri sunmaktadır. Ancak bu örnekler bize, “öncekilerin ve sonrakilerin haberleri” kavramından neyin anlaşıldığını gayet açık olarak göstermektedir. Buna göre Hz. İsa’nın ve Hz. Peygamber’in yaşının bildirilmesi ‘Öncekilerin haberleri’, Kudüs’ün fethedileceğinin ve Mısır’da deprem olacağının haber verilmesi ise ‘sonrakilerin haberleri’ kavramına dahil edilmektedir. Kaldı ki bunlar gizemli tarafı olan bilgilerdir ve Kur’an bunların hiçbirini açık bir şekilde ifade etmemiştir. Bu şekilde yaklaşılırsa çok daha fazla bilgiye ulaşılabilir. Ancak bunların insanlık için vahyin inmesini gerektirecek kadar değer ifade edip etmeyeceğini ayrıca sorgulamak gerekir.
Kur’an’ın epistemolojik değerine dair İbn Mesud’un “Bu Kur’an’da her ilim (küllü ‘ilmin) indirildi ve Kur’an’da bize her şey açıklandı” sözü ile Hz. Ali’nin “Her şeyin bilgisi Kur’an’da vardır (Mâ min şey’in illâ ve ‘ilmuhu fi’l-Kur’an), ancak insanlar onları anlamaktan acizdir.” sözü daha enteresandır. Bu sözlerin söylendiği dönemi dikkate alacak olursak, ‘ilm’ ifadesinin ‘salt bilgi’ demek olduğunu anlamamız zor olmayacaktır. ‘ilm’ kavramının ihtisas alanı olarak ‘sistematik ilim’ anlamında kullanımı ise daha sonrakilerin açıklamalarında vardır. Bizim dönüşüm dediğimiz şey, işte bu kavrama yüklenen anlamda kendini göstermektedir. Keza ‘ilm’ kavramıyla ilk yüzyıllarda, dini ilimler (fıkıh, kelam vs.) kastedilirken, sonraları bu kavramın bütün pozitif/kevni ilimleri kapsayacak kadar genişletildiğini hemen belirtelim.
 

ARPACHSCHAD

New member
Ortaya çıktığı dönem nazar-ı itibara alınırsa, bu tür düşünceleri hicri ilk asır için makul karşılamak bir ölçüde mümkündür. Yani henüz ilmi zihniyetin gelişmediği, değişik ilim dallarının sistemleşmediği, ihtisaslaşmanın çok az olduğu zamanlarda insanlar, Kur’an’ı hem ilmin kaynağı hem de bizzat ilim olarak kabul etmeleri doğaldır. Kısaca ‘ilim’ denildiği zaman kutsal kitapta olanlar anlaşılmış olabilir. Dolayısıyla bu anlayışı, onlar için makul görebiliriz. Ama bunu, bütün zamanlar için cari bir hüküm olarak kabul etmek, bilimsel bir yanılgıdır. Bu sebeple daha sonrakilerin ileri sürdükleri; “Devemin ipi kaybolsa Kur’an’da bulurum”, “Alemde her ne varsa o Kur’an’da vardır”, “Kur’an’da, kelimelerinin adedince ilim vardır”, “Her şey Kur’an’dan çıkarılabilir.” gibi iddiaların Kur’an muhtevasına dair sınırları zorladığı aşikardır. İşte öz olarak aktardığımız bu düşünceler, Kur’an’ı sistemsiz bilgiyle ilişkilendirme çabasının sistematik bilimlere (ilim anlamında) doğru eğilim ve dönüşümüne de işaret etmektedir.
