Kader Değişir Mi? Duanin Faydasi Nedir?

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

fetih

New member
Bizler, kader çizgimizin sadece yaşadığımız kısımını biliyoruz. Bundan sonrasını bilmiyoruz, ötesini göremiyoruz. Ancak Yüce Rabbimiz: "Bana dua edin; dualarınıza karşılık vereyim" [Ğâfir, 60.] buyuruyor.

Dua, henüz elimizde olmayan bir nimete ulaşmak veya içinde bulunduğumuz bir sıkıntıdan kurtulmak için yapılır. Yani, bizler dua ile mevcut halimizin değişmesini veya iyi halimizin devamını istiyoruz demektir. Bu konuda Efendimiz [s.a.v] şöyle buyurmuştur:



"Kaderi ancak dua engeller. Ömrü ancak iyilikler artırır. Kul işlediği günahlar yüzünden rızkından mahrum olur."( Hakim, Müstedrek, l, 394; ibnu Hıbban, Sahih, No: 872.)

"Dua, başa gelen sıkıntıyı gidermede ve henüz başa gelmeyeni engellemede sahibine fayda verir." (Tirmizi, No: 3548; Hakim, Müstedrek, l, 498.)

"Şüphesiz sadaka Rabbin gazabını söndürür ve kötü ölümü engeller."( Tirmizi, Zekat, 28; ibnu Hıbban, Sahih, No: 3309.)

"Rızkının genişlemesini, ömrünün uzamasını isteyen kimse, akraba hukukunu korusun."( Buhari, Edeb, 12; Müsiim, Birr, 20-22; Ebu Davud, Zekat, 46.)

Şartlarına uyan her dua muhakkak kula fayda verir. Duada samimiyet, iman, kalb uyanıklığı, helal lokma ve usanmadan devam şarttır. Her şey ilahi irade, izin ve kudrete bağlıdır. Ancak bazı hükümler ve sonuçlar bir takım sebeplere bağlandığı için, o sebeplere yapışan kimse, o sebebe bağlanan ve takdir edilen sonuçlara varır. Kul, bütün sebeplere yapıştığı halde, istediği ve beklediği sonucu alamaz ise, bu, duanın ve çalışmanın faydasız olduğunu göstermez. Belki, her istediği muhakkak olan tek varlığın sadece Allahu Teala olduğunu gösterir. Şu ayet-i kerimede öğretilen ilmi ve inceliği iyi anlayalım:

"Rasülüm de ki: Ben, Allah'ın dilediğinden başka kendime her hangi bir fayda ve zarar verecek güce sahip değilim."( A'raf/188.)

Büyük arif İbnu Ata (k.s) "Hikem" adlı eserinde der ki: "Himmetler ne kadar büyük ve hızlı olursa olsun kader sınırlarını geçemez."

Bir çeşit kader vardır ki onun gerçekleşmesi Allah tarafından kesin hükme bağlanmıştır. Bu hükmü verilen şeyin gerçekleşmesi kaçınılmazdır. Onu dua ve himmet değiştirmez. Buna "kazâ-i mutlak" denir. Yani, kesin hükme bağlanmış olması kesinleşmiş kaza demektir. Rızık, evlilik ve ecel gibi.

Bir çeşit kader vardır ki, onun gerçekleşmesi bazı sebeplere bağlanmıştır. Buna "kazâ-i muallak" denir. Yani sonucu bazı sebeplere bağlanmış kaza demektir. İşte dua, himmet ve sadaka bu kısımda fayda verir. Allahu Teala, bir hikmeti icabı o sonucu bu sebebe bağlamıştır. Kul, neyin neye sebep yapıldığını bilmediği için, sadaka, dua, tevbe, istiğfar, zikir, ibadet, taat gibi hayırlı sonuç verecek bütün sebeplere sarılmalıdır. Bunun muhakkak faydasını görecektir.

Büyük veli Mevlana Halid Bağdadi (k.s), kendisinden neslinin devamı için dua ve himmet isteyen Akka valisi Abdullah Paşa'ya şu cevabı göndermiştir:

"Biz kendimizi himmet ehli görmüyoruz. Ancak, öyle olsa bile, istenilen şeyin kaza-i muallak (meydana gelmesi sebeplere bağlanan bir kader) olduğu anlaşılmadan himmet kullanılmaz. Kesin olan kazayı (kaza-i mübremi) değil veliler, peygamberlerin himmeti bile değiştiremez. Onun sonucuna rıza gösterip Allahu Teala'ya teslim olmak gerekir. Şunu belirtelim ki, velileri inkardan sakınmak vacip olduğu gibi; onlar hakkında akideyi bozacak inanışlara gitmekten sakınmak da vaciptir. Bu aşırı ve tehlikeli inanışlar, daha çok velilere güzel zan ve aşırı muhabbet besleyen kimselerde olmaktadır. Unutmayın ki, şeytan hile ve düzen sahibidir; insanı helake götürecek her yolu dener."( Mektubat-ı Mevlana Halid, 7. Mektub.)
 
Sevgili kardeşim fetih,

Çok güzel bir konuya değinmişsin. Allah razı olsun. Ben yanlızca bir iki ilave yapmak istiyorum;

Kader ve irade kavramları birbirleri ile bağlantılıdır.

İrade ise iki çeşittir;

1- Külli irade: Cenab-ı Allah'ın iradesi. O herşeye hakimdir. Ol deyince olur.
2- Cüzi irade: Cena-ı Allah'ın yarattıklarına vermiş olduğu iradedir. Biz insanlar bir yere kadar bize verilmiş olan bu irade ile kaderimizi belirleyebiliriz. Mesela okuyup, bir mevki sahibi olup, güzel işler yaparak takdir görebiliriz.
Ya da kafamız bozulunca birini çekip vurarak hapse girebiliriz. Bu tamamiyle bizim seçimimizdir. Yani irademiz dahilindedir. Ve bizim kaderimizi belirler.

