gaybı sadece Allah bilir

milwaukee

Üyeliði durduruldu
allah (c.c.)'nün, gayb ile ilgili apaçık âyetleri (bakara/255, âl-i İmrân/179, maide/109, en'âm/50, tevbe/78,94, yûnus/20, hûd/23, mü'minun/92, haşr/22, cuma/ karşımızda duruyor. "göklerde ve yerde gaybı allah'tan başka bilenin olmadığı"nı (nemi/65) bilip inanı*yoruz.



İbn arabi'nin "olayların tarihi vukuundan sonra yazılır, bense vukuundan çok önce yazıyorum" söylemesi gibi, said nursi de istik*bale yönelik birçok hadiseyi gayr-ı İslâmî bir yöntem olan ebced he-saplamalarıyla sayıp dökmüştür. bu inanışlarını da kendisiyle sınırla*mamış İmam ali (r.a.)'ı vs. bu bilgilendirmelerin ortağı olarak zikret*miştir. böylece yaptığı işe meşruiyet kazandırmak arzusu ile imam ali'yi de kaynak göstermiştir, kullanmıştır.



örneğin, said nursi'nin, şu soruya verdiği cevap, allah'tan kor*kan herkesin tüylerini ürpertecek cesarettedir. allah'a karşı cesaret(!) ise, gerçekte cehaletin ta kendisidir:



"sual; gavs-ı azam gibi büyük veliler bazı vakitte geçmiş ve gele*ceği hazır gibi müşahede ederler. neden maziye ait cihette açıklık suretinde haber veriyorlar da, gelecekten gizli işaretlerle bahsederler?



el-cevap: "la ye'lemul ğaybe illallâhu" (gaybı ancak allah bilir) (cin/26-27) âyetiyle" ifade ettikleri kutsî yasağa karşı kulluk bilinci ile bir edepli tavır takınmak için açıkça anlatmaktan işaret mesleğine git*mişlerdir..."88



zaten soruyu soran açıkça, geçmişin bilindiği gibi geleceğin de bi*lindiğini söylüyor. ve öyle inanıyor. ancak diyor ki, neden gelecekten açıkça bahsedilmiyor da, işaretlerle bahsediliyor? said nursi de aynı inanışla karşılık veriyor. üstelik ilgili âyetleri de zikrederek, bilmediği gibi bir ihtimali de ortadan kaldırıyor. yani gaybı ancak allah'ın bile*bileceği ile ilgili âyeti de söylüyor. bu da yetmiyormuş gibi âyetlerin kutsî bir yasak içerdiğini de zikrediyor. ya daha sonra; işte bunlara rağmen geleceği bilen bu şahıslar "madem allah böyle demiş(!) o halde edepli tavır takınmak ve kulluk sorumluluğunu gözetmek için gelecek*ten açıklıkla bahsetmiyorlar da(!) işaretle bahsediyorlar" diyor. subha-nallah..!

allah, (c.c.) âyet-i kerimelerin de şöyle buyuruyor;



"de ki: "ben size, allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demi*yorum. ben gaybı da bilmem... gaybın anahtarları allah'ın ya*nındadır; onları o'ndan başkası bilmez..."(en1âm/'50,59) "ona (muhammed'e) rabbinden bir mucize indirilse ya! de ki: "gayb ancak allah'ındır... "(yûnus/20)



"de ki: "ben, allah'ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. eğer ben gaybı bil*seydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fe*nalık dokunmazdı. ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim."(a'r.âf-18



"de ki: "göklerde ve yerde, allah'tan başka kimse gaybı bilmez. ve onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler. "(nemi/65) "o bütün görülmeyenleri bilir. sırlarına kimseyi muttali kılmaz; ancak, (bildirmeyi) dilediği peygamber bunun dışındadır. çünkü o, bunun önünden ve ardından gözcüler salar. "(cin/26-27)



peygamber (s.a.v.)'den gaybe ve istikbale âid şeyleri bilmenin yal*nız allah'a mahsus olduğuna dair bir çok hadis rivayet edilmiştir!



hz aişe (r.a.) rivayetinde şöyle demiştir; "kim o'nun (hz.pey-gamber'in) yarın ne olacağını bildiğini sanıyorsa, şüphesiz allah'a en büyük iftirayı atmış olur. zira allah teala: "de ki: "göklerde ve yerde gaybı allah'tan başka kimse bilmez..." (nemi/65) buyurmaktadır.



