Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Zeytin Siyahıydı Zeyd'in Gözleri

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Zeytin Siyahıydı Zeyd'in Gözleri


    Zeytin gözlü çocuk, korkuyordu... Çünkü Arabistan’ın meşhur Ukaz Panayırı, karmakarışıktı. Burası, esir pazarıydı. Genç, yaşlı her cins köle satılıyordu. Kendisi kadar küçükler bile vardı.
    Adın ne?
    Heyecanlı pazarlık sesleri arasında, sıcak, toz ve gürültü çok
    bunaltıcıydı. Bu kargaşada, güler yüzlü bir adam, ona yaklaşarak sordu:

    - Senin adın ne oğlum?
    - Zeyd.

    - Babanın adı?
    - Hârise, efendim!

    - Nerelesin?
    - Yemenli.

    - Hangi kabîledensin?
    - Kudâa kabîlesinden.

    - Öyle mi? O, eski ve kıymetli bir kabîledir...

    Küçük Zeyd, beyaz dişlerini göstererek gülümsedi ve mırıldandı:
    - Doğrudur, efendim...
    Bu güzel yüzlü amcayı sevmeye başlamıştı... Adam tekrar sordu:
    - Karnın açtır, değil mi?
    Çocukcağız önüne baktı. Cevap vermedi. Fakat günlerdir aç, susuz, perişan bekleşiyorlardı. Adam tekrar sordu:
    - Benimle gelmek ister misin? Güzel yemekler, temiz elbiseler ister misin?
    - Sizinle yemek olmasa da gelirim efendim!
    Esir tüccarı ile pazarlık ettiler. Küçük Zeyd, boynu bükük bekliyordu. Nihâyet dörtyüz dirheme anlaştılar. O kimse, parasını ödedi. Gülerek başını okşadı ve dedi ki:
    - Haydi bakalım küçük Yemenli! Şimdi gidip, ikimiz de bir güzel karnımızı doyuralım!
    O amca kendisini, çok daha iyi kalbli bir hanıma götürdü. Teslim ederken dedi ki:
    - Ey amcamın kızı! İşte, senin için aldığım köle!
    Bu hanım, Hz. Hatice idi. Hediye eden de, yeğeni Hâkim bin Hizâm idi.
    İlk Müslüman köle
    Hz. Hatice gerçekten, dünyadaki bütün kadınların en hayırlısı idi. Öyle olmasa, sevgili Peygamberimizle evlenmek nasip olur muydu?
    Düğünden hemen sonra, Hz. Hatice de Zeyd’i, Peygamber Efendimize hediye ettiler.
    Allahın Resûlü, onu görür görmez pek sevdiler. Esirlikten kurtulması için, azâd ettiler ve himâyelerine aldılar.
    Yemenli Zeyd, böylece, yeni yuvasına yerleşti. Her gün o kadar hârika şeyler görüyordu ki, hayranlığı gittikçe artıyordu.
    Çok kısa zaman sonra, o da, ilk Müslümanlar arasına katıldı. Böylece, ilk Müslüman olan kadın, Hz. Hatice; ilk Müslüman olan çocuk, Hz. Ali; ilk Müslüman olan erkek, Hz. Ebû Bekir ve ilk Müslüman olan köle de Hz. Zeyd oldu.
    Zeyd bin Hârise, Mekke’de Resûlullahın yanında rahata kavuştuğu sıralarda, Yemen illerinde dertli bir baba dolaşıyordu. Kaybolan oğlunu arıyor ve hasret dolu şiirler okuyordu:
    Zeyd için ağlıyorum,
    Karalar bağlıyorum.
    Geri döner mi diye,
    Kalbimi dağlıyorum...
    Dağlara çıkayım mı?
    Zeyd’imi arayım mı?
    Bir haber versin diye,
    Rüzgâra sorayım mı?
    Yemenliler hemen tanıdılar
    Yemen’den ayrılan her kervana, oğlunu tenbih ediyordu. Gelen her yolcuya da, onu soruyordu. Bir şeyler öğrenebilmek için çırpınıyordu. Yemenliler o sene de Mekke’ye gittiler...
    Kâbe’yi tavâf e-denler arasında, Zeyd de bulunuyordu. Yemenliler, onu hemen tanıdılar. Memlekete dönünce, babasına müjdeyi verdiler. İhtiyar Hârise, sevinçten sanki deli olacaktı!..
    Oğlunu kaybettiğine ne kadar üzüldüyse; yaşadığına da, o kadar sevindi... Üstelik iyi kalbli efendisinin, oğlunu azâd ettiği söyleniyordu. O hâlde, hür idi. Peki öyleyse, niçin yurduna dönmüyordu?
    Bu karışık düşünceler arasında, yine de; bir an evvel, oğluna kavuşmak istiyordu...
    Ertesi sabah Zeyd’in amcasıyla birlikte, yola çıktılar. Yanlarına bir de, köle almışlardı. Bu genç ve kuvvetli esirin adı, Serahbil idi. Uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra, Mübârek Beldeye vardılar...
    Sevgili Peygamberimizi bulmaları zor olmadı. Konuşabilmek için, izin istediler. Yerlerde ve göklerde bulunanların en merhametlisi olan Resûlullah efendimiz, onlari kabûl ettiler.
    Oğlumdan ayrı düştüm
    Yemenli Hâris, şöyle dedi:
    - Ey Abdülmuttalib’in torunu! Ey Abdullah’in oğlu! Ey büyük Mekkeli! Ey bu kavmin reisi! Ben, tâlihsiz bir babayım.
    Çünkü, en sevgili oğlumdan ayrı düştüm. Ancak sizin yardımınızı diliyor ve bekliyorum.
    Oğlumun yerine, size başka bir köle getirdim! Şu Serahbil adındaki genci, lütfen kabûl buyurun. Kendisi kuvvetli ve güvenilir bir insandır. Onu alınız ve oğlumu bana geri veriniz!
    Bu teklif karşısında, Peygamberimiz buyurdular ki:
    - Zeyd’i çağırıp kendisine durumu bildirelim. Onu serbest bırakalım. Şâyet size gelmeyi tercih ederse, bir şey vermenize gerek kalmadan, onu alıp götürebilirsiniz. Şayet beni tercih eder, yanımda kalmayı isterse, Allaha yemin ederim ki, beni tercih edeni kimseye terk etmem, yanımda kalır.
    Hârise ve kardeşi, Peygamber efendimizin, Zeyd ile ilgili olarak verdikleri bu cevaba çok memnun olarak dediler ki:
    - Sen bize çok adâletli ve insaflı davrandın.
    Bunun üzerine Peygamberimiz, Zeyd’i huzuruna çağırarak, kendisine buyurdu ki:
    - Bunları tanıyor musun?
    - Evet efendim, tanıyorum. Biri babam, diğeri amcamdır.
    - Ey Zeyd! Sen, benim kim olduğumu öğrendin, sana olan şefkat ve merhametimi, davranışımı da gördün. Şimdi bunlar seni almaya gelmişler. O hâlde, ya beni tercih et ve yanımda kal veya onları tercih et, git!
    Eşsiz insan
    Resûlullah efendimizin, kendisini serbest bırakması üzerine, Zeyd, hayatının en önemli anlarını yaşıyordu. Herkes ne cevap vereceğini, ne yapacağını merakla bekliyordu! Müthiş bir imtihan içindeydi. Kendi kendine şunları düşündü:
    “Bir tarafta, öz babam duruyor. Dünyaya gelmeme sebep olan kimse. Diğer tarafta ise, esirleri ve efendileri eşit kılan; yetimlerin, öksüzlerin, kölelerin, güçsüz ihtiyarların, dul kadınların, misâfirlerin, garip yolcuların ve fukaranın yardımcısı eşsiz insan.”
    Karar vermek, gerçekten zordu... Fakat Hârise oğlu Zeyd, Peygamberimize dönerek şunları söyledi:
    - Ben hiç kimseyi size tercih etmem. Siz benim hem amcam, hem babam makâmındasınız. Sizin yanınızda kalmak istiyorum.
    Bu sözleri duyanlar, şaşırıp kaldılar! Sadece Resûlullah Efendimiz gülümsüyordu. Hz. Zeyd de, huzur içindeydi. Babası kızarak, Zeyd’e dedi ki:
    - Yazıklar olsun sana! Demek ki, sen köleliği hürriyete, annene, babana ve amcana tercih ediyorsun! Bunları mahsustan söylüyordu. Belki fikrinden cayar da, geri döner ümidindeydi. Fakat oğlu, gâyet sâkin bir şekilde, kara gözlerini babasına çevirip cevap verdi:
    - Babacığım, ben bu zattan öyle şefkatli muamele gördüm ki, Ona kimseyi tercih edemem.
    Daha sonra Peygamber Efendimiz, ayağa kalktılar. Zeyd’i, kocaman bir taş üzerine çıkarttılar. Orada bulunanlara dediler ki:
    - Şâhit olunuz ey insanlar! Zeyd bundan sonra, benim oğlumdur. Onu evlât ediniyorum. O bana vâris, ben ona vârisim.
    Sevinçle memleketlerine döndüler
    Babası ve amcası bu durumu görünce, kızgınlıkları geçti. Sevinç içinde memleketlerine döndüler. Bundan sonra Zeyd’e, Zeyd bin Muhammed, yâni Muhammed’in oğlu Zeyd denilmeye başlandı.
    Bu hâdiseler olduğunda, henüz İslâmiyet gelmemişti. Daha sonra Allahü teâlânın, Ahzâb sûresinin 5. ve 40. âyetlerindeki, (Evlâtlarınızı babalarının ismiyle çağırın, böylesi Allah katında daha doğrudur), (Muhammed aleyhisselâm sizden hiçbir erkeğin (Zeyd gibi) babası değildir) meâlindeki emirleri ile evlât edinmek de kaldırılınca, Hz. Zeyd babasının ismiyle, yâni “Hârise’nin oğlu Zeyd” mânasında (Zeyd bin Hârise) diye çağrılmaya başlandı.
    Allahın Resûlü, Zeyd’i çok severlerdi. O kadar ki, onu, öz amcaları Hz. Hamza ile kardeş ilân ettiler. Peygamber efendimizin ailesinde ve akrabâlarında da, aynı sevgi mevcuttu. Şehitlerin en büyüğü Hz. Hamza, her savaşa çıkışta, bütün varlığını ona vasiyet ederdi.
    Bir gün Peygamber Efendimiz buyurdular ki:
    - Cennetlik hanım isteyen, Ümmü Eymen’le evlensin!..
    Üsâme adlı bir oğulları oldu
    Ümmü Eymen iyi kalbli ve Habeşli bir câriye idi. Peygamber Efendimize, anacığından emânet kalmıştı...
    Artık delikanlı olan Hz. Zeyd, hemen, o siyahî hanımla evlendi. Üsâme adlı bir de oğulları oldu.
    Zeyd bin Hârise, Bedir harbinden Mûte harbine kadar, Peygamber efendimizin bulunduğu bütün savaşlara katılmıştır. Yalnız Müreysi gazâsında, Peygamber efendimiz onu Medîne’de yerine vekil bıraktığından bulunamadı. Bunun dışında pek çok seferde bulunmuş, bir çoğunda kumandanlık ederek, secâati, kahramanlığı ile örnek olmuştur.
    Hicretin 8. yılında, Mûte seferine çıkılacaktı. Mücâhidlerin başında, Hz. Zeyd bulunuyordu. Çünkü sevgili Peygamberimiz sancağı ona teslim etmişlerdi. Hz. Ali’nin kardeşi Hz. Câfer ve Hâlid bin Velîd gibi kumandanlar, onun emrinde idiler. Medîne’de vedâlaşırken, Allahın Resûlü buyurdular ki:
    - Muharebede Zeyd şehit olursa, sancağı Câfer alsın! O da şehit düşerse, Abdullah bin Revâhâ başa geçsin!