Zaten kader dedikleri, başı, sonu ve oyuncuları belli olan bir tiyatro oyunu gibidir.....

Güzel yada kötü bir oyun sergilemek biz oyuncuların elindedir.

Perde indiğinde, o sahneyi terk ederken;...

Ya alkışlanırız....

Ya da yuhalanırız.....

Allah Yar ve Yoldaşınız olsun.
 

yasenya

New member
"Kaderi ancak dua engeller. Ömrü ancak iyilikler artırır.

bunu Kuranda bir ara bakalım dostum.
ömür uzar mı uzamaz mı
 

Samet Gul

New member
Sanırım kadir gecesinde bir tür namaz varmış.O namazı kılnca kaderin değişiyormuş diye duymuştum.Ama doğruluk payı ne kadar bilmiyorum
 

NARTKAN

Mesajlari Onaylanacak
Allahın böyle bir sözü yoktur.
var diyen varsa ayeti yazsın.
ben hemen inanırım.
 

chamdali

New member
"Kaderi ancak dua engeller. Ömrü ancak iyilikler artırır.

bunu Kuranda bir ara bakalım dostum.
ömür uzar mı uzamaz mı

Münafikun 10: Sizden birinize ölüm gelip de: 'Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam' demezden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin.

Münafikun 11: Oysa Allah, kendi eceli gelmiş bulunan hiç bir kimseyi kesinlikle ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdârdır.
 

yýldýz

New member
:4_17_206:
Sevgili kardeşim fetih,

Çok güzel bir konuya değinmişsin. Allah razı olsun. Ben yanlızca bir iki ilave yapmak istiyorum;

Kader ve irade kavramları birbirleri ile bağlantılıdır.

İrade ise iki çeşittir;

1- Külli irade: Cenab-ı Allah'ın iradesi. O herşeye hakimdir. Ol deyince olur.
2- Cüzi irade: Cena-ı Allah'ın yarattıklarına vermiş olduğu iradedir. Biz insanlar bir yere kadar bize verilmiş olan bu irade ile kaderimizi belirleyebiliriz. Mesela okuyup, bir mevki sahibi olup, güzel işler yaparak takdir görebiliriz.
Ya da kafamız bozulunca birini çekip vurarak hapse girebiliriz. Bu tamamiyle bizim seçimimizdir. Yani irademiz dahilindedir. Ve bizim kaderimizi belirler.

Zaten kader dedikleri, başı, sonu ve oyuncuları belli olan bir tiyatro oyunu gibidir.....

Güzel yada kötü bir oyun sergilemek biz oyuncuların elindedir.

Perde indiğinde, o sahneyi terk ederken;...

Ya alkışlanırız....

Ya da yuhalanırız.....

Allah Yar ve Yoldaşınız olsun.


Selamün aleyküm kardeşler. ;)
İnsanın iradesi zayıftır, kaderi ALLAH TEALA belirler. Kader konusu imanı zayıf insanlar için biraz tehlike arz eder. ALLAH TEALA insanların imanlarına göre bir kader çizmiş ve bu imanı en iyi dereceye getirecek şekilde bir düzen kurmuştur. Buna inanmak kader' e iman' dır. Bizlerin başıına gelen olaylar kaderimizde vardır. iyi veya kötü hepsi yazılmıştır. İnsanın iyi bildiği kendi için kötü, kötü bildiği şey iyi olabilir. İnsanın dua etmesi imanın artmasına vesile olur. Aslında şöyle demek daha doğru olur belkide; imanı olanın imanı kuvvetlenir, inkar edenin isteklerinin olması nedeniyle inkarı artar. Aslında kaderimizde çeşitli yollar vardır. İnsanın kader çizgisinde bazı yollar vardır. Bunlar inanış durumuna, dua edip etmemesine, hayır yapmasına göre gideceği yol seçenekleridir. İnsan o anki durumuna göre bir yol seçer. Yol ayrımları hayatımızın her anında bulunur. Bunlar Levhi Mahvuz' da belirlenmiştir. Bu bizim seçtiğimiz kader yollarıdır. Yalnız önemli bir konu vardır, "ALLAH TEALA yarattıklarını bilendir." Bu nedenle insanın nasıl bir davranış içine gireceğini ve başına neler geleceğini ezelde bilir. Buna inanmak çok önemlidir. Fakat ALLAH TEALA nasıl olsa biliyor deyip boşvermek ahmaklık gibi birşey oluyor. Dikkkat ederseniz çok yerde çalışmak ve işin sonucunu ALLAH TEALA' dan beklemek üzerinde duruluyor. Biliyoruz ki islam dini senelerdir bu kadercilik yüzünden çöktü. İnsan birşeyler yapmak için uğraşmazsa şeytanın tuzağına düşer. Şeytan düştüğü durumdan kurtulmak için uğraşmadı ve beni bu hale getirdin dedi. Adem(a.s.) ise bu günahtan kurtulmak için tövbe etti. Bu olacakları ALLAH TEALA ezelde biliyordu ve Adem(a.s.) kendinin günah işlemesine izin verenin ALLAH TEALA olduğuna inanıyordu fakat buna rağmen af diledi ve kıymet kazandı. ALLAH TEALA' yı yüceltti. Şeytan gibi kendini yüceltmeye çalışmadı. Aradaki ayrım bu sanırım. Kader konusunu fazla kurcalamayalım. Sadece işlerin sonunda ve başında ALLAH TEALA' ye tevekkül edelim. Kurtuluş bundadır. Ayrıca ameller işlenmeden cennetlik veya cehennemlik olunmayacağına dair hadis vardır. Görüşmek üzere.
 

