Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

kader hakkında bir tartışma

  • Konbuyu başlatan ademk
  • Başlangıç tarihi

kul

New member
Katılım
25 Şub 2005
Mesajlar
27
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
50
doğmamış,(doğurmamış)

doğmamış,(doğurmamış)

ademk' Alıntı:
SELAM
Olaya gökte bir yerde emirler yağdıran, kimini cennetine kimini cehennemine atan bir tanrı mantığıyla bakarsan zaten o islamın reddettiği bir kavramdır. Kuranda Lailahe ilallah (yoktur ilah ,Allah vardır) diyor Allah için ise ihlas suresinde; deki Allah tektir ne doğurmuştur nede doğmuştur onun bir merkezi de yok sonsuzdur... diyor
herşey onun esmalarıyla (isimleriyle) vardır. buz sudan ayrı değildir buz desek dahi
ben insanı kendi ruhumdan yarattım diyor Kuranda senin vücudundaki saniyede doğup, ölen hücrelerin sana bir şey söylemeye gücü, hakkı varmı O dilediğini yapar ona sual sorulmaz. bizim hayal ettiğimiz şeylerin ne kadar vücudu varsa
Allah dışında bizimde varlığımız o kadardır. bulunduğumuz hal içinde birgün geçeceğimiz boyuta ne hazırlık yapabiliyorsak onu yapalım bu ortamı bilen resullullah efendimiz gereken bilgileri bize bildirmiş... Allah muiniz (yardımcınız)olsun
 

kul

New member
Katılım
25 Şub 2005
Mesajlar
27
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
50
ademk' Alıntı:
selam
Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu.
Ana karnında (120. günde) ona bir melek gönderilir de bu melek ona ruhu nefheder. Ve melek dört kelime ile yani rızkını, ecelini, âmelini, said ve şakî olduğunu yazmakla emrolunur.
-HER ŞEY KADER İLEDİR!.. HATTA ÂCİZLİK İLE ZEKÂ VE BECERİKLİLİK BİLE!.. Yahut BECERİKLİLİK ve ZEKÂ İLE ÂCİZLİK BİLE.
Kuran-ı kerimde Ayetlerde ise;- ALLAH İSTEMEDİKÇE SİZ İSTEYEMEZSİNİZ!.. (İnsan-30)5- DE Kİ: HEPSİ DE KENDİ PROGRAMLARI DOĞRULTUSUNDA (Şakûllerinde) FİİLLER ORTAYA KOYARLAR. (İsra-84DİLEDİĞİNİ YAPAR. (Bürûc-16) "YERYÜZÜNDE VEYA NEFİSLERİNİZDE SİZE İSABET EDEN BİR MÜSÎBET, BİZİM ONU YARATMAMIZDAN EVVEL, MUTLAKA BİR KİTAPTA YAZILMIŞTIR.

BUNU, ÖNCEDEN MUKADDER VE YAZILI OLDUĞUNU BİLİP; ELİNİZDEN ÇIKAN ŞEYLERDEN DOLAYI ÜZÜLMEMENİZ VE ELİNİZE GİREN İLE DE SEVİNİP ŞIMARMAMANIZ İÇİN (açıklıyoruz)!.. ALLAH, DÜNYALIKLA BÖBÜRLENENİ SEVMEZ" (Hadîd-22/23) bu Ayetlerden şu sonuç çıkıyor; Kül ve Cüz diye iki ayrı irade yok
tek bir irade var O da Allahın iradesi insanda ki irade Allaha aittir insan onun tecellisidir. denizdeki dalgaları denizden ayrı görmek ne kadar saçmaysa Allahtan ayrı bir iradem var demek de o kadar saçmadır.
sevgiyle kalın
 

kul

New member
Katılım
25 Şub 2005
Mesajlar
27
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
50
ademk' Alıntı:
selam
Bu soruyu sizin vücudunuzda var olan hücrelerin sormuş olsa ne cevap verirdiniz?
ayak hücrelerin beni niye buraya götürüyorsun ,koşturuyorsun dese ne dersiniz?
ben dilediğimi yaparım .... aslen hücrenin bir imtihan olma düşünceside yok
o seninle var olan bir varlık, ya bizim Allah katında yerimiz bir hücre bile değiliz
cennete niye attın, atmadın diyemeyiz bulunduğumuz hal içinde elimizden ne geliyorsa onu yapalım gideceğimiz boyutta bunun telafisi inan mümkün değil
sevgilerimle...
 

neslihansultan

New member
Katılım
31 Mar 2005
Mesajlar
2
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
41
Konum
TRABZON
ARKADAŞLAR KADERE TESLİMİYETLİ BİRLİKTE Bİ YERDE BİRBİRİNE BAĞDAŞTIRMADIĞIM ŞEYLER VAR..
BAZI YERLERDE OKUDUĞUMDA HERŞEY AMA HERŞEY ALLAHDANDIR DİYOR Kİ DOĞRU ALLAH İNANCI KUVVETLİ BİRİ OLARAK BUNA İNANIYORUM FAKAT.. HERŞEY ALLAH TARAFINDAN YAZILMIŞSA.. KAL VE MANTIK NERDE KALIYOR.. YADA BELİRLİ NOKTALARSA TÜM İZAFİYETLER ONA AİT AMA KARAR AŞAMASI MI BİZE AİT.. BİRİ BUNU BANA BİRAZ AÇABİLECEKMİ.????
 

isimsiz

New member
Katılım
9 Şub 2005
Mesajlar
812
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
44
Konum
Köln/ALMANYA
neslihansultan' Alıntı:
ARKADAŞLAR KADERE TESLİMİYETLİ BİRLİKTE Bİ YERDE BİRBİRİNE BAĞDAŞTIRMADIĞIM ŞEYLER VAR..
BAZI YERLERDE OKUDUĞUMDA HERŞEY AMA HERŞEY ALLAHDANDIR DİYOR Kİ DOĞRU ALLAH İNANCI KUVVETLİ BİRİ OLARAK BUNA İNANIYORUM FAKAT.. HERŞEY ALLAH TARAFINDAN YAZILMIŞSA.. KAL VE MANTIK NERDE KALIYOR.. YADA BELİRLİ NOKTALARSA TÜM İZAFİYETLER ONA AİT AMA KARAR AŞAMASI MI BİZE AİT.. BİRİ BUNU BANA BİRAZ AÇABİLECEKMİ.????
neslihansultan sana kısaca cevap vermeye çalışayım.tabi anlıyacağın şekilde inş..

bildiğimiz gibi kader ve kaza meselesi vardır...imanın şartlarındandır...

kader dediğimiz mesele.mevla tealanın bizim yapacağımız şeyleri sonsuz ilmiyle bilmesi ve biz o olayı yaşamadan yazmasıdır...yani mevla yazdı diye değil ,mevla bizim nasıl ve ne şekilde hareket edeceğimizi ilim sıfatı ile önceden bilip yazması ile kader oluşuyor..
bu sebebden kişi bir yanlış yaptığı zaman suçu mevlaya atamaz..çünkü mevla yazdı diye değil dir o yanlış..
kaderde yazılı olması doğrudur fakat o kişinin nasıl davranacağını mevla bildiği için önceden yazılmış oluyor..

kaza ise yazılı olan kaderin zamanı gelince yaşanmasıdır...yani kısaca mevla bizim nasıl davranacağımızı bildi önceden yazdı ve bunun adı kader oldu.zamanı gelip olayları yaşayınca kaza oldu...

fakat bazı meseleler var onlar kişini elinde olmayan şeyler:
doğması,ölmesi,çocuğunun cinsiyeti ve çocuk sahibi olması,bir kişinin anne ve babasını seçme hakkı ve rızkıdır...bunlar bizim irademiz dışında olan meselelerdir.kişi sorumlu tutulamaz..

anlatabildiysem ne mutlu...
 

Adem

New member
Katılım
24 Mar 2005
Mesajlar
9
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
47
@Admin

ben ayni mesaja ilaveler yapmistim´halbuki. Galiba gitti onlar. :)


Neyse tekrar edeyim o zaman

@Neslihan

"HERŞEY ALLAH TARAFINDAN YAZILMIŞSA.. KAL VE MANTIK NERDE KALIYOR.. "

Biz karar veriyoruz Allah ise yaratiyor. Ve hersey Levhi MAhfuzda kaydediliyor. Allah ise orada yazilmis, yazilacak herseyi biliyor cünkü o ALIM ve HAKIM.
Hatta bazi durumlarda Kader degisebilir. Mesela sadakanin belayi def etmesi gibi. Yani insan eceli gelmisdi o yüzden ne olsa ölecekti diyemez. Belki de ölmezdi, Onu Allah bilir.



Kader meselesini iyi anlmaka icin CEnabi Hakkin Alim, Hakim ve Adil gibi isimlerini iyi anlamak gerekiyor. Matematik iyi bilinmeden mühendislik okunamayacagi gibi.

Tevhid iyi özümsenmeden Kader de anlasilmaz.
 

kul

New member
Katılım
25 Şub 2005
Mesajlar
27
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
50
neslihansultan' Alıntı:
ARKADAŞLAR KADERE TESLİMİYETLİ BİRLİKTE Bİ YERDE BİRBİRİNE BAĞDAŞTIRMADIĞIM ŞEYLER VAR..
BAZI YERLERDE OKUDUĞUMDA HERŞEY AMA HERŞEY ALLAHDANDIR DİYOR Kİ DOĞRU ALLAH İNANCI KUVVETLİ BİRİ OLARAK BUNA İNANIYORUM FAKAT.. HERŞEY ALLAH TARAFINDAN YAZILMIŞSA.. KAL VE MANTIK NERDE KALIYOR.. YADA BELİRLİ NOKTALARSA TÜM İZAFİYETLER ONA AİT AMA KARAR AŞAMASI MI BİZE AİT.. BİRİ BUNU BANA BİRAZ AÇABİLECEKMİ.????
Neslihan hanim
Bir önceki yazdığım yazıları lütfen bir daha okumanı rica ediyorum

Kuranda insanı Allah kendi ruhumdan yarattım diyor
Ruhumdaki mana kendi isimleri (esma)ları
Şimdi sizde Allahın Alim ismi var ilim sahibisin rahim ismi var şefkatlisin,cemil ismiyle güzelsiniz semi basir isimleriyle görür, duyarsın bunun gibi 99 gibi bilsekte sonsuz sınırsız isimleriyle var olan bir varlıksınız. peki bu isimleri kaldırsa Allah ..ortada ne neslihan kalır, ne kul bütün isimlerin aslı o olduğuna göre ondan başka bir varlık düşünülebilirmi?
Öze erenlerden birisi diyorki; hiç olduğunu bilirsen hep olursun, Muhammed (A.S) bir hadisinde de ; fakr (yokluk) lığımla iftihar ederim diyor.

Insanı Allahtan uzaklaştıran en büyük şirk bir Allah birde ben ikilemine düşmesidir
Hz. İbrahim (A.S) putları kırarak bize bu asırda ne anlatıyor acaba?.....

Külli irade Allahın Cüzzi irade kulun kapasitesi nispetince aynı iradenin kulda tecellisidir
Yani çeşme ile bardağın alma kapasitesi gibi çeşmedeki su farklı bardaktaki farklı diyebilirmisin bize düşen sonumuzun ne olduğunu bilmediğimizden cennete gidebilmek için elimizden ne geliyorsa onu yapmak namaz oruç yaptığımız iyiliklerle ruhumuzu güçlendirip bundan sonraki boyuta hazırlanmak tabii takdirimizde cennete gitmek varsa......sevgiyle kalın Allah muininiz olsun
 
S

Sacrificed

Guest
Kendimce şöyle izah etmeye çalışayım.Kusuruma bakmayın.

Örneğin yolda arabayla ilerliyoruz.Kaderimizde az sonra kaza yapacağımız yazılı.150 km hızla da gitsek 50km hızla da gitsek hatta dursak yine de bu kaza olacak.Bize düşen cüzi irademizle hız limitinde gidip kurallara uyduğumuzu göstermek.Kuralı çiğnemekten dolayı oluşabilecek sorumluluğu üzerimizden atmak.
 

oksijenli su

New member
Katılım
25 Tem 2005
Mesajlar
29
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
53
neslihansultan' Alıntı:
ARKADAŞLAR KADERE TESLİMİYETLİ BİRLİKTE Bİ YERDE BİRBİRİNE BAĞDAŞTIRMADIĞIM ŞEYLER VAR..
BAZI YERLERDE OKUDUĞUMDA HERŞEY AMA HERŞEY ALLAHDANDIR DİYOR Kİ DOĞRU ALLAH İNANCI KUVVETLİ BİRİ OLARAK BUNA İNANIYORUM FAKAT.. HERŞEY ALLAH TARAFINDAN YAZILMIŞSA.. KAL VE MANTIK NERDE KALIYOR.. YADA BELİRLİ NOKTALARSA TÜM İZAFİYETLER ONA AİT AMA KARAR AŞAMASI MI BİZE AİT.. BİRİ BUNU BANA BİRAZ AÇABİLECEKMİ.????


Sormuş olduğun soruya detaylı cevap verilmesi tahammülünü zorlar, kanâatindeyim. Sormuş olduğun bu önemli sorunun, sıhhatli cavabına akıl muktedir olamaz. Velâyete dâir irfânî bir bakışa muhtâç bir meseledir bu... Fakat kesinlikle anlaşılmaz bir mesele değildir.

Ben sana özet bir cevap vereceğim ve mümkün olduğu kadar, tasavvuf terimlerini kullanmayacağım.

Senin sorunu şöyle netleştirebiliriz. Demek istiyorsun ki Allah'ın (c.c.) irâdesinin (isteğinin) dışında bir yaprak bile kıpırdamaz, amennâ ve saddaknâ, kabul ediyoruz diyorsun. Ve biliyorsun ki dünyâ da zulümler ve işkenceler yapılıyor... Madem Allah'ın (c.c.) irâdesi hâricinde yaprak dahî kıpırdamıyor, Ve her şey Allah'tandır, bu yaşanan çirkinliklerin ve kötülüklerin Allah (c.c.) ile olan bağlantısı nasıl izâh edilir... Veyâ şöyle bir soru; Allah'ın (c.c.) istediğinden ve kaderinden başkası olmuyorsa, peygamberleri vâsıtasıyla kullarına teklîf ettiğinden murâdı nedir.

Özet Olarak anlamanı istediğim asıl cevap şudur ki; Allah'ın Zât'i râdesi ya'nî meşiyyeti, evvelâ Hakk'ın kendisine âid olan sayısız ve çeşitli isimlerinin açığa çıkmasını dilemiştir. Asıl ve evvel gaye budur... Allah'ın (c.c.), sayısız kemâlatlarının (güzelliklerinin, üstünlüklerinin) işârettleri olan bu isimler çok çeşitli ve birbirine zıddır. Bu isimlerden bir kısmının açığa çıkmasını dilemek ve bu isimlere zıd olan bir kısmın açığa çıkmasını dilememek olmaz. Merhametin açığa çıkması için zulmün, ilahlığın açığa çıkması için kulluğun, ilmin açığa çıkması için cehaletin varlığı zarûrîdir.

Allah'ın her şeyin açığa çıkmasını dilediği asıl irâdesinden, tekvîn-i irâdesinden sonra, hakikatteki iyinin ve kötünün, güzelin ve çirkinin beyân edildiği ve tekvîn-i irâdeden ayrı olmayan bir paşka irâdesi daha vardır ki, buna teklîf-i irâde diyoruz. Peygamberlerin şerîatları bu noktada gerçek iyiyi ve gerçek kötüyü, güzeli ve çirkini ayırıcı bir irâdedir.

Bu temel bilgiden sonra sormuş olduğun asıl soruya gelelim. Diyorsun ki Olmuş olan her şey kaderse ve ve Allah'ın (c.c.) irâdesi dâhilindeyse, bizim durumumuz nedir. Bizim irâdemizin burda rolü nedir?

Bu meselenin, ikilik gözü ile yanî Allah (c.c.) ile kulu tamâmıyla birbirinden ayıran bir bakış ile anlaşılması imkânsızdır. Ve bu tür bir bakış ile ya sırf Allah'ın (c.c.) irâdesi nazarı i'tibâra alınmıştır buna cebrîlik derler yada sırf kulun irâdesi nazar-ı i'tibâra alınmıştır ki buna da kaderîlik derler. Ehl-i sünnet itikâd âlimleri bu noktada ortayolu takib etmeye gayret etmiş ve doğru görüşe en fazla yaklaşmış olsalarda. İkilik nazarıyla hakikati tâmm olarak tesbît etmeleri mümkün olmaz.

Bu mes'elenin de künhünü ancak, vahdet nazarına (bakışına) Sâhip veliyler ve irfân sâhipleri kavrar.

Bu mes'elede, tahammülünüzü zorlamamak için netîceyi veriyorum. Konu hakkında izâhât istenirse cevap vermekten mennûniyyet duyarım. Netîce şudur ki; Allah'ın (c.c.) her şeyi yaratan kudreti, O'nun irâdesine (isteğine), O'nun irâdesi ise O'nun ilmine tâbi' dir. Bu şu demektir. Allah (c.c.) bir şeyi yaratacağı ve hükmedeceği zamâm ilkönce onuistemesi, istemesinden önce de bunun kendi ilmine aykırı olmaması lâzımdır. Dolayısıyla Allah (c.c.) abes bir şey yaratmaz.

Asıl enteresan olan bundan sonrasıdır ki, her şeyin kökü ve temeli bu noktada ilim değildir, ma'lumdur (bilinendir) ya'nî bilinen bir şeydir. Çünkü bilinen bir şey olmaz ise âlim neyi bilecek... Dolayısıyla ilimden önce varlık gelir. Ve Allah'ın (c.c.) ilmi de ma'luma tâbi' dir. Ma'lum olan ise Allah'ın ezelî bilgisidir, bu ezelî bilgi ise Allah'ın kendisini bilmesinden ibârettir. Allah'ın (c.c.) kendisini bilmesi demek, kendi sayısız isim ve sıfatlarını bilmesi demektir ki. Allah'ın ezelî hükmüne etken olan işte bu bilgidir, bu bilgiye a'yân-ı sâbite denir.

İzâfi varlık sahâsında da Allah'ın irâdesi, varlık emânetinin geçici sâhipleri olarak bize tâbi'dir. Bizim irâdemiz ise sınırlı olup. Çevremizdeki diğer varlıkların irâdesiyle kuşatılmıştır, ya'nî küllî irâdeyle...

Şimdilik heralde bu kadar yeter, Allaha emânet olun...
 

teymiyye

New member
Katılım
17 Tem 2005
Mesajlar
8
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
44
ehli sunnet gorusu

ehli sunnet gorusu

312 — İbn-İ Teymiyye'ye göre selef, kadere, hayır ve şerrin Allah'*tan [C.C.) olduğuna. Allah'ın (C.C.) kudret ve iradesinin her şeye şamil

(145) Ibn-i Teymiyye, A.g-e, V, 132. ' . , .....

olduğuna, O'nun kulun yaptığı fiilleri kendi meşieti, kudreti ile dileyip ya*rattığına inanmaktadır. İbn-i Teymiyye bu konuda şöyle demektedir:

«Bilinmelidir ki, selef; «Allah (C.C.) her şeyin yaratıcısıdır.Ailah (C.C.) kulu*nu hırslı yaratmıştır. Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır. Hayır dokundu mu da (yoksullara) vermez» tarzında düşünürken, insanm gerçek bir fail ,is, iş*leyen) olduğunu, O'nun dileme ve kudretinin bulunduğunu da kabul eder. Çünkü A]lah (C.C.) «Bu sizden doğru olmak isteyenlere man s us tu r. Al emlerin Rabbi olan Allah (C.C-) dilemedikçe dileyemezsiniz. Şüphesiz bu bîr hatırlatmadır. Artık di*leyen hatırlar. Onlar ancak Allah'ın (C.C.) dilediğini hatırlarlar. O takva ve mağ*firet ehlidir», buyurmuştur.a



İbn-i Teymiyye böylece biı taraftan Allah (C.C.)'m iradesinin umumi olduğuna inanırken. Öte yanden insanın da bir kudreti olduğunu kabul et*mektedir. Fakat yine İbn-i Teymiyye ilâhî irade ve kudretin umumiliğinin ve her şeye şâmil olduğunun naslarla, insan kudretinin ise akılla sabit . olduğunu kabul eîmekte, nass ile sabit olanın inkâr edilemeyeceğini, duy*gularla karşı gelinemeyeceğini düşünmektedir. Ona göre insanlar his ve akıl ile dünyadaki davranışlarından sorumlu olurlar. İnsan kader ve ka*zayı bahane ederek sorumluluktan kurtulamaz. Kişi kendini aldatıp bü*yük görmedikçe kadere karşı çıkmaya kalkamaz. «Binaenaleyh kişi işle*diği günahlarında kaderi bahane edemez. O, günahları işlememekle yü*kümlüdür. Şayet bir günah işleyecek olursa Adern'İn (A.S.) yaptığı gibi terketmesi gerekir. Nitekim bazı âlimler İki kişinin, Adem (A.S.) ve İb-lis'İn günah işlediklerini ancak Adem'in [A.S.) tevbe ettiğini, Allah'ın [C.C.) O'nu affedip peygamber yaparak hidayete erdirdiğini, İblis'in ise günahında ısrar ederek kaderini bahane ettiğini söylemişlerdir. Binaena*leyh tevbe edenler, Adem'e fA.S.) günahta ısrar edip kaderi bahane eden ise İblis'e benzerler [146).

Şu cümleler de İbn-i Teymiyye'ye aittir:

«Herkesçe kabul edilmektedir ki, adalet fiilini işleyen kimse âdil zulüm fii*lini işleyen ise zâlim olur. Yalan fiilini işleyenin de yalancı olduğu gibi. Buna göre kul kendi yalan, zulüm ve adaletinin faili olmayıp onların faili Allah (C.C.) olursa bu takdirde Allah'ın (C.C.) yalan ve zulüm ile vasıflanması gerekir.» (147)

314 — İbn-i Teymiyye'nin bu konudaki görüşleri üç noktada toplana*bilir:

1) Allah Taala herşeyin yaratıcısıdır. O'nun kâmi! manada bir ya*ratma ve var etme birliği vardır. Kâinatta hicbirşey O'nun iradesi dışında çıkamaz. Hiçbir kimse O'nun iradesine denk bir iradeye sahip olamaz. İbn-i Teymiyye bu noktada Cebriyye ile birleşmektedir.

(146) îbn-i Teymiyye, MinhacüVSünne, l, 269.

(147) Ibn-i Teymi.yye, er-Resail ve'1-Mesail, 143.



2) insan gerçek manada faildir. İnsanın; yaptıklarından sorumlu kı*lan, ksmi! manada bir iradesi vardır, ibn-i Teymiyye'nin bu noktada da Mıı'tezİle veya Kaderiyye ile birleştiğini görüyoruz. Nitekim O'nun çağ. daşı Es'ariler de bu hususu ifade etmişlerdir.

Ancak Allah şerrin işlenmesini sevmez ve O'na razı olmaz. İbn-i Tey-miyye bu noktada da kendi anladığı Mu'tezile'den ayrılmaktadır. Bu gö*rüş »O dilediğini dalalete götürür, dilediğini hidayete erdirir, ve «sen istediğini hidayete erdiremezsin. Fakat Allah dilediğini hidayete erdirir, mealindeki âyetlere de uymaktadır. Pek çok âyette bu rnana tekrarlanmış*tır. Bu aynı zamanda pek çok hadis ile teyid edilen ve Kur'ân'da zikredi*len bîr hakikattir.

Acaba bu hakikatler nasıl uziastınlabilir? Allah'ın [C.C.) herşeye kar*şı kâmil bir üstünlük ve umumi bir iradeye sahip oluşu ile insanın ihtiyar sahibi bîr fail olması nasıl uziastınlabilir? Allah Taala hem tam bir ada*let sahibi olsun, hem de hayır yolunu muvaffak kıldığı itaatkâr bir kulunu mükâfatlandırsın, muvaffak kılınmaktan mahrum ettiği günahkâr kulunu da cezalandırsın; bu nasıl uziastınlabilir? Burada böyle bir soru yatmak*tadır, îbn-i Teymîyye bu uzlaşmayı sağlamaya çalışmış, bazan bunu ba*şarmış, bazan da yaklaşmıştır.

315 — İbn-i Teymiyye Allah'ın [C.C.) kudretinin umumiliği ve her-şeyi yaratması ile insanın işlediği fiillerinin gerçek manada faili olması konusunda şöyle demektedir: Allah (C.C.) her şeyin yaratmış olduğu se*bepleri vasıtasıyle yaratıcısıdır. Allah (C.C.) kulunu onunla fiilini isleye*ceği bir irade ve kudret ile birlikte yaratmıştır. Çünkü kul hakiki manada fiilinin failidir. Binaenaleyh, ehl-i sünnetin insanlık fiilinin Allah'ın irade ve kudretiyle olduğu yolundaki sözleri diğer olayların sebepleriyle olduğu tarzındaki sözleri gibidir [148).



O halde insanın fiillerinin Allah'a (C.C.) İsnadı, Allah'ın [C.C.) o fiil*lerin sebeplerini yaratması bakımındandır. Bu sebepler kulun kudreti*dir. İbn-i Teymiyye'ye göre Allah Taala bütün mahlukatı bu arada kulla*rın fiillerinin taalluk ettiği nesneleri do yaratmaktadır. Kul ile Allah'ın ' (C.C.) kendisinde yarattığı kendine ait iradesi arasında bağlantı olur. Böy*lece kul fiili işler, Allah (C.C.) da yaratır. İşler Allah'a (C.C.) ve kula iki ayrı açıdan nisbet edilir. İbn-i Teymiyye burada da şöyle demektedir:

-Bir kimse herhangi bir fiili Allah'a (C.C.) ve kula nisbet ettiği za*man eğer, Allah'ın (C.C.) O'nun kaynağı olduğunu kastediyorsa bu müs-lümanların icmaı ile batıldır. Fakat eğer Allah'ın [C.C.) diğer mahJukat gi*bi bir mahluku olduğunu kastederse bu doğrudur (148a).

(148) îbn-i Teymiyye, Minlıacü's-Sünne, 1,270.

(148a) ibn-i Teymiyye, Mecmuatu'r-Rasail ve'I-MesaiI, V, 141. - - --



Bu demektir ki, kulun iradesinin taalluk ettiği şeyler herşeyîn fiili*nin veya sebebinin Allah'a (C.C.) nisbet edilmesi açısından, Allah'ın (C, C.) mahlukudurlar. Bunu İnkâr eden sebepleri de inkâr etmiş olur. Ancak kulun iradesinin taalluku Allah'a (C.C.) nisbet edilmez. Çünkü bu, kulun

sıfatıdır.

Buradan anlaşıldığı üzere şunu bilmelidir ki, Allah Taala'ya günahla*rın [faili] sıfatı verilmez. Bu sıfat Allah'ın (C.C.) kendisinde yarattığı bir irade ile serbest bir şekilde O'nu murat eden kula verilir. Çünkü Allah (C.C.) yarattığı şeylerle vasıflanamaz. Allah'ın (C.C.) yarattığı şeylerle ancak onu işleyen insanlar vasıflanabilirler. Meselâ Allah Taala insanın rengini yaratmıştır ve o rengi alan kendisi değildir. Hoş olmayan bir ko*kuyu veya acı bir yiyeceği ya da çirkin bir şekli vb. yarattığı zaman bu çir*kin ve sevilmeyen yaratıkla da vasıflandırılmaz (148 b).



315 — İbn-i Teymiyye'nin bu konudaki görüşünü talebesi ve ilminin varisi olan İbn-i Kayyim'ın şu sözlerinde son derece açık bir şekilde gör*mekteyiz:

«Doğrusu bu konuda şöyle demelidir: Herhangi bîr hareket Allah'ın (C.C.) in*sanda yaratmış olduğu kudret ve irade ile meydana gelir. Allah Taala bir kulu*nun fiilini rnurad ettiği zaman o kulda o fiili yapmak için gerekli olan kudret ve ona götüren sebebi yaratır. Bunun sonunda meydana gelen fiil bir şeyin sebe*bi yaratır. Bunun sonunda meydana gelen fiil bir şeyin sebebine nisbet oiunma-sı gibi kulun kudretine nisbet edilir. Aynı fiil, bir mahlukun halikina nisbet edil*mesi gibi Allah'ın kudretine nisbet edilir. Bir şeyin birinin kudreti diğerinin kudretinin sonucudur. Aslında böyle bir meydana gelme olayının iki kudretinin ortak olduğu bir meydana gelme olduğunu söylemek yanlış ve aldatıcıdır. Çünkü böyle bir ifade «şu elbise de iki kişi ortaktır. Şu ev iki ortağındır» cümlelerin-deki gibi bu iki kudret sahibinin kudret bakımından birbirlerine denk olduk*larım akla getirir. Oysa bizim konumuzda bu meydana gelme bir şeyin sebebiy*le meydana gelmesi olayıdır. Sebep, sebepten sonra meydana gelen şey, fail vs alet hepsi Allah'ın (C.C.) e?,elî kudretinin ürünüdür. Bir fiilin sebep-müsebbcb nisbctiyJc kulun kudretine nîsbct edilmesi Allah Taala'nın kudretinin herşeyi kap*saması ve lam olmasına mani olmaz. Atkılı'm (C C.) irade ve kudret inden başka bağımsız olarak bîr şeyin meydana gelmesine etki eden bir şey yoktur. Allah'*tan (C.C.) başka herşey O'nun mahlukudur, O'nun kudret ve iradesinin ürünü*dür. Bunu kabul etmeyen bir kirnse Allah'tan (C.C.) başka bîr yaratıcının varlı*ğını veya eşyanın yaratılmış olduğunu, fakat yaratıcı bir varlığın mevcut olmadı*ğını kabul etmek zorunda kalır.» (148 c).

317 — Görüldüğü gibi ibn-i Teymiyye'nin görüşü Cehmiyye'ye uzak ve Mu'tezile'ye yakın bir görüştür. Bunun için olmalıdır ki, kendisi de Mu'-tezile'nin hakka Cebriyye'den daha yakın olduğunu söylemiştir.

(148 b) îbn-i Teymiyye, Mecmua, V, 146.

(148 c) Bakı îbn-i Teymiyye, Şifau'1-alil, Ebu Zehra, Taruhu'l-CedcI, 196.

Ne var ki hemen bunun peşinden İbn-İ Teymiyye'nin Allah'ın (C.C.J bir şeyi hem murat edip hem de nehyetmesini birbiriyle uzlaştınrken Mu'tezile'ye muhalefet ettiğini görüyoruz. Çünkü Mu'tezile'ye göre «Al*lah tC.CJ günahları murat edip seçmez. Çünkü Allah (C.C.) yasakladığı bir şeyi murat etmez. Binaenaleyh, insanların işlediği günahlar Allah'ın (C.C.J onları dinlemesi olmaksızın meydana gelirler. Keza Allah emretti*ği bir şeyi mutlaka murad eder. Görüldüğü gibi, Mu'tezile ilâhî emir ve İradenin birbirinden ayrılmayacağını benimsemiş bulunuyorlar.



İbn-i Teymiyye İse Allah Taala bir şeyi emretmediği halde onu mu*rad edeceği ve o şeyin meydana geleceği görüşündedir. Binaenaleyh Al*lah [C.C.) hayn murad ettiği gibi günahı da murad eder. Günahla bağdaş*mayan sadece Allah'ın (C.C.) O'nu sevmesi ve O'na razı olmasıdır. Onun için Allah Taala günahları sevmez ve onların işlenmesine razı olmaz. Bu*na göre Allah'ın sevme ve razı olması O'nun emrinden ayrılmamış olur*lar. Ancak Allah'ın (C.C.) İradesi ise O'nun emrine bağlı değildir.

Bu husus İbn-i Teymiyye'nin bütün olarak görüşüne de uygundur. Çünkü O, Allah'ı (C.C.) O'nun Kur'Sn'da zâtını vasıflandırdığı herşey İle vasıflandırmaktadır. Allah Taala Kur'ân'da zâtın! seven, razı olan. kızan ve gazap eden olarak vasıflandırrmstır. Binaenaleyh sevme O'nun bir sı-faifdrr. Ancak sevme iradeden başka bir şeydir. Sevmeye dini irade adı verilir. İbn-i Teymiyye bu konuda şöyle demektedir:

«Büliiıı mezheplerden ehl-i sünnetin cumhuru ve Eş'arilerin çoğu İrade iJe sevme ve razı olmanın ayrı şeyler olduğunu kabul ederler. Bunlar Allah'ın gü~ nahlan murad ettiği halde onları sevmediğini onlara razı olmadığını aksine on*lardan hoşlanmayıp gazap ettiğini ve nehye t tisini kabul ederler. Allah'ın dileme*si ile sevmesinin ayn şeyler olduğunu söylerler. Bu görüş selefin görüşüne ta*mamen uymakladır.»