    Söyledikleri aynen çıktı. Üç büyük Sahâbî de, arka arkaya Cennete uçtular.
    Sahih-i Buhâri’de, bu olay şöyle anlatılıyor:
    Resûlullah efendimiz Mûte’ye orduyu gönderdikten epey sonra, bir gün minberde konuşma yapıyorlardı. Birdenbire Efendimizin gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı ve konuşmalarını keserek buyurdular ki:
    - İşte Zeyd şehit oldu, bayrağı Câfer aldı. O da şehit oldu. Bayrağı Abdullah aldı. O da şehit oldu. Şimdi bayrağı Hâlid bin Velîd aldı. Cenâb-ı Hak zaferi Hâlid’e nasîb etti.
    Hz. Zeyd’in kumandan olduğu bu savaşta, ondan sonra kumandan olarak şehit edilen Câfer-i Tayyâr’ın, savaş sırasında iki kolu birden kesilmişti. Onun hakkında Peygamber efendimiz buyurdu ki:
    - Cenâb-ı Hak Câfer’e kesilen kollarının yerine iki kanat ihsân buyurdu. Cennette meleklerle birlikte uçtuğunu Rabbim bana gösterdi.
    Bu sebeple, vefâtından sonra kendisi, “Uçan Câfer” mânasına gelmek üzere, "Câfer-i Tayyâr" lâkabıyla anılmıştır.
    Hz. Zeyd’in Mûte savaşında şehit edilmesinden bir sûre sonra, bu defa mübârek şehidin oğlu Üsâme kumandasında bir ordu daha hazırlandı. Fakat, Resûlullah efendimizin hayatının son günlerine rastlaması yüzünden onları uğurlayamadı. Daha sonra bu ordu Hz. Ebû Bekir tarafindan Şam üzerine gönderilmiş ve zaferle dönülmüştür.
    Hz. Zeyd ilk îman edenlerdendi. Îman edince, Mekke'de iken pek çok ezâ ve cefâlara mâruz kaldı. Buna rağmen o, hepsine katlandı ve îmanından zerre kadar tâviz vermedi.
    Peygamberimiz, Tâif halkını İslâmiyete dâvet için, Zeyd ile beraber Tâif'e gitmişti. Tâif halkına bir ay nasîhat ettiler. Hiç kimse îman etmedi. Alay ettiler. İşkence yaptılar. Yuhaladılar. Peygamber efendimiz, Zeyd bin Hârise ile dönerlerken, yolda Tâifliler tarafından taşa tutuldular. Her tarafları kan revân içinde kaldı.
    Birçok yerinden yaralandı
    Hz. Zeyd, Peygamberimizi atılan taşlardan korumak için, Onun önüne, arkasına, sağına, soluna geçerek siper oluyordu. Bu sırada başından ve birçok yerinden yaralanmıştı. O buna rağmen, buna aldırmıyordu. Onun için önemli olan, Resûlullah efendimize bir zarar gelmesin, Ona gelecek zarar kendisine gelsindi. Bu seferden Mekke'ye dönerken, Addâs adlı tek bir köle îman etmişti.
    Hz. Zeyd, hicret izni çıkınca, Medîne'ye hicret etti. Medîne'de, Ensardan Gülsüm bin Hedm'in evinde misâfir kaldı.
    Hz. Zeyd Peygamberimizi o kadar çok seviyordu ki, canını Onun yolunda fedâ etmekten çekinmiyordu. Hattâ Peygamberimizi öz babasına tercih etmişti. Peygamber efendimiz de, Zeyd'i ve oğlu Üsâme'yi çok severdi. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Bana insanlar arasında en sevimli gelen kişi, benim ve Allahın ihsânına mazhar olan kişidir. Bu zat Zeyd'dir.)
    Allahü teâlânın ihsânı; Müslüman olmasını nasib etmesi, Peygamberimizin ihsânı ise, onu hürriyetine kavuşturmasıdır.
    ben beni bıraktığımda,sen beni bırakma Ya Rab!!!