isimsiz

New member
arkadaşlar kader ve kaza konusu hassas bir konudur....

fakat şu bilinmelidirki..cüz i irade kişilerin kendi iradeleriyle olandır...bizler iyi veya kötü tercihi yaparız...fakat asıl buradaki değineceğimiz konu allahu tealanın ilim sıfatıyla bizlerin iyi veya kötü nasıl bir tercih yapacağımızı önceden bilip yazmasıdır..buna kader diyoruz...zamanı gelipte olaylar gerçekleştiği zamana ise kaza diyoruz...

yani kısaca....

allahu teala yazdığı için biz tercih etmiyoruz..bizim neyi tercih edeceğimizi allahu teala geniş ilmiyle önceden biliyordu....

eğer allahu teala yazdığı için bizler o kötülüğü veya iyiliği yapacak olsak bütün hatalardan kul değil mevla sorumlu olurdu ve hiçbir hesap hakkı olmazdı..çünkü kulun vereceği cevap; ya rab! sen yazdın ben yaşadım olurdu....



mevlam cümlemizi hesabı kolay,yüzü ak olanlardan eylesin...(amin)
 

chamdali

New member
Kader dediğimiz şeyi ikiye ayırırsak daha kolay anlaşılabilir.

1. Önceden belirlenmiş, bizim herhangi bir müdahalemizin olmadığı dolayısı ile sorumlu da olmadığımız alan: Annemizin, babamızın, ırkımızın, rengimizin, anadilimizin ne olacağı gibi.

2. Bizim tercihimize bırakılmış ve dolayısıyla sorumlu olduğumuz alan: Yaşantımız; inancımız, eylemlerimiz. Bunlar önceden belirlenmemiştir.
 

isimsiz

New member
zaten yol gösterici kardeş allah ondan razı olsun bunu açıklamış iradeyi cüziyye ve iradeyi külliye olarak sınıflandırma yapmış...

hepiniz sağolun....
 
sevgi değer kardeşlerim şimdi bu mevzuyu anlatmak istesem kelimlere kifayesiz kalıcak ve bir okadar gerçekten hassa ir konu bu kadar mevzusu ama anlıyana hayranlık ve şaşkınlık vericek bir konu tavsiyem odurki, kader mevzusunu var olduğunu bilin ve olduğu gibi iman edin, ve duanızı ve ibadetlerinize özen gösterin, yazıldı çizildi diye boş bıkramayın, ama merak eden kardeşlerime detaylı bir şekilde inşallah anlatırım... özet olarak tanımlamak gerekirse siz okyanustasınız ve dümeni nereye çevirirseniz kaderiniz orasıdır..

Ravvim dualarınızı makbul ve daim eylesin.,

saygılarımla...
 
Himm buda benim yorumum olsun:
Tevekkül ve irade kavramları ile alakası olduğunu düşündüğüm kavram; yaşamın biçimlenme sahası..
Takdir (kader) edilen bir yaşam var ve insan'a düşen kendisine takdir edileni lütüf görüp yaşamasıdır. zira zevk ve haz unsurlarını alma olayı iç dünya ile alakalı durumlardır..
kısaca: bir insanın , bir hayvanın , bir şehir veya bir ulusun yeryüzündeki varoluş sürecinde onun yaşamını yönlendiren etkilerin tümüdür..yada şöylü diyim ühüm
inanan insanın yapabilmesi, inanmayan insanın ise istediği halde istediği yaşamı sürememesi..
 

_güvercin_

New member
Açıklamalı izahlar için hepinizden Allah (cc) razı olsun. Kader ve kaza konusu en hassas mevzulardandır. maalesef çoğu zaman da bazı insanlar için iyi niyet suistimal olarak kullanılır. Sizlerle benim aklımdaki soru işaretine cvp olan bi konuyu paylaşayım:
Diyelim ki bir insan yolda yürüyor, ileride bir tümsek var.Bu insanın kaderinde bu tümseğe takılıpta ayağını kırması yazılmış, fakat bu şahıs daha önce verdiği bi sadakadan dolayı düşmüyor, yani kader kazaya dönüşmemiş oluyor. Yani kısaca her kaza kaderdir fakat her kader kaza değildir.
Paylaşmak istedim..
 
Z

zeynep_hearty

Guest
"Kaderi ancak dua engeller. Ömrü ancak iyilikler artırır.

bunu Kuranda bir ara bakalım dostum.
ömür uzar mı uzamaz mı

saygıdeğer Yasenya burda anlatılmak istenen manayı sanırım yanlış anladınız. bir insan düşünün devamlı iylikler yapan bir insan ve dua eden her zaman ümitli olan bir insan bu insanın psikolojisinin bozulması ve hastalanma riski çok fazla değildir çünkü vicdani bir rahatlık ve huzur duyar diğer anlamda bakıldığında ise yaptığı bir çok kötülüğün muhasebesini içinde veren bir insan iç aleminde fazlaca yıprandığı için psikolojik bozukluklar ve hastalıklar meydana çıkar...sanırım bu açıklama kafidir kurandan bakın demişsiniz ayeti kerimede kaderle ilgili şöyle söylenir ''siz kendi ellerinizle yaptıklarınızdan sorumlusunuz'' der..bunun yanıda lokman sr 34.ayette.'' Kıyamet vakti hakkındaki bilgi ancak Allah'ın katındadır. Yağmuru yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez ve hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Her şeyi bilen ve her şeyden haberi olan yalnız Allah'dır.''
ayette de görüldüğü gibi bunların zamanını insanlar bilemez bu kaderi mutlaktır bunları yanlızca allah bilir..selam ve dua ile..
 
Z

zeynep_hearty

Guest
Sanırım kadir gecesinde bir tür namaz varmış.O namazı kılnca kaderin değişiyormuş diye duymuştum.Ama doğruluk payı ne kadar bilmiyorum

Saygıdeğer Samet kaderi değişiyor gibi bir şey mümkün değil sadece kadir gecesinde yapılan ibadetler çok makbuldür.bazı insanlar kadir gecesinde yapılan ibadetler ömrü uzatır desede asıl mana Cenab-ı Hak insanın yaptığı şeyleri bereketlendirip nemalandırarak o insanın hayatını uzun bir ömür yaşamışçasına bereketlendirebilir. Şayet ömrün uzaması esprisi, insanın ahiret hesabına yönelik kazancıyla değerlendiriliyorsa, bu durumda insan ahiret adına çok kazanmış demektir. Mesela bunlardan birisi Kadir Gecesi’dir ki, bin aya bedel olduğu ifade ediliyor. Eğer insan o gecede, o İlahî teveccühü yakalarsa, sanki seksen sene yaşamış gibi olur. Bu, o insanın ömrü uzasaydı ve seksen sene de yaşasaydı işte o kadar sevap kazanacaktı demektir. Sadakanın, hasenatın, sıla-i rahimin ömür uzatması da bu şekilde olabilir.selam ve dua ile...
 

ESAT OLCAY

New member
Kardeşim ilk başta YOL GOSTERİCİNİN dediği gibi kader ile nefsin bağlantısı vardır.Biz nekadar duaedersek edelim ama nefsimize sahip cıkamadıktan sonra edilen dualar boş bence.Çünkü Allah bize akılda verdi doğru yolu bulmak için.Her insanın önüne cıkacaktır bu 2 tane kapı.Kapılar karsımıza cıktıktan sonra artık nefsin ile ile imamnın baş başa kalacak.Bakalım hangi kapıdan geçilcek.Kişiye gore değişir
 

KADER




لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه يَحْفَظُونَهُ مِنْ اَمْرِ اللّهِ اِنَّ اللّهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتّى يُغَيِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْ وَاِذَا اَرَادَ اللّهُ بِقَوْمٍ سُوءًا فَلَا مَرَدَّ لَهُ وَمَالَهُمْ مِنْ دُونِه مِنْ وَالٍ

Rad / 11. Onun önünde ve arkasında Allah'ın emriyle onu koruyan takipçiler (melekler) vardır. Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez. Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur. Onların Allah'tan başka yardımcıları da yoktur.

اَلَّذى لَهُ مُلْكُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَريكٌ فِى الْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَىْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْديرًا

Furkan / 2. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. O bir çocuk edinmemiştir,mülkünde ortağı yoktur .Her şeyi yaratmış, ona ölçü , biçim ve düzen vermiştir.

اِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ

Kamer / 49. Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık.

وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَايَحْتَسِبُ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ اِنَّ اللّهَ بَالِغُ اَمْرِه قَدْ جَعَلَ اللّهُ لِكُلِّ شَىْءٍ قَدْرًا


Talak / 3.Ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.

وَالَّذى قَدَّرَ فَهَدىÂ’la / 3. Takdir edip yol gösteren,


HADİS...


* Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kul, hayrıyla, şerriyle kadere inanmadıkça, kendine (hayır ve şerden) isabet edecek şeyi atlatamayacağını, (hayır ve şerden) kaçacak olan şeyi de yakalayamayacağını bilmedikçe iman etmiş olmaz."


* Ubâde İbnu's-Sâmit radıyallahu anh oğluna ölümü sırasında demiştir ki: "Oğulcuğum, başına gelecek olan şeyin asla atlatılamayacağını, kaçırdıklarını da yakalayamayacağını bilmedikçe sen, imannın hakikatının tadını asla bulamazsın. Zira ben, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediğini işittim: "Allah'ın ilk yarattığı şey kalemdir. Kalemi yarattı ve: "Kıyamete kadar olacak şeylerin miktarlarını yaz!" dedi." "Oğulcuğum, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan şunu da işittim: "Kim bu inanç dışında olarak ölürse benden değildir."



* İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, elinde iki kitap olduğu halde yanımıza geldi ve: "Bu iki kitap nedir biliyor musunuz?" buyurdular. Cevaben: "Hayır, ey Allah'ın Resûlü! bilmiyoruz. Ancak bildirmenizi istiyoruz!" dedik. Bunun üzerine sağ elindekini göstererek: "Bu Rabbülâlemin'den (gelmiş) bir kitaptır. İçerisinde cennet ehlinin isimleri mevcuttur. Hatta onların babalarının ve kabilelerinin isimler de mevcuttur ve sonunda da icmal yapmıştır. Bunlara asla ne ilave yapılır, ne de onlardan eksiltmeye yer verilir. Hiç değişmeden ebedi olarak sabit kalır" buyurdular. Sonra sol elindekini göstererek:
"Bu da Rabbülâlemin'den bir kitaptır. Bunun içinde de ateş ehlinin isimleri, onların atalarının isimleri ve kabilelerinin isimleri vardır. En sonda da icmâllerini yapmıştır. Bunlara asla ne ziyade yapılır, ne de eksiltmeye yer verilir!" buyurdular.
Ashabı sordu: "Öyleyse ey Allah'ın Resûlü, niye amel ediliyor? Madem ki her şey önceden olmuş bitmiş, yazılmış ve artık yazma işinden fariğ olunmuş (bir daha yapma gayreti de niye)?" Resûlullah şu cevabı verdi: "Siz amelinizle doğruyu ve istikameti arayın! İtidali koruyun, Zira, cennetlik olan kimsenin ameli, cennet ehlinin ameliyle sonlanır; (daha önce) ne çeşit amel yapmış olursa olsun. Keza cehennemlik olanın ameli de cehennem ehlinin ameliyle sonlanır, hangi çeşit amel ile amel etmiş olursa olsun!" Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, sonra elindeki kitapları atıp, elleriyle işaret ederek dedi ki: "Rabbiniz kullardan artık fariğ oldu, bir kısmı cennetlik, bir kısmı da cehennemliktir."


* Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Biz bir cenaze vesilesiyle Baki'u'l-Ğarkad'da idik. Derken yanımıza Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm çıkageldi ve oturdu. Biz de etrafında (halka yapıp) oturduk. Elinde bir çubuk vardı. Çubuğuyla yere birşeyler çizmeye başladı. Sonra: "Sizden kimse yok ki, şu anda cennet veya cehennemdeki yeri yazılmamış olsun!" buyurdular. Cemaat: "Ey Allah'ın Resûlü, dedi. Öyleyse hakkımızda yazılana itimad edip ona dayanmayalım mı?" "Çalışın, buyurdular. Herkes kendisi için yaratılmış olana erecektir. Cennetlik olanlar, saadet(e götüren) amelde (muvaffak) olacaktır. Şekâvet ehli olanlar da şekâvet(e götüren) amelde (muvaffak) olacaktır!" Sonra şu ayeti tilavet buyurdular. (Mealen): "Kim bağışta bulunur, günahtan kaçınır ve dinin en güzelini tasdik ederse, biz de ona hayır ve kolaylık yolunu kolaylaştırırız" (Leyl 5-7).


* Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Süraka İbnu Malik İbnu Cu'şem radıyallahu anh gelerek sordu: "Ey Allah'ın Resûlü! Bize dinimizi açıkla. Sanki yeni yaratılmış gibiyiz. Şimdi amel ne husustadır: Kalemlerin kuruduğu, miktarların kesinleştiği şeylerde mi, yoksa istikbale ait şeylerde mi çalışacağız?" "Hayır (istikbale ait şeylerde değil). Bilakis kalemlerin kuruduğu, miktarların cereyan ettiği (kesinleştiği) hususta!" buyurdular. Sürâka tekrar: "Öyleyse niye amel edelim (boşa zahmet çekelim)?" diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm: "Çalışın! Herkes yaratıldığı şeye erecektir! Herkes, (yazıldığı) ameliyle amil olacaktır!" buyurdular."


* İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Sâdık ve Masdûk olan Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Sizden birinin yaratılışı, annesinin karnında kırk günde cem olur. Sonra bu kadar müddetle "alaka" olur. Sonra bu kadar müddette "mudga" olur. Sonra Allah bir meleği dört kelimeyle gönderir: (Bu melek) rızkını, ecelini, amelini, şaki veya said olacağını yazar, sonra ona ruh üflenir. Kendinden başka ilah olmayan zâta yemin olsun, sizden biri, (hayatı boyunca) cennet ehlinin ameliyle amel eder. Öyle ki, kendisiyle cennet arasında bir zirâlık mesafe kaldığı zaman ona yazısı galebe çalar ve cehennem ehlinin ameliyle amel ederek cehenneme girer. Aynı şekilde sizden biri (hayatı boyunca) cehennem ehlinin amelini işler. Kendisiyle cehennem arasında bir ziralık mesafe kalınca yazısı ona galebe çalar ve cennet ehlinin amelini işleyerek cennete girer."
Rezin şu ziyadede bulundu: "(Resûlullah) şunu da buyurdular: "Nutfe düştü mü, kırk gün rahimde uçar. Sonra kırk günde alaka olur. Sonra kırkgünde mudga olur. Bir nefis olarak yaratılma safhasına gelince, Allah onu tasfir edecek (şekillendirecek) bir melek gönderir. Melek iki parmağının arasında toprak olduğu halde gelir. Onu mudgaya karıştırır. Sonra onu yoğurur, sonra da emredildiği üzere onu tasvir eder."


* Âmr İbnu Vasıla anlatıyor: "Abdullah İbnu Mes'ûd radıyallahu anh'ı dinledim. Demişti ki: "Şakî, annesinin karnında iken şaki olandır. Said de başkasından ibret alandır." (Bunu işittikten sonra) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın ashabından Huzeyfe denen zata uğradı ve İbnu Mes'ud'un söylediğini anlattı ve sordu: "Kişi amelsiz nasıl şakî olur?" Huzeyfe radıyallahu anh: "Buna hayret mi ediyorsun? Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediğini işittim:" "Nutfenin (rahme düşmesinden sonra) kırkiki gece geçti mi, Allah ona bir melek gönderir (ve onun vasıtasıyla) nutfeyi şekillendirir; işitmesini, görmesini, derisini, etini, kemiğini yaratır. Sonra melek sorar: "Ey Rabbim! Bu erkek mi, dişi mi?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Sonra sorar: "Ey Rabbim! Eceli nedir?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Tekrar sorar: "Ey Rabbim! Rızkı nedir?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Sonra melek elinde sahife olduğu halde çıkar. Artık buna ne bir şey ilave eder ne de eksilir."



* İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün) aramızda doğrulup: "(Hastalık nev'inden) hiçbir şey hiçbir şeye sirayet etmez!" buyurmuşlardı ki bir bedevi: "Ey Allah'ın Resûlü! Nasıl olur? Bir deve sürüsüne, kuyruğu ile haşefesini uyuzlamış bir deve gelince hepsini uyuzlu yapar!" dedi. Aleyhissalatu vesselâm: "Pekalâ, birincisini kim uyuzladı? Ne sirayet, ne safer (inancınızda hakikat) vardır. Şurası muhakkak ki, Allah her nefsi yaratmış, onun hayatını, ölümünü, rızkını ve uğrayacağı musibetlerini yazmıştır."



* Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün): "Allah Teâla hazretleri bir kulun hayrını diledi mi onu istimal eder!" buyurmuştu. Kendisine: "Onu nasıl istimal eder?" diye soruldu. "Ölümden önce salih amel işlemede muvaffak kılar!" buyurdu."


* Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kişi vardır, uzun müddet cennet ehlinin amelini işler, sonra da ameli cehennem ehlinin ameliyle hitam bulur. Yine kişi vardır, uzun müddet cehennem ehlinin ameliyle amel eder de sonunda cennet ehlinin ameliyle hitam bulur."


* İbnu Amr İbni'l-Âs radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Allah (cin ve ins dahil) mahlukatını bir karanlık içinde yarattı. Sonra üzerlerine kendi nurundan serpti. Bu nur, kimlere isabet ettiyse hidayeti buldular, kimlere de isabet etmediyse sapıttılar. Bu sebeple diyorum ki: "Kalem, Allah Teâla'nın ilmi hususunda kurumuştur."


* Sa'd İbnu Ebî Vakkâs radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Ademoğlunun saadet (sebepleri)nden biri de Allah Teâla'nın hükmettiğine rıza göstermesidir. Şekâvet (sebepleri)nden biri de Allah Teâla'ya istihareyi terketmesidir. Keza şekâvet (sebepleri) nden bir diğeri de Allah'ın hükmettiğine razı olmamasıdır."


* Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kuvvetli mü'min, Allah nazarında zayıf mü'minden daha sevgili ve daha hayırlıdır. Aslında her ikisinde de bir hayır vardır. Sana faydalı olan şeye karşı gayret göster. Allah'tan yardım dile, acz izhar etme. Bir musibet başına gelirse: "Eğer şöyle yapsaydım bu başıma gelmezdi!" deme. "Allah takdir etmiştir. Onun dilediği olur!" de! Zira "eğer" kelimesi şeytan işine kapı açar."
 
