Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Karşı Cephenin Bunca Tahribine Mukabil, Neslimizi Nasıl Muhafaza Edip Elimizde Tutaca

alptraum

New member
Katılım
1 Ocak 2005
Mesajlar
2,908
Tepkime puanı
166
Puanları
0
Yaş
38
Konum
Aþk`dan
Web sitesi
www.muhakeme.net
Hz. Âdem'den günümüze kadar küfür dâima tahrip cihetini tutup gitmiş; inananlar da hep tâmîr tarafını sahiplenmişlerdir. Günümüzde de aynı şekilde devam etmektedir. Onun içindir ki, bu derdi vicdanında derinlemesine duyan Çağın Büyüğü şöyle diyor: "Eğer bu iki kuvvet arasında bir denge olsaydı ve aynı imkânlara sahip bulunulsaydı, bizim cephemizde büyük bir fütuhat görülecekti".

Karşı cephenin bütün yaptığı tahrîptir. İnsanın hissiyatını kamçılayarak onu şehvet çukuruna yuvarlamış, arzu ve isteklerini tahrîk ederek yine onu maddenin esiri haline getirmiş; makam ve mevkiye vurduğu saygıyla onları çok cazîp göstermiş,bakışları bulandırmış, basit vâsıtalarla büyük tahrîpler yapmış ve bütün bir gençliği şirâzeden çıkarmıştır. Eğer bizim cephemizde de her şey bu kadar kolay vücuda gelebilseydi, bunca çalışmanın karşılığında çok büyük muvaffakiyetler görülecekti...Halbuki biz, asırlardır her tarafı yıkılmış bir kalenin hem de çok büyük bir kalenin tâmîr ve onarımıyla meşgûl oluyoruz.

Düşünmeli ki, bu memlekette. hatta bütün İslâm âleminde tevhîdin temelleri sarsılmış, Allah inkâr edilmiş, peygamber (as) tezyîfe ma'ruz kalmıştır bütünüyle hafife alınmış ve bütün cihânı aydınlatan hatta düşmanlarına bile mucizeliğini kabul ettiren aydınlık tufanı Kur'ân-ı Kerîm ayaklar altına alınmış, inanmış insanların yanında bile âdeta dinin hiç bir ağırlığı kalmamış ve her şey içinden çıkılmaz hale gelmiş. İşte böyle devrede hem yapacak iş çok hem de yapılan işlerin değeri büyük olur. Karşı taraf bir taş çekiyor bütün duvarı aşağıya yıkıyor, biz ise taş taş üstüne koya koya o duvarı yeniden örmek ve örülen kısmı da ayrıca muhâfaza altına almak zorundayız. Fakat bütün bunlarla beraber açıktan açığa inâyet elinin göründüğünü söylemek de mümkündür. Bu satırlar bana, Pascal'a âit bir hâtırayı hatırlatıyor. Pascal, bir vecd ve aşk insanıdır. Fakat tâlihsizdir. Bir mütefekkirimizin dediği gibi, "son anda vapuru kaçırmıştır."Hz. Muhammed limanına kadar yanaşmış ancak kendini o nurdan kucağa atamamıştır. Bu ayrı bir mevzû. Benim üzerinde durmak istediğim ise, tamamen bize âit bir meseleye onun başından geçen bir hâdiseyi tavzih unsuru olarak kullanmaktan ibâret.

Kendisi anlatıyor: Bir faytonun içinde Ren nehrine doğru gidiyordum. Atlar birden gemi azıya aldılar. Kurtulmam mümkün değildi. Nehrin içine yuvarlanmam mukadderdi. Birden beklenmedik bir hâdise oldu. Atlar arabadan koptu, nehre uçtu ve ben iki nûrânî el sayesinde, arabamla beraber nehrin kenarında kaldım.

O güne kadar sefih bir hayat yaşayan Pascal bu hâdisenin tesiriyle bir manastıra kapanır ve ömrünün sonuna kadar orada, düşünen, gören, bilen bir rahip gibi yaşar.

Bize gelince, Pascal'ın ömründe bir kere gördüğü bu nûrânî elleri başımızdan geçen yüzlerce hâdisede yüz defa müşâhede etmekteyiz. Rabbimiz'e sayısız hamdu senâlar olsun.

Onlar sinemalarıyla, tiyatrolarıyla, bar ve pavyonlarıyla, diskotekleriyle gençliği tahrîp etmelerine mukâbil, bizim cephemiz onlara, namaz kılın oruç tutun, nefsinize âit bir kısım isteklerden fedâkarlıkta bulunun... kendiniz için değil etrafınız için yaşayın ve gelecek nesiller adına kendinizi fedâ edin gibi zâhiren çok zar görünen teklifler götürüyoruz. Buna rağmen, yine de kabul görüyoruz ki, binlerce genç İslâmî meselelere yürekten sâhip çıkıyor.

Bizim senelerce evvel söylediğimiz Çin ve Rusya'ya âit yıkılışların bugün herkesin malûmu olan âdiyattan birer vâkıa haline gelmesi gibi, dün söylenilmesine rağmen anlaşılmadığı halde bugün aynelyakîniyle vâkıf olunan nice meseleler var ki, orta kuşağın elmas ülkelerinde müşâhede ettiğimiz,bunca değişikliklere sebebiyet veriyor. İnsanlık dinin karşısında, güneş karşısında kalıp eriyen buz parçaları gibi eriyor ve su haline geliyor. Küfür cephesi, yukarıda olmasına rağmen, hızla aşağıya doğru düşüş yapmakta, bizim cephemiz ise hızla tepeye doğru tırmanmaktadır. Önümüzdeki çeyrek asırda çok şey değişecek ve İslâm âlemi dünyada lâyık olduğu yeri muhakkak alacaktır. Küfür taviz vermeye başlamış,biz ise toparlanma eşiğine gelmiş bulunuyoruz.

Esasen biz, bize düşeni yapmalıyız. Nesli koruma ve muhâfaza etme Cenâb-ı Hakk'a âit bir iştir. O'nun sonsuz rahmetinden ümît ediyoruz ki binbir çileyle yetişen bu nesli, siyaseti altına alıp muhâfaza etsin ve palazlanma devresine girmiş civcivleri canavarlara yedirmesin. Aslında O'nun inâyet eli uzanmasaydı, bizim aklımızın yeteceği işler değildi. Evet, o lütuf ve ihsânda bulundu,bizi hiç bilmediğimiz vâdilere sevk etti. Neden sonra anladık ki, oralara girmemiz gerekiyormuş. İşin başında gördüğümüz bu yardım ve inâyetin işin sonuna kadar devam etmesini o rahmeti sonsuzdan duâ ve niyaz ediyoruz...
 
Üst Alt