  • #2
    Aşkına yandığı inci gözlerini gördü zeytin gözleri...
    O an geçti anadan, babadan, yardan,

    Tâifte ve Akâbede sımsıkı tuttu ellerini;
    Heyhât!...
    Olamadık Zeyd'in gözleri ve elleri..!


    Zeytin siyahıydı Zeyd'in gözleri,
    Doyamazdı sana bakmaya Ey Nebî..
    Heyhât! Olamadık Zeyd'in gözleri,
    Bakamadık sana bir kez sevgili..


    Adım atacak hâl kalmaz bende
    Görürsem seni..
    Ne olur bir kez göreyim
    Düşümde seni...


    Altın beyazıydı Zeyd'in elleri,
    Kıyamazdı seni tutmaya Ey Nebi..
    Heyhât! Olamadık Zeyd'in elleri,
    Tutamadık bir kez nazlı Sevgili...


    Adım atacak hâl kalmaz bende
    Görürsem seni..
    Ne olur bir kez göreyim
    Düşümde seni...

    ben beni bıraktığımda,sen beni bırakma Ya Rab!!!

    Yorum yap


    • #3
      Zeyd Bin Hârise (RA)

      Tam künyesi: Zeyd bin Hârise bin Sürahbil,
      Bin Ka’b bin Abdiluzza bin Imriü’l-Kays bin
      Âmir bin Abdivüdd bin Avf bin Kinâne bin
      Bekr bin Uzne bin Zeyd el-Lât bin Rufayde bin
      Sevr bin Kelb bin Vebre bin Taglip bin Hulvân bin
      Luhaf bin Kuzâa denilmektedir O’na.

      Hz. Zeyd’in babasının adı Hârise’dir,
      Güzeli doğuran kadına Su’da denir,
      Baba; Ma’n oğulları sülalesindendir,
      Küçük yaşlarında esir düşmüştü Zeyd’im.

      Babası Zeyd’i kurtarmak için yollarda,
      O’nu hep aramış köle pazarlarında,
      Zeyd ise satılmış Ukaz Panayırı’nda,
      Baba ve anne hasretiyle yanmış Zeyd’im.

      Panayırda Zeyd’i, Hâkim bin Hizam almış,
      O da halası Hatice’ye köle vermiş,
      Hatice’de Hz. Muhammed ile evlenmiş,
      Hatice’den Resûle hediyedir Zeyd’im.

      Râsûlullah, severek Zeyd’i azad etti,
      Ma’n oğullarından birisi gördü Zeyd’i,
      Şehre dönünce babasına haber verdi,
      Hârise ile Mekke’de buluştu Zeyd’im.

      Hârise, sevinç içinde gelmiş Mekke’ye,
      Misafir olmuş Hz. Muhammed’in evine,
      Resûl der: “Zeyd, nasıl ve nereyi isterse,”
      Muhammed’de olmayı tercih eden Zeyd’im.

      Râsûlullah, risalet görevini almış,
      Zeyd ki; birinci iman edenlerdenmiş,
      Bazı rivayetlerde de ikinci denmiş,
      Resûlün özel sevgisine mazhar Zeyd’im.

      Zeyd’in değeri resûl yanında yücedir,
      Kimse Resûlü O’nun kadar sevmemiştir,
      Resûl O’nu, hala kızıyla evlendirir,
      El-Emin Muhammed’in oğulluğu Zeyd’im.

      Zeyd ile Zeyneb evliliği yürümemiş,
      Resûl, Ümmü Gülsüm bin Ukbe’yle evermiş,
      Böylece O’na Zeyd bin Hârise denilmiş,
      “El-Hubb” diye bilinmektedir güzel Zeyd’im.

      Pek çok harpte Zeyd, kuvvet komutanı oldu,
      Resûl, O’nu harpte komutan yapıyordu,
      Hicri sekizde Mûte’de komutan oydu,
      İslâm ordusu komutanı olan Zeyd’im.

      Resûl demiş; “ Lideriniz Zeyd bin Hârise,
      Şehid düşerse itaat edin Ca’fer’e,
      O da şehid olursa verin Abdullah’a
      Üç şehidin ilki olan Zeyd bin Hârise’m.

      Sahabe arasında “El-Hubb” denilirdi,
      Resûlün çok sevdiği manaya gelirdi,
      Zeyd sahabenin ileri gelenlerdendi,
      Râsûlullah’ın “Zeyd’ül-Hibb” dediği Zeyd’im.
      Zeyd, Şam’da Rum askerleri içine dalmış,
      Kılıcıyla pek çok düşman canını almış,
      Zeyd de şehitlik makamına varmış,
      Selamlar olsun sana ey Zeyd bin Hârise’m.

      Kısa boylu, esmer tenli, basık burunlu,
      Zeyd ki; inanmanın ve sevginin doruğu,
      O şahadet aşkıyla bulmuş mutluluğu,
      Selamlar olsun sana ey Zeyd bin Hârise’m.







      ben beni bıraktığımda,sen beni bırakma Ya Rab!!!

      Yorum yap

      Hazırlanıyor...
      X