KADER-İRADE MÜNASEBETİNDE ORTA YOL

Kader mevzuunda zihinleri en fazla meşgul eden husus, kaderle insan irâdesinin tevfiki mes‘elesidir. Bir yanda, kaderi tenkide varan, zorlayıcı, bağlayıcı ve insanı bir kurban ve mahkûm durumuna düşürücü kader anlayışı, öte yanda, kaderi de, yaratmayı da tamamen insana veren kıt anlayış.. bu her iki anlayış da, bulundukları uç noktalarda kaderin ve irâdenin hakkını vermekten çok uzaktırlar. (Cebriye ve Mu’tezile). Halbuki kader adına gerçek, bu ikisinin tam ortasındadır. Yani, yukarıda izahına çalıştığımız gibi, hem bütün kâinatta ve insan hayatında kaderin hâkimiyeti bahis mevzûudur; hem de insan meyil, niyet, düşünme, muhakeme, mukayese, tercih ve karar verme adına cüz’î bir irâdeye sahiptir. Öyleyse, mes’ele terazinin iki kefesi gibi ele alınmalı ve denge sağlanmalıdır.
Kur’ân, peş peşe iki âyette, iki makamı birden cem etmek suretiyle mes’eleyi halletmektedir. Tekvir suresi 27 ve 28. nci âyetlerde “O (Kur’ân) alemlere ancak bir öğüttür.. sizden istikamet üzere olmayı dileyen için” buyrulurken, hemen arkadan gelen 29.ncu âyette ise, “Alemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” denilerek, her şeyi dileyenin de yine Allah (cc) olduğu, fakat bu meşietin, insana da bir meyil ve isteme hakkı verilmesine aykırı bulunmadığı ifâde edilmektedir. Bir başka âyette, “Allah, sizi ve bütün yaptıklarınızı yaratandır” (Saffat, 37/96) buyrularak, yaratma ve var etmenin tamamen Allah (cc)’a aid olduğu beyan edilmekte, daha başka âyetlerde ise, “İnsana çalıştığından başkası yoktur..! Allah yolunda mücahede edin.! Cennet’e koşun.! Allah’tan vesile isteyin.! okuyun, yazın, düşünün!” şeklindeki beyan ve teşviklerle, insanın kader karşısında eli-kolu bağlı bir mahkum olmadığı ve âdi bir şart olarak irâdenin kullanılması gerektiği belirtilmektedir. Bazı âyetlerde bu, daha da vazıhtır: “Bana verdiğiniz sözü tutun ki, ben de size verdiğim sözü tutayım” (Bakara, 2/40). “Siz Allah’ın (Dini’ne) yardım ederseniz, Allah da size yardım eder” (Muhammed, 47/7).“Bir millet, kendi durumlarını değiştirmedikçe, Allah onların durumlarını değiştirmez” (Ra’d, 13/11). Öyleyse, ‘mutlak cebir’ cemâdat, nebâtat ve hayvânat, kısaca irâde sahibi olmayan varlıklar için olup, insanlar ve cinler için ise, ‘şartlı cebir’ vardır. Şu kadar ki, cüz’î irâde ve neticelerini yaratmak; bütünüyle Allah (cc) tarafından önceden yazılıp çizilmiş ve Kader Kitabı’nda harfi harfine tesbit edilmiştir.
a) Allah (cc), irâdemizle nasıl davranacağımızı önceden bildiği için kaderimizi öyle yazmıştır:
Önceden izah edildiği gibi, kader insanı belli bir istikamette davranmaya zorlamaz; bilakis, kulun neyi nasıl yapacağı önceden Allah (cc) tarafından bilindiği için, kaderi de öyle tesbit edilir. Yani, kader ilim nev’inden olup, irâde ve kudret nev’inden değildir; ilim ise malûma tâbîdir. Ancak, Allah'ın ilmi için tâbî demek doğru da olmayabilir.
Kaderin ilim nev’inden olması demek, herşeyin Allah (cc)’ın ilminde kesilip biçilmesi ve tayin, tesbit ve sonra da bir plân ve proje haline getirilmesi demektir. Bilmek ayrı, bilineni yapmak, yani dış âlemde tezahür ettirmek ayrıdır. Zihnimizde ne kadar plân, proje çizersek çizelim, bunlar hiç bir zaman, meselâ bir fabrika veya bir ev olmayacaktır. İlmin malûma tabi olması da, bir tasarı veya plânın dışta, yani pratikte alacağı şekle bağlı olması demektir. -Lâ teşbih vela temsîl- Allah (cc)’ın ilminin bir ünvanı olan kader de, böyle bir plân ve proje gibidir ki, bu plân veya proje pratikte insanın irâdesiyle yapacağı fiillerle şekil ve hüviyete ulaşır. Bu, kâğıt üzerinde görülmeyen yazıların, o kâğıda kudret ve irâde eczasının sürülmesiyle vücut bulması gibidir. İnsan, cüz’î irâdesiyle teşebbüsde bulununca, Allah (cc)’da, kağıttaki görünmez yazılara Kudret ve İrâdesiyle tecelli eder ve böylece kağıttaki yazılar dışta bir vücud ve şekil alır. Şu kadar ki, Allah (cc), insanın irâdesiyle neler yapacağını önceden bildiğinden, hepsini önceden tek tek defterine yazmış bulunmaktadır.
İzmir-Ankara arasında çalışan bir tren düşünün. Bu trenin hangi saatlerde hangi istasyonlarda olacağı dakikası dakikasına tesbit edilip, bir vakit cetveli halinde asılmıştır. Tren, bu vakit cetvelinde yazılı olan saatleri hiç şaşırmadan varacağı istasyonlara varır. Halbuki trenin hızı, üzerinde gideceği demiryolunun çeşitli hususiyetleri, trenin ne kadar yolcu veya yük alabileceği, yani taşıma kapasitesi, yol boyunca bulunan istasyonlar ve hattâ mevsimler ve hava durumu trenin seyahatına tesir eden faktörler olup, bütün bu faktörler de, vakit cetvelini hazırlayan ilgili büro tarafından bilinmektedir. Şimdi tren, vakit cetvelini hazırlayan büro yazdığı için mi belli saatlerde belli istasyonlara varmaktadır; yoksa, sözünü ettiğimiz bürodan bağımsız faktörlere göre mi trenin seyahatı düzenlenmiştir? İşte, irâdenin durumu da böyledir.. ve o, kaderin mutlak mahkûmiyeti altında değildir.
Güneş tutulması gibi astronomik hâdiseler önceden tesbit edilip takvimlere ve ilmî raporlara saati saatine, dakikası dakikasına kaydedilir. Şimdi, güneş ya da ay tutulması, takvimde yazıldığı veya ilim ehlince tesbit edildiği için mi o saatte ve o dakikada gerçekleşir; yoksa o saatin o dakikasında gerçekleşeceği için mi takvimlere yazılır veya ilim adamlarının raporlarına geçer? Güneş veya ay, takvimlerde yazıldığı için tutulmuyor, bilakis tutulacağı için takvimlere yazılıyor. İnsan, yaptığını Allah (cc) kaderinde yazdı diye yapmaz; insan yapacağı için Allah (cc) yazar. İnsanın irâdesini kullanarak yapacağı her şeyin kaderî olarak yazılması, irâdesini kullanmasına nasıl mâni değilse, insanın irâde sahibi olması da, yapacağı şeylerin önceden kader halinde yazılmasına aynı şekilde mani değildir.
b) İradenin hesaba katılmadığı tek yönlü bir kader, bahis mevzûu olamaz:
Kader mevzûunun nirengi ve can alıcı noktası diyebileceğimiz husus şudur:
Allah (cc), sonsuz ilmiyle olacağı olmadan evvel bilip Kader Kitabı’nı yazarken, insanın kesbi veya o kesbi meydana getiren irâdesi bu yazının haricinde ve devre dışı bırakılmamıştır. İnsanın yaptığı şeydeki payı, kesb, yani düğmeye dokunmak, Allah (cc)’ın ise yaratmak, meydana getirmek, neticeyi hasıl etmekdir. İşte, bu ikisinin aynı zamanda beraberce tesbit edilip yazılmasına ‘Kader’ diyoruz.
Yan odada göremediğiniz, fakat ‘tik tak’ sesini duyduğunuz bir saat düşünün. Size, bu saatin çalışıp çalışmadığı sorulsa “evet, çalışıyor” diye cevap verirsiniz.. ve artık size “ bir bak bakayım, akrep ve yelkovanı da dönüyor mu?” denmez. Saatın çalışması, akrep ve yelkovan hareketi de içinde olmak üzere, bütün mekanizmanın devrede olması demektir; ya da tersinden bir deyişle, akrep ve yelkovanın durmadan dönüp saatleri göstermesi, saatin çalıştığına ve çarkın da döndüğüne delâlet eder. Aynen bunun gibi, kader varsa irâde de vardır veya irâdeyi ele almak istiyorsak, ancak kaderle birlikte ele alabiliriz.
Şu halde, insan kaderin önünde eli-kolu bağlı bir robot değildir. Yani insan, bir örümcek ağı gibi kaderin ağlarıyla sarılmış, elleri arkadan kelepçelenmiş, idam fermanı boynuna asılmış, soluk alamaz hale getirilmiş.. veya denize atılmış, sonra da kendisine, “sakın ıslanma!” denerek alaya alınmış zavallı bir mahkûm değildir. Evet, kader bu olmadığı gibi, insan da o kader rüzgârının önünde savrulup duran kuru bir yaprak değildir. İslâm’ın her mes’elesinde bir itidal ve istikamet vardır. Mesela, olur olmaz heryerde öfkelenme bir ‘ifrat’ ise, her söz ve davranış karşısında susma da bir ‘tefrit’tir. Hiç evlenmeyip, kadını adeta inkâr etme bir tefritse, önüne gelen her kadından istifade düşüncesi de ifrattır. Kapitali totemleştirme ‘ifrat’sa, bunun tam tersi, servete hayat hakkı vermeme de bir ‘tefrit’tir. İşte, kader mevzuunda her şeyi insana verme ve “İnsan kendi fiilini kendi yaratır” (İ’tizal) deme ifrat ise, bunun tam zıddı, “Kulun, kendi fiilinde hiç bir dahli ve fonksiyonu yoktur” deyip, insanı kader karşısında hiç bir uzvunu oynatamaz felçli duruma düşürmek de (Cebriyecilik) tefrittir. Bahsimiz boyu görüşlerine tercüman olmaya çalıştığımız Ehl-i Sünnet ise, “Kesb ve irâde kuldan, yaratma ise Allah (cc)’tandır” diyerek, bu mevzûda da hakikatı ve i’tidal yolunu ortaya koymuştur.
Hidayeti de dalâleti de, sevabı da günahı da yaratan Allah’tır (İbrahim, 14/4). Hidayet ve dalâlete, sevaba ve günaha sevketme ve bunları yaratma on tonluk bir yükse, bunların yaratılması tamamen Allah’a aid olup, kula düşen gramla ifâde edilebilecek bir miktar, ama neticesi büyük bir miktardır. İnsan câmi, mescid veya Allah evlerinden birine gelmek istek ve niyeti taşıyıp, o yönde bir tercih ve meyil ortaya koyduğunda, Allah (cc) da onu arzu ettiği o büyük ve mühim neticeye götürür. Bir sohbet dinlemesi, ya da temiz bir arkadaşın dizi dibinde Allah (cc) hakkında malumat edinmesi, hidâyete sevkine bir vesile olabilir; çünkü düğmeye dokunmuştur artık. Öte yandan, meyhaneye gitme niyeti içinde yolu veya meyli o yöne olan bir insanı da Allah (cc) dalâlete sevkedip, o yolda batırabilir, ama, dilerse batırmayabilir de. Allah (cc) ve Rasûlü (sav) hakkında sarfedilen çirkin bir söz, Allah (cc)’ın Mudill (dalâlete götüren) isminin tokmağına dokunmak olabilir ve niyetine göre ona cevap verilince de haksızlık yapılmış olmaz. Kısaca, hidâyet ve dalâlet yollarından birini tercih eden insan, tercih edip yöneldiği yolun encamına ve neticesine vardırılır; vardıran Allah (cc), varan ve varmaya meyleden kuldur.. ve amelinin cinsine göre de öbür âlemde ceza veya mükâfat görecektir.
c) Kader, sebeple müsebbebe bir bakar; irâdenin elinde bulunan malzeme ve vasıtalar da Kader Kitabı’nda yazılıdır:
Bir kaza, bir ölüm, kısaca üzücü bir hâdiseden sonra çok defa “Keşke oraya gitmeseydi, keşke tüfeği eline almasaydı; keşke bu kadar sürat yapmasaydı!” gibi sözler sarfederiz. Oysa, kaderde hâdiseyle birlikte, o hâdiseye yol açacak amiller ve insan irâdesi dahilinde bulunan sebeplerle, dahilinde bulunmayan sebepler birlikte yazılmış, yani, her hâdise, hayatın her ânı bütün yönleriyle ve teferruatıyla kaydedilmiştir.
Sözgelimi, bir insan, irâdesini kullanarak tüfekle bir başkasını öldürmüşse, bu hâdise Allah (cc)’ın ezelî ilminde vukuundan evvel görülüp bilinmiş ve ikisi birlikte kaydedilmiştir. “Tüfeği kullanan bu işi irâdesiyle yapacak, tetiği parmağıyla çekecek ve neticede diğeri ölecektir” diye önceden yazılmıştır. Öldürmede kullanılan veya ölüme sebep olan kurşunun atıldığı tüfeği ve parmağı oynatan sebebi ortadan kaldırınca, karşıdakinin ölümüyle ilgili takdir nasıl ve ölümüne sebep başka ne olabilirdi? Diyelim ki, “Trafik kazasında ölebilirdi.” O zaman da, onun ölümünün trafik kazasından olacağı yazılmıştır deriz. Bir başka sebep gösterilip, meselâ, hastalık dense, o zaman da, netice olan ölümün, hastalıkla beraber yazıldığını söyliyecektik...
d) Netice olarak, kader irâdeyi te’yid eder ve ikisi omuz omuzadır. Ne irâde kaderi, ne de kader irâdeyi nefyeder.
Mevzûyu net cümleler halinde ifâde edecek olursak:

1. Kâinat’ta İlâhî bir kader ve program hakim olup, insanda da bir irâde ve meyil vardır.
2. Allah (cc), sonsuz ilim sahibi olduğundan, geçmişi, hazır zamanı ve geleceği bir nokta gibi görür ve bilir.
3. Allah (cc), gelecekte vukû bulacak bütün hâdiseleri muhtelif kitaplar halinde kaydeder ve yazar.
4. Biz yaptıklarımızı Allah (cc) öyle yazdı diye yapmayız; bilakis, Allah (cc) önceden irâdemizi hangi yönde kullanacağımızı bildiği için öyle yazar.
5. Allah (cc), kaderimizi yazarken irâdemizi dışta tutmaz ve onu nasıl sarfedeceğimizi hesaba katarak yazar.
6. Allah (cc), engin rahmetiyle bize lûtfettiklerinden ayrı olarak, irâde düğmemizi yolunda kullanmamızın neticesinde de Cennetler va’d etmektedir. (Geniş Bilgi “Kader” ve “İnancın Gölgesinde 1” kitaplarında bulunabilir)
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Üst