Şüphesiz bu ve benzeri tartışmalarda önemli olan bir nokta da, tartışmacıların leh ve aleyhlerine Kur’an’dan ayetler bulmalarıdır. Ele aldığımız konuda da böyle olmuş ve bir çok ayet delil olarak ileri sürülmüştür. Bunları, daha detaylı incelemek amacıyla, bilinçli olarak rivayetlerden sonraya erteledik. Anlaşıldığı kadarıyla Kur’an’ın ‘din ve dünya hakkında çok çeşitli bilgileri’ ya da ‘her şeyi’ içerdiği yönündeki görüşler, dini ilimlerin inkişafına paralel olarak tefsirde de yaygın bir şekilde dile getirilmiştir. Bu şekilde bir genelleme yapmak sanki bir adet olmuştur. Mesela Elmalılı Hamdi Yazır, Bakara suresi 28-29 ayetlerine dayanarak, “bu iki ayette bütün dünya ve ahiret ilimleri münderiçtir” demektedir. Hasılı, söz konusu fikri savunanlar, görüşlerini desteklemek amacıyla yukarıda zikrettiğimiz rivayetler yanında şu ayetleri sık sık ileri sürmüşlerdir:
1. Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve iki kanadıyla uçan kuşların hepsi tıpkı sizin gibi birer ümmettirler. Biz kitapta (el-kitâb) hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rabblerinin huzuruna getirileceklerdir. (6 Enam 38)
2. O’nun yanında, hakkında hiç kimsenin bilgi sahibi olmadığı gaybın anahtarları vardır. O karada ve denizlerde olanı bilir. Düşen her yaprağı ve yerin karanlıkları içindeki taneleri bilir. (Velhasılı) kuru yaş ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır (kitâbin mubîn). (6 Enam 59)
3. O gün her ümmete kendilerinden olan bir şahit göndereceğiz. Seni de onlara şahit olarak getirdik. Kitabı (el-kitâb) da sana, her şeyi (li kulli şey’in) açıklayıcı, bir hidayet ve rahmet ve müslümanlar için bir müjdeci olarak indirdik. (16 Nahl 89)
4. De ki: ‘Rabbim’in sözlerini (kelimât-ı rabbî) yazmak için denizler mürekkep olsaydı, bir o kadarını da biz katsaydık, Rabbim’in kelimeleri bitmeden önce de nizler biterdi’ (18 Kehf 109)
Ancak ayetler iyice analiz edildiğinde böylesi bir çıkarım için çok da elverişli olmadıkları; hem bağlam ve içerik, hem de ayetlerdeki kavramlar bakımından eleştiriye açık oldukları görülecektir.
Basit bir inceleme ile ayetlerin, ilişkilendirildikleri gibi, bilginin ya da bilimlerin niceliğinden bahsetmediği anlaşılacaktır. Her ne kadar parçacı bir yaklaşım, kapsamlı çıkarımlara imkan veriyorsa da ayetlerin bütünlük içinde okunması halinde bağlam bu tür yorumlara müsade etmez. Görüşlerdeki farklılık, bilhassa ilk üç ayetteki kitâb/el-kitâbın hangi kitap olduğu ve hem onun hem de dördüncü ayetteki kelimât-ı rabbî kavramının neleri kapsadığı sorunundan kaynaklanmaktadır. O halde sorunu vuzuha kavuşturmak için ayetlerin bağlamına ve ön plana çıkan kavramlara daha yakından bakmamız gerekiyor.
İlk iki ayette (Enam 38, 59) inkarcılar, gönderilen peygamber ve kitaba rağmen ısrarla Peygamber’den mucize ve Allah’ın haklarında vereceği hükmü istemektedirler. Buna karşın Peygamber de Allah’ın vahyettiğinin dışına çıkamayacağını, görevinin sadece bunları bildirmek olduğunu ve nihai kararın bir gün mutlaka verileceğini açıklamaktadır. Karar günü için bütün bilgilerin Allah tarafından bir kitapta toplanarak itiraza mahal kalmayacak şekilde karşılarına çıkaracağını, onun için bunların zor bir şey olmayıp sonsuz bilgisi dahilinde olduğunu da eklemektedir.
Bilindiği üzere Kur’an’da kitâb/el-kitâb kavramının hangi kitap için kullanıldığı ve onun niteliği üzerinde değişik fikirler ileri sürülmüştür. Ancak incelemekte olduğumuz ayetlerde yer alan söz konusu kavramda iki ihtimal vardır: Kitâb/el-kitâb ya Levh-i Mahfuz’a ya da Kur’an’a işaret etmektedir. Yukarıdaki bağlamdan hareketle müfessirlerin büyük kısmı En’am suresi 59 ayetteki kitâbın Levh-i Mahfuz olduğunu kabul etmektedir. Buna göre ayet, olan ve olacak her şey Levh-i Mahfuz’da yazıldığı gibi, mükellef olanların dünyada yaptıklarının da kayıt altına alındığını ve ahirette onların hesabının görüleceğini bildirmektedir. Çünkü buradaki el-kitâb da Levh-i Mahfuz’a ya da Allah’ın yanındaki kitaba işaret etmektedir. Sonuç olarak her iki ayetteki kitâbı bu doğrultuda yorumlamak en tutarlı yoldur. Kehf suresi 109 ayette yer alan kelimât-ı rabbî tanımlaması da aynı bağlama sahip olarak Allah’ın engin bilgisinin, insan zihninin kavrayabileceği bir şekilde ifade edilmesidir. Nahl suresi 89. ayetteki el-kitâbın Kur’an olduğunda ittifak olmakla birlikte, biraz daha ihtiyatlı olunduğunu görüyoruz. Buna göre ayetin, Allah’ın kullarına yapmalarını ya da yapmamalarını emrettiği şeylerden bahsettiği vurgulanır ki bağlama uygun olan da budur.