Ebu'l-Meâli el-Cüveynî de bu görüşün ehli sünnetin, selefi âlimlerin görüşü olduğunu ve Eş'arî'nin onları muhalefete ederek Allah'ın [C.C.) iradesi İle sevmesinin aynı şey olduğunu ileri sürdüğünü zikretmiştir. Ay*rıca Cüveynî Selefin Allah'ın murad ettiği şeyin olduğu etmediğinin ise olmadığını, murad ettiği her şeyi yarattığı görüşünde olduğunu benimse*diklerini nakletrniştir. Allah'ın (C.C ) sevmesinin emrinden dntjduğunu, O-nün emrettiği şeyi sevdiğini benimsediklerini nnkleimiştir [148 d).

318 — İbn-i Tcymiyye'nin Allah'ın (C C ) günahı murad etmesi He onu yasaklaması, bir şeyi murad etmesinin onu nehyetmesine mani olma*ması arasını uzlaştırmasını yukarıda görmüş bulunuyoruz. Allah'm (C.C.) adaleti ile, hidayet etmesi ve hidayete ermeyeni hidayetsiz bırakmasını ise şöyle uzlaştırıyor:



(143 d) tbn-i Teymiyye, Minhacü's-Sünne l, 266; Mecmua: V, 152.

İbn-İ Teymiyye Allah'ın (C.C,) hayır yoluna gitmek isteyen bir kulu*nun bu yola gitmesine yardım etmesi ve onu muvaffak kılmasında ve ken*disini İnkâr eden bir inatçıyı onu kendi sapıklığına bırakmasında, herhan*gi bir zulüm görmemektedir. Bunların her ikisi de yaptıkları işi Allah'ın (C.C.) kendilerinde yarattığı tam bir hürriyeti hissettiğine, hür bir irade ile o fiili seçtiğine göre bunda bir zulmün bulunması söz konusu değildir. Böylece Mu'tezüe'den farklı bir görüşü ortaya koyan İbn-i Teymiyye bu konuda şöyle demektedir:



«Allah Taala kullarından müstağnidir. Onlara ancak faydalı olanı emretmiş, zararlı olanı ise nehyetmiştir. O, kullarına emrederek ve kendisine itaat etme*leri için iyilik etmektedir. Şimdi insanlara faydalı bazı şeyleri emretmiş olan iyi ve bilgin bir kimse düşünelim. Bu zat daha sonra bu insanların bir kısmına, emrettiği o şeyi yapmaları için yardım edip diğerlerine etmeye birincilere tam olarak iyilik etmiş olurken, yardım etmediği diğerlerine zulmetmiş olmaz. Bu kimse ayrıca suç işleyen bazı kimseleri adalet ve kanununun gerektirdiği bir ce*za ile cezalandırsa O'nun bu davranışı yine güzel olur, Bir de en büyük hikmet sahibi, en büyük merhamet sahibi olan Allah'ın (C.C.) hikmet ve merhametim düşünelim. O'nun insanlara ilettiği emir ve nehiyler onları uyarmak ve öğret*mek içindir. Eğer Allah (C.C.) emrettiği şeyleri işlemeleri için insanlara yar. dım ederse, onlara lütfetmiş olduğu nimetleri tamamlamış olur, bundan dola*yı kendisine şükredilir. Fakat yardım etmek ve terk ederse ve p da suç işlerse bunda başka bir hikmet vardır. Eğer bu fiil sonucu onu işleyen bir acı duya*cak olursa bu o kişinin kendi acı veya tat veren ihtiyarî fiillerinin sonucudur. Bunun Allah'ın (C.C.) kaza ve kaderiyle olması bir çelişki arz etmez. Allah'ın (C.C.) kulunu hür bir irade sahibi kılması O'nun kudret ve hikmetinin mükem*melliğini gösterirken, o ihtiyarî fiillerin sonuçların kula döndürmesi de hikmet ve kudretinin tam oluşunu ifade eder.»



Bu ifadelerde kaza ve kadere iman ve kabu! çok bilen ve hikmet sa*hibi olan Allah'ın (C.C.) hikmetine teslim olma manalarını görebiliriz. Bu*rada Allah'ın (C.C.) fiillerinin bir illeti bulunup bulunmayacağı gibi yeni bir konuya gelmiş bulunuyoruz. Şimdi bu konuyu kısaca ele alalım.




GERİ ANA SAYFA
 
Üst Alt