Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Hırsızlık

bekir

sadece bir kul
Yönetici
Katılım
10 Eyl 2007
Mesajlar
8,132
Tepkime puanı
5,971
Puanları
113
Konum
Daðlardan, yaylalardan
Serikat (hırsızlık); lügat yönünden, hangi şey olursa olsun, bir şeyi başkasından gizlice almaya derler. Şer'an, mükellefin, yâni âkil ve baliğ olan kimsenin; bir yerde veya bir mahfazada korunan ceyyid [49] darb olunmuş on dirhem miktarı malı gizlice almasıdır.


Lûgavî manası üzerine, şer'an bîr takım vasıflar, eklenmiştir. O vasıflardan biri, çalandadır. O da, çalanın mükellef olmasıdır. Bir vasfı da, çalınandır. O da, mütekavvim (kıymeti hâiz) ve mukadder (mik*tarı belli) mal olmasıdır. Bir vasfı da, mesrûkun minhde (mal sahibin*de) , dir. O da onun muhriz olmasıdır. İnşâeHâhu Teâlâ yakında açık*laması gelecektir.


Gerek hırsızın, malı alma vaktinde olsun, gerekse çıkma vaktinde olsun, lûgavî ma'nâ hırsızlıkda gözetümiştir, yâni, buna hırsızlık de*nir. Nitekim hırsızlatmanın sebebine gizlice başlasa ve gizlice alsa veya sâdece alıp, çıkarmadan yakalansa buna da hırsızlık denir. Nitekim, gizlice duvarı delip ve malı mâlikden açıkça, silâhla çarpışarak alsa, buna da hırsızlık adı verilir.


Sonra hırsızlık, ya küçük olur ki bu meşhur olan hırsızlıktır. Bun*da, mâlikin malının çalınması vardır. Ya da, emânet konan ve ariyet alası kimse gibi, mâlikin yerine geçen kimsenin malının çalınması var*dır.


Ya da hırsızlık, büyük olur. O da, yol kesmektir. Bu, yol kesilerek yapılan hırsızlıkda, İmâmın (İslâm Devlet Başkanı) malının çalınması vardır. Çünkü İmâm, yardımcıları ile yolu korumakla görevlidir.
Çalanın, mükellef olması da şarttır. Çünkü, akl ve bulûğdan ol*maksızın suç gerçekleşmez.


El kesmek, hırsızlık suçunun cezasıdır. [50] Bunun şartı, alman şe*yin madrûb ve ceyyid olan on dirhem veya daha fazla olmasıdır. Ya da, kıymet yönünden miktarı on dirhem veya d;iha fazla olmasıdır. Çünkü hırsızlık hakkında vârid olan nass, çalmanın kıymeti hakkında müc*meldir. [51] Çalınan şeyin kısmen beyânı hakkında hadîs-i şerif vârid olmuştur. Şöyle ki, Re&ûlüllah (SAV.) :
«Hırsızın, ancak kalkanın kıymetinde eli kesilir.» buyurmuştur.


Bizim Ashabımız demiştir ki: Nebi-i Ekrem (S.A.V.) zamanında hır-sızin elinin kesilmesini gerektiren kalkan [52] on dirheme müsavi idi. Bunu İbn Abbâs ve İbn Ömer — Allah (C.C.) onlardan razı olsun — rivayet etmişlerdir. Dirhemlerin, yedi miskâl vezninde olması şart kı*lınmıştır. Çünkü yedi miskâl ağırlığı, ekseri memleketlerde, dirhemle*rin vezninde mu'teber olandır.