"kur'an-ı kerim'de gayb bilgisinin ulûhiyyet vasıflarından oldu*ğu ve insanların bilgi edinme vasıtalarının dışında kaldığı, ancak al*lah'ın bazı peygamberlerini dilediği bilgilere muttali kıldığı açıkça be*lirtilmiştir. kur'an'a göre gaybe ait haberlerin yegâne kaynağı vahiydir. Şîa mensuplarının, hz. peygamber'in kendisine gelen vahiylerin bir kısmını yalnız hz. ali'ye bildirdiğini, bu sebeple ali'nin bilgilerinin de vahye dayandığım iddia etmeleri, resûlüllâh'ın nazil olan vahiylerin tamamını bütün ümmete tebliğ ettiğini ifade eden kur'an âyetleriyle çelişir (mâide/67, hûd/12, kehf/27). ayrıca bu iddialar, hz. aişe, hz. ali, ve ibn abbas gibi sahâbîlerden nakledilen rivayetlere de aykırıdır (buhari, "llim",39, "cihad";71; müslim; "edahi", 8; müsned,l,10.



aişe (r.a.) dedi; "her kim resûlüllah allah'ın kitabı'ndan bir şey ketmetti diye zulmederse, allah'a karşı büyük iftira etmiş olur. işitme*din mi? allah: "ey resul! sana rabbinden her indirileni tebliğ et, etmez*sen onun risaletini eda etmiş olmazsın!" (mâide/67) buyuruyor.



"kur'an'daki hurûf-u mukatta'a ile diğer bazı âyetlerin bâtınî ma*nalarına dayanan cifir, özellikle ismâiliyye ve îhvân-ı safa mensupla*rınca bâtınî yorumların temel kaynağı haline getirilmiştir.



"kaynağı itibariyle şeriat-hakikat ikilemi şeriatın zahirî ve bâtınî ikilemine râcidir. islâm'ın başında müslümanlar bu ayrımı yapmamış*lardır. bu ayrım her şeyin zahiri ve bâtınî olduğu gibi kur'an'ın, hatta kur'an'dan her âyetin ve her kelimenin bir zahiri, bir de bâtını olduğu*nu söyleyen Şia ile başlamıştır.







"said nursi'nin de bu metotla kur'ân'ın otuz yerinde "nur risa*lelerine işaret edilmiş olduğunu açıklamaya çalıştığı görülür. böyle bir yaklaşımın allah'a iftira olduğu söylenilmesi gerekirken, bakın nur talebeleri'nin kanaati nedir?



"risale-i nur'a kur'ân'ın işari mana tabakasında cifr ve ebcede bakan ve işaret eden "İşârât-ı kur'an risalesi"in de otuz üç âyet kadar kaydedilmiştir. rumûzât-ı semâniye, kastamonu lahikaları, ve onü-çüncü ve ondördüncü Şualar'da ve nihayet emirdağ lahika mektupla*rında belki on beş âyet daha vardır. bütün bunların tamamı belki elli âyeti bulmaktadır... kur'an ve hadisi şeriflerle beraber, evliyaların "ri*sale-i nur"a işaretlerinin tamamı, üstad umum o işaretler için "bin" demiş. fakat bence bütün o işaretlerin yekûn teferruatlarıyla beraber mecmu'u, binden çok fazladır.



lakin hazreti üstadca bin olarak ifade edilmiştir. elbetteki mani*dardır. yani nasıl ki resûl-i ekrem (s.a.v.)'in mu'cizâtının mecmu'u için, islâm muhakkikleri "bin" demişler, küsuratı nazara almamışlar*dır, öyle de, hazret-i üstad'a ve "risale-i nur"a gaybî işaretlerin mec*mu'u dahi, küsurlar nazara alınmazsa, bin olması, yani öyle kabul ve kaydedilmesi şayan-ı tefekkürdür.



"İlm-i esrar-ı hurûfla en çok alakadar ve meşgul olan hz. muh*yiddin-i arabî(!)'in neden herkesten daha evvel ve daha çok "risak-i nur" ve üstad bediüzzaman hakkında gaybî işaretler bırakmamış? di*ye varid olan bir suale hazreti üstad:



"hazreti muhyiddin, benim ileride onun mesleğini bir derece tenkid edeceğimi hissettiği için, ben ve "risale-i nur" hakkında işaret*leri perdeleyerek bırakmış. yoksa aslında onun çok işaretleri vardır. diyebiliyor ve kendisi gibi cefri olan muhyiddin-i arabi'nin de gaybı, hem de said nursi'nin onun mesleğini bir derece tenkid edeceğine va*rıncaya kadar bildiğini (nazik bir ifadeyle "hissettiği")söyleyecek kadar islâm inancına taban tabana muhalif inancın sahibi said nursi:



ne yazık, hayret için de görüyoruz ki, hem bu metodu (cifr) ala*bildiğine kullanıyor hem de bu işin islâm dışı bir usûl olduğunu söylü*yor. tıpkı gayb ile ilgili konuda olduğu gibi, doğruyu bildiği halde böyle bir şeye başvurduğunu da maalesef bütün açıklığıyla izah ediyor. muhyiddin-i arabi'yi, bir hakikat harikası, aldansa bile aldatmayan, mühim bir meşrep sahibi, yüksek ve kuvvetli bir iman sahibi, hâdî (hi*dayete ermiş, mürşid, rehber hidayete erdiren) v.s iltifatlarıyla tanım*ladıktan sonra kendisine sorulan cifr ile ilgili bir soruya da şu cevabı veriyor:



"biz kendi arzu ve tedbirimizle bu hizmette bulunmuyoruz, ihti*yarımızın fevkinde bize daha hayırlı bir ihtiyar işimize hakimdir, İlm-i cifr meraklı ve zevkli bir meşgale olduğundan hakiki vazifeden alıko*yup meşgul ediyor. hatta kaç defadır esrar-ı kur'aniye'ye o anahtar ile bazı sırlar açılıyordu, kemâl-ı iştiyak ve zevk ile müteveccih olduğum vakit kapanıyordu. "la ya'lemul ğaybe illallahu"(gaybı ancak allah bi*lir) yasağına karşı edep dışı davranmak ihtimali var. iman ve kur'-an'ın esas hakikatlerini kat'i delillerle ümmete anlatmak ilm-i cifr gibi gizli bilgiler yoluna başvurmaktan yüz derece daha fevkinde ve bir me*ziyet ve kıymeti vardır. bu kudsî vazifede kat'i hüccetler ve muhkem deliller su-i isti'male meydan vermiyorlar. fakat cifr gibi muhkem kai delere dayanmayan gizli ilimlerin kötü emeller için kullanılma ihtimali vardır...



bu tür vasıtalara başvurarak birtakım hâdiselerin beyan edilme*siyle ortaya çıkan gayr-i islamîliğin o denli alenî olması karşısında şu izahatları da yapmaktan kendisini alamıyor;






zaten cefrî (ceffâr) olan bir insanda bundan başka bir şey beklenilmez. said nursi'nin inanışları söz konusu olduğunda ise, maalesef ola yi güya ilmi açıdan ele alarak eleştirileri cevaplayan nurcular'ın verdik*leri izahlar daha bir hayret vericidir. cifr ilminin gayb haberleri(!) ko*nusunda kullanılabilirliğine muhyiddin-i arabî, bîstamî ve konevî' den örnekler getirildikten sonra islâm inancına ve naslara taban ta*bana zıt, ilmi dayanaktan yoksun şu alıntı da ayrıca delil olarak verilir: "... hz. ali kıyametin kopacağı ana kadar olacak bütün mühim hâdi*seleri ilm-i cifr yoluyla açıklamıştır. hz. ali'nin evlatlarının da cifr ve camiayı iyi bildikleri..."102 anlatılır. yine "imam cafer-i sadık'ın yaz*dığı "cifr" kitabında, ta kıyamete kadar muhtaç olunan her şey o ki*tapta mevcuttur."deniliyor.



cifr'in, kur'an'ın açık prensiplerine, sahih hadislerin kesin hü*kümlerine ve sahabî ve onların izleyicilerinin (r.a.) yoluna ters düştü*ğünden bahsedilmezken bizzat bu gayr-i islâmî işin failleri delil göste*rilerek doğruluğu ispata çalışılıyor. buna da "islâm alimlerinin cum*huru ne demişler, onu bilmek lazımdır. evet cumhur ulemânın fikri*nin, cifr ilmi hakkında müsbet olduğu ileride ispatlanacaktır..."103 denilerek, hiçbir ciddi dayanağı olmayan çoğu Şia kaynaklarına dayalı ve de sahih olmayan(!) rivayetlerle imam ali ve imam cafer'e nisbet edildikten sonra, İbn arabî ve said nursi v.s gibilerin cifri kullanmış olması ise, işin meşruluğuna delil getirilmiştir. oysa söz konusu olan, şayet cifrin islâm dinindeki yeri ise, esas alınması gereken ölçü kur'an ve sünnet olmalıydı. nurculuğu, nurculuk tarikatının tasavvuf ölçüle*riyle değerlendirip bu değerlendirmeyle de sonuca; "İslâmîdir." derse*niz bu ne islâmî olur ne de ilmî bir tarafı olur. farklı bir açıdan; mah*kum hakim yapılarak karar verilir ve buna da ilmî izah denilir(!).*



cefr ile ilgili sözlerin imam cafer-i sadık'a nisbet edilmesi ve cef-rin sıhhatiyle ilgili olarak muhammed ebu zehra şunları söylüyor:



"biz cefr ile ilgili sözlerin imam cafer sadık'a nisbetini kabul et*miyoruz. çünkü cefr, gayb ilmi ile alakalı bir şeydir. gayb ilmini ise, allah kendi zatına hasretmiştir... İmam cafer'e nisbet edilen cefr ile il*gili rivayetlerin çoğu el-kuleynî yoluyla gelmektedir. bu el-kuleynî, aynı zamanda imam cafer'in kur'an'da eksiklik bulunduğunu söyledi*ğini de rivayet etmiştir. el-kuleynî'nin kur'an ile ilgili bu rivayetinin yalan olduğunu, imam el-mardi ve öğrencisi et-tusi gibi İsnâ-ı aşeriy-ye'nin büyük imamları ortaya koymuş ve imam cafer'den bu rivayetin tam aksini nakletmişlerdir. asılsız bir şeyi böyle bir bir imama nisbet eden kimsenin bütün rivayetleri, hakikat araştırıcıları nazarında kabul edilmeye layık değildir... bana göre cefr fikrini, isnâ-ı aşeriyye mez*hebine sokanlar hattâbîlerdir.



cefr hakkında m. reşit rıza el-hüseynî ise şunları anlatıyor: "bu hesap araplara süryaniler ve ibranilerden geçmiştir... ha*fız ibn hacer diyor ki; bu batıldır, güvenilecek ve dayanılacak bir söz değildir; çünkü ibn abbâs (r.a.) kesin olarak ebced hesabını menetmiş ve bu hesabın bir nevi sihir olduğuna işaret etmiştir ki doğrudur. çünkü dinde bunun aslı ve esası yoktur... halbuki biz, ilim adı verilen bu gibi şeyleri eskiden beri, insanların elindekileri haksız yoldan yeme*yi kendilerine meslek seçmiş belli kişilerin inhisarı altında görüyoruz. öyle ki avrupa ve kuzey amerika'nın birçok yerlerinde bu gibi batıl inançların izleri bile kalmamıştır. Şu halde bunlar büyü ve tılsım çeşit*leri arasındadır... cenâb-ı hakk hiçbir kimseye gaybı bilmek, ondan haber vermek gibi bir ilim bahsetmemiştir. yalnız bazı peygamberlerin ahirete, meleklere, cinlere dair verdikleri haberler vardır ki bunlar vah ye dayandıkları için sadece bunlara inanır, doğru olduklarını kabul ederiz... zayiçe, hesap ve kesir yoluyla harfleri değerlendirmek suretiyle gaybtan haber vermeyi gaye edinmiş bir yoldur. bunu ibn haldun simya'nın bir kolu saymaktadır. remilde zayiçe kabilindendir. yine ibn haldun'a göre remli, müneccimlerden bir gurup icadedip bunu kum üzerinde yaptıkları için adına "remi yazısı" demişlerdir."... din bunları toptan takbih (çirkin görüp beğenmemiş, reddetmiştir) kına*mıştır. ayrıca gayb alemi ile insanlar arasında perde vardır ; gaybı an*cak allah bilir.



tıpkı "sufıler delil ikame etmekten münezzehtir... saçmalığı gibi nurcular da dokunulmazlık zırhı giyiyor ve üstadlarını tartışma*sız kılıyorlar. ve şöyle diyorlar: "bediüzzaman hazretleri daha çok yü*ce ve âli makamdan konuşuyor. o makamı bilmeyen ve varlığını his*setmeyen zahirperestler, hazreti üstad'ın ne dediğini anlamaz, idrak edemezler... hem ilmen ve dinen ona karşı gelinmez, onunla başa çı*kılmaz diye anlaşıldı.







konuyu, yaşayan son bir örnek ile tamamlayalım. bu kadarını is*tifade etmek isteyen için kafi görüyoruz.



imam ebu hanife (r.a.) "el-alim"de şunları söyler:



"vahiy olmadan kalplerde bulunanı bildiğini iddia eden, alemle*rin rabb'inin ilmine sahip olduğunu iddia etmiş olur. kalplerde ve ha*riçte, allah'ın bildiğini, kendisinin de bildiği iddiasında bulunan insan, büyük bir günah işlemiş, cehennem ve küfrü hak etmiş olur.



yukarıda verdiğimiz gaybla ilgili âyetleri de göz önünde bulundu*rarak, aşağıdaki ifadelerde, şeyhini vasfedip tanımlayan esad coşan'ın (halil necatioğlu) izahını siz değerlendirin:



"...insanın kalbinden geçirdiğini bilir, gelenin sormadan cevabım verir, istemeden ihtiyaç sahibinin muhtaç olduğu şeyi bağışlardı. gö*nüllere ve rüyalara tasarrufu vardı. bereket gittiği yere yağar, bolluk onunla beraber gezer, en ücra, en kıtlık yerde o gelince nimet dolar*dı...
 
Üst