Hiç Düşündünüz mü?

can

New member
Yüce Allah insan vücudunda birbirinden mükemmel sistemler yaratmış ve bunları olağanüstü bir uyum içinde var etmiştir. Ancak Rabbimiz, insanlara dünya hayatının geçiciliğini göstermek için hastalıkları, yaşlılığı ve bunların getirdiği acizlikleri de beraberinde yaratmaktadır. İnsanın hayatının tamamında yaşadığı ve ölümle sonuçlanan bu acizlikler, düşünen insanlar için örnekler ve hikmetler içermektedir.

Yaratılmış olan tüm varlıklar içerisinde düşünme, karar verme, akletme, düşündüğünü uygulayabilme, plan kurma, sonuç çıkarma gibi zihinsel fonksiyonlarıyla insanın üstün bir varlık olduğu bir gerçektir. Ancak insanın tüm bu üstünlüklerine rağmen hayatı boyunca bedensel olarak karşı karşıya kaldığı birçok acizlik bulunmaktadır. Genellikle insanlar bu acizliklerin çok “doğal” olduğunu düşünmektedirler. Oysa insan vücudunda yaşanan acizliklerin her biri belirli bir amaca göre özellikle yaratılmıştır. İnsanın acizliğine ait her detayı Yüce Allah özel olarak var etmiştir. Bu gerçek, bir ayette şöyle bildirilmektedir:

“...insan zayıf olarak yaratılmıştır”. (Nisa Suresi, 28)

İnsanın zayıf olarak yaratılmasının birçok hikmeti bulunmaktadır. Bu vesileyle insan, bir kul olarak Rabbimiz’e karşı olan acizliğini anlayabilir, her an Allah’a muhtaç olduğunu ve dünyanın geçici bir mekan olduğunu fark edebilir. Nitekim Kuran’da insanların Allah’a muhtaç oldukları şu şekilde bildirilmiştir:

Ey insanlar, siz Allah’a (karşı fakir olan) muhtaçlarsınız; Allah ise, Ganiy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır, Hamid (övülmeye layık)tır. (Fatır Suresi, 15)

İnsan bedeni, son derece mükemmel işleyen sistemlere sahiptir. Ancak vücuttaki bu mükemmel denge, vücuda zarar verebilecek herhangi bir nedenle anında bozulabilir. Yaşadığı yer ister dünyanın en gelişmiş şehri olsun, ister bir dağ köyü olsun; kişi, hayatının hiç beklemediği bir anında bir tehlike ile karşılaşabilir. Ölümcül bir hastalığa yakalanabilir, sakatlanabilir. Karşılaştığı bir olay nedeniyle, hiç kaybetmeyeceğini sandığı bedensel gücünü, güzelliğini ya da övündüğü fiziksel bir özelliğini bir anda kaybedebilir.

Örneğin, ortalama 70-80 kg’lık bir “et ve kemik bütünü” olan beden, ince bir deri ile kaplanmıştır. Elbette bu narin deri, kolaylıkla çizilir, yırtılır ve en ufak bir darbede morarır. Güneş altında çok uzun bir süre kalmaya dayanamaz. Normalden fazla güneşte kalındığında ise, önce kızarır, sonra şişer ve su toplar. Kısacası sıcak bir havaya maruz kalan insan kendini mutlaka koruma altına almak zorundadır.

İşte bu noktada, üzerinde durup düşünülmesi gereken çok önemli bir gerçek vardır: Yüce Allah, insanları en güzel surette ve en mükemmel sistemlerle yaratmıştır. Ancak dünyanın geçiciliğini göstermek ve hırslara kapılmalarını engellemek için, bedeni et ve yağ gibi çok çabuk bozulabilen maddelerden oluşturmuştur. Eğer insanın farklı maddelerden oluşturulmuş, zırh sağlamlığında bir bedeni olsaydı; o zaman hiçbir virüs ya da mikrop, soğuk ya da herhangi bir kaza bu zırhı delip geçmeye, zarar vermeye güç yetiremezdi. Oysa et ve yağ açıkta bırakıldığında birkaç saat içinde kokan, bozulan maddelerdir. İşte, insanın en büyük acizliklerinden biri, “malzeme”sinin bu denli çürük olmasıdır.

Bu gerçeğin farkına varan bir insanın üzerine düşen sorumluluk; acizliğini her zaman düşünmek, din ahlakını yaşamak ve Allah’ın rızasını kazanmaya çalışmaktır.

İnsan Bedeninin Acizliğine Bir Örnek…

İnsan, Allah’tan bir hatırlatma olarak bedeninin acizliğini sık sık hisseder. Örneğin, soğuk havanın etkisi insan vücudunun acizliğini ortaya koyan etkenlerden biridir. Soğuk hava insanın fizyolojik savunmasını yavaş yavaş felç eder. Vücudun sürekli ayar yaparak koruduğu sabit sıcaklığının (37oC) ne kadar önemli olduğu böyle bir durumda hemen anlaşılır. (A.Maton, J.Hopkins, S.Johnson, D.LaHart, M.Quon Warner, J.D.Wright, Human Biology and Health, Prentice Hall, New Jersey, s.59)

Çok soğuk bir havada bedenin yavaş yavaş çöküşü gözlenebilir. Başlangıçta kalp ritmi hızlanır, damarlar büzülür ve atardamar basıncı yükselir. Vücut kendisini ısıtmak için titremeye başlar. (J.A.C.Brown, Tıp ve Sağlık Ansiklopedisi, Remzi Kitabevi, İstanbul, s.250)

Vücut sıcaklığının 35 dereceye düşmesi ise vücut için tehlikeli bir durum ortaya çıkarır. Kalp ritmi yavaşlamaya başlar, tansiyon düşer, kol ve bacaklarda, en çok da parmaklarda damarlar büzülmeye başlar. Ardından da bilinç bulanıklığı, yönelim bozukluğu, uyku eğilimi ve dikkat dağınıklığı ortaya çıkar. Zihinsel işlemlerde aksama oluşur. Buradaki en önemli nokta, vücut sıcaklığının sadece 2 derece düşmesiyle bile, böylesine önemli sonuçların ortaya çıkmasıdır. Soğukta daha fazla kalındığında ve vücut sıcaklığı 33 derecenin altına düştüğünde ise bellek ve bilinç kaybı yaşanır. 24 dereceye düştüğünde solunum, 20 dereceye düştüğünde beyin, 19 dereceye düştüğünde ise kalp durur ve insan için kaçınılmaz olan ölüm gerçekleşir.

Bu örnek, insanın fiziksel olarak sahip olduğu acizliklerin sadece tek bir tanesidir. İnsan bedeni bunun gibi daha pek çok etkenden kolaylıkla etkilenebilir, kalıcı zararlar görebilir.

Her insanın biraz düşündüğünde kendi üzerinde görebileceği eksikliklerden sadece birkaç tanesidir. Burada anlatılanlar tüm insanlar için geçerlidir. Sonsuz güç sahibi Yüce Allah dileseydi, bunların hiçbirini insanların üzerinde yaratmazdı; her insan her an bir gül kadar güzel kokulu ve tertemiz olabilirdi. Fakat insanın tüm bu acizlikleriyle beraber yaratılması, belli bir hikmet üzerine gerçekleştirilmiştir. Rabbimiz’in sonsuz kudreti karşısındaki acizliğini gören insan, O’nun kendisini davet ettiği yola uymalı; geçici ve eksik olan bu dünyaya bağlanmamalı, sonsuz ahiret yurdu için tüm hayatı boyunca hazırlık yapmalıdır. Yüce Rabbimiz, samimi iman eden kullarına dünyada ve ahirette vereceği karşılığı bir ayette şöyle müjdelemiştir:

Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 97)

İnsan bu dünyada ne yaparsa yapsın gerçek bir tatmine ulaşamaz, çünkü sahip olduğu acizlikler buna engel olur. Bu gerçeği fark eden insan, asıl yurt olan cennete yönelmeli, bu dünyaya körü körüne bağlanmaması gerektiğini her an aklında tutmalıdır. Zira insana vadedilen sonsuz bir cennet hayatı vardır. Yüce Allah’ın iman eden kullarına vaat ettiği cennet, hiçbir eksikliğin, kusurun, fiziki acizliğin bulunmadığı bir yerdir. Orada insan, nefsinin arzuladığı herşeye sahip olacak; yorgunluk, açlık, susuzluk, yaşlanma, hastalanma vs. gibi fizik eksikliklerden ise tamamen uzak olacaktır.
 
Üst