Dirhemlerin basılmış (madrûb) olması da, şart kılınmıştır. Çünkü dirhem ismine örfen şâmil olan budur. Bu, zahir rivayettir. [53] Doğru olan da budur. Hattâ on dirhem külçe gümüş çalsa, on madrûb dirheme eşit olmadıkça, elini kesmek gerekmez. Çünkü cezaların şartlarında, kemâl sıfatına bakılır. Külçe gümüş ise, kıymet yönünden madrûbdan daha azdır. Bundan dolayı ceyyid (iyi) olmasını şart kılmışlardır. Hat*tâ kıymetsiz on dirhem çalsa, İmâm A'zam ve İmâm Züfer' (Rh. Aley-himâ) e göre, hırsızın eli kesilmez.


Şübhe olmayan muhafazalı yerden alınması da şart kılınmıştır. Çünkü şübhelerle savtılabilen şey, şübhe ile alınamaz. Muhafazalı yer, bazan mekân ile olur. Baza» da koruyucu ile olar. Yakında açıklaması gelecektir.


Eğer hırsız bir kere ikrar ederse, sağ eli kesilir. Nitekim kısas ve kazf haddinde olduğu gibi. İmânı Ebû Yûsuf (Rh.A.) dan; «Ancak, iki kere ikrarı ile kesilir.» dediği rivayet edilmiştir.


Ya da, iki adamın şahadeti ile kesilir. Nitekim diğer Hukûkda ol*duğu gibi.


İmâm bu iki şahide; «Nasıl çaldı?», «Çaldığı şey nedir?», «Nereden çaldı?», «Ne zaman çaldı?», «Ne kadar şey çaldı?» ve «Kimden çaldı?» diye sorar. O iki şâhid de açıklarlar. Fazlaca ihtiyat için böyle yapılır. Nitekim daha önce hadlerde geçmiş idi.


İmâm hırsızı, şâhidleri tezkiye edinceye kadar töhmetten dolayı habs eder. Ondan sonra, elinin kesilmesine hükmeder.


Şayet çalmaya bir kaç hıısız katılıp, ortak olsalar ve her birine nîaâb miktarı onar dirhem düşse, her ne kadar malın tümünü bazıları alsa da, hepsinin eli kesilir. Çünkü hırsızlar arasında mu'tâd olan, ba*zısının almakla görevlendirilmesi ve bazısının da korunmak için hâzır olmasıdır. Şayet bu gibilerine ceza verilmese, çoğundan el kesmek ce*zası kalkıp, fesâd kapısının açılmasına sebeb olur.
Sac çalmakla, el kesilir. Sac, Hindistan'dan gelen sağlam bir ağaç*tır. Kana çalmakla da, el kesilir.-Kana, mızrak veya süngü demektir. Abonoz çalmakla da,-kesilir. Abonoz, siyah ve sert bir ağaçtır. «Sıhâh» adlı eserde: «Abonoz, kokusu güzel bir ağaçtır.» denmiştir.


Ûd [54] misk [55] ve iyi yağlar çalmakla ve vers çalmakla da el ke*silir. Vers, susam gibi bir bitkidir. Sadece Yemen'de yetişir. Ekilir ve yirmi yıl kalır. Kâmûs'da böyle zikredilmiştir.


Za'ferân [56], anber [57] çalmakla, zümrüd gibi yeşil yüzük taşları çalmakla, yakut, zeberced (açık yeşil renkte kıymetli taş), inci, la'l [58]ve fîrûzcc [59] çalmakla, yâni, bunlardan birini çalarsa hırsızın eü ke*silir.


Kısacası, malların kıymetlisi ve iyisi olup İslâm ülkesinde aslı mu*bah olarak bulunmayan , rağbet gören şey çalınmakla, kıymeti nisaba mâlik olunca çalanın eli kesilir.
Kap kaçak çalmakla ve ağaçlan kapı çalmakla da, hırsızın eli ke*silir. Çünkü bu ikisinde san'at asl'a galebe çalmış, bundan dolayı de*ğerli mallardan sayılmışlardır. Kapı çalındığında, çalanın eli kesilme*sine sebeb şudur: Kapı muhrez olup, evin dışında duvar üzerine dikil*memiş, ve hafif olmalıdır. Yâni, bir adamın taşıyamıyacağı kadar ağır olmayıp hafîf olursa, çalanın eli kesilir.


Hırsız, kıymetsiz, yâni İslâm ülkesinde mubah olarak bulunan de*ğersiz şeyleri çalmakla, eli kesilmez. Kuru ağaç, ot,, kamış, balık, av, zırnık, [60] kırrmzı aşı toprağı ve beyaz çiçek (nevre) gibi.


Sür'atle, az zamanda bozulan şeyi çalmakla da eli kesilmez. Süt, et, yaş meyve ve ağaç üzerindeki meyve gibi. İhraz olunmadığı için kesilmez. Karpuz ve hasad olunmamış ekin de ihraz olunmadıkları için el kesmeyi îcâb etmezler.


Sarhoşluk veren İçkileri çalmakda, oyun âletlerinde, altın veya gü*müşten yapılmış olan kâür haçı çalınakda veya satranç ve tavla çal*makta, hırsızın eli kesilmez. Çünkü bunları alan, kıracaktım veya döke--çektim diye te'vîl edebilir. Fakat üzerinde suret olan dirhemler bunun aksinedir. Çünkü bunlar ibâdet için hazırlanmamış, belki mal edinmek için hazırlanmıştır. Binâenaleyh, onlarda, kırmak te'vîli sabit olmaz.


Hırsız, mescidin kapısını çalmakla, ihraz olmadığı için eli kesilmez. Mushaf çalmakla da, eli kesilmez. Çünkü, mal edinmek için ihraz edil*miş değildir. Onu alan kimse, okumak için aldığına yorumlar.


Hür bir çocuğu çalan hırsızın eli kesilmez. Çünkü hür insan, mal değildir. Her ne kadar Mushaf'ın ve küçük çocuğun üzerinde zinet ve mücevherat olsa da, hırsızın eli kesilmez. Çünkü onlarda olan şey, on*lara tâbidir. Şu hâlde, bunlara i'tibâr edilmez. Büyük bir köleyi çalinakla da eli kesilmez. Çünkü büyük kölenin alınması gasb veya hile*dir. Hırsızlık/değildir.


Defterler, Tefsir, Hadîs ve Fıkh Kitapları gibi şeriata âid ise, bunlar Mushaf gibidir. Hesab Defterlerine gelince; Kâfi'de zikredilen şudur kî; burada demek istenen, hesabı kapanmış defterlerdir. Çünkü hırsız, o defterlerin içindekini kasd etmez. Maksûd olan, ancak kâğıtlarıdır. İmdi, eğer defter*lerin kıymeti; hırsızlık nisâbına ulaşırsa, alanın eli kesilir.


Muhît'te şöyle denmiştir: Hırsız, bir insanın Hesap Defterlerini ça*lıp; onu yitirip tüketse, sahibine kıymetlerini öder. Mâlikin, o defter*leri kaç akçaya satın aldığına bakılarak ödetilir. Bu mes'efe; bir kim*se, bir insanın senet, çek veya vesikasını yırtsa, Meşûyih'i( Büyük Bil*ginlerin) çoğunun sözüne göre, senet veya vesikanın, yazılmış olduğu hâlde kıymetini ödemesi gibidir. Mala bakılmaz.
Köpeğin ve parsın çalınmasında da, hırsızın eli kesilmez. Çünkü köpek ve pars, aslı mubah olan hayvanlardır. Hıyanet etmekle de, eli kesilmez. Bir kimsenin kendisine güvenilip emânet edilen, elindeki emânete hıyanet etmesi gibi. Siden sür'atle kapmakla da, kapanın eli kesilmez. Yağma etmekle de, kesilmez. Yağma (nehb); kentin veya kö*yün zahirinden açıkça, zorla almaktır. «Müstesfâ»*da, böyle denmiştir.


Kabir kazıp, kefen soymakla da hırsızın eli kesilmez. Çünkü Resû-lüllah (S.A.V.) :
«Muhtefi'ye el kesmek (cezası) yoktur.» buyurmuştur. Muhtefî, Medine halkının lûgatına göre; nebbâş, yâni, kefen soyucudur.


Ammenin (Kamu'nun) malını çalmakla da, hırsızın eli kesilmez. Beyt'ül-mâl; yâni, Devlet Hazînesinin malı gibi. Ortak malı çalmakla da, eli kesilmez.
Çalanın, başka kimsede, hâlde veya gelecekte alacağı dirhemleri olmakla, o diğer kimseden, o dirhemlerin mislini çalsa, eli kesilmez.


Çünkü çalan, hakkını almıştır. Hâl ve gelecek onda eşittir. Bir de; mühlet vermek hakkını istemenin (mütâlebenin) ertelenmesidir. Her ne kadar, hakkından fazla alsa da yine kesilmez. Çünkü çalan kimse, hakkı kadarını almakla, onda ortak olur. O ise şâyi'dir. Eğer dirhemle*rini verdiği o kimseden mal çalarsa, eli kesilir. Çünkü çalan kimsenin, maldan alma hakkı yoktur. Ancak, birbirini razı etmekle satış müstes*nadır.


Elinin kesilmesine sebeb olan çalınmış bir şey, değişmeden, unu yine çalsa, di kesilmez. Yâni bir hırsız, bir malı çalıp eli kesildikde, o malı geri verdikden sonra, dönüp onu yine çalsa; halbuki o çaluumş olan mal hâli üzere olsa, eli tekrar kesilmez. Sebebi, yakında gelecektir. Hattâ o çalınmış olan mal, değişse ve değiştikden sonra ikinci kez çal*sa, meselâ; iplik gibi, ki onu çaldığı için, çalanın eli kesilip geri ver*dikden sonra iplik dokunup, onu yine çalsa, eli yine kesilir.


Zî-rahnı olan mahremden çalsa, gerek çalman mal, zî-rahmin malı olsun ve gerekse başkasının malı ohun, muhafazada şübhe olduğu için elini kesmek gerekmez. Fakat hırsız, mahreminin malını başkasının evinden çalsa, zikredilenin aksine olur. Muhafaza tahakkuk ettiği için, eli kesilir.


Mutlak sütanasımn malım çalmak da zikredilenin aksinedir. Yâ*ni, gerek sütanamn evinden olsun ve gerekse başkasının evinden ol*sun muhafaza tahakkuk ettiği için eli kesilir.


Karının, kocasından ve kocanın, karısından çalması ile de, her ne kadar kocanın özel muhafaza yeri olsa da, el kesilmez. Çünkü bir-birilerinin mallarında tasarruf etmeleri, el kesmeye mânidir.


Kölenin, efendisinden veya efendisinin karısından çalması ile de eli kesilmez. Veya kölenin, hanımefendisinin kocasından çalmakla da eli kesilmez. Çünkü bu suretlerde, âdeten birbirlerinin yanlarına gir*meye izin vardır. Efendinin, mükâtebinden çalması ile de eli kesilmez. Çünkü efendinin, nıükâtebin kazancında hakkı vardır.
Konuğun (müsâfirin), konuğu ağırlayan (ev sahibi) dan çalması île de, el kesilmez. Çünkü ev, konuk hakkında muhafazalı yer olmaktan çıkmıştır.


Ganimet malından çalmakla da, el kesilmez. Çünkü çalanın onda payı vardır. Hamamdan ve gündüzleyin girmesine izin verilen evden çalmakla da eli kesilmez. Çünkü birincide, âdeten, ikincide hakîkaten, izin vardır. Böylece, koruma kalmamıştır. Tüccarın dükkânları ve han*lar dahî hamânı gibidir. Ancak, eğer bunlardan geceleyin çalarsa, eli kesüir. Çünkü bunlar, mallan korumak için bina edilmişlerdir. İzin, gündüze mahsûsdur.


Ya da; hırsız bir şey çalıp, evden çıkarmadı ise, yine eli kesilmez. Çünkü evin hepsi, bir tek muhafaza yeridir. Şu hâlde eli kesilebilmesi için, evden çıkarması gerekir. Ya da; kendisi evin içinde olup, dışanda olan kimseye'malı verse, bu durumda ikisinin de eli kesilmez. Çünkü içeride olan, dışarı çıkmamıştır. Dışarıda olan da, muhafazayı bozmu-ımştır. Bu durumda, her biri için hırsızlık ve çalma tamâm olmamıştır.


Ya da; evi delip ve elİuİ sokup nisâb miktarı mal alsa, yine eli'ke*silmez, Çünkü Hz. Ali' (R.A.) den; şöyle dediği rivayet edilmiştir:


Ya da, başkasının yen'iniın dışından keseyi yarıp, almakla da eli kesilmez, «Nihayeu'de denmiştir ki: Kese .(surra), dirhemlerin kabıdır. Burada ondan murâd, yen'in kendisidir. Hükmün böyle olmasına sebeb ise şudur: Çünkü, kesenin bağı dışarıdandır. Böyle olunca, yarıp al*mak dışarıdan meydana gelir. Şu hâlde muhafaza yerini bozmak yok*tur. Eğer kese içeride ise, onu yarıp aldıkda, eli kesilir. Çünkü kesenin bağı içerdendir. Böyle olunca; yarıldığmda kese, yen içinde kalır. Öy*leyse almak, içeriden olmuş olur. Şayet yarmak yerine, bağı çözmekle çalsa, illeti (delil ve sebebi) aksine döndüğü için, hüküm de a'ksine dö*ner.
Ya da, deve katarından bir deve çalmakla veya yük çalmakla da eli kesilmez. Gerek deveyi sevk eden veya yeden biri bulunsun, gerekse bulunmasın müsavidir. Çünkü sevk edenin ve yedenin gayesi, şevktir ve yedmektir ve yol almaktır. Korumak, değildir.


Eğer devenin ve yükün sahibi korur veya devenin üzerinde

uyur*sa, deveyi ve yükü çalan hırsızın eli kesilir. Çünkü yükün üzerinde uyu*mak veya deveye yakın olmak onu korumaktır.


Ya da hırsız; yükü yarıp, İçinden nisaba ulaşan bir şey alsa —çün*kü çuvallar muhafaza yeridir — veya hırsız, elini başkasının sandığı*na veya yen'ine veya cebine, almak için sokup nisâb miktarı alsa veya içinde has odalar olan evin, has odasından evin salm'ına çıkarsa veya bir has odanın sahibi, diğer bir has odadan çalsa, yâni bir hâne, ki içinde odalar olup, her birinde bir kimse otursa ve o odada oturan kimse*den başkasının, o oda ile ilgisi olmasa — ancak bir kimsenin bir evi olup, dâirelerinde o kimsenin inalları ve hizmetçileri bulunup, birbir*lerinin dâiresi ile ilgili olurlarsa, o ev yukarıda anlatılan gibi değil*dir— veya korunan yerden bir şey yola atıp, sonra alsa, —çünkü yola atmak, bir hiledir. Hırsızlar onu i'tiyâd edinmişlerdir. Çünkü bunda, bozuk niyyetleri vardır. Buna mu'teber bir el de uzanmamıştır — İmdi hepsi, bir tek fiil sayılıp, eli kesilir. Şayet evden çıkarıp da almasa, o kimse malı yitiricidir, calici değildir. Şu hâlde, bu işde eli kesilmez.
Ya da, çalınan şeyi; bir eşek üzerine yükletip, eşeği yürütüp çıkar*sa, eli kesilir. Çünkü eşeğin yürümesi, hırsıza muzâftır.


Münye'de zikredilmiştir ki; İtilâmın, siyâseteıı hırsızı Öldürmesi caizdir. Çünkü hırsız yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışır. [63]






[49] Ceyyid, iyi şey demektir. Burada karışık ve sahte olmayan akça anlamına gelir.

[50] Allah Teâlâ (C.C.) malı, can ve ırzı muhafaza için yaratmıştır.
Hırsularin ellerinin kesilmesi, ilâhî bir hükümdür. Allah Teâlâ ıC.C.i Et - Mâide sûresinin 38. âyet-i kelimesinde şöyle buyurmuştur:
«Erkek hırsızla kadın hırsızın, yaptıklarına karşılık ve Allah'dan bir azâb olmak üzere, (sağ) ellerini kesin. Allah, mutlak gâlibdir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.»

[51] Mücmel: söyleyenin açıklamasından başka maksadı anlamaya bir yol buhımmnan soz-riür. Mücmelin hükmü, hakikatini i'tikâd ederek açıklama gelinceye kadar beklemek, yâni bîr ma'nâ vermemek, açıklamadan sonra da gerekirse üzerinde durmak, düşün*mektir.

[52] Kalkan: Eskiden oktan ya da kılıçtan korunmak için savaşçıların taşıdığı yassı, çoğu tekerlek biçiminde korunmalik.

[53] Zahir rivayet (veya zâhîr'ul-rnezheb): Bir fıkıh terimi olan zahir rivayet, İmâm Mu-hammed' (Rh.A.) in telif etmiş olduğu; Mebsût,. el-Câmi'uI-Kcbîr, cl-Câmi'us-Sağir ve es-iıiyer'ııl-Kebîr gibi Fıkıh Kitaplarındaki güvenilir ve sağlam rivayetlerdir. Pek güve*nilir olmayan zayıf rivayetlere ise, «Nâdîr'ur-Rivâye» adı verilir.

[54] Üd (Ödağacı): Hindistan'da yetiden bir ağaçtır. Hintçe'de (İd) diye bilinir. Yakıldığı zaman güzel koku verir. İlmî adı. aquillaria agollochia'dır.

[55] Misk: Asya'nın yüksek dağlarında .yaşayan bir erkek Ccylân'ın karın derisi alımdaki bir bezden çıkartılan güzel kokulu maddedir.

[56] Za'ferân (Safran): Süsengillerden, soğanlı ve güzel çiçekli bir bitkidir. 'Çiçeğinin te*pecikleri kurutulup, boya olarak kullanılır. Ayrıca, katıldığı şeylere özel bir tad ve güzel bir koku verir. İlmî adı, Crocus'dur.

[57] Anber (Amber) : Anber baliğinin bağırsaklarından çıkarılan veya dışkısıyle deııî/e dö*külen, kül renkli, güzel kokulu bir maddedir. (Fazla bilgi için, C. 1, S. 328'e bakınız.)

[58] Lal: Yakut gibi kırmızı renkli, kıymetli bir taşdır.

[59] Fîrûzec (Feyrûzec): Halk arasında finize olarak bilinen; gök mavili veya vcştl renkli kıymetli bir taştır. Farsça'dan Arabca'ya geçmiştir.
Buna, «Hacer'iil-ayn», yâni, «Göztaşı» da derler.

[60] ZIRNIK (ARSENİK): Kimya'da Arsenik'e verilen isimdir.
Demirkır renginde, 5, 7 yoğunluğunda, normal sıcaklıkta katı iken 400 derece ve doğru gaz durumuna geçen bir elementtir.
Ateşe atılınca etrafa sert bir sarımsak kokusu yatarak, uçup gider; oksitleşince zehir olur. Halk arasında sıçan otu olarak da tanınır.

[61] Tanbûr (Tambur): Yay ,va da mızrapla çalınan: uzun saplı, telli, uhta)
 
Üst Alt