Neler yeni
Blue
Red
Green
Orange
Voilet
Slate
Dark

Allah'dan gelecek yardımın kulların liyakatıyla paralel olacağını âyet-i kerîmenin so

tahsiye72

New member
Katılım
6 Ağu 2006
Mesajlar
350
Tepkime puanı
4
Puanları
0
Yaş
50
İnsan yaratıcısını, Hakk olarak kabul etmiş olmalıdır ki, ondan yardım talep etsin. Öyleyse kulluğun ve Rabb olmanın iki ayrı yeri vardır. Dua kula Allah'ın bir mahlûku olduğunu hatırlatan ve Allah'ın ise Rabb olduğunu, tek ilâh olduğunu hatırlatan ve idrak ettiren esasları muhtevidir. Kısaca dua, kulun Rabbine müracaatıdır, münacaatıdır, yönelmesidir.

7/ ARAF-55: Üd'û rabbeküm tedarru'an ve hufyeh, innehü lâ yuhıbbülmu'tediyn. Rabbimize gönülden ve gizlice yalvarın, muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez.

7/ ARAF-56: Ve lâ tüfsidû fiyl'ardı ba'de ıslâhıhâ ved'ûhü havfen ve tama'â, inne rahmetallahi kariybün minelmuhsiniyn.
İslah olduktan sonra yeryüzünde fesat çıkarmayın. Allah'a korkarak ve umutla yalvarın. Şüphesiz ki Allah'ın rahmeti muhsinlere yakındır.

40/ MÜ'MİN-60: Ve kaâle rabbükümüd'ûniy estecib leküm, innelleziyne yestekbirûne an ıbâdetiy seyedhulûne cehenneme dâhıriyn.
Rabbimiz der ki; "Bana dua edin ki, size icabet edeyim. Muhakkak ki bana kullluk etmek hususunda kibirlenenler alçalmış olarak cehenneme girerler."

2/ BAKARA-186: Ve izâ se'eleke ıbâdi anni feinni karibü. Ücibü da'veteddâ'ı izâ de'âni, felyestecibüli velyü'minü bi le'allehüm yerşüdün.
Ve kullarım, sana benden sorduğu zaman, Ben muhakkak ki (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlarda benim (davetime) icabet etsinler ve bana îmân etsinler. Böylece irşada ulaşsınlar (irşad olsunlar).
Görülüyor ki, Rabbimizden yardım istememiz, Rabbimizin kesin emridir. Yardımsız irşada ulaşmak mümkün değildir. Çünkü, âyet-i kerîmenin birinci kısmında, O'ndan dua ile yardım istememizi, bizden talep ediyor. Fakat Allah'dan gelecek yardımın kulların liyakatıyla paralel olacağını âyet-i kerîmenin sonunda açıklıyor. Bu yardımın dünya ni'metleri olmadığını Allah'ın katında ulvi ni'metlerine sahip olmak için Rabbimizden yardım istemenin efdal olduğunu, âyet-i kerîmenin sonunda Rabbimiz irşad kelimesiyle işaret ediyor.
İrşad hedefinin tahakkuku için ise; Rabbine kavuşmayı dileyen kimse, önce Allah'ın resûlüne onun vasıtasıyla da daha sonra Rabbine kavuşacaktır.
Burada da görülüyor ki dua, Allah'a yaklaşmanın, yakın olabilmenin bir vasıtasını teşkil ediyor
 

tahsiye72

New member
Katılım
6 Ağu 2006
Mesajlar
350
Tepkime puanı
4
Puanları
0
Yaş
50
..

..

1/FATİHA-5: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).

(Allah’ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE isteriz.



1/FATİHA-6: İhdinâs sırâtel mustakîm(mustakîme). & ; ; ;nbs p; & ; ;a mp;n bsp;

(Bu istiane’n ile) bizi, Sıratı Mustakîm’e hidayet et (ulaştır).


1/FATİHA-7: Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).

O (Sıratı Mustakîm) ki; üzerlerine ni’met verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.


Bilhassa Fatiha suresi 6'ya dikkat etmenizi rica ediyorum. Demek ki bizde sabah aksam, gündüz gece her kildigimiz bir namazin yeni bir rekatinda Fatiha suresini okurken, Allah'a dua ediyoruz "Bizi Sirat-i Mustakiym'e ulastir" diye. Yani biz insanlarda aslinda bilincli olmasa bile yalniz Sirat-i Mustakiyme ulasarak kurtulacagimizi anliyoruz ve Rab'bimizin bizi bu yola ulastirmasini talep ediyoruz, ki seytanin vaadi bizler üzerindede takuk etmemesi icin ve firkalara bölünmemek icin!
Ve yine biliyoruz ki, Sirat-i Mustakiym bizi Allah'a ulastiriyor (Hicr41).

Peki bu Sirat-i Mustakiymin üzerinde bulunanlarin özellikleri ne ?
Fatiha 7'ye bakiyoruz.
"O (Sıratı Mustakîm) ki; üzerlerine ni’met verdiklerinin yoludur."

Demek ki , bu yola ulasmayi basaranlarin üzerlerinde nimet varmis. SImdide nimeti arastiriyoruz Kur'anda:


3/AL-İ İMRAN-164: Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).

Andolsun ki mü’minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni’met olmak üzere kendi zamanlarında, kendi içlerinden bir resûl beas ederiz, onların aralarında (kendi kavminin içinde) onlara Allah’ın âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (resûle tâbî olmadan evvel) onlar açık bir dalâlet içinde idiler.



Sonuc: Allah kiyamete kadar Resuller (mürsidler, hidayetciler) beas ediyor, müminlerin üzerine nimet olmalari icin. Yalniz nimet olan devrin imaminin ruhudur. Cünkü devrin imami kimse herkezin basinin üzerine onun ruhu devamli gelir, görevli o kilinmistir, zamanin imamidir! Diger mürsidler ise ona yardim ederler, yani vesile olan mürsidlerdir. Demek ki , Sirat-i Mustakiymin üzerinde bulunanlarin üzerlerinde devrin imaminin ruhu var. Cünkü o ruh gelmesi gerekirki bizim ruhumuz vücudumuzdan ayrilip Sirat-i Mustakiyme ulasa bilsin ve o yol üzerinden Allah'a ulassin!
Ve ayni zamanda dikkat edilirse, Allah'in bu resulleri beas etmesinin baska sebebide, bizelere ayetleri ögretsinler, nefslerimizi tezkiye etsinler, kitabi ögretsin ve hikmeti ögretsinler, diye. Yani Rab'bimiz birde onlar bize ögretmen tayin etmis, onlardan ögrenmemiz farz kilinmis!


Ayrica su önemli ayetleride burada eklemek istiyorum, bu devrin imaminin ruhu olayini ve mürsidlere baglanmak olayini, tövbe almak olayini dahada bir netlestirmek icin.



4/NİSA-64: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi), ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfere lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).

Biz, resûlleri ancak Allah’ın izniyle, kendilerine itaat edilsin diye göndeririz. Onlar, nefslerine zulmettikleri zaman eğer sana gelselerdi ve Allah’tan mağfiret dileselerdi, Resûl de onlar için mağfiret dileseydi; Allah’ı tövbeleri (her iki tarafın mağfiretini, tövbesini) kabul eden ve rahmet gönderici olarak bulurlardı.

Resullere itaat edilmesi gerekiyor ve Allah ayrica bu ayette söyle buyuruyor:

"Onlar, nefslerine zulmettikleri zaman eğer sana gelselerdi ve Allah’tan mağfiret dileselerdi, Resûl de onlar için mağfiret dileseydi; Allah’ı tövbeleri (her iki tarafın mağfiretini, tövbesini) kabul eden ve rahmet gönderici olarak bulurlardı."


Sanirim bu konuyu daha aciklamama gerek yok hersey zaten apacik degilmi, bir düsünün ins. ben burada buna ilaveten birkac tane daha ayet eklemek istiyorum:



40/MU’MİN-7: Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu'minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi'te kulle şey'in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke ve kıhim azâbel cahîm(cahîmi).

Arşı tutan melekler ve onun etrafındaki kişi (huzur namazının imamı), Rab'lerini hamd ile tesbih ederler ve ona îmân ederler. Ve amenû olanlar için (Allah'tan) mağfiret dilerler. "Rabbimiz, Sen herşeyi rahmetle (rahmetinle) ve ilimle (ilminle) kuşattın. Böylece (mürşidin önünde) tövbe edenleri ve senin yoluna (Sıratı Mustakîm’e) tâbî olanları mağfiret et (günahlarını sevaba çevir). Ve onları cehennem azabından koru!”



78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisini Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder (edinir). (Allah'a ulaşan kişiye Allah), meab (sığınak, melce) olur.






58/MUCÂDELE-22: Lâ tecidu kavmen yu’minûne billâhi vel yevmil âhıri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ev ebnâehum ev ihvânehum ev aşîretehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minh(minhu), ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anh(anhu), ulâike hizbullah(hizbullahi), e lâ inne hizballâhi humul muflihûn(muflihûne).

Allah’a ve ahiret gününe (ölmeden evvel Allah’a ulaşma gününe) îmân eden kavmi, Allah’a ve resûlüne karşı gelenlerle sevişir bulamazsın. Velev ki; onlar, babaları veya oğulları veya kardeşleri veya aynı aşiretten olsun. Onların kalplerine îmân yazılır. Ve onlar, Allah’ın katından (orada eğitilmiş olan) bir ruhla (devrin imamının ruhunun başlarının üzerine yerleşmesi ile) desteklenirler ve altlarından ırmaklar akan cennetlere konurlar. Orada ebediyyen kalacaklardır. Allah onlardan razıdır, onlar da Allah’tan razıdırlar. İşte onlar, Allah taraftarıdırlar. Ve muhakkak ki; Allah, taraftarları kurtuluşa (felâha) erenlerdir.


40/MU'MYN-15: Refîud derecâti zul ar?(ar?i), yulkyr rûha min emrihî alâ men ye?âu min ybâdihî li yunzire yevmet telâk(telâky).

Dereceleri yükselten ve ar?yn sahibi olan Allah, kullaryndan (Kendisine ula?tyrmayy) diledi?i ki?inin (Allah'a ula?mayy diledi?i için Allah'yn da Kendisine ula?tyrmayy diledi?i ki?inin) üzerine (ba?ynyn üzerine) Allah'a ula?ma gününün geldi?ini (o ki?inin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah'yn emrini tebli? edecek) bir ruh (devrin imamynyn ruhunu) ula?tyryr.



Ikinci Sonuc: Fatiha suresinde gecen "üzerlerinde nimet" bulunan kisilerin yolu ifadesindeki nimet "devrin imaminin ruhudur". Ve bu ruh basimizin üzerine bir mürside baglandigimizdan, tövbemizi gerceklestirdikten sonra ulasir. Hangi mürsid oldugu hic farketmez yeterki "Hak" bir mürsid olsun. Cünkü sonuc olarak hangi mürside baglanilirsa baglanilsin, baslarimizin üzerinen gelen ruh devamli devamli devrin imaminin ruhudur!



Simdi diye bilirsiniz "nerden bilebilirim bir mürsidinin "Hak" mürsid olup olmadigini. Bu durumda tekrar Fatiha suresine bakiyoruz. Bakalim "Bizi Sirat-i Mustakiyme ulastir" cümlesinden önce Fatiha suresinde ne diyoruz?



1/FATİHA-5: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).

(Allah’ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE isteriz.

1/FATİHA-6: İhdinâs sırâtel mustakîm(mustakîme). & ; ; ;nbs p; & ; ;a mp;n bsp;

(Bu istiane’n ile) bizi, Sıratı Mustakîm’e hidayet et (ulaştır).





Dikkat edilirse Fatiha 5'te yalniz Allah'tan Istiane istedigimizi söylüyoruz. Istiane ayni zamanda dilek veya hacet demektir. Cünkü yine dikkat edilirse, bu Istianeden sonra Sirat-i Mustakiymden söz ediliyor. Yani Allah'tan birsey diliyoruz ve bu dilek sonucu Sirat-I Mustakiymin üzerinde "nimet verilenlerden" oluyoruz. Nimet olayini arastirmistik, devrin imaminin ruhu olduguna göre ve bu ruh bizim üzerimize yalniz bir Resule itaat edip taabi olup huzurunda Allah'tan magfiret diledigimizde ancak basimiza geldigine göre, kesin bir sekilde bu Istianemiz Allah'tan mürsidimizi sormamiz, dilememiz, istiane etmemiz anlamina geliyor. Yani mürsidimizi Allah'tan soracagiz! ´Peki Istiane isticez istemesine ama nasil istiyecegiz simdi de bu soru geliyor insanin aklina öyle degilmi ? Mürsidimizi Allah'tan soracagiz ama nasil ?
Istiane kelimesini arastiriyoruz tekrar Kur'andan ve su sonuca ulasiyoruz!



2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).
(Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin. Fakat muhakkak ki bu (hacet namazı ile Allah’a ulaştıran mürşidi sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.


2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarını ve (sonunda ölümle) mutlaka O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.



Burada da görüldügü gibi Istiane bir namaz ile gerceklesiyor, "Hacet yani dilek yani Istiane" namazi ile. Demek ki mürsidimizi Allah'tan bu Hacet namazini kilarak sormamiz ve ögrenmemiz gerekiyor. Bakara 46'da da dikkat edilirse "bu namazi kilanlarin husu sahibi olduklarini ve bilhassa mülaki olacaklarina iman edenler" oldugunu söylüyor.


Bakara 46'da Allah hem mülaki demis hem Raciun kelimesini kullanmis ve iki kelimenin arasina "ve" koymasi bu iki ulasmanin apayri ulasmalar oldugunu kanitliyor. Birisi ölümden önce, birisi ölümden sonra.


Bu ayetteki Mülaki kelimesi peki ne anlamda kullanilmis ? Evet Allah'a ulasmayi dileyenler anlaminda, onlar ulasmayi diledikleri icin , kendilerini Sirati- Mustakiym üzerinden ALlah'a ulasmaya vesile olacak mürsidi Allah'tan soruyorlar ve ögreniyorlar.


Sormamizin sebebi ise "emin olmaktir" , cünkü zamanimizda mürsid olmayan ve mürsid diye gecinen vatandaslarimizda malesef mevcut, buyüzden emin olmak icin Rab'bimize danismak gerekiyor. Cünkü Allah'in beas ettigi Resulleri ancak Allah en iyi bilir!


Burada yine konunun biraz daha netlesmesi icin bir ayet daha eklemek istiyorum!


Maide 35:
Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).

Ey âmenû olanlar (Allah'a ulasmayi, teslim olmayi dileyenler)! Allah'a karsi takva sahibi olun ve O'na ulastiracak vesileyi isteyin. Ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki; siz felâha erersiniz.


Takva sahibi ulasmayi dileyerek olunuyordu ve bu kisilere Allah "Bana ulastiracak vesileyi" isteyin buyuruyor bu ayette. Yani mürsidimizi Allah'tan sormamiz ve ögrenmemiz ancak bu sekil emin ola bilmemiz icin.




Nahl 9 :
Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev sâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).

Ve sebîllerin (dergâhlardan Sirati Mustakîm'e ulasan bütün yollarin yani mürsidlerin) tayini, Allah'in üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardir. Ve eger O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.
 

DAVUD

New member
Katılım
5 Eki 2006
Mesajlar
8
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Alıntı tahsiye72

tahsiye72

78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisini Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder (edinir). (Allah'a ulaşan kişiye Allah), meab (sığınak, melce) olur.
.............................................................


yahu kardeş sen Allah'tan korkmazmısın bu ayeti nasıl meallendirmişsinm öyle iskender denilen kuran tahripçisi kendi felsefesini kurana yamalama utanmıyormu bu ayet den çok iskenderin kişisel yorumu var

İşte bu, hak gündür. Şu halde dileyen Rabbine bir dönüşyolu edinsin. (39)Nebe

bu Ayetin neresinde murşid var neresinde murşidin eli hakka uzandığında elinin öpulmesi var neresinde murşide tabbi olunduğu gün var
ya Allah'tan korkun

tahsiye72 Alıntı

58/MUCÂDELE-22: Lâ tecidu kavmen yu’minûne billâhi vel yevmil âhıri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ev ebnâehum ev ihvânehum ev aşîretehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minh(minhu), ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anh(anhu), ulâike hizbullah(hizbullahi), e lâ inne hizballâhi humul muflihûn(muflihûne).

Allah’a ve ahiret gününe (ölmeden evvel Allah’a ulaşma gününe) îmân eden kavmi, Allah’a ve resûlüne karşı gelenlerle sevişir bulamazsın. Velev ki; onlar, babaları veya oğulları veya kardeşleri veya aynı aşiretten olsun. Onların kalplerine îmân yazılır. Ve onlar, Allah’ın katından (orada eğitilmiş olan) bir ruhla (devrin imamının ruhunun başlarının üzerine yerleşmesi ile) desteklenirler ve altlarından ırmaklar akan cennetlere konurlar. Orada ebediyyen kalacaklardır. Allah onlardan razıdır, onlar da Allah’tan razıdırlar. İşte onlar, Allah taraftarıdırlar. Ve muhakkak ki; Allah, taraftarları kurtuluşa (felâha) erenlerdir.
Burda Ahiret gununu hangi matıkla ölmeden önce ruhun Allah'a ulaşması olarark açıklarsız

bas bayağı ayet ahirete sonraki hayat dan söz ediytor iskender neye dahanarak ahiret kavramını ölmeden önce ruhun Allah'a ulaşması olarak açıklar
 

DAVUD

New member
Katılım
5 Eki 2006
Mesajlar
8
Tepkime puanı
0
Puanları
0
İSKENDER'İN NİRVANACILIKTAN UYARLADIĞI FELSEFE KUR'AN AYETLERİNE DEĞİL İSKENDERİN AYETLER HAKKINDAKİ ALAKASIZ YORUMLARINA DAYANIYOR



İSKENDER AYETLER HAKKINDA KİŞİSEL YORUMLAR YAPIYOR. BU DOĞAL KARŞILANABİLİR. DOĞAL KARŞILANAMAYACAK ŞEY YORUMLARINI ALLAH KELAMI GİBİ SUNMASIDIR VE MÜRİTLERİN BU YORUMLARA AYET NAZARIYLA BAKMASIDIR. İSKENDER BU KONUDA (YORUMLARINI AYET DİYE YUTTURMA MEVZUUNDA) ÇOK SİNSİ VE KURNAZ DAVRANIYOR. BU KİŞİSEL YORUMLARINI AYETLERİN ALTINA YAPMIYOR. BÖYLE YAPSA NEYİN AYET NEYİN KİŞİSEL YORUM OLDUĞU BİR NEBZE ANLAŞILACAK. İSKENDER BU ALAKASIZ YORUMLARINI AYETLERE AÇTIĞI PARANTEZLERLE YAPIYOR Kİ BU YORUMLAR AYET SANILSIN, ALLAH KELAMI GİBİ DEĞER VE İTİBAR GÖRSÜN.

KİŞİ YORUM YAPARAK AYETLERİ İSTEDİĞİ YÖNE ÇEKEBİLİR. BU ZOR BİRŞEY DEĞİL. ZOR OLMADIĞI 1400 YILLIK TARİH İÇİNDE BİRÇOK KEZ İSPATLANDI.

İŞTE İSKENDER DE BU "AYETLERİ KENDİ ANLAYIŞINA MALZEME EDENLER" ZÜMRESİNDEN. İSKENDER "İŞİ KİTABINA UYDURMA" UĞRUNA AYETLERİ PARANTEZLERİYLE DEJENERE EDEN "ALLAH İLE ALDATANLAR" ZÜMRESİNDEN. SİNSİCE DAVRANIŞINDAN VE ŞEYTANCA KURNAZLIĞINDAN ÖTÜRÜ DE "HANNAS" TAİFESİNDEN BİR FERT.

İSKENDER'İN MEAL DİYE VERDİĞİ AYETLERDE ÖNE ÇIKAN ALLAH DEĞİL İSKENDER'DİR. ÖNE ÇIKARILAN ŞEY ALLAH'IN KELAMI DEĞİL İSKENDER'İN YORUMLARIDIR. GELİN ŞİMDİ BUNU BİRKEZ DAHA NET BİR ŞEKİLDE GÖRELİM. İSKENDER'İN PARANTEZLERİYLE (HAŞA) ALLAH'A DESTEK OLDUĞU, EKSİĞİNİ KAPATTIĞI (SÖZDE) MEALİNDE "ÖLMEDEN ÖNCE RUHU ALLAH'A ULAŞTIRMAK" DİYE BİR FARZ VAR. AMA BU SÖZDE FARZ NEDENSE ORİJİNAL ARAPÇA METİNDE YOK. HİÇBİR KUR'AN AYETİNDE RABBİMİZ "ÖLMEDEN ÖNCE RUHUNUZU ULAŞTIRIN, BU FARZDIR" DEMEMİŞ. BU DURUMDA İSKENDERİN AYET MEALİ DİYE SUNDUĞU PARANTEZLİ CÜMLELERDE ÖNE ÇIKAN ALLAH MI İSKENDER Mİ? ALLAH'IN KELAMI MI YOKSA İSKENDER'İN YORUMU MU?

KİTAP APAÇIKTIR

Nisa 174. Ey insanlar! Size Rabbinizden apaçık, çok parlak ve güçlü bir kanıt gelmiştir. Biz size, herşeyi açık seçik gösteren bir ışık gönderdik.

Maide 15. Şu bir gerçek ki, size Allah'tan bir ışık ve apaçık bir Kitap gelmiştir.

Yusuf 1. Elif, Lâm, Râ. O apaçık, apaydınlık Kitap'ın ayetleridir bunlar.

Şuara 2. İşte sana gerçeği apaçık gösteren Kitap'ın ayetleri...

Yasin 69. Biz o peygambere şiir öğretmedik. Şiir ona yaraşmaz/layık olamaz da. Ona vahyedilen, bir öğütten ve apaçık bir Kur'an'dan başka şey değildir.

Hadid 9. O, odur ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye kulu üzerine, gerçeği apaçık gösteren ayetler indiriyor. Allah size karşı gerçekten çok şefkatli, çok merhametlidir.

Mücadile 5. Allah'a ve resulüne karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin çarpılıp tepelendikleri gibi çarpılıp tepeleneceklerdir. Biz, gerçekleri apaçık gösteren ayetler indirmişizdir. Küfre sapanlar için, rezil edici bir azap vardır.
 

DAVUD

New member
Katılım
5 Eki 2006
Mesajlar
8
Tepkime puanı
0
Puanları
0
KİTAP EKSİK DEĞİLDİR

En’am 38. Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı, iki kanadıyla uçan hiçbir kuş istisna olmamak üzere hepsi sizin gibi ümmetlerdir. Biz bu Kitap'ta, herhangi birşeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. Onlar, sonunda Rableri önünde haşredilirler.



ALLAH UNUTKAN DEĞİLDİR

Meryem 64. Biz sadece Rabbinin emrini indiririz/biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdeki, arkamızdaki ve bunlar arasındaki herşey O'nundur. Rabbin asla unutkan değildir.

DİNİMİZ 1400 SENE ÖNCE KEMALE ERDİRİLMİŞTİR

Maide 3. …Küfre batmış olanlar bugün dininizden ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun! Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı/Allah'a teslim olmayı seçtim…
 

tahsiye72

New member
Katılım
6 Ağu 2006
Mesajlar
350
Tepkime puanı
4
Puanları
0
Yaş
50
..

..

ulûl'elbab: Bes duyu organiyla algilanamayan ve fizik ötesine ait olan, gaybe müteallik sirlari alabilen, sir hazinelerinin sahibi olan kisilerdir. Nefslerini Allah'a teslim eden, ulûl'elbab olanlar, 7 özelligin sahibidirler:

1. özellik: Ulûl'elbab olan herkes daimî zikre ulasmistir.

2. özellik: Kalpteki 19 tane afetin yerine faziletler yerlesmistir.

3. özellik: Allah kalp gözlerini açmistir.

4. özellik: Allah kalp kulaklarini açmistir.

4 tane vasif sartina ilâveten 3 tane de sonuç sartini eklememiz lâzim.

5. özellik: Ulûl'elbab olan kullar hayrin sahibidirler. çünkü devamli Allah'i zikrediyorlar. Daimî zikirde olan herkes 1'e 700 kat Allah'tan derecat alir.

6. özellik: Ehl-i hüküm ya da ehl-i hikmettirler. Herhangibir anlasmazlik noktasinda hakem tayin edilmislerse mutlaka Allah'in emriyle adaleti yerine getirenlerdir. Allah'in hükmünü icra edenlerdir. Ehl-i hikmettirler, Kur'ân-i Kerim'de hangi âyet-i kerimeye baksalar ya âyetin kendisinden veya bir ileri ve gerisine bakmak suretiyle o âyetin hangi seviyeye ait oldugunu bilirler. Ehl-i tezekkürdürler.

7. özellik: Allah'tan sorarak ögrenme imkâninin sahibi olan kisilerdir.

Bu saydigimiz 7 tane özellikle (4 tanesi vasif sarti, 3 tanesi sonuç sartidir) beraber ulûl'elbab olan kullarin kalpleri 7 kademede müzeyyen olmustur.

Simdi bu özellikleri ispat eden âyetlere bir bir beraber bakalim:

Allahû Tealâ, buyuruyor ki:


3/AL-I IMRAN-190: Inne fî halkis semâvâti vel ardi vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbi).

Hiç süphesiz; göklerin ve yerin yaratilisinda, gece ile gündüzün birbiri ardinca gelisinde, elbette ulûl'elbab için nice deliller vardir.

3/AL-I IMRAN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kiyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkis semâvâti vel ard(ardi), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtilâ(bâtilan), subhâneke fekinâ azâben nâr(nâri).

O (Ulûl'elbab) ki; (lübblerin, Allah'in sir hazinelerinin sahipleri), onlar ayakta iken, otururken ve yan üstü yatarken (hep) Allah'i zikrederler. Göklerin ve yerin yaratilisi hakkinda tefekkür ederler. (Ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen, bunlari bâtil olarak (bosuna) yaratmadin. Seni tesbih (tenzih) ederiz. Bizi, atesin azabindan koru."


Bir insan ya ayaktadir ya oturuyor vaziyettedir veya geceleyin yataginda yan üstü yatiyordur. Bir dördüncü hal hiç kimse için mevcut degildir. 24 saatlik zaman dilimi içerisinde ulûl'elbab olan kullar, üç halin üçünde de devamli olarak kalp zikriyle Allah'i zikretmektedirler. Bunun kalp zikri oldugunu nereden anliyoruz? Uykudayken hiç kimsenin baska bir türlü zikir yapmasi mümkün degil. Peygamber Efendimiz (S.A.V), hadîs-i serifinde söyle buyuruyor: " Benim gözlerim uyur, ama kalbim uyumaz. " Bu hadîs bize Resûlallah (S.A.V) Efendimiz'in uykudayken kalp zikri halinde oldugunu söylüyor.

Yine Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir baska hadîsinde " Âlimin uykusu cahilin ibadetinden iyidir. " buyuruyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in hadîs-i seriflerinde "âlim" diye vasiflandirdigi daimî zikrin sahibi olan kisilerdir. Nitekim bir baska hadîs-i serifinde " Hikmet sahibi âlimler, fikih açisindan nebîler gibidir. " buyuruyor. öyleyse Resûlallah (S.A.V) Efendimiz'in "âlim" diye vasiflandirdigi kisiler daimî zikrin sahibi olan insanlardir. Gerçekten öyle mi? Allahû Tealâ, Bakara Suresinin 269. âyet-i kerimesinde söyle buyuruyor:


2/BAKARA-269: Yu'til hikmete men yesâu, ve men yu'tel hikmete fe kad ûtiye hayran kesîrâ(kesîren), ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).

(Allah) HIKMET'i diledigine verir. Kime hikmet verilmisse andolsun ki; ona çok hayir verilmistir. Bunu da ancak ulûl' elbab tezekkür edebilir.

öyleyse ulûl'elbab olan kisiler ayni zamanda hikmet sahibi olanlardir . Allahû Tealâ'nin kendilerine hikmet verdigi kisiler, mutlaka daimî zikrin sahipleridir.

Hikmet sahibi olmak ne saglar?

Diger insanlardan ayricaligi nedir?

Farkli olan özelligi nedir? Allahû Tealâ, söyle buyuruyor:

3/AL-I IMRAN-7: Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu mutesâbihât(mutesâbihâtun), fe emmellezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ tesâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te'vîlih(te'vîlihi), ve mâ ya'lemu te'vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi)."

O (Allah) ki; Kitab'i, sana O indirdi. O'ndan bir kismi muhkem (mânâsi açik, yorum götürmez, süphe kabul etmez) âyetlerdir ki; bunlar, (Levhi Mahfuz'daki) ümmülkitapta (yer alan açik ve kesin âyetler)dir. Digerleri ise mütesabih (mânâsi kapali, açiklama isteyen) âyetlerdir. Kalplerinde egrilik (ve döneklik) bulunanlar, fitne çikarmak ve (kendi yararina uygun) tevîlde (yorumda) bulunmak istedikleri için o (Kitab')in mütesabih olan kismina uyarlar. Halbuki onlarin tevîlini, kimse bilmez ancak Allah bilir. Ilimde derinlesmis olan RASIHUN (rüsuh sahipleri) ise derler ki: "O'na îmân ettik, hepsi de Rabbimiz katindan (indirilme)dir." Bunu kimse tezekkür edemez ancak ulûl'elbab tezekkür edebilir.

Muhterem okuyucular, bu âyet-i kerimede 3 grup insan ifade ediliyor. Bunlardan 1. grup; kalbinde zeyg olanlar . Allah tarafindan yetkili kilinmadiklari halde Kur'ân-i Kerim âyetlerini kendi zanlarina göre tevil ederek insanlari hidayetten men edenler. Günümüzde Kur'ân'daki Islâm'i yasayan atese çagiran dîn adamlari bu sinifin içine giriyor. Ilimde köklesmis olan " rasihun " ise Kur'ân-i Kerim'in muhkem ve mütesabih âyetlerine inanan, hepsi Allah'tandir diyen ama mütesabih ayetleri tezekkür edemeyenlerdir. Kur'ân-i Kerim âyetlerini tezekkür edebilen, açiklama yetkisine sahip olan ise " ulûl'elbab "tir .


Yüce Rabbimiz buyuruyor:

15/HICR-9: Innâ nahnu nezzelnez zikre ve innâ lehu le hâfizûn(hâfizûne).
Muhakkak ki; zikri (Kur'ân-i Kerim'i) Biz indirdik. O'nun koruyuculari (da) mutlaka Biziz.

21/ENBIYA-7: Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes'elû ehlez zikri in kuntum lâ ta'lemûn(ta'lemûne).
Ve senden önce, vahyettigimiz rical (erkekler) den baskasini göndermedik. Eger bilmiyorsaniz, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.


Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz'in ahir zamanda gelecegini bize müjdeledigi ve "ümmetimin en hayirlisi" diye buyurdugu Mehdi (A.S)'in Devrin Imami oldugu ahir zamanda Hidayet çagi'ndayiz.

Allahû Tealâ, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz'e ve diger bütün peygamberlere su mesaji veriyor.

3/AL-I IMRAN-81: Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu'minunne bihî ve le tensurunneh(tensurunnehu), kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum isrî, kâlû akrarnâ, kâle feshedû ve ene meakum mines sâhidîn(sâhidîne).

Hani o zaman ki; Allah, peygamberlerin (nebîlerin) MISAK'ini (yeminini) almisti: "Andolsun ki; size Kitap ve hikmet verdim, sizlerden sonra sizinle beraber bulunani (Allah'in sizlere verdigi kitaplari) tasdik eden Resûl gelince, O'na mutlaka îmân edecek ve O'na mutlaka yardim edeceksiniz. Bunu ikrar ettiniz mi ve bu agir ahdimi üzerinize aldiniz mi?" "Ikrar ettik." dediler. "öyle ise sahit olun. Ben de sizinle beraber sahitlerdenim." buyurdu.

Allahû Tealâ, nebîlerden "size kitap ve hikmet verdim" diye misak aliyor.

öyleyse kitabi, hikmetten ayirmak mümkün degildir. Kitap, ancak hikmetle anlasilir . Hikmet sahiplerinin de daimî zikre ulasan, ulûl'elbab olan kullar oldugunu âyetlerin neticesinden kesinlikle anliyoruz.

O zaman demek ki, Kur'ân-i Kerim'i bizlere kim ögretebilir? Hikmet sahibi olan kisiler.

14 asir evvel Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz hikmet sahibi miydi? Evet!

Nitekim, Bakara Suresinin 151. âyet-i kerimesinde, Allahû Tealâ sahâbeye söyle hitap ediyor:

2/BAKARA-151: Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta'lemûn(ta'lemûne).

Nitekim size içinizde (görev yapmak üzere) sizden bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki; âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açiklasin) ve sizi (nefsinizi) tezkiye etsin, size Kitab ve hikmet ögretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediginiz seyleri ögretsin.


Insanla Allah arasinda tedrici basamaklar olarak Allah'in dizayn ettigi 28 basamaklik Islâm merdiveni vardir. Bu 28 basamaklik (kemalât basamaklari) Islâm merdiveninin, 26., 27. ve 28. basamaginin 4. kademesine kadar olan bölüm hikmet basamaklarini olusturur. Iste Allahû Tealâ'nin kendisine hikmet verdigi Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz, 14 asir evvel, 23 senelik bir zaman dilimi içerisinde Allah'a ulasmayi dileyen sahâbeye, nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaptirarak bütün bu kemalât basamaklarina yükseltmis; 26. basamakta daimî zikre ulasan sahâbeye, 27. basamakta ihlâsa ulasan sahâbeye ve 28. basamagin 4. kademesine ulasan sahâbeye hikmeti ögretmistir.

Her devirde kavim resûlleri arasindan seçilen devrin imami, Resûlallah'in biricik varisidir:



3/AL-I IMRAN-179: Mâ kânallâhu li yezerel mu'minîne alâ mâ entum aleyhi hattâ yemîzel habîse minet tayyib(tayyibi), ve mâ kânallâhu li yutliakum alel gaybi ve lâkinnallâhe yectebî min rusulihî men yesâu fe âminû billâhi ve rusulih(rusulihî), ve in tu'minû ve tettekû fe lekum ecrun azîm(azîmun).
Allah mü'minleri; pisi, temizden ayirincaya kadar, su üzerinde bulunduklari hâl üzere birakacak degildir. Allah sizi gayb üzerine (gaybten) haberdar edecek de degildir. Fakat Allah, resûllerinden diledigi kimseyi seçer, (gaybi ona, o resûlüne bildirir). O halde, Allah'a ve O'nun resûllerine îmân edin. Ve eger îmân eder ve takva sahibi olursaniz, o zaman sizin için ECRUN AZîM (büyük mükâfat) var.

Yüce Rabbimiz, devrin imami tasarruf rizasinin sahibi Resûl'üne gaybi bildiriyor. Hidayet çagi'nda Devrin Imami Mehdi Resûl, en üst seviyede hikmet sahibi ulûl'elbab olan ehli zikirdendir. Hz Muhammed (S.A.V) Efendimiz, bir hadîsinde "Cehaletten kurtulmanin yolu zikir ehline sormaktir." buyuruyor


HACET NAMAZI
Hacet namazinin persembeyi cumaya baglayan gecelerde veya kandil gecelerinde kilinmasi asildir. Ama bütün gecelerde kilinabilir. Önce boy abdesti alinir. Sonra hacet namazina niyet edilir.
Namazda asagidaki âyetler okunur:

1. Rekâtta: Subhaneke + Fatiha + 3 Âyetel Kürsî

2. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.

2. Rekâtin sonunda : Ettehiyyâtü + Allahümme salli + Allahümme bârik

3. Rekâtta: Subhaneke + Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.

4. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.

Namaz tamamlandiktan sonra Allah'tan hacet neyse o istenir. Allah'tan mürsid istemek için bu namaz kilindiysa mürsid istenir.

Bu namazdan sonra hiç konusmadan yatmak gerekir. Yatarken kibleyi saga alacak sekilde yatak kurulur. Vücudun ön cephesi kibleye çevrilerek yanüstü yatilir, 3 Âyetel Kürsî okunur ve Allah'tan mürsid istenir. Eger kisinin haceti mürsid degil de baska bir hedefe ulasmaksa (zahirî veya batinî bir hedef olabilir) o hedefe ulasmak istenir. Sessiz zikir (hafî zikir) bu istekten sonra baslar. Yanüstü yatildigi için sag kulak yastiga gelecektir. Bas biraz saga, sola oynatilarak kulakta kalbin atislarinin, basinç sebebiyle rahatça duyulacagi pozisyona gelinir. Ve kalbin her çift atisinda "Allah, Allah" diyerek kisi Allah'i zikr-i hafî ile (yani sessiz olarak) içinden zikredecektir.

Eger ilk namazdan sonra yatildiginda birsey görülmez ise tekrar tekrar, her persembeyi cumaya baglayan gece namaza devam edilmelidir. Her gece de kilinabilir


ölmeden evvel ruhunuzu Allaha ulaşdırmayı dileyin hidayete adım atın cenneti garantileyin Allah sizleri o kadar çok seviyorki 1 dileğinizle sizi cennete alıyor evet yanlış duymadınız
 

DAVUD

New member
Katılım
5 Eki 2006
Mesajlar
8
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Evrenesoğluna göre ulul elbab seçkinler sınıfı, ruhban takımı, sırların sahibi ulu bir kesim. Ve Kur’anı ancak bu seçkinler takımı anlar ve doğru olarak anlatır. Bu izahı şimdilik doğru varsayalım ve Bakara 179'a bakalım.

Bakara 179. Ve leküm fil kısası hayatüy ya ülil elbabi lealleküm tettekun

179. Ey akıl sahipleri(=ulul elbab)! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız. (Diyanet Meali)

Sadece "ulul elbab" için mi kısasta hayat var? "Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız" dendiğine göre demek ki insanlar içinden sadece ulul elbab suç işlemeye meyilli??? Demekki yine insanlar içinden sadece ulul elbab adam öldürme isteklisi ve bu konuda zaaf sahibi??? Çünkü Allah kısas konusunda başkasına değil sadece ulul elbaba sesleniyor...

Evrenesoğlu işine gelen ayetleri alan ve işine gelmeyenleri görmezlikten gelen bir adamdır. Ulul Elbab konusunu izah ederken diğer bazı ayetleri almıştır, işlemiştir ama bbu ayeti es geçmiştir. Çünkü bu ayet Evrenesoğlu’nun anlayışına malzeme yapabileceği türden bir ayet değildir.

Şimdi ilgili ayete bir önceki ayetle beraber bakalım ve ulul elbab’ın kimler olduğunu görelim. Bakalım Rabbimiz bu konuda kimleri işaret etmiş. Mealler bu sefer Yaşar Nuri Öztürk’ten.

Bakara 178. Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında üzerinize kısas yazılmıştır. Hür kişiye karşılık hür, köleye karşılık köle, dişiye karşılık dişi... Kim kardeşi tarafından herhangi bir şekilde affa uğrarsa, bu durumda örfü izlemek ve affedene en güzel biçimde bir ödeme yapmak gerekir. İşte bu, Rabbinizden size bir hafifletme ve bir rahmettir. Kim bundan sonra azgınlık ve düşmanlık ederse onun için korkunç bir azap vardır.

Bakara 178. Ey aklı ve gönlü işleyenler(=ulul elbab), kısasta sizin için hayat vardır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır.

Ulul Elbab olanlar, insanlar içinden bir zümredir. Bu zümre aklını çalıştırıp, ilahi emirlerin güzelliğini ve hikmetini görenlerdir, kavrayanlardır. İşte bunlar iman edenlerdir. Evet ayetler açık, İman Edenleri Allah Ulul Elbab olarak tarif ediyor.

Ulul Elbab konusunda Evrenesoğlu’nun söyledikleri yanlıştır. Bu yanlışla nereye varmak istediği de bellidir. Evrenesoğlu kendisinin Ulul Elbab dediği Ruhban takımından olduğunu Kur’anı ancak kendisinin anlayabileceğinin ve (Arapça Bilmediği halde) meallendirebileceğini, bu konuda ehliyetli ve yetkin bir kişi olduğunu ortaya koymak ve idda etmek istemektedir. Bu ulul elbablık iddiasıyla birlikte Kur’an ayetlerine yapmış olduğu kelalaka paranteziçi yorumları meşrulaştırmak ve sanki ilahi ve kutsal imim gibi göstermek istemektedir.
 

tahsiye72

New member
Katılım
6 Ağu 2006
Mesajlar
350
Tepkime puanı
4
Puanları
0
Yaş
50
..

..

bay çok bilmiş madem ulul elbab sana göre akıllılar demek şu ayeti açıkla bakalım

3/AL-I IMRAN-7: Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu mutesâbihât(mutesâbihâtun), fe emmellezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ tesâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te'vîlih(te'vîlihi), ve mâ ya'lemu te'vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi)."
O (Allah) ki; Kitab'i, sana O indirdi. O'ndan bir kismi muhkem (mânâsi açik, yorum götürmez, süphe kabul etmez) âyetlerdir ki; bunlar, (Levhi Mahfuz'daki) ümmülkitapta (yer alan açik ve kesin âyetler)dir. Digerleri ise mütesabih (mânâsi kapali, açiklama isteyen) âyetlerdir. Kalplerinde egrilik (ve döneklik) bulunanlar, fitne çikarmak ve (kendi yararina uygun) tevîlde (yorumda) bulunmak istedikleri için o (Kitab')in mütesabih olan kismina uyarlar. Halbuki onlarin tevîlini, kimse bilmez ancak Allah bilir. Ilimde derinlesmis olan RASIHUN (rüsuh sahipleri) ise derler ki: "O'na îmân ettik, hepsi de Rabbimiz katindan (indirilme)dir." Bunu kimse tezekkür edemez ancak ulûl'elbab tezekkür edebilir.
 

DAVUD

New member
Katılım
5 Eki 2006
Mesajlar
8
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Evrenesoğluna göre ulul elbab seçkinler sınıfı, ruhban takımı, sırların sahibi ulu bir kesim. Ve Kur’anı ancak bu seçkinler takımı anlar ve doğru olarak anlatır. Bu izahı şimdilik doğru varsayalım ve Bakara 179'a bakalım.

Bakara 179. Ve leküm fil kısası hayatüy ya ülil elbabi lealleküm tettekun

179. Ey akıl sahipleri(=ulul elbab)! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız. (Diyanet Meali)



ey bozguncu kardeşim yukardaki ayet senin işine gelmedi değilmi şimdi Ali imran 7 ele aldın ve parentezini ekledin iskenderin sapık öğretisini ekledin peki yukardaki ayetede aynı parentezi aç bakalım ayeti ne hale getirirsin
 

ahmet yasin

Mesajlari Onaylanacak
Katılım
10 Eyl 2006
Mesajlar
191
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Evrenesoğluna göre ulul elbab seçkinler sınıfı, ruhban takımı, sırların sahibi ulu bir kesim. Ve Kur’anı ancak bu seçkinler takımı anlar ve doğru olarak anlatır. Bu izahı şimdilik doğru varsayalım ve Bakara 179'a bakalım.

Bakara 179. Ve leküm fil kısası hayatüy ya ülil elbabi lealleküm tettekun

179. Ey akıl sahipleri(=ulul elbab)! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız. (Diyanet Meali)



ey bozguncu kardeşim yukardaki ayet senin işine gelmedi değilmi şimdi Ali imran 7 ele aldın ve parentezini ekledin iskenderin sapık öğretisini ekledin peki yukardaki ayetede aynı parentezi aç bakalım ayeti ne hale getirirsin

Kur'anı ancak ulul elbabın anlayacağını tasavvuf ehlide iddia ediyor!
bir zavallı olan iskendere söylediğinizi tasavvuf ehli içinde söyleyebilecekmisiniz?
 

DAVUD

New member
Katılım
5 Eki 2006
Mesajlar
8
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Türkiyede’ki Kur’an meallerinin tamamı yanlışmış. Sadece İskender’inki doğruymuş. İskender Arapça bilmediği halde meal yazabildiğini iddia edebilen sahasında ilk ve tek Müseyleme. Aslında meal yazdığı falan yok. Almış eline bir meal sonra anlayışa malzeme edebileceği ayetlere kafasına göre açmış üç beş parantez sonuçta böylece İskender'in meali ortaya çıkmış. Müritler de bu ucube yapıya meal gözüyle bakıyor ve İskenderin eklentilerine de aynı Allah kelamına iman eder gibi iman ediyor. Sonrada utanmadan ve darlanmadan kendi dışındaki insanları emaniyecilikle, el yazması şeylere inanmakla suçluyorlar. Bundan daha trajikomik bir durum olabilir mi? Sen sapıklığın alasını yap sonra bu hususta kendini temize çıkar sonra da milleti sapıklıkla suçla. Bu ne büyük budalalıktır böyle???

İskender’in bir müridi demiş ki: Sizler emaniyecisiniz, el yazması kitaplara inanıyorsunuz. Bakalım milleti bununla suçlayan İskenderciler neye iman ediyor? Bakalım İskenderin yorumları el yazması mı değil mi? Bakalım İskender müritlerini bu konuda nasıl kandırıyor? Bakalım müritler bu konuda nasıl millete telkin verip kendileri salkımı yutuyor?



İskender’in müridine sesleniyoruz:

Şimdi İskenderin çarpıttığı ayetlerden bir kaçına beraberce bakalım. Herkes yanlış yazıyormuş o doğrusunu. Bakalım ayetlerin doğru(!) mealini Arapçası bile olmadığı halde nasıl yazmış :

78/ NEBE-39: Zâlikelyevmülhakk , femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ .

İşte o gün (Mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün) Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi kendisini Rabb'ine ulaştıran (yolu, Sırat-ı Müstakim'i) yol ittihaz eder (edinir). (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.

BAK BAKALIM KAVRAMLAR NASIL YAMUTULUYORMUŞ. AYETLER NASIL ÇARPITILIP MEALLERİ NASIL YUVARLAK LAFLARLA ANLAYIŞA MALZEME EDİLİYORMUŞ. BAK İSKENDERİN ÇARPITTIĞI SADECE BİR AYET. MEALİN ALTINDAKİ YAZI AYETİN MEALİ Mİ YOKSA TEFSİRİ Mİ? TEFSİRİ İSE NEDEN PARANTEZ AÇILIP AYETİN ORTASINA KONULMUŞ VE BÖYLECE SANKİ MEAL GİBİ YANSITILMIŞ? MEALSE AYETTE HANİ NEREDE MÜRŞİDİN ELİ? NEREDE EL ETEK ÖPMENİN FARZİYETİ?

Ya şu meale ne demeli?

58/MÜCADELEe-22: “ Lâ tecidu kavmen yû’munûne billâhi vel yevmil âhîri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîretehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minh(minhu), ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anh(anhu), ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizbullâhi humul muflihûn(muflihûne).”

Allah'a ve ahiret gününe (ölmeden evvel Allah'a ulaşmaya) îmân eden kavmi, Allah'a ve resûlüne karşı gelenlerle sevişir bulamazsın. Velev ki; onlar, babaları veya oğulları veya kardeşleri veya aynı aşiretten olsun. Onların kalplerine îmân yazılır. Ve onlar, Allah'ın katından (orada eğitilmiş olan) bir ruhla (devrin imamının ruhunun başlarının üzerine yerleşmesi ile) desteklenirler ve altlarından ırmaklar akan cennetlere konurlar. Orada ebediyyen kalacaklardır. Allah onlardan razıdır, onlar da Allah'tan razıdırlar. İşte onlar, Allah taraftarıdırlar. Ve muhakkak ki; Allah, taraftarları kurtuluşa (felâha) erenlerdir.

NE BU KARDEŞİM? BU RESMEN VE ALENEN ÇARPITMA VE KİTABINA UYDURMA. BU NASIL MEAL BÖYLE? DEVRİN İAMAMININ RUHUYMUŞ. BİZİM SİZİN BU SAÇMALIKLARINIZI AFİŞE ETMEMİZDEN DOLAYI KAÇ SEFER REZİL OLDUNUZ. AMA MÜRİT PSİKOLOJİSİ İŞTE...

YA ŞU AYETLERDEKİ ÇARPITMALARA NE DEMELİ??? ORİJİNAL METİNLE NE ALAKASI VAR BU PARANTEZLERİN? BİZ GÖSTERMEYE BIKMADIK SİZ DE REZİL OLMAYA...

MİLLETE ÇAMUR ATAN MÜRİT, BU ADAM AYETLERİ RESMEN VE ALENEN ANLAYIŞINA MALZEME EDİYOR. AMA ONUNKİ EL YAZMASI OLMUYOR. NEDEN? ÇÜNKÜ ULUL ELBAB DEĞİL Mİ? ULUL ELBAB OLDUĞUNDAN DOLAYI ALLAH'IN AYETLERİNE ALAKASIZ LAFLARI EKLEMEK ONA CAİZ DEĞİL Mİ?

BAK HZ. MUHAMMED'E BİLE AYETE LAF EKLEMEK YASAK.

İSKENDER DE KİM OLUYOR? İSKENDER NASIL OLUYOR DA KENDİ EKLENTİLERİNİ ALLAH KELAMI GİBİ SUNUYOR? BE NE CÜRET? BU NE AZGINLIK???

HAKKA SURESİ

43. Âlemlerin Rabbi'nden bir indiriştir o.

44. Eğer bazı lafları bizim sözlerimiz diye ortaya sürseydi,

45. Yemin olsun, ondan sağ elini koparırdık.

46. Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik.

47. Sizin hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.

48. Gerçek şu ki o, sakınanlar için tam bir uyarıcı ve düşündürücüdür.

ÜSTTEKİ AYETLERDE VE ALTTAKİ AYETLERDE AYETİN ARAPÇASINDA OLMAYAN ALAKASIZ EKLENTİLER İSKENDERİN FERDİ YORUMU MU DEĞİL Mİ? KİŞİSEL YORUMU İSE NE DİYE AYET MEALİYMİŞ GİBİ SUNULUYOR? BU RESMEN VE ALENEN AYETE KENDİNDEN LAF EKLEMEK DEĞİL DE NEDİR?

20/TAHA-82: Ve innî le gaffârun li men tâbe ve âmene ve amile sâlihan summehtedâ

Muhakkak ki Ben (mürşidin önünde) tevbe edip (2. defa) âmenû olanlara ve (nefsi) ıslâh edici amel işleyenlere mağfiret ederim (onların günahlarını sevaba çeviririm). Sonra onlar (ölmeden evvel) Allah’a ulaşırlar, hidayete ererler.

40/MÜMİN-7: Ellezîne yahmilûnel arşe ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yû'minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi'te kulle şey'in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke ve kıhim azâbel cahîm(cahîmi).

Kim tevbe eder de (Mürşidin önünde tevbe eder de) senin yoluna (Sırat-ı Mustakiym'e, sana ulaştıran yola) tâbi olursa o taktirde onlara mağfi*ret eyle (onların günahlarını sevaba çevir).

78 / NEBE 38-39: Yevme yekûmur rûhu vel melâiketu saffâ(saffen), lâ yetekellemûne illâ men ezine lehur rahmânu ve kâle sevâbâ(sevâben).Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).

Melekler (arşı tutan melekler) saf saf olarak ve ruh (zamanın halife*sinin ruhu) oradadırlar. Kendisine Rahmanın izin verdiklerinden (Mürşidden ve Müridden) başka hiçkimse konuşamaz. Ve doğruyu (Kelime-i Şehadet) söyler. İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisini Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder (edinir). (Allah'a ulaşan kişiye Allah), meab (sığınak, melce) olur.

50/KAF 31-32: Ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayre baîd(baîdin). Hâzâ mâ tûadûne li kulli evvâbin hafîz(hafîzin).

Cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı. İşte vaadolduğunuz şey (bu cennettir). Bütün evvab (Allah’a ruhu ulaşmış ve sığınmış) ve hafîz (başları üzerinde devrin imamının ruhunu muhafız olarak taşıyan) olanlar için.
 

DAVUD

New member
Katılım
5 Eki 2006
Mesajlar
8
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Kur'anı ancak ulul elbabın anlayacağını tasavvuf ehlide iddia ediyor!
bir zavallı olan iskendere söylediğinizi tasavvuf ehli içinde söyleyebilecekmisiniz?

kim olursa olsun farketmez


Bak, nasıl da Allah üzerine yalan uyduruyorlar; apaçık bir günah olarak bu (onlara) yeter! (4/50)
 

tahsiye72

New member
Katılım
6 Ağu 2006
Mesajlar
350
Tepkime puanı
4
Puanları
0
Yaş
50
..

..

ayet gayet açık müteşabis ve muhkem ayetler ayrılmış ben hepsinide bilirim demek cehalet göstergesidir gururdur kibirdir Allahın ayetlerini yok saymak görmezden gelmek demekdir müteşabis ayetleri kurana göre ilimde derinleşmiş olanlar bile bilemiyor sadece ulul elbab biliyor

3/AL-I IMRAN-7: Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu mutesâbihât(mutesâbihâtun), fe emmellezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ tesâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te'vîlih(te'vîlihi), ve mâ ya'lemu te'vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi)."
O (Allah) ki; Kitab'i, sana O indirdi. O'ndan bir kismi muhkem (mânâsi açik, yorum götürmez, süphe kabul etmez) âyetlerdir ki; bunlar, (Levhi Mahfuz'daki) ümmülkitapta (yer alan açik ve kesin âyetler)dir. Digerleri ise mütesabih (mânâsi kapali, açiklama isteyen) âyetlerdir. Kalplerinde egrilik (ve döneklik) bulunanlar, fitne çikarmak ve (kendi yararina uygun) tevîlde (yorumda) bulunmak istedikleri için o (Kitab')in mütesabih olan kismina uyarlar. Halbuki onlarin tevîlini, kimse bilmez ancak Allah bilir. Ilimde derinlesmis olan RASIHUN (rüsuh sahipleri) ise derler ki: "O'na îmân ettik, hepsi de Rabbimiz katindan (indirilme)dir." Bunu kimse tezekkür edemez ancak ulûl'elbab tezekkür edebilir.
 

tahsiye72

New member
Katılım
6 Ağu 2006
Mesajlar
350
Tepkime puanı
4
Puanları
0
Yaş
50
..

..

ruhumuzun Allah'a verdiği misakin farzları. Allahû Tealâ yeminlerimizin hepsini birden Maide Suresinin 7. âyet-i kerimesinde üzerimize farz kılmış, diyor ki:

Allah'ın üzerinizdeki nimetini zikredin ki ve O'na verdiğiniz misakinizi zikredin ki O misakinizle sizleri bağlamıştı (yeminlerinizi üzerinize farz kılmıştı) o zaman (elestü bi rabbiküm günü) işittik ve itaat ettik demiştiniz. Ve Allah'a takva sahibi olun, muhakkakki Allah sinelerdekini bilir.

Görülüyor ki Allahû Tealâ bu âyet-i kerime ile bizi, ruhumuzun Allah'a ulaşması konusunda da, üç yeminimizle de bağlamış. Enam Suresi’nin 152. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ;

Allah ile olan yeminlerinizin hepsini yerine getirin buyuruyor.

Üç yeminimiz birden ikinci defa farz kılınmış. Neticede Allahû Tealâ'nın bu hususu 13 defa üzerimize farz kıldığını görüyoruz.

l) Zümer-54: Allahû Tealâ buyuruyor;

Üzerinize kabir azabı gelmeden önce Allah'a yönelin (ulaşmayı dileyin) ve Allah'a teslim olun.(Ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi ve iradenizi Allah’a teslim edin.)

2) Rum-31:

Allah'a yönel (Allah’a ulaşmayı dile) ve Takva sahibi ol.

3) Fecr-28:

Rabbine dön (rücıı et, geri dönerek ulaş).

4) Zariyat-50:

Öyleyse Allah'a kaç (Allah'a sığın).

5) Lokman-15:

Bana yönelenin (ulaşmayı dileyenin) yoluna tâbi ol.

6)Yunus-25:

Allah selam yurduna (teslim yurduna, ruhu teslim alacak olan kendi Zatı’na) davet eder ve (teslim yurduna, Zatı’na ulaştırmayı) dilediği kişiyi Sıratı Müstakîm'e (Allah'a ulaştıran yola) ulaştırır, vasıl eder.

7)Müzemmil-8:

Ve Rabbinin (Allah'ın) ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek O'na (Al*lah'a) dön (ulaş, vasıl ol).

8) Rad-21:

Ve onlar, Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşü duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

9) Şuara-50:

Dediler ki: Zarar yok biz mutlaka Rabbimize döneceğiz (ulaşacağız).

10) Fecr-28:

Allah’tan razı ol ve Allah’ın rızasını kazan. (Ey ruh!) Allah’a (Rabbine) geri dönerek ulaş.

11) En’am-152:

Allah’ın ahdini (ruhun, vechin, nefsin ve iradenin Allah’a teslimini) yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle size onunla vasiyet (emir) etti.

12) Nisa-58:

Allah, emanetleri (ruhu, vechi, nefsi, iradeyi) sahibine (Allah’a) teslim etmenizi emreder. İnsanlar arasında hakemlik ettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki; Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki; Allah işiten ve görendir.

13) Maide-7:

Allah’ın, sizin üzerinizdeki ni’metini ve “işittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misakinizi (ruhu, vechi, nefsi ve iradeyi Allah’a teslim etmek) hatırlayın. Allah’a karşı takva sahibi olun. Çünkü; O, göğüslerde (sinelerde) olanı bilir.

Görülüyor ki, Allahû Tealâ 11 defa bu âyetlerle, (iki defa da üç yeminimizi birden üzerimize farz kılmak suretiyle) ruhumuzun biz ölmeden evvel Allah'a ulaşmasını üzerimize tam 13 defa farz kılmış. İşte bu farz ruhumuzun biz ölmeden evvel vücudumuzdan ayrılıp Sırat-ı Müstakiym üzerinden yapacağı seyr-i sülük adlı bir yolculukla ruhumuzun Allah'a ulaşmasıdır. Ölümden sonra herkesin ruhu Allah'a ulaşır. Konumuz bu değil. Konumuz, ölmeden evvel insan ruhunun Allah'a ulaşması, îşte böyle bir olayın gerçekleşmesini dilemek bile bir insanı mutlaka cennet saadetinin sahibi yapar. Çünkü ruhun ölmeden evvel Allah'a ulaşmasını dilemek kişiyi takva sahibi kılar. İşte Rum Suresinin 31. âyet-i kerimesi:

" Munîbîne ileyhi vettekûhu"

Allah’a yönel (Allah’a ulaşmayı dile) ve Takva sahibi ol.

İşte bir insanın takva sahibi olması demek ki ruhunu Allah'a ulaştırmayı dilemesi ile mümkün. Hem Al-i İmran Suresinin 15. âyet-i kerimesi, hem de Al-i Imran Suresinin 198. âyet-i kerimesi, mutlaka takva sahibi olanların hepsinin Allah'ın cennetine gireceğini gösteriyor. Öyleyse kim ruhunu ölmeden evvel Allah'a ulaştırmayı dilerse, o takva sahibi olur ve takva sahiplerini Allahû Tealâ cennetine alacağına göre mutlaka Allah'ın cennetine girer. Bu birinci hidayettir.

Ruhu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmak emri Kur'ân-ı Kerim'de hidayet kavramıyla anlatılıyor. Üç âyet-i kerime kesin bir şekilde hidayeti anlatıyor bize. Diyor ki Allahû Tealâ Al-i İmran 73'de:

" ...kul innel hudâ hudallâhi... "

De ki, muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır.

Bakara 120 şöyle söylüyor:

" ...kul inne hudâllâhi huvel hudâ... "

Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (var ya) işte o hidayettir.

Kehf 17'de ise ifadesi şöyle:

Allah kimi kendisine ulaştırmışsa (kimin ruhunu ölümden evvel kendisine ulaştırmışsa) o kişi o zaman hidayete erer.

1- İhdinas sırâtel mustakîm(mustakîme). Sırâtallezîne en’amte aleyhim...

1/Fatiha-6,7



1- Bizi (Sana vâsıl eden) Sıratı Mustakîm’e, hidayet et (ulaştır). O yol ki Senin üzerlerine ni’met verdiklerinin yoludur.
İSKENDER ALİ MİHR

2- Bizi (rahmetine kavuşturacak, mağfiretine mazhar kılacak) doğru yola eriş*tir. Kendilerine ihsan ettiğin kimselerin (peygamberlerinin, meleklerinin ve evliyanın) doğru yoluna (ki, bu da ancak İslâm yoludur)...
ABDULLAH AYDIN

3- Bizi doğru yola hidayet et. (Bizi doğru yolda sabit kıl. Bu yoldan maksat,
İslâm'dır. Kur'an-ı Kerîm ve içindeki hükümleridir.) O kendilerine nimet (haz ve saadet) verdiklerinin (enbiya ve sıddîklerden, şehid ve salihlerden in'âm ettiğin dostlarının) yoluna.
AYNTABÎ MEHMET EFENDİ

4- Bizi doğru yola, nimetlerine erdirdiğin kimselerin yoluna eriştir.
AHMET DAVUDOĞLU

5- Bizi doğru yola ilet. Nimet verdiklerinin yoluna. (İslâm'a Zatının rızasına
ulaştıran yola) delâlet et. Sırat-ı Müstakiym, kıvamında olan fıtrata uygun yol
demektir. İnsanı yaratan Allah, O'nun salahına uygun yolu takdir ederek pey*
gamberler vasıtasıyla "şeriat" olarak bütün insanlara göndermiştir. Mü'min
Rabbinden bu yola delâlet etmesini ve bu yolda sebat ettirmesini isteyecektir.
Kendilerine ilahî lütûflarda bulunulan peygamberlerin, şehidlerin, sıddîklerin,
salih kimselerin takip ettiği yoldur.
ALİ ARSLAN

6- Bizi doğru yola ulaştır!. Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna....
Prof. Dr. TALAT KOÇYİĞİT

7- Bizi doğru yola, nimete erdirdiklerinin yoluna, gazaba uğramayanların, sap*
mayanların yoluna eriştir.
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

8-Bizleri doğru yola hidayet et, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna...
SEYİD KUTUP
9- Bize doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin
yolunu...
BİR HEYET

10- Bizi, (itikat, söz, iş ve ahlâkımızda) doğru yola ilet. (Bizi, İslâm dini, pey*
gamber yolu olan hak yolda sabit eyle) Kendilerine, (fazlından ye ihsanından)
nimet verdiğin kimselerin (peygamberlerle velîlerin) yoluna...
FİKRİ YAVUZ

11- Bizi doğru yola ilet. Nimetine erdirdiğin kimselerin yoluna...
CELÂL YILDIRIM
12- Bizi doğru yola yönelt; nimet verdiklerinin yoluna...
BEKİR SADAK



13- Kendilerine nimet verdiğin (peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salihler) yoluna...
BAHAEDDİN SAĞLAM

14- Kendilerine (lütfundan) nimet verdiğin (iyi) kimselerin yoluna...
HASAN TAHSİN FEYİZLİ

15- Bizleri doğru yola hidayet et. O, kendilerine in'am olduğun zatların yoluna ilet.
ÖMER NASUHİ BİLMEN

16- Nimet verdiğin kimselerin yoluna...
SÜLEYMAN ATEŞ

17- Bize doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimsele*
rin yolunu...
DİYANET VAKFI 1993

18- Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet...
HASAN BASRİ ÇANTAY

19- Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna..
ALİ BULAÇ

20- Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna.
ZİYA KAZICI-NECİP TAYLAN

21- Nimete erdirdiğin kimselerin yoluna eriştir.
HÜSEYİN ATAY-YAŞAR KUTLU AY

22- Dosdoğra giden yola ilet bizi... Kendilerine nimet sunduklarının, üzerlerine
gazap dökülmemişlerin, karanlık ve şaşkınlığa saplanmamışların yoluna...
YAŞAR NURİ ÖZTÜRK

23- Hidayet eyle bizi doğru yola; o kendilerine in'am ettiğin (nimet verdiğin)
mesûdlarm yoluna....
ELMALİLİ HAMDİ YAZIR


Sıratı Mustakîm’in ruhları Allah’a ulaştıran yol olduğu (Nisa-175) hiçbir mealde verilmemiş.

En’am-88’de Yüce Rabbimiz Sıratı Mustakîm’in insanları hidayete ulaştıran yol olduğunu söylüyor. Al-i İmran-73, Bakara-120 ve Kehf-17’de Allah hidayetin insan ruhunun ölümden evvel Allah’a ulaşması olduğunu söylüyor.

Görülüyor ki, Sıratı Mustakîm herkesin üzerinde olduğunu zannettiği bir doğru yol değil, insanların ruhlarını Allah’a ulaştıran yoldur.



En’am 88 bu kitapta 17.konudur.
Al-i İmran 73 bu kitapta 10.konudur.
Bakara 120 bu kitapta 5. konudur.
Kehf 17 bu kitapta 35. konudur.
 

tahsiye72

New member
Katılım
6 Ağu 2006
Mesajlar
350
Tepkime puanı
4
Puanları
0
Yaş
50
..

..

piyasadaki 23 mealde hidayet ,sıratı müstakim,takva,Allaha ulaşmayı dilemek v.b unutulan kavramları mihr vakfı gün yüzüne çıkarıyor bu meallerden mihr vakfına en yakını Abdullah aydın ve Ali bulaç ın mealleridir işte kavramlar ve mealler

Bu âyet-i kerimede açık açık, önce hayatta iken Allah’a birinci defa insan ruhunun ulaşmasından, ölümden sonra ise insan ruhunun Azrail (A.S) ile tekrar Allah’a geri döneceğinden bahsediliyor.

Mülâki olmak, ölmeden önce ruhumuzun Allah’a ulaşması, rücu etmek ise öldükten sonra ruhun, bir defa daha Azrail (A.S) vasıtasıyla Allah’a ulaşması anlamına geliyor. Çünkü kişi vuslata ermiş ise, ruhu Allah’tadır. Ölünce ruh tekrar cesedin üzerine iner ve ikinci defa geri döndürülerek (Azrail A.S tarafından) Allah’a ulaştırılır. Ölümden evvel ve sonra 2 defa Allah’a ulaşmak bu âyet-i kerimede kesin şekilde yer almıştır. Ama hiçbir mealde bu hakikate temas edilmiyor.




5- kul inne hudâllâhi huvel hudâ …
2/Bakara-120


1- … De ki: Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (var ya) işte o hidayettir.
İSKENDER ALİ MİHR
2- De ki, "Allah'ın hidayet yolu, doğru yoldur"
ABDULLAH AYDIN
3-De ki, Doğru yol, Allah'ın yoludur.
AYNTABî MEHMET EFENDİ
4-De ki, Gerçek yol, ancak Allah'ın yoludur.
AHMET DAVUDOĞLU
5-De ki, şüphesiz Allah'ın hidayeti (olan İslâm dini), hidayetin ta kendisidir.
ALİ ARSLAN
6- De ki, Allah'ın yolu, işte asıl yol O'dur.
Prof. Dr. TALAT KOÇYİĞİT
7- "Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur."
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
8- De ki, Allah'ın hidayeti asıl hidayetin ta kendisidir.
SEYİD KUTUP
9- De ki, Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur.
BİR HEYET
10- De ki, yol Allah'ın gösterdiği yoldur; İslâmdır.
FİKRİ YAVUZ
11-... (Onlara) de ki: Herhalde (İslâm'ın ilettiği) yol, Allah'ın doğru yoludur...
CELÂL YILDIRIM
12- ...De ki: Allah'ın hidayet yolu olan İslâm, doğru yolun kendisidir...
BEKİR SADAK
13- ...Sen de ki: Asıl doğru yol Allah'ın yoludur.
BAHAEDDİN SAĞLAM
14-... (Ey Habibim, onlara) de ki: "Allah'ın hidayeti (olan İslâm), doğru yolun ta kendisidir...
HASAN TAHSİN FEYİZLİ
15-... De ki, asıl hüda Allah'ın hidayetidir...
ÖMER NASUHİ BİLMEN
16-... De ki, Allah'ın hidayet yolu doğru yoldur.
SÜLEYMAN ATEŞ
17-... De ki, doğru yol ancak Allah'ın yoludur.
DİYANET VAKFI 1993
18-... De ki; Allah'ın hidayet (yolu olan İslâm yok mu? işte) doğfu yolun ta kendisi odur.
HASAN BASRI ÇANTAY
19- De ki; "kuşkusuz doğru yol, Allah'ın (gösterdiği) dosdoğru yoldur."
ALİ BULAÇ
20- De ki: "Hidayet Allah'ın hidayetidir."
ZİYA KAZICI-NECİP TAYLAN



21- De ki: "Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur."
HÜSEYİN ATA Y-YAŞAR KUTLUAY


22- De ki: "Allah’ın kılavuzluğu erdirici kılavuzluğun ta kendisidir."
YAŞAR NURİ ÖZTÜRK
23- "Herhalde yol, Allah yolu" de!
ELMALILI HAMDİ YAZIR




*Görülüyor ki hidayet tabiri hepsinde "doğru yol" olarak geçiyor. Oysaki hidayet "yol" değildir. Sırat-ı Müstakiym üzerinden Allah'a ulaşmak vetiresidir, işidir. (Kehf-17) ve (Al-i İmran-73).

Bu âyet-i kerîmeye, hidayet kelimesinin lügat manâsı ulaşmak olduğuna göre, sadece 2 türlü manâ verilebilir. Birinci ve ikinci şekilde Türkçesini yerine koyalım.



1- De ki, muhakkak ki Allah'a ulaşmak (var ya) işte o hidayettir.

2- De ki, muhakkak ki Allah'a hidayet olmak (var ya) işte o (Allah'a) ulaşmadır.



Görülüyor ki, her iki şekilde de "Allah'a ulaşmak" söz konusudur. (Kehf-17) ve (Al-i İmran-73) aynı hususu daha net olarak açıklıyor. Ve görülüyor ki, hiçbir meal hakikati yansıtmıyor.



Kehf 17 bu kitapta 35. konudur.
Al-i İmran 73 bu kitapta 10.konudur.










6- Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).
2/Bakara-156


1- Onlar ki, kendilerine bir musibet eriştiği zaman; muhakkak ki biz Allah içiniz (Allah için yaratıldık) ve şüphesiz Allah'a döneceğiz (geri dönerek Allah’a ulaşacağız) derler.
İSKENDER ALİ MİHR
2- O kimseler ki, bir musibet onlara eriştiğinde: "Biz Allah'ın kuluyuz ve (öldükten sonra) yine O'na döneceğiz" derler.
ABDULLAH AYDIN
3- Onlar ki, bir musibete uğradıkları vakit: "innâ lillâhi ve innâ ileyhi râci'ûn (Biz Allah'ın kullarıyız, ancak O'na döneriz, musibetlerine razıyız)" derler.
AYNTABî MEHMET EFENDİ
4- Ki, onlar başlarına bir bela geldiği zaman, "Biz Allah'ın (dünyada takdirine teslim olmuş kulları)yız ve biz (ahirette de) yine O'na döneceğiz" derler.
AHMET DAVUDOĞLU
5- (O sabredenler) ki, kendilerine bir felaket isabet ettiğinde; "Biz Allah'tanız ve şüphesiz ki O'na döneceğiz" derler.
ALİ ARSLAN
6- Nitekim bunlar, kendilerine bir musibet geldiği zaman, "Biz Allah'a aidiz ve elbette O'na döneceğiz" derler.
Prof. Dr. TALAT KOÇYİĞİT
7- Onlara bir musibet geldiğinde: "Biz Allah'ınız ve elbette O'na döneceğiz" derler.
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
8- Sabredenlere müjdele ki onlar, bir musîbete duçar olduklarında"Biz Allah içiniz ve yine O'na döneceğiz" derler.
SEYİD KUTUP
9- İşte o sabredenler, kendilerine bir bela geldiği zaman, "Biz Allah için varız, ve biz sonunda O'na döneceğiz" derler.
BİR HEYET
10- Onlar, o kimselerdir ki, kendilerine bir bela geldiği zaman teslimiyet göstererek "Biz Allah'ın kuluyuz ve (öldükten sonra da) yine O'na döneceğiz" derler.
FİKRİ YAVUZ
11- Onlar ki, kendilerine bir musibet dokunduğu zaman "Biz Allah'a aidiz ve sonunda O'na dönücüleriz" derler.
CELAL YILDIRIM
12- O sabredenler ki, kendilerine bir bela geldiğinde; "Bizim, bütün varlığımız Allah'ındır, sonunda da O'na döneceğiz!" derler.
BEKİR SADAK
13- Öyle sabredenler ki, bir musibet başlarına geldiğinde : "Biz Allah'ın malıyız ve O'na döneceğiz" derler.
BAHAEDDİN SAĞLAM
14- Ki onlar, kendilerine bir bela geldiği zaman ancak ; "Biz Allah için (teslim olmuş kullar)ız ve elbette (yine) biz, ancak O'na döneceğiz" derler.
HASAN TAHSİN FEYİZLİ


15- Onlar ki, kendilerine bir musibet isabet ettiği zaman; “Biz Allah içiniz ve biz nihayet O’na döneceğiz” derler.
ÖMER NASUHİ BİLMEN
16- Ki, onlara bir bela eriştiği zaman; “Biz Allah içiniz ve biz O’na döneceğiz” derler.
SÜLEYMAN ATEŞ
17- O sabredenler kendilerine bir bela geldiği zaman; “Biz Allah’ın kullarıyız ve O’na döneceğiz” derler.
DIYANET VAKFI 1993
18- Ki onlar, kendilerine bir bela geldiği zaman “Biz (dünyada) Allah’ın (teslim olmuş kullarıyız) ve biz (ahirette de) ancak O’na dönücüleriz” diyenlerdir.
HASAN BASRİ ÇANTAY
19-Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki; “ Biz Allah’a ait (kullarız) ve şüphesiz O’na dönücüleriz”
ALİ BULAÇ
20- Öyle sabredenler ki, kendilerine bir bela geldiğinde, “Biz Allah’ın (teslim olmuş kulları)yız. Ve biz (ahirette de) ancak O’na dönücüleriz” derler.
ZİYA KAZICI-NECİP TAYLAN
21- Onlara bir musibet geldiğinde; “Biz Allah’ınız ve elbette O’na döneceğiz” derler.
HÜSEYİN ATAY-YAŞAR KUTLUAY
22- Onlara bir ıstırap gelip çattığında şöyle derler; “Biz Allah içiniz ve sonunda O’na dönüp gideceğiz.”
YAŞAR NURİ ÖZTÜRK
23-…başlarına bir musibet geldiği vakit “inna lillahi ve inna ileyhi raciun” (Biz Allah’ınız ve nihayet O’na döneceğiz) derler.
ELMALILI HAMDİ YAZIR


*Görülüyor ki, Allah'a geri dönüş bütün meallerde ölümden sonra Allah'a geri dönüş olarak alınmış. Ayet, Bakara-46 ile aynı anlamda gibi görünüyor. Oysa ki, Fecr-27,28,29 ve 30 beraberce ele alındığında, Rabbimizin bize nefsimizi tezkiye etmeyi, ruhumuzu Allah'a ulaştırmayı ve fizik vücudumuzu Allah'a kul etmeyi emrettiğini görüyoruz. İrcı'i ilâ Rabbiki (Rabbine geri dön) emri ise hayatta olan, iradesini kullanabilecek bir insana veriliyor. Yani hayatta olan bir insanın ruhunu, ölmeden evvel Allah'a ulaştırması emrediliyor. Zaten bir sonraki âyet-i kerîme (Bakara-157) bu dönüşün hidayete ermek (ruhun, ölümden evvel Allah'a ulaşması) olduğunu kesinleştiriyor.
 

ahmet yasin

Mesajlari Onaylanacak
Katılım
10 Eyl 2006
Mesajlar
191
Tepkime puanı
0
Puanları
0
defalarca söyledim iskender hesap günü şizofrendim,hastaydım o yüzden sapıttım deyip belki kurtulabilir!Ama ya onun arkasına takılan yarım akıllılar siz ne mazeret süreceksiniz?
 

tahsiye72

New member
Katılım
6 Ağu 2006
Mesajlar
350
Tepkime puanı
4
Puanları
0
Yaş
50
..

..

be hey cahil kırmızı yazıları oku biz kimseyi suçlamıyoruz doğru yazılanlarında yanındayız

Sadece Hüseyin Atay-Yaşar Kutluay ve Yaşar Nuri Öztürk Allah'a ulaşmaktan bahsediyor. Diğerlerinde bu gerçek verilmemiş

*Görülüyor ki "selâmet yolları, kurtuluş yolları, esenlik yolları" kullanılmış, ama bunların her dergâhtan, Sırat-ı Müstakıym'e (Sırat-ı Müstakıym'in yeryüzündeki başlangıcı olan ana dergâha) ulaşan sebiller, yollar olduğu belirtilmiyor.

Halbuki bu husus çok açık olarak ayet-i kerimede yer almıştır. Yüce Rabbimiz rızasına uyanları önce teslim (selâm) yollarına ulaştırıyor. Bu yollar ise bir tek yola, Sırat-ı Müstakıym'e (Allah'a ulaştıran yola) (Bir evvelki Ayeti Kerime: Nisa-175) ulaştırıyor. Yani teslim yolları, ruhu Sırat-ı Müstakıym'e ulaştırıyor. Sırat-ı Müstakiym ise Allah'a ulaştırıp teslimi (ruhun Allah'a teslim olmasını) sağlıyor. Bu sebeple yollar için selâm (teslim) yolları buyurmuş. Sırat-ı Müstakiym için ise meallerde"doğru yol ve dosdoğru yol" tabirleri kullanılarak "Allah'a ulaştıran yol" olmaktan çıkarılmış.


15- Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
5/Maide-35
1- Ey amenu olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler) Allah'a Takva Sahibi olun, O'na(Allah'a) ulaştıracak vesileyi (Mürşidi) isteyerek ve Allah'ın yolunda (ruhunuz Sırat-ı Mustakıym üzerinde Allah'a doğru yola çıkmış olarak) (nefsinizle) cihad edin ki böylece felaha (cennete) eresiniz.
İSKENDER ALİ MİHR
2- Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve O'na (rahmetine yaklaşmaya) vesile arayın. O'nun yolunda savaşın ki, kurtuluşa eresiniz.
ABDULLAH AYDIN
3- Ey iman edenler! Allah'u Tealâ'dan korkun. O'na yaklaşmaya vesile arayın. Yolunda cihad edin ki, felah bulasınız.
AYNTABî MEHMET EFENDİ
4- Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve O'na yaklaşmaya çare arayın. Hem O'nun yolunda cihad edin ki murada eresiniz.
AHMET DAVUDOĞLU
5- Ey iman edenler! Allah'a (itaat ederek O'nun azabından) sakının. O'nun rızasına vardıran vesileyi arayın. O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki felaha erersiniz. Vesile, Allah'a yaklaştıran ibadetlerdir, (celâleyn)
ALİ ARSLAN
6- Ey iman edenler ! Allah'tan korkun. Sizi O'na yaklaştıracak vesile arayın. Ve O'nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.
Prof. Dr. TALAT KOÇYİĞİT
7- Ey inananlar! Allah'tan sakının, O'na ulaşmaya yol arayın, yolunda cihad edin ki kurullasınız.
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
8- Ey iman edenler, Allah'tan korkun. O'na yaklaşmaya vesile arayın. Yolunda cihad edin ki saadete eresiniz.
SEYİD KUTUP
9- Ey iman edenler ! Allah'tan korkun. O'na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.
BİR HEYET
10- Ey iman edenler ! Allah'tan korkun ve O'nun rahmetine yaklaşmaya yol arayın. O'nun yolunda mücadele yapın ki kurtuluşa varasınız.
FİKRİ YAVUZ
11- Ey iman edenler! Allah'tan korkup (kötülüklerden, ilâhi sınırları aşmaktan) sakının; O'na yakın olmak için vesile arayın ve yolunda cihad edin. Ola ki, korktuğunuzdan kurtulup umduğunuza kavuşursunuz.
CELÂL YILDIRIM
12- Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve O'na yaklaşmaya vesile arayın. O'nun yolunda cihad edin ki, mutluluğa eresiniz.
BEKİR SADAK
13- Ey iman edenler! Allah'ın azabından sakının. Ve O'na doğru bir vesile arayın. (Yani) Allah yolunda savaşın ki kurtulasmız.
BAHAEDDİN SAĞLAM



14- Ey iman edenler, Allah’tan korkun (O’na ibadet ve itaat edip karşı gelmekten sakının), O’na (yaklaşmaya) yol arayın. Allah yolunda (malınızla, canınızla) savaşın ki, kurtuluşa eresiniz.
HASAN TAHSİN FEYİZLİ
15- Ey iman edenler! Allah'u Tealâ'dan korkunuz ve O'na vesile arayınız ve O'nun yolunda mücahedede bulununuz ki felah bulabilesiniz.
ÖMER NASUHİ BİLMEN
16-Ey inananlar, Allah'tan korkun, O'na (yaklaşmaya) yol arayın ve O'nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.
SÜLEYMAN ATEŞ
17- Ey iman edenler! Allah'tan korkun, O'na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.
DİYANET VAKFI 1993
18- Ey iman edenler, Allah'tan korkun, O'na (yaklaşmaya) vesile arayın ve O'nun yolunda savaşın. Tâ ki muradınıza eresiniz.
HASAN BASRİ ÇANTAY
19- Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakının ve (sizi) O'na (yaklaştıracak) vesile arayın; O'nun yolunda cihad edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.
ALÎ BULAÇ
20- Ey mü'minler! Allah'tan korkun ve O'na (yaklaşmaya) vesile arayın. Ve O'nun yolunda cihad edin. Tâ ki felaha eresiniz.
ZİYA KAZICI-NECİP TAYLAN
21- Ey inananlar ! Allah'tan sakının, O'na ulaşmaya yol arayın, yolunda cihad edin ki kurtulasınız.
HÜSEYİN AT AY-YAŞAR KUTLUAY
22- Ey iman edenler ! Allah'tan korkun; O'na varmaya vesile arayın. O'nun yolunda gayret gösterin ki kurtuluşa erebilesiniz.
YAŞAR NURİ ÖZTÜRK
23- Ey bütün iman edenler! Allah'tan korkun (azabından sakının) ve O'na yaklaşmaya vesile arayın ve O'nun yolunda mücahede edin ki felaha erebilesiniz !
ELMALILI HAMDİ YAZIR


Sadece Hüseyin Atay-Yaşar Kutluay ve Yaşar Nuri Öztürk Allah'a ulaşmaktan bahsediyor. Diğerlerinde bu gerçek verilmemiş.
Allah'ın yolunda cihad etmek, ruhu Allah'a doğru yola çıkmış olarak nefsiyle cihad etmek demektir. Ama meallerden bu anlaşılmıyor.

Kim Allah’a ulaşmayı dilerse cennet saadetine erer, kim de yolu bitirip de Rabbine ulaşırsa 3. kat cennet saadetine ulaşır. (Fecr-27,28,29,30). Bu sebeple felaha ermekten bahsediliyor.

Allahu Tealâ burada Takvadan bahsediyor. Takva sahiplerinin felâh'a ereceği yani cennete gireceği Al-i İmran-133 de açıklanmıştır. Takva sahibi olabilmek ise Allah'a ulaşmayı dilemek ile mümkün olabiliyor.

[Rum-31 Allah'a yönel (Allah’a ulaşmayı dile) ve takva sahibi ol]. Bir kişinin bundan sonraki hedefi bu ayet-i kerimede verilmiş. Önce bizi Allah'a ulaştırmaya vesile olacak kişiyi (Allah'tan hacet namazıyla) isteyeceğiz. Ona ulaştığımız zaman ruhumuz, vücudumuzdan ayrılarak Sıratı Müstakîm'e Allah'a ulaştıran yola) varır. (Nebe-39)

Bu yol üzerinde iken nefsimizle cihad ederek ruhumuzu Allah'a ulaştırırız. O zaman 3. takvanın sahibi oluruz ve 3. felaha ulaşırız.

Görülüyor ki Takva Sahibi olmak için, önce Allah’a ulaşmak dilenecek, Allah'tan Allah'a ulaştıracak vesile olan Mürşid istenecek, Mürşide ulaşınca ruh vücuttan ayrılıp Sıratı Müstakîm'e ulaşacak ve ancak o zaman Allah'ın yolunda olacağız. Allah'ın yolunda 7 kademede (nefsimizle cihad ederek) tezkiye olacağız. Her nefs kademesinde ruhumuz l gök katı yükselecek ve 7. gök katından sonra Allah'a ulaşacak. O zaman 3. Takva Sahibi olacağız ve 3. felaha 3. Kat cennete ereceğiz (Al-i İmran-133)(Fecr-27, 28, 29,30)
 

furkan-dost

New member
Katılım
26 Ağu 2006
Mesajlar
29
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
54
Web sitesi
www.tefsirdersi.com
mekke müşriklerinin de allah tasavvuru vardı ve putlarına allah tarafından ruh üflendiğine inanırdı lat menat uzza bu putları hep dişi putlardı haşa allah'ın kızları olarak tasavvurları yamuk bir tasavvurdu ve vehimlerinde ki bu putlar haşa allah'ın gönlünü yapar allah'da bizim gönlümüzü yapar ve bu yamuk allah tasavuru maalesefki onlarda din haline gelmiştiki atalarının dinlerinden de vazgeçmiyorlardı peygamber s.a.v yürüyen vahiy aralarında olduğu halde...yani uzak allah tasavvuru onlara yakınında putlar ürettirip onlara iman edip tıkandıkları noktada onları allaha malediyorlardı haşa....şimdi günümüzde ki müslümanlar acaba hangi tasavvurla allah'a iman ediyorlar kuran kendini apaçık bir kitap olduğunu ve insanlığa vahyedilen ilahi bir mesaj olduğunu vurgularken bizler allah'ın bize hasrettiği mesaja değil birilerinin kendi vehminden yanılgıya düştüğü (farklı kavram kullanmak edebe aykırı)bir yoruma iman ediyor ve bir de onu kanıtlama uğruna ayetleri kafamıza göre nefsimize göre şekillendirmeye çalışıyoruz ...kardeşlerim ben bilmediğim konuda bilmiyorum der ve inadım inkara dönüşmesine müsade etmem...allah rızası için bilmediğiniz konuda inatla hareket edip birde delil olarak kurana iftira etme hatasına düşmeyelim...
rabbim rızasına uyan O'nun ilahi emrini O'nun rızasına göre anlayıp iman etmemizi nasip etsin...
rabbim faydasız ilimden sana sığınırız...
amin......
selam ve dua ile
kalbinizin sahibine emanet olunuz...
 

tahsiye72

New member
Katılım
6 Ağu 2006
Mesajlar
350
Tepkime puanı
4
Puanları
0
Yaş
50
..

..

ne alakası var kardeşim sizde amma saçmaladınız ruh nereden geliyor bana onu açıklarmısın?

Allahû Tealâ ezelde ruhumuzdan misak, fizik vücudumuzdan ahd ve nefsimizden yemin almış ve kâlu belâ gününde bu yeminlerle bizi Kendisine bağlamış. Hatta halk arasında ne zamandan beri Müslümansın dendiğinde, biz hep “kâlu belâdan beri” diyoruz. Kâlu belâ dememizin sebebi: O gün ruhumuz misak vermiş, dünya hayatında Allah'a teslim olacağına dair, fizik vücudumuz Allahû Tealâ'ya ahd vermiş, dünya hayatında Allah'a teslim olacağına dair, nefsimiz Allah'a yemin vermiş dünya hayatında Allah'a teslim olacağına dair.

A'raf 172'ye göre, Allahû Tealâ nefsimizin üzerine ruh ve fizik vücudu şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye soruyor. Hepimiz “kâlû belâ(evet)” diyoruz. Allahû Tealâ, “Beni Rab olarak kabul ediyorsanız size emrimi veriyorum. Bana yeminler verin.” diyor. Sonra da Allahû Tealâ, emri teyid ettiriyor, emri tekrar ettiriyor. “Sözlerimi işittiniz mi?” Hepimiz “semînâ” diyoruz. Ve ruhumuz Allah'a misak veriyor, fizik vücudumuz Allahû Tealâ'ya ahd veriyor ve nefsimiz Allah'a yemin veriyor. Ondan sonra “itaat ettiniz mi?” diye soruyor Allahû Tealâ. Biz de “Ata'na: İtaat ettik” diyoruz.

5/MAİDE-7: Vezkurû ni'metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi'nâ ve ata'nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve “işittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misakinizi hatırlayın. Allah'a karşı takva sahibi olun. Çünkü; O, göğüslerde (sinelerde) olanı bilir.

6/EN'AM-152: ... ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
... Allah'ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.


Allah'ın ahdi, bizim irademizin misakidir. Ama irademizin misakini yerine getirebilmek, irademizi Allah'a teslim edebilmek için, evvelden üç yemini yerine getirmemiz gerekir. Yani ruhumuzu, fizik vücudumuzu, nefsimizi Allah'a teslim etmemiz gerekir ki irademizin misakini yerine getirebilelim. Bu da toptan Allah'ın vasiyetini oluşturuyor. Dolayısıyla Kur'ân'daki İslâm'ı yaşamanın olmazsa olmaz şartı ruhu dünya hayatında Allah'a ulaştırmaktır. Bu hidayettir.

Kur'ân'daki İslâm'ın 1. safhası Allah'a ulaşmayı dilemektir. Öncelikle ruhun Allah'a ulaşması farziyetine dair 9 tane âyet-i kerimeye beraberce bakalım:

1- 73/MUZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Rabbinin (Allah'ın) ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek O'na (Allah'a) dön (ulaş, vasıl ol).


Burada Allah'a dönen, Allah'ın emaneti olan bizim içimizdeki ruhtur. Çünkü Allah, bütün insanları ruh, nefs, fizik vücut üçlüsüyle yaratmıştır. Nefsimiz, berzah âlemine aittir. Fizik vücudumuz, şimdi yaşadığımız zahirî âleme aittir. Ama ruhumuz Allah'tan bize üfürülmüştür ve Ahzab Suresinin 72.âyet-i kerimesine göre bir emanettir, Allahû Tealâ da bu emaneti hayattayken sahibi olan Allah'a teslim etmemizi, iade etmemizi emrediyor.

33/AHZAB-72: İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).
Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Çünkü o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.

2- 4/NİSA-58: İnnallâhe ye'murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli), innallâhe niımmâ yeızukum bih(bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi emreder. İnsanlar arasında hakemlik ettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki; Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki; Allah, işiten ve görendir.

Emanetler çoğuldur ama sahibi tekildir. Çünkü sahibi sadece Allah'tır. Biz ruh emanetini Allah'a teslim ettiğimiz zaman, fizik vücut bir emanet olur. Biz fizik vücudu Allah'a teslim ettiğimiz zaman, nefs bir emanet olur. Biz nefsi Allah'a teslim ettiğimiz zaman ise irade bir emanet olur. İradeyi de Allah'a teslim ettiğimiz zaman, bütün emanetlerini teslim etmiş, Kur'ân'daki İslâm'ı yaşayan Allah'ın en üst seviyedeki emrini yerine getirmiş biri oluruz.

Öyleyse “Allah'ın ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek Allah'a dön” emri, ruhadır. Bu, Allah'a ruhun ulaşmasının farziyetini ifade etmektedir.

3- 13/RAD-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

Allah'ın Allah'a ulaştırmasını emrettiği şey nedir? Allah'ın emrinden olan ruhtur.

17/İSRA-85: Ve yes'elûneke anir rûh(rûhı), kulir rûhu min emri rabbîve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ(kalîlen).
Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir.” Ve size, (ruha ait) ilimden sadece az bir şey verildi.

4- 89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
(Ey ruh!) Rabbine geri dön (erek ulaş). Allah'tan razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanarak.

Tüm bunlar, Allah'tan üfürülen bizdeki Allah'ın emaneti olan ruha, Allah'ın emirleri, Allah'ın farzlarıdır.
5 - 51/ZARİYAT-50: Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun).
Öyleyse Allah'a kaç (Allah'a ulaş, Allah'a sığın). Muhakkak ki ben, sizin için (ondan), apaçık bir uyarıcıyım.

Bunun gerçekleştirilmesini Allahû Tealâ bizden hayattayken istiyor. Çünkü yüce Rabbimizin vazifeli kıldığı hidayetçiler vardır. Alahû Tealâ'nın bütün resûlleri, hidayetle geliyorlar. Özellikle de hidayete erdiren, Allah'ın resûlü Mehdi(A.S), Allah tarafından hidayetle gönderilmiştir.

9/TEVBE-33: Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirehu aled dîni kullihî ve lev kerihel muşrikûn(muşrikûne).
Müşrikler kerih görseler bile; resûlünü, dîn üzerine, dînin bütününü (bütün özelliklerini) izhar etmesi (ortaya çıkarması) için hidayetle, hak dîn ile gönderen, O'dur.

Hidayet, insan ruhunun dünya hayatında Allah'a ulaşmasıdır. Sıratı Mustakîm de insan ruhunu Allah'a ulaştıran yolun adıdır.

Hidayetin tarifi Bakara 120, En'am 71'de açıklanıyor:

2/BAKARA-120: ... Kul inne hudâllâhi huvel hudâ ...
... De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.” ...
6/EN'AM-71: ... kul inne hudallâhi huvel hudâ, ve umirnâ li nuslime li rabbil âlemîn(âlemîne).
... De ki: “Muhakkak ki; Allah'a ulaşmak, o, hidayettir ve biz âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk.”


Sırat- Mustakîm'i ise, En'âm 87, 88 de Allahû Tealâ ifade ediyor.

6/EN'AM-87: Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm'e hidayet ettik (ulaştırdık).

6/EN'AM-88: Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu min ıbâdih(ıbâdihî), ve lev eşrekû le habita anhum mâ kânû ya'melûn(ya'melûne).
İşte bu Allah'ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi).

Yunus Suresinin 25. âyet-i kerimesinde, hidayetle gelen Allah'ın resûlleri insanları Allah'ın Zat'ına davet ediyor.
10/YUNUS-25: Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).
Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.

Daveti kabul edenleri de Allahû Tealâ Sıratı Mustakîm'e ulaştırıyor. Sıratı Mustakîm, insan ruhunu Allah'a ulaştıran yolun adı.
Allahû Tealâ, bunu ölümden evvel, hayatta iken yapmamızı emrediyor:

6- 42/ŞURA-47: İstecîbû li rabbikum min kabli en ye'tiye yevmun lâ meredde lehu minallâh(minallâhi), mâ lekum min melcein yevme izin ve mâ lekum min nekîr(nekîrin).
Rabbinize icabet edin, Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur. Ve sizin için bir inkâr yoktur (yaptıklarınızı inkâr edemezsiniz).

Allah'ın daveti insan ruhunun dünya hayatında Allah'a ulaşmasıdır.

7- 39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye'tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin) ve O'na (Allah'a) teslim olun. Üzerinize azap (kabir azabı) gelmeden önce (ölümden önce). Yoksa sonra yardım olunmazsınız.

8- 30/RUM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O'na (Allah'a) yönelin (O'na ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

9- 31/LOKMAN-15: ... vettebi' sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta'melûn(ta'melûne).
... Bana yönelenlerin (ruhunu Bana ulaştırmak üzere yola çıkaranların) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Bana'dır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim.


Çok muhterem aziz kardeşlerim, hanif dostlardaki kardeşlerim, siz dünyada iken “ruhu Allah'a ulaştırmanın gerekliliğini ispat eden hiç bir âyet yoktur” diyorsanız, bu kadar âyet saydık size yetmez mi?

Ayrıca ruhun ahiret hayatında ulaşacağından bahsediyorsunuz. Ahiret hayatında ölümle herkesin ruhu Allah'a ulaşır. O zaman kâfirle, mü'min arasındaki fark ne olacaktır? Eğer ölümle herkesin ruhu Allah'a ulaşacaksa Allahû Tealâ bu kadar emri neden versin? Sekarat halinde, gözünden perde kaldırıldığı zaman firavun bile, “ Amenna birabbi Harune ve Musa” dedi. Ama bundan önce îmân etmemişti. Acaba, ölen herkes Allah'ın zatını görecekse, Allah'a îmân etmeden giden bir kişi olabilir mi?

Îmânın olmazsa olmaz şartı 1. noktada, gaybî îmândır. Bunun için:
• Allah'a inanmak,
• Ruhun dünya hayatında Allah'a ulaşmasına inanmak
• Bunun sizlere söylediğim âyet-i kerimelerde beyan edildiğine göre farz olduğuna inanmak
• Bunu hanif fıtratının bir gereği olarak kendisinin de yerine getirebileceğinden emin olmak.


Yani Allah'ın emaneti insandadır. Bu emanetin Allah'a ulaşması, Allah'ın işidir ama kişinin serbest iradesinin dileği, talebi olmadan gerçekleştirmiyor. Allahû Tealâ bu şarta bağlamıştır. Öyleyse, her hâlükârda Allah'a ulaşmayı dilediği taktirde mutlaka Allah o kişinin ruhunu Kendisine ulaştıracaktır. Ruh Allah'a ulaştığı zaman, Allah'a sarılıyor. Kur'ân-ı Kerîm'de ruhun Allah'a sarılmasını va'tesamû fiiliyle Allah açıklamıştır.

Nisa Suresinin 175. âyet-i kerimesinde:

4 /NİSA-175: Fe emmellezîne âmenû billâhi va'tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ(mustekîmen).
Allah'a âmenû olanları ve O'na sarılanları (sarılmayı dileyenleri) Allah, Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Allah'a ulaştıran Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ulaştıran yola) hidayet edecektir, ulaştıracaktır.
 
Üst Alt