Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

iSRAİLİYATTAN KALKARAK TEFSİR YAZMAK

ÇAPANOÐLU

New member
Katılım
8 Eki 2006
Mesajlar
803
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Bilindiği gibi son zamanlarda İslam'ın kaynağına inme ve dinimizi kaynağından öğrenme çabaları daha bir güç kazanmıştır. Dinimizi öğrenirken başvuracağımız temel kaynak Allah'ın korumasıyla günümüze kadar aynen gelen Kur'an-ı Kerim'dir. Hicri ilk yüzyıldan bu yana Kur'an'ın daha iyi anlaşılması için bir çok çalışmalar yapılmış, bu arada çok sayıda tefsir de vazılmıştır. Fakat bu tefsirlerin büyük çoğunluğu arapçadır. Hatta toplum arapça bilmediği halde bile tefsirleri Arapça yazmak adet haline gelmiştir. Son yüzyılda yavaş yavaş bu gelenek bozulmuş Arapçanın dışında birçok dillerde tefsirler yazılır olmuştur. Bunun yanısıra Arapça yazılan tefsirler de Türkçeye veya diğer dillere çevrilmeye başlanmıştır.

İşte bu yazımızda insanların Kur'an'ı daha iyi anlamak için okuduğu bir tefsire: Mehmet Vehbi Efendi'nin "Hula-sat'ül Beyan Fi Tefsiril Kur'an" isimli onaltı ciltlik eserine değineceğiz.

Kitapta belki yararlanılacak birçok bilgi var. fakat bu bilgileri israiliyettan ayıklamak da ayrı bir Kur'an'î kültürü gerektiriyor. Çünkü kitapta o kadar çok uydurma (israiliyyat) bilgi var ki... Biz burada şimdilik sadece bir örnek vermekle yetineceğiz. Konu ile ilgili eleştirileri de diğer tefsirlerden sunacağız. "Hülasat'ül Beyan..."in 11.12. cildinin 4781. sayfasında yer alan Sa'd suresinin 21-25. ayetleri üzerinde duracağız.

Bizi hayrete düşüren zikrettiğimiz ayetlerin metninde hiç geçmemesine, konu ile bir ilgisi olmamasına rağmen, meale "hatun" kelimesinin eklenmiş olmasıdır. Önce "Hülasat'ül Beyan.."daki meali, arkasından da yapılan tefsiri alıntılıyalım:

"Ya Ekrem-er Resul muhakkak sana hasmın haberi geldi. Zikret iki hasmın duvardan mihrâb-ı Dâvûd (A.S.) üzerine girdiler. Binâenaleyh; Dâvûd (A.S.) da onlardan korktu. Duvar yarılarak içeriye giren iki hasım Hz. Davud'a dediler ki: "Korkma bizden. Zîra; biz iki hasmız ki bâzımız bâzımıza zulmetti. Şu halde bizim beynimizde (aramızda) hakla hükmet ve bâtıla meyletme, bize doğru yolu göster. Hasımlardan birisi Hz.Davud'a hitaben söze başlayarak "şu benim mü'rnin biraderimdir. Kendisinin doksandokuz haremi vardır. Benim de bir tane haremim vardır, bana, sen o bir haremi de bana ver" dedi, ve sözüyle bana galebe etti. Zîra; benden fasihtir. Dâvûd (A.S.) hasımlara hitaben; "senin hatununu kendi hatunlarına ilhak etmeyi istemesiyle Allah hakkı için o adam sana zulmetti, şürekâdan (ortaklardan) çokları mallarını birbirine karıştırmakla bâzısı bâzısına zulmeder. İllâ şu kimseler ki onlar îman ettiler ve amel-i salih işlediler. Onlar zulmetmezler, fakat imanla ve amel-i salihle meşgul olanlar bu dünyada azdan azdır. Ve enderdir" demekle esefini izhar etti..." (38/21-24)

Şimdide âyetin "Hülasat'ül Beyan..." daki tefsirini zikredelim: "Beyzâvî'nin beyanı veçhile bu âyette (38/21-22), (...) Dâvûd (A.S.) üzerine âdetin hilafı olarak, duvar yarılarak girdiklerinden korkmuştur. Çünkü; Dâvûd (A.S.) zamanını dörde taksim etmişti ki bir gün ibadet eder, bir gün fasl-ı hukuk ve hükm-ü kaza eyler, bir gün hususât-ı beytîyle (özel ve ev işleriyle) ve bir gün de ahâliye (halka) vaaz u nasihatle meşgul olurdu. İbâdet günü halvetteyken (kimsenin olmadığı bir yerde yalnız başına ibâdet ederken), bekçiler kapıdan içeriye kimseyi koymadıkları biı zamanda ansızın duvar yarılarak onların, me'mûlün hilafı (âdet olanın dışında ) girivermeleri (...)(l) Dâvûd (A.S.)'a korku verince onlar Dâvûd (A.S.)'a hitaben "sen korkma bizden. Zîra; biz sana suikasd için gelmedik. Belki iki has'mız, muhakeme için geldik. Çünkü; bazımız bazımıza zulmetti. Binâenaleyh; sen bizim beynimizde (aramızda) adaletle hükmet, adaletin haricine çıkma, doğru yol neyse onu bize göster, herkes hakkına razı olsun" dediler.

(23. âyetle ilgili olarak) İki insan suretinde gelen melekler Davud'a (A.S.) arız olan korkuyu izâle ve kalb-i nebe-vîlerini teskinden sonra, davalarını tasvir ve birinin öbürüne zulmetmek istediğini beyana başladılar, içlerinden birisi diğerine işaret ederek "şu benim dinde kardeşim ve tarik-i sülükte (iş hususunda) meslektaşımdır. Bunun doksandokuz tane hatunu vardır, benim ise bir tanedir. Bana o bir hatunu kendine vermemi teklif ediyor.diyor ki (o bir hatunu da bana ver, ona da ben kefil olayım. Benim zevcem yüz olsun, işenin hiç olmasın.) dedi. Böyle demekle bir takım delâille (delillerle) bana galebe etti (üstün geldi) Zira; kelamda ben müdafaaya kadir değilim ve muharebeye iktidarım yoktur,;Çün-kü ben âciz bir kimseyim" demekle davayı tasvir etti

(Ekfilnîhâ): Beni o bire de malik kıl, yahut ben taht-ı nikâhımda, (nikahım altında) olanlara kefil olduğum gibi buna da kefil kıl demektir. Yahut kefil; nasip manasınadır ki "bu biri de benim nasibim kıl" demektir, tefsirini veriyor.
Dâvûd (A.S.)'hükmü verince melekler birbirine bakarak bu hüküm hâkimin kendi aleyhinedir, derler ve kaybolurlar. Dâvûd (A.S.) iki tarafına nazar eder (bakar) görür ki, ansızın kaybolmuşlar. İşte o zaman bildi ki Dâvûd (A.S.) biz onu müptela kıldık ve imtihan muamelesi yaptık. Derhal sâdır olan zelleden Rabbine istiğfarla rükua vardı ve münacatla dergah-ı ulûhiyete rücu' etti. Biz de onu mağfiret ettik. Zîra; Dâvud için bizim indimizde büyük mertebe ve aavet kurbivet (dostluk yakınlık) vardır. (...)

Bu ayetin delâleti veçhile (38/24-25) Dâvûd (A.S.) (Urya) denilen kimsenin hıtbe 3 ettiği hatuna hıtbe ederek ni-kâhlandığından (Urya)'nın me'yus (üzülmüş) olması üzerine şu hıtbe üzerine hıtbenin zelle olduğuna tenbih için iki hasım suretinde Vacip Tealâ melekleri gönderir, tenbih eder ve Dâvûd (A.S.) da hakikati anlar. Binaenaleyh; Cenâb-ı Hak'tan zellesinin affını istirham ettiğini Vacip Tealâ bu ayetle beyan buyurmuştur.

Dâvûd (A.S.)'dan sudur eden zellenin sebebi ikidir.: Birincisi: Hıtbe üzerine hıtbe etmesidir. İkincisi: Doksandokuz haremi (hanımı) mevcutken yüzüncü birini dahi istemesidir. Dâvûd (A.S.)'dan vaki olan zelle hakkında bir çok rivayetler varsa da mu'temed olan (güvenilen) rivayet budur, ayette "ve'azzenî fi"l-hıtâbı" nazmında zellenin hıtbede olduğunu imâ ettiği cihetle bu rivayeti te'yit eder. Amma (Urya) hakkında vaki olan rivayetler aklen ve naklen sahih değildir. Binaenaleyh; iftira, bühtan ve yalandan ibarettir.


Bazıları da zelleyi Dâvûd (A.S.) zamanında mevcut bir âdet üzere tasvir etmişlerdir, şöyle ki; Benî İsrail'den bir kimsenin diğerine kendine nikahlanmak üzere haremini terketmesini rica ve teklif etmek adetmiş. Binaenaleyh; bu teklif nas (insanlar) arasında âdet olduğundan herkes çok görmez, hatta kabul edip terk edenler de olurmuş. İşte nas beyninde (insanlar arasında) carî olan şu adete binaen Davud'un (A.S.) Benî israil'den bir kimseye böyle bir teklifte bulunması üzerine Vacip Teâlâ muhakeme suretiyle iki melek göndererek Dâvûd (A.S.)'a tembih buyurmuştur.Gerçi bu âdet nas arasında câri ise de mansıb-ı nübüvvete (peygamberlikle memur) bu misilli teklif ve âdet-i hasîsiye (özel adetlere) ittiba etmek (uymak) münasip görülmemiştir. Çünkü (Hasenati'l-ebrari seyyiâti'l mu-karrabin)dir. Ayette bu rivayete işaret de vardır. Çünkü âyette iki hasımdan birisi "kendinin doksandokuz hatunu varken benim bir hatunum var. Bana o bir hatunu da kendisinin kefil olmasını ve taht-ı kefaletine (kefaleti altına) almasını ister" demek ayn rivayeti te'yid etmektedir.

"Hulasat'ül Beyân..." da; âyete teşmili ancak istiare ile olabilen bir mananın verildiğini görüyoruz. Bu meal ve tefsî-rin verilmesini yanlış ve iftiralarla dolu olduğunu söylemekle yetinip Seyyid Kutub'un Fi zılal'il Kur'an adlı tefsirin-deki meal ve tefsirine bir göz atalım:

(38/21-22), "Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, O onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: " Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacı; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar.

(38/23)- Bu kardeşimin doksandokuz dişi koyunu var. Benim ise bir tek dişi koyunum var. Böyle iken onu da bana ver, dedi ve tartışmada beni yendi"

Hz. Dâvûd (A.S.)'ın vaktini nasıl kısımlara ayırdığını beyandan sonra; bir gün (Dâvûd (A.S.)'ın ibadet ederken mabedin duvarına tırmanıp giren iki şahısla karşılaştığını, telaşlandığını, çünkü oraya kimsenin tırmanıp giremeyeceğini, oraya girenlerin onu teskin edip aralarında muhakeme konusu olan dişi koyun meselesini (mealde olduğu şekilde) anlattıklarını beyan eden S. Kutub şöyle devam eder:

"Bu dâva, hasımlardan birinin arzettiği gibi koyu ve te'vil götürmez zulüm

yüklenmiştir. Bunun içindir ki bu açık zulmü duyt-r duymaz uavua (A.Ö.) galeyana gelmiş, öteki hasma bir şey söylememiş, onun ifadesini talep etmemiş, delilini dinlememiş ve hemen hükme geçmiştir. (24. âyetteki hükmü)


Öyle anlaşılıyor ki muhakemenin bu safhasında o iki şahıs gözden kaybolmuşlardır. Bunlar Hz. Davud'u denemek için gelen iki melekti.. İnsanların yönetimine, aralarında hak ve adaletle hükmetmek ve bu hükmü vermeden evvel hak ve hakikâti araştırmak üzere Allah tarafından vazifelendirilmiş olan peygamberin imtihanı...

imtihan için gelenler Hz. Davud'a dâvayı, mahsus açık ve tahrik edici biçimde arzetmeyi tercih etmişlerdir. Fakat hâkimin feveran etmemesi lâzım; acele etmemesi lâzım; öbürüne konuşma ve delilini ortaya koyma fırsatını vermeden, birinin mücerred sözüyle hemencecik hükme varmaması lâzımdır. Çünkü meselenin bütün veçhesi veya bir kısmı, karşı taraf dinlenince değişebilir ve lehine hükmoluna-nın hilekâr veya yalancı, yahut delilinin yetersizliği tebeyyün edilebilir...işte burada Hz. Dâvûd işin, bir imtihan olduğunu anlar (...)

Dâvûd (A.S.)'un bu denenişi etrafında bazı tefsirler uzun uzadıya israiliyata dalmışlardır. Mukaddes nübüvvet müessesesini o gibi söylentilerden tenzih ederiz. Bu rivayetler peygamberliğin hakikatine taban tabana zıttır. Bu uydurmacaları hafifletmek için te'vil yoluna gitmek isteyenler dahi, israiliyatçı-larla birlikte bir süre yürümekten kendilerini alamamışlardır. Bu rivayetler temelden çürüktür, bakmaya değmez. Üstelik yüce Allah'ın Hz. Dâvûd Hakkındaki: "katımızda onun yüksek bir makamı ve güzel bir geleceği vardır." (38/25) mealindeki medhiyesiyle hiç bağdaşmaz..." (5)

Seyyid Kutub'un bu kısa eleştirisinden sonra "Hak Dini Kur'an Dili" adlı tefsire bir bakalım:

Merhum Elmalılı da "Hak Dini Kur'an Dili" adlı tefsirinde bu konuyu çok kısa bir şekilde işliyor. Sadece mealini vermiş de diyebiliriz. Hulasat'ül Beyan'ın dışındaki mealler gibi veriyor manaları. Ancak üzerinde durduğumuz kelimeyi de kısaca açıklıyor ve şöyle diyor: NA'CE, dişi koyuna ve dişi sülüne denildiği gibi kadına da istiare edilir. Yine bu iki davacının birbirine; "işte bu benim kardeşim" diye hitap ettiklerini söyledikten sonra —Melâike olduklarına göre din kardeşi veya arkadaşı diye tefsir edilmiştir. Fakat zaruri değildir— der.
Bu konunun sonunda da; "Bu kıssa münasebetiyle birçok laflar edilmiş, masallar söylenmiştir" (6)der.

Hulasat'ül Beyan'daki konuları ve S. Kutub ile Elmalılf nın "bu iki kişinin melek olduğu" görüşünü de tenkit eden Hasan Basri Çantay'ın meal ve yorumlarını okuyalım:

(38/21)"—Sana o davacıların haberi geldi mi? hani onlar duvardan mescide tırmanmışlardı.

(38/22)- O vakit Davud'un karşısına girivermişlerdi de o, bunlardan telâşa düşmüştü. "Korkma, dediler, (biz) iki dâ'vâcı(yız). Birimiz öteki(nin hakkına) tecavüz etdi. Şimdi sen aramızda adaletle hükmet. Aşırı gitme. Bizi doğru yolun ortasına çikar".

(38/23)-(içlerinden biri): "Şu benim bi-raderimdir. onun doksandokuz dişi koyunu var. Benim ise bir tek dişi koyunum var. Böyle iken 'onu bana ver (de bakayım)' dedi, mücadelede beni yendi". (10)

Bu ayetlerdeki "ne'ceten=dişi koyun' kelimelerini "kadın" manasına hamletmek suretiyle ba'zı hikayeciler (Dâvûd) (A.S.) aleyhine iftira etmişlerdir. Güya Dâvûd(A.S.) in "99" karısı varmış da "Urya" adında birinin bir tek karısına da göz dikmiş, bu adamı müteaddit muharebelere göndermek ve hep ön safda bulundurmak suretiyle öldürtmüş, karısını kendisine nikahlamış imiş! Bunu malesef bazı müfessir-lerimiz de kitaplarına nakletmişlerdir!.

Konya'lı Mehmet Vehbi'nin bu görüşlerinin alıntılarını verdiğimiz müfessir-lerce kabul edilmediğini gördük.
Gerçekten'de Mehmet Vehbi'nin Hz. Davut'un sınanması konusundaki yorumlarını Kur'an mantığı içerisinde bir yere oturtmak mümkün değildir.


Yazımızın başında da değindiğimiz gibi tefsirlerin, Kur'an'ın daha iyi anlaşılması için okunduğunu, hatta bu amaç için yazıldığını belirtmiştik. Ama bu tür rivayetler tefsir yazmanın Kur'an'ın anlaşılmasından çok kafaların bulandırılmasına vesile olduğunu söyleyebiliriz.


osman berber
 

yýldýz

New member
Katılım
22 Ağu 2006
Mesajlar
1,359
Tepkime puanı
8
Puanları
0
paylaşım için Allah(c.c.) razı olsun kardeş.

SAD SURESİ
21- Sana o davacıların haberi geldi mi? Hani mihraba (Davud'un bulunduğu yere girmek için) yüksek duvardan tırmanmışlardı.