Enam suresi 38. ayet üzerindeki tartışmalarda, yer yer Kur’an’ın sistematik ilimlerle sınırlandırıldığına ya da insanların ihtiyaç duyacağı her ilme teşmil edildiğine şahit olmaktayız. Bu düşünceyi ispat amacıyla ayetteki mâ farratnâ fi’l-kitâbi min şey’in (Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık) terkibindeki min edatının bütünün bir kısmını bildirmediği (b‘azıye) aksine bütün hakkında açıklama ifade ettiği (beyâniye) uzun uzun anlatılır. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi ilk dönem müfessirleri bunu Levh-i Mahfuz olarak kabul etmişlerdir. Daha sonraki yorumlara göre ise bu ayetteki el-kitâb, ‘Kur’an’ demektir ve onun eksik bırakmadığı bilgiler aslında, ‘fıkıh’ ya da ‘kelam’ denilen ilmin içerisindeki şeylerdir. Fahreddin er-Râzî (ö. 606/1209) bir çıkış olarak Nahl suresi 89. ayetin tefsirinde, ilimleri dinî ve dinî olmayan diye ikiye ayırır ve dinî olmayan ilimlerin kapsam dışı olduğunu açıklar. Buna göre de Kur’an’da, dini ilimlerin usûlü vardır, furu’un da çoğu yer almaz, ama furu’ konusunda Kur’an, sünnete, kıyas ve icmaya yönlendirir. Bunların açıklamaları da Kur’an’a müstenittir.
Her ne kadar Ebu Hayyân (ö. 745/1344) reddetse de Ebu’l-Bekâ er-Rundî’nin (ö. 684/1285) “her şeyin açıklanmış olarak Kur’an’da var olduğu iddiası dayanaksızdır” şeklindeki düşüncesi haklılığını korumaktadır. Şu halde, ayetlere dayanarak epistemolojik açıdan Kur’an’ın muhtevasının fazla genişletilemeyeceği anlaşılmaktadır. Hz. Peygamber ve sahabeden nakledilenlere dayanarak yapılan analizlerin de ikna edici olmadığı açıktır.
 

ARPACHSCHAD

New member
II- KUR’AN’DA HER BİLGİNİN VAR OLDUĞU SÖYLEMİNİN ONDA HER İLMİ ARAMA GAYRETİNE DÖNÜŞMESİ
Öz olarak verdiğimiz bu düşüncelerin yanında daha sonraki dönemlerde, yeni bir yönelim de Kur’an’ı bütün bilimlerle irtibatlandırmaya, daha açık bir ifadeyle, bütün bilimlerin kaynağının Kur’an olduğu düşüncesi doğmuştur. Burada öncekilerden farklı olarak, salt bilgilerin yerini sistematik ilimler almaya başlamıştır.
Zerkeşî’nin (ö. 794/1391) “Bütün ilimler Kur’an’dan çıkarılmıştır” şeklinde özetlediği tez, bu bağlamda en genel bakışı temsil eder. Fakat ondan önce İmam Gazâlî (ö. 505/1111) Kur’an’da her ilmin bulunabileceği düşüncesinin işaretlerini vermiştir. O, ilk önce, ‘Kur’an’ın zâhiri, bâtını, haddi ve matla‘ı olduğu’ dolayısıyla onda sonsuz manaların bulunduğuna dair Hz. Peygamber, sahabe ve daha sonrakilerden nakledilen rivayetlere yer verir. Bunları rakamlarla ifade etmek gerekirse çok büyük bir muhteva karşımıza çıkar. Gazalî, isim vermeden aktardığına göre şu görüşler ileri sürülmüştür: “Her bir ayetin altmış bin anlamı vardır” ya da “Kur’an’da yetmiş yedi bin iki yüz ilim vardır. Çünkü her kelime bir ilimdir. Hatta bunlar daha sonra dörde katlanmaktadır. Çünkü her bir kelimenin (görünüşte bir ilmi vardır, fakat, aynı zamanda onun) bir zâhiri, bir bâtını, bir haddi ve bir de matlaı vardır.” Sonuç olarak Gazâlî, şunu söyler:
“Bütün ilimler Allah’ın fiillerine dahildir. Kur’an ise Allah’ın zatı, fiilleri ve sıfatlarının şerhidir. Bu ilimler ise sonsuzdur, ama bunların hepsine Kur’an’da işaret vardır. Zahiri tefsirin bunları açıklaması mümkün olamayacağı için, onları derinliğine kavramak Kur’an’ı anlamaya (fehmu’l-Kur’ân) bağlıdır. Hatta insanların ihtilaf ettiği nazari ilimler (nazariyyât) ve kavranabilir ilimlere (ma‘kûlât) Kur’an’da işaretler (rumûz) ve deliller (delâlât) vardır.”
