| Tefsir Bôlümü Ayetler hakkında bilgilerinizi paylaşabilirsiniz... |
 |
Tefsir |
 |
11-29-2007, 21:51
|
#1 (permalink)
|
|
Super Moderator
Style: 0
bekir isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Sep 2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Memleket: Trabzon
Kan Gurubu: 0 RH +
Mesajlar: 2.189
Thanks: 2.487
Thanked 2.688 Times in 1.238 Posts
Rep Puanı: 232
|
Tefsir
Bir şeyi iyice açıklamak, keşfetmek anlamında "el-Fesr" masdarından tef'il babında bir kelime. Istılâhta beşerî takat oranında, Allah Teâla'nın muradına delâlet etmesi yönünden Kur'an-ı Kerim'i inceleyen bir ilimdir.
Konusu, Kur'an ayetleridir.
Gayesi, iki cihanda selamete ve mutluluğa ulaşmak için Allah Teâla'nın kitabını yine O'nun murâdına uygun bir şekilde anlamak, anlatