Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

hidayet

mesud

New member
Katılım
24 Eyl 2005
Mesajlar
59
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
48
HİDAYET NEDİR?

Hidayet kavramı Arapça'da; yol, yön, sîret, maksat, adak, bir şeyin benzer, misli ve bir adamın içinde bulunduğu hal, durum, doğru yol gibi değişik fonksiyonlu anlamlar taşımaktadır. Kelime bu bakımdan insan hayatının tümünü kapsayan bir ölçü konumundadır.

Fiil olarak kullanıldığında da yönelme, yönlendirme, bir şeye iletme, anlamları ağırlık kazanmakta, böylece kelime, içten içe bir gayenin, amacın varlığını hissettirmekte ve ona doğru gidişin olduğu sezilmektedir. Genel bir mana içerisinde kavramın, bir insanın kendisine yöneldiği ya da yönlendirildiği, düşünce ve tutum biçimi olarak anlaşıldığını söyleyebiliriz.

Çölün ortasında yolunu şaşırıp kaybeden bir kimseyle, bir rehber yardımıyla gideceği yeri, yönü rahatça tayin edip bulan kimse bir olmaz. Bu bakımdan hidayetin tam karşısına da şaşırmışlık, sapmışlık, anlamına gelen dalalet kavramının yerleştirildiği görülür. Çünkü her şey kendi zıddına nispetle daha gerçek mana ifade eder, O halde insanı hayat çölünde ya da yolunda doğru istikamete götürecek, sapmalardan koruyacak yön tayin edici kılavuz nedir? Elbette ki Allah'ın hidayeti (yol göstermesi)dir.

"De ki: Hidayet/doğru yola kılavuzluk; ancak Allah'ın hidayetidir." (En'am: 71) "Seni şaşırmış bulup da yol göstermedi mi?" (Duha: 7)


"Yolun doğrusunu göstermek Allah'a aittir. Yolun eğri olanı da vardır. Allah dileseydi hepinizi hidayete iletirdi." (Nahl: 9)

Aslında Allah, hidayeti, bir bakıma yaratılışla iç içe ve her bir canlıya kendisine özgü bir tarzda vermiştir. "O, her şeyi ölçüyle yapıp, yol göstermiştir." (Alâ: 3)

Böylece her canlının kendine has yolda ilerlemesiyle, kainatın sistemi bozulmadan devam etmektedir. İnsana gelince O, diğer canlılardan daha farklı bir konumdadır. Çünkü Allah ona, bir değil iki yol göstermiş ve onu irade hürriyeti içerisinde imtihan etmek istemiştir: "Biz ona eğri ve doğru iki yol göstermedik mi?" (Beled: 10)

"Kişiliğe, onu şekillendirene ve ona bozukluğunu da korunmasını da ilham edene ant olsun ki kendini arındıran kurtuluş bulmuş, onu kirletip örten de ziyana uğramıştır." (Şems: 7-10)

Böyle geniş bir serbestliğe sahip olan insan soyunun, doğru yolu çeşitli sebeplerle bulanık görmesi ya da kaybetmesi tehlikesine karşı-ki bu insanlık tarihi boyunca sürekli vuku bulmuştur.- Allah sürekli elçiler göndererek kendi doğru yolunu, yönünü insanlığa göstermiştir. İnsanlar ise elçilerle gelen bu yol pusulasına karşı olan tavırlarına göre; ya doğru yolda ya da yanlış- eğri yolda hayatlarını tüketmektedirler.

Bu durum, yeryüzü sisteminin, Allah tarafından, alabora edilip ortadan kaldırılacağı ve yerine bu dünyadaki yol tercihinin cevabını oluşturan yeni bir düzen oturtulacağı kıyamet saatine kadar da devam edecektir; Çünkü, Allah insanları bu konuda serbest bırakmıştır. Aksi takdirde insanın diğer varlıklarla farkı kalmazdı. "Bize düşen, yalnızca yol göstermektir." (Leyl:2)

Hali hazırda kimlerin yolu bulurken, kimlerin yolu kaybedip şaşıranlar olduğu sorusu bizim için önemli olmalıdır. Ayetlere birlikte bakalım:

"Allah, insanların bir bölümünü doğru yoluna eriştirdi, fakat bir kısmı da şaşırmışlığı/sapkınlığı hak etti. Çünkü bunlar, saptırıcıları (şeytanı) Allah'tan başka veli edinmişler ve kendilerini doğru yolu bulmuş sanmışlardı." (A'raf: 30)

Bu ayette dikkati çeken nazik bir nokta var ki o da insanların bulundukları yolun doğru ya da eğriliği hakkında yanılabilecekleridir. Bu konuda yegane ölçünün Allah tarafından belirlendiği, dolayısıyla ancak Allah'a; yani O'nun indirdiklerine uymakla bu problemi çözebilecekleri gerçeğidir. Buna da, tahmin etmekle değil, görüp duydukları, bildikleri hakkında tahkik ederek, doğruyu, güzeli arayıp tabi olmakla ulaşılabileceğini Rabbimiz bildiriyor:

"Sözü dinleyip de en güzeline uyanlar, işte onlar, Allah'ın kendisine yol gösterdikleri kimseler ve onlar, temiz akıl sahipleridir." (Zümer: 18) "Şüphesiz bu kitabı sana, insanlar için hakikatla indirdik. Kim doğru yola gelirse kendi yararına, kim de saparsa kendi zararına sapar. Sen onlar üzerinde vekil değilsin." (Zümer: 41) Bir de bunun karşıtına bakalım:

"Onlar sadece zanna ve canlarının istediğine uyarlar; oysa, ant olsun ki onlara Rablerinden hidayet gelmiştir." (Necm: 23) "Zikrimizden/kitabımızdan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenden yüz çevir. İşte onların bilgi olarak ulaşabildikleri budur. Şüphesiz, Allah yolundan sapanı da çok iyi bilir, yola geleni de çok iyi bilir." (Necm: 29-30) "Doğrusu biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izleri üzerinde yol alıyoruz." (Zuhruf: 22)

"Heva ve hevesini ilah edinen, bir ilim üzerine (bilgisi olduğu halde) Allah'ın şaşkınlıkta bıraktığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünü perdelediği kimseyi gördün mü? Artık onu Allah'tan başka kim yola getirebilir? Siz, yine de öğüt alıp düşünmüyor musunuz?" (Casiye: 23)

"Doğrusu Allah, zalim bir topluma yol göstermez." (Ahkaf: 10) "İman ettikten, peygamberin hak olduğuna şahitlik ettikten, kendilerine belgeler geldikten sonra inkar eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah, zalimleri doğru yola eriştirmez." (Al-i İmran: 86)

"Allah'ın sapıklıkta bıraktığını doğru yola getirecek yoktur. O, sapanları taşkınlıkları içinde bocalayıp dururlarken bırakır." (A'raf: 186)

Buna karşılık hidayet verdiği kimseler de şunlardır:

1. Allah'ın rızasını gözetenler:

"Allah, kendi rızasını gözetenleri onunla (Kur'an'la) kurtuluş yollarına ulaştırır. Onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve yol gösterir." (Maide: 16) "Sizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar, doğru yol üzerindedirler." (Yasin: 21) "Rabbi yine de O'nu seçip tevbesini kabul etti, O'na yolu gösterdi." (Tâ hâ: 122)


2. Allah'a ibadetini yerine getirip, tam olarak iman edenler:

"Bunlar, namaz kılan zekat veren ve ahirete de tam olarak iman eden mü'minlere yol gösterici kılavuz ve müjdedir." (Neml: 2)

3. Kur'an okuyanlar:

"Kur'an okumakla emrolundum, kim doğru yolu bulmuşsa yalnız kendisi için bulmuş olur, kim de sapıtmışsa... de ki 'Ben, yalnızca uyarıcılardanım. (sizin hesabınızı Allah görür.)" (Neml: 92)

4. İman edip, doğruları yapanlar:

"İman edenler ve salih amel işleyenleri, imanlarına karşılık rableri doğru yola eriştirir." (Yunus:9)

5. İmanlarına zulüm/şirk katmayanlar:

"İşte, güven, iman edip imanlarına zulüm katmayanlarındır. İşte onlar, doğru yolu bulanlardır." (En'am: 82)

Dikkat edilecek olursa Allah'ın hidayeti insana içten bir güç olarak verilmesine karşılık ilk adım insan tarafından atılmalıdır. Bu tercihe göre Allah, insanı fert ve toplum olarak denemekte, sonuçta ona yol göstermekte ya da şaşkınlık içinde bırakmaktadır.

Burada hidayet üzerinde ve sapıklık içinde ya da hidayete layık olup olmama hakkındaki bilgilerimizi özetleyecek olursak, sapıklık nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:


1. Saptırıcıları veli edindiği halde kendini doğru yolda sanmak:

"Allah, insanların bir bölümünü hidayete ulaştırdı, bir bölümüne ise sapıklık hak oldu. Çünkü onlar, Allah'ı bırakıp, şeytanları veli olarak benimsemişler ve kendilerini de doğru yolda/ hidayette sanmışlardır." (A'raf: 30)

2. Heva ve hevesine uymak, zevklerine göre yaşamak:

"Heva ve hevesini ilah edinen, bir ilim üzerine (bilgisi olduğu halde) Allah'ın şaşkınlıkta bıraktığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünü perdelediği kimseyi gördün mü? Artık onu Allah'tan başka kim yola getirebilir? Siz, yine de öğüt alıp düşünmüyor musunuz?" (Casiye: 23)

3. Allah'ı anıp, hatırlamak ve düşünmekten yüz çevirmek (Haşr: 19)

4. Dünya hayatından başka bir beklentisi olmamak (Bakara: 200)


5. Babalarını, atalarını üzerinde bulduğu dini körü körüne sürdürmek (Bakara: 170)


6. Zalimlerden ve nankörlerden olmak (Al-i İmran: 86)


7. İman edip, peygamberlerin hak olduğuna şahit olduktan ve kendilerine de belgeler geldikten sonra inkar etmek (Al-i İmran: 86)

8. Fasıklık etmek (Munafıkun: 6)

9. Şeytana tabi olmak (Hacc: 4)

10. Peygamberin yolundan ayrılıp başka yollara uymak (Nisa: 115)


11. Allah'tan korkup çekineceğine başka varlıklardan korkup çekinmek (Bakara: 150)

Bunlara mukabil hidayete ermek için gerekli şartlar da şunlardır:

1. Sözü dinleyip, en münasibine uymak (Zümer: 18)


2. Allah'ın rızasını gözetmek (Leyl: 19-20 Maide: 16)


3. Allah'tan gelenleri bir ücret istemeden insanlara duyurmak (Yasin: 21)


4. İşlediği hata ve günahlardan dönmek (tevbe etmek) (Tâ hâ: 82-122)

5. Kur'an okumak, Allah'ın ayetlerine uymak (Bakara: 150 Nisa: 174-175)

6. İman edip, imanına zulüm/şirk katmamak (En'am: 82)


7. Salih amel işlemek, namaz kılmak, zekat vermek (Neml: 2)

8. Hidayete yönelmiş olmak (Muhammed: 17, Şura: 13)

9. Allah'tan başkasından korkmamak:

"..Onlardan korkmayın, benden korkun. Ben de size verdiğim nimeti tamamlayayım. Böylece umulur ki siz de hidayete erersiniz." (Bakara: 150)


10. Yalnızca Allah'a teslim olmak:

"..De ki: "Ben bana tabi olanlarla birlikte kendimi Allah'a teslim ettim. Kendilerine kitap verilenlere ve ümmilere de de ki: "Siz de teslim oldunuz mu? Eğer teslim oldularsa, doğru yolu bulmuşlar demektir. Eğer yüz çevirirlerse, sana düşen yalnızca tebliğdir. Allah, kullarını görmektedir." (Al-i İmran: 20)

11. Düşünmek, ibret almak (Tâ hâ: 128, Yunus: 43-44, Yu suf: 111, En'am, 140)

Son olarak Rabbimizin şu kanunlarına nazar edelim:


"Sen sevdiğini hidayete eriştiremezsin, ama Allah, dilediğini hidayete eriştirir. Hidayete girecekleri en iyi O bilir." (Kasas: 56) "Mü'minlerin cennete alt taraflarından ırmaklar akarken gönüllerinden kini çıkarıp atarız; 'Bizi buraya eriştiren Allah'a hamdolsun, eğer Allah, bizi hidayete iletmeseydi, biz yolu bulamazdık. Andolsun ki Rabbimizin elçileri bize gerçeği getirmiştir.' derler." (A'raf: 43)

"Beni bırakıp, başkasını vekil edinmeyiniz diye Musa'ya kitap verdik ve O'nu, İsrailoğullarına yol gösterici kıldık." (İsra: 2)

"Kim hidayete gelirse ancak kendi lehine yola gelmiş, kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur. Kimse kimsenin günah yükünü yüklenmez. Biz resul göndermedikçe azap etmeyiz." (İsra: 15) Artık resul gönderilmiştir. Böylece Allah insanları denemektedir. Hidayet, hiç kimseye özel olarak verilmemiştir. Hatta atalarımızdan bize miras olarak da kalmamıştır. Dolayısıyla hidayet tabiri caizse çantada keklik misali düşünülemez. Hesabımız her şeyi gören ve bilen tarafından tutulmakta olup, kıyamet günü önümüze konacaktır. Rabbine karşı kolay hesap vermeyi ve bağışlanmayı kim istemez?

"Doğrusu bu Kur'an tek doğru yola iletir ve doğru işler yapanlara büyük mükafatlar olduğunu müjdeler." (İsra: 9)

"Ey insanlar, Rabbinizden size öğüt ve kalplerinizde olana bir şifa, inananlara yol gösterici bir rehber ve rahmet gelmiştir." (Yunus: 57)

O halde arayıp yönelmek bizden, yolu gösterip istikametimizde yardım rabbimizdendir.

"Bizi dosdoğru yola ilet!" "Bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette yollarımıza eriştireceğiz, Allah, şüphesiz iyi davrananlarla beraberdir." (Ankebut: 69)
 

mesud

New member
Katılım
24 Eyl 2005
Mesajlar
59
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
48
Kur'an

Kur'an

Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir. (10/57)

(Resûlüm!) Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın? (10/99)

Allah'ın izni olmadan hiç kimse inanamaz. O, akıllarını kullanmayanları murdar (inkârcı) kılar. (10/100)

De ki: Ey insanlar! Size Rabbinizden Hak (Kur'an) gelmiştir. Artık kim doğru yola gelirse, ancak kendisi için gelecektir. Kim de saparsa, o da ancak kendi aleyhine sapacaktır. Ben sizin üzerinize vekil değilim. (Sadece tebliğ etmekle memurum). (10/108)

(Ey Muhammed!) Biz, sana bu Kur'an'ı vahyetmekle geçmiş milletlerin haberlerini sana en güzel bir şekilde anlatıyoruz. Gerçek şu ki, sen bundan önce (bu haberleri) elbette bilmeyenlerden idin. (12/3)

"Ey Rabbim! Mülkten bana (nasibimi) verdin ve bana (rüyada görülen) olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni müslüman olarak öldür ve beni sâlihler arasına kat!" (12/101)

Andolsun onların (geçmiş peygamberler ve ümmetlerinin) kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır. (Bu Kur'an) uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o, kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi açıklayan (bir kitaptır); iman eden toplum için bir rahmet ve bir hidayettir. (12/111)

Kâfir olanlar diyorlar ki: Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi? De ki: Kuşkusuz Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de hidayete erdirir. (13/27)

Eğer okunan bir Kitapla dağlar yürütülseydi veya onunla yer parçalansaydı, yahut onunla ölüler konuşturulsaydı (o Kitap yine bu Kur'an olacaktı). Fakat bütün işler Allah'a aittir. İman edenler hâla bilmediler mi ki, Allah dileseydi bütün insanları hidayete erdirirdi? Allah'ın vâdi gelinceye kadar inkâr edenlere, yaptıklarından dolayı ya ansızın büyük bir belâ gelmeye devam edecek veya o belâ evlerinin yakınına inecek. Allah, vâdinden asla dönmez. (13/31)

Elif. Lâm. Râ. (Bu Kur'an), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip (ve) övgüye lâyık olan Allah'ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. (14/1)

(Allah'ın emirlerini) onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. Artık Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Çünkü O, güç ve hikmet sahibidir. (14/4)

Yolun doğrusu Allah'ındır. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi. (16/9)

Andolsun ki biz, "Allah'a kulluk edin ve Tâğut'tan sakının" diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur! (16/36)

(Resûlüm!) Sen, onların hidayete ermelerine çok düşkünlük göstersen de bil ki Allah, saptırdığı kimseyi (dilemezse) hidayete erdirmez. Onların yardımcıları da yoktur. (16/37)

Biz bu Kitab'ı sana sırf hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklayasın ve iman eden bir topluma da hidayet ve rahmet olsun diye indirdik. (16/64)

O gün her ümmetin içinden kendilerine birer şahit göndereceğiz. Seni de hepsinin üzerine şahit olarak getireceğiz. Ayrıca bu Kitab'ı da sana, her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik. (16/89)

Allah dileseydi hepinizi bir tek ümmet kılardı; fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yaptıklarınızdan mutlaka sorumlu tutulacaksınız. (16/93)

Kim hidayet yolunu seçerse, bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur; kim de doğruluktan saparsa, kendi zararına sapmış olur. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü üslenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azap edecek değiliz. (17/15)
 

pusula

Üyeliði durduruldu
Katılım
10 Eki 2005
Mesajlar
128
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
53
güzel bir derleme olmuş..

"En büyük hidayet, hicabın kaldırılmasıyla hakkı hak, bâtılı bâtıl göstermektir."
 
Üst Alt