Doğal olarak bunları anlamak ehl-i fehme düşer, Kur’an’ın zahiri bir tercümesi ve tefsiri ile bunlar anlaşılamaz. Gazâlî’ye göre Hz. Ali, ‘Kur’an’ı anlayan ondan bütün ilimleri çıkarabilir’ sözüyle, Kur’an’ın bütün ilimlere işaret ettiğine gönderme yapmıştır.
Cevâhiru’l-Kur’ân ve Dureruhu adlı eserinde Kur’an’ın fıkıh, kelam, kıssalar, tefsir gibi dini ve tıp, astronomi, anatomi, coğrafya gibi bilinen, hatta ilerde ortaya çıkabilecek daha başka dünyevi ilimlerin kaynağı olduğu yolunda açıklamalara yer veren Gazalî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn’den farklı olarak burada, Kur’an’dan elde edilen ilimlerin değersel taksimini yapmıştır. Yani o, Kur’an içeriğini oluşturan ilimleri değerine göre taksim ve sıralamaya tabi tutmuş ve ma‘rifetullaha ait bilgiyi en başa yerleştirmiştir. Hatta diğer bütün ilimleri ma‘rifetullahı elde etmeye yardımcı ilimler olarak tavsif etmiştir. Böylece değer sıralamasına 763 cevher (cevâhir) 741 de inci (durer) olmak üzere toplam 1504 ayet girebilmiştir. Kur’an’ı oluşturan ayetlerin büyük çoğunluğu burada yer almazken, on altı sureye hiç yer verilmemiştir. Onun bu taksimi, haklı olarak, Kur’an’ın büyük bir kısmını göz ardı ettiği şeklinde itiraza neden olmuştur.
Gerek İhyâu Ulûmi’d-Dîn ve gerekse Cevâhiru’l-Kur’ân ve Dureruhu adlı eserlerinde söylediklerinden yola çıkarak Gazâlî, ilmi tefsirin en önemli temsilcilerinden birisi olarak gösterilmektedir. Bunun büyük bir yanılgı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Yukarıda da gösterdiğimiz gibi o Kur’an’da bütün bilgilerin ve ilimlerin varlığına işaret eder. Ancak onun bu görüşe sadece Kur’an’ın engin muhtevasına işaret amacıyla yer verdiği, fakat bu günkü anlamıyla ‘Bilimsel Tefsir’ kavramı altına sokulabilecek izahlara kalkışmadığı açıktır. Burada bilimsel tefsir ile Kur’an’da her şeyin varlığını kabul etmek arasındaki ince farka bir kez daha işaret etmeliyiz. Bu bağlamda şu kadarını söyleyebiliriz: İlmi tefsir, temel olarak, Kur’an’da her tür bilginin açık olarak veya zımnen var olduğu fikrine dayalı olarak Kur’an ayetlerini yorumlamak ve bilimsel sonuçlar elde etmektir. Gazâlî ise bu temelden hareketle, bilimsel tefsir ile hiçbir ilgisi olmayan deruni anlamların keşfine yelken açarken, bize, bilimsel tefsirden ziyade iyi bir tasavvufi tefsir örneği sunar.
İbnu’l-Arabî’nin (ö. 543/1148) anlattığına göre bazı kimseler Kur’an kelimelerinin sayısını yetmiş yedi bin dört yüz elli (77.450) olarak belirlemiş ve Kur’an’da bunların adedince ilim olduğunu ileri sürmüşlerdir. Buna her kelimenin zâhiri, bâtını, haddi ve matlaını da eklersek ilim sayısı dörde katlanmaktadır. Zerkeşî ve büyük ölçüde onu tekrar eden Suyûtî (ö. 911/1505), İbnu’l-Arabî’nin başkalarına ait olarak aktardığı yukarıdaki görüşü, bizzat İbnu’l-Arabî’nin görüşüymüş gibi nakletmişlerdir. Fakat bunun bir yanılgı olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü böyle bir görüşe İbnu’l-Arabî en azından ihtiyatla yaklaşır hatta kabul etmez. O, bâtını ileri sürerek “ilimlerin tamamı Kur’an’da vardır” diyenlerin zorlama bir yönteme başvurduklarını açıkça belirtmektedir. Buna karşın, biraz sonra da görüleceği gibi İbnu’l-Arabî, Kur’an’daki ilimleri en fazla üç kategoriye ayırmaktadır. Bunun dışındakileri, öncekilerin (selef ya da mütekaddimûn) görüşleri olarak sunmaktadır.
İlmi Tefsirin öncülerinden kabul edilen ve bu konuda en açık konuşan Endülüslü alim Ebu’l-Fadl el-Mürsi (ö. 655/1257), ilgili görüşlerinden dolayı çok fazla tenkit edilmiştir. Çünkü o, bütün dini ilimlerden el sanatlarının her çeşidine varıncaya kadar ilme konu olan her şeyin Kur’an’da var olduğunu ispatlamaya çalışmıştır. Bunu yaparken de sıbğatallâhtan boyacılığı çıkarmasında olduğu gibi, tek bir kelimeden bir ilim türetecek kadar rahat davranmıştır. İbn Süraka da ‘Kur’an’ın hendese, hesap gibi ilimleri içermesini’ onun i‘caz yönlerinden biri olarak ilan etmiştir. Özellikle Mürsî ve onun gibi düşünenlerin bilimi kavramlara indirgemek gibi bir hatanın içine düştükleri dikkatlerden kaçmamaktadır. Burada kavramların tek başına bir bilgi ifade etmediğini açıklamaya gerek yoktur. Bir başka hata ise, Kur’an’ın verdiği bilgilere bakarak, onun ansiklopedik bilgi yığını ya da “içinde hazır çözümlerin bulunduğu bir bilgi ambarı” gibi görülmesidir. Bunun kendi içinde açmazları olan diyalektik bir yanılgı olduğu açıktır.
Şâtıbî (ö. 754/1353), bu tür düşünceleri çok açık ve sert bir dille eleştirmiştir. O, kendi sistematiğindeki ana söylemlerden biri olan ‘şeriatın ümmiliği’nden hareketle, Kur’an’da her şeyi aramanın anlamsızlığına işaret ederek, böyle yapanların Kur’an’a bir şeyler yakıştırmada haddi aştıklarını ve bunun doğru olmadığını söyler. Çünkü Kur’an, ümmi olan Araplara hitap etmiştir. Araplar ise ilmu’n-nucûm, ilmu’t-tarîh, ulûmu’l-env’a, ilmu’t-tıb, darbu’l-emsâl gibi ilimleri biliyorlardı. Kur’an’ın onların bildiği bu ilimlerin dışında bir bilgi içermesi mümkün değildir.
Tarihsel olarak baktığımızda, Kur’an’ın ilk hitap çevresinde toplumun ulaştığı bilgi ve ilmi zihniyetin oldukça iptidai ve dağınık olduğunu görürüz. Kur’an’ın açtığı çığır bu bakımdan ileri bir düzey sayılabilir. Bunu gören insanların onu, bütün bilgileri münderiç ve bilginin ana kaynağı olarak görmeleri doğal kabul edilebilir. Ancak, yukarıda da işaret ettiğimiz gibi bu anlayışın, bütün zamanlar için geçerli sayılması (dikey evrensellik) taşınması aynı hoşgörüyle karşılanamaz. Kelam ve özellikle fıkıh gibi dini ilimlerin teşekkül ettiği ve başat konumda olduğu dönemlerde Kur’an muhtevasının kapsamı genişletilmeye devam etmiştir. Her çeşit ilim dalının gelişip ilerlemesine rağmen, kutsal kitabı hala bütün her şeyin açıklayıcısı gibi görmek, onun gayesini olduğundan daha fazla genişletme sonucuna götürür ki bu, bizce, sakıncalı bir okumadır. Bu tutumun mazur görülebilecek bir tarafı yoktur.
Bu söylediklerimizi son bir noktaya işaret ederek bitirelim. Bilindiği gibi, İslam dünyasına dışardan giren bilgilere ve felsefe akımlarına karşı hem olumlu hem de olumsuz reaksiyon gösterilmiştir. Olumsuz reaksiyon sahipleri, muhtemelen, bir taraftan dinî açıdan dış kaynaklı bilgileri mahkum etmeye çalışırken bir taraftan da kendi pozisyonunu sağlama almak için bu tür bilgilerin hepsinin Kur’an’da var olduğunu ileri sürüyordu. Bunları yaparken Kur’an’ın üstünlüğü de vurgulanmış olacaktı. Bu tutumun çağdaş dünyada daha yaygın bir şekilde yankılandığını müşahede ediyoruz.
 
Üst