22- Davud'a girdiklerinde, o, onlardan ürkmüştü; dediler ki: "Korkma, iki davacıyız, birimiz diğerimize haksızlıkta bulundu. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, kararında zulme sapma ve bizi doğru yolun ortasına yöneltip-ilet."

23- "Bu benim kardeşimdir, doksan dokuz koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var. Buna rağmen "Onu da benim payıma (koyunlarıma) kat" dedi ve bana, konuşmada üstün geldi."

24- (Davud) Dedi ki: "Andolsun senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu, (emek ve mali güçlerini) birleştirip katan (ortak)lardan çoğu, birbirlerine karşı tecavüz ederler; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. Onlar da ne kadar azdır." Davud, gerçekten Bizim onu imtihan ettiğimizi sandı, böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rüku ederek yere kapandı ve (Bize gönülden) yönelip-döndü.

25- Böylece onu bağışladık. Şüphesiz onun Bizim Katımız'da gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır.

Benim anladığım bu kadar. Dorusunu Allah Teala bilir.
 

ÇAPANOÐLU

New member
Katılım
8 Eki 2006
Mesajlar
803
Tepkime puanı
1
Puanları
0
paylaşım için Allah(c.c.) razı olsun kardeş.

SAD SURESİ
21- Sana o davacıların haberi geldi mi? Hani mihraba (Davud'un bulunduğu yere girmek için) yüksek duvardan tırmanmışlardı.

22- Davud'a girdiklerinde, o, onlardan ürkmüştü; dediler ki: "Korkma, iki davacıyız, birimiz diğerimize haksızlıkta bulundu. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, kararında zulme sapma ve bizi doğru yolun ortasına yöneltip-ilet."

23- "Bu benim kardeşimdir, doksan dokuz koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var. Buna rağmen "Onu da benim payıma (koyunlarıma) kat" dedi ve bana, konuşmada üstün geldi."

24- (Davud) Dedi ki: "Andolsun senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu, (emek ve mali güçlerini) birleştirip katan (ortak)lardan çoğu, birbirlerine karşı tecavüz ederler; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. Onlar da ne kadar azdır." Davud, gerçekten Bizim onu imtihan ettiğimizi sandı, böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rüku ederek yere kapandı ve (Bize gönülden) yönelip-döndü.

25- Böylece onu bağışladık. Şüphesiz onun Bizim Katımız'da gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır.

Benim anladığım bu kadar. Dorusunu Allah Teala bilir.



Senin paylaşımın için de Rabbim razı olsun,
Kuranca konuşmak ve Kuranca anlaşmak ne güzel bir olgu,
Tüm insanlara Rabbim nasip eylesin..
 

ÇAPANOÐLU

New member
Katılım
8 Eki 2006
Mesajlar
803
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Selam,Yüzünü Hanif olan Ibrahimin Milletine dönenlere olsun.
Masallah uzun süredir gelmiyordum menmun oldum aynen devam ediyorsunuz Tebrik ederim.Allaha emanet olun.

evet, Kur'an güneşi tüm karanlıkları delip tekrar yüreklerde YÜREK FETHİNİ gerçekleştirene , kanımızın son damlasına kadar, bu davaya devam, dünya atom olup beynimizde patlasa bile, dönen namert olsun..
Hoşgeldin kardeşim, hoşlar getirdin, özlemiştik...
 

Enver Ýstek

metin mete
Katılım
27 Ara 2005
Mesajlar
3,935
Tepkime puanı
1,023
Puanları
0
Yaş
60
Konum
Gurbet,daimi gurbetin icinde gurbet
evet, Kur'an güneşi tüm karanlıkları delip tekrar yüreklerde YÜREK FETHİNİ gerçekleştirene , kanımızın son damlasına kadar, bu davaya devam, dünya atom olup beynimizde patlasa bile, dönen namert olsun..
Hoşgeldin kardeşim, hoşlar getirdin, özlemiştik...


Selam,Yüzünü Hanif olan Ibrahimin Milletine dönenlere olsun.
Beynimizde patlasa ne yazar Ne yazar benim gibi faniye acize,Hos bulduk Gardasim Hanif dost.Hos gördük sizlerde özlendiniz biliyorsun dünya hali biraz nafaka biraz evlat isleri uzun oldu sanirim ama özlemek özlenmek güzel sey.Allaha emanet ol.
 
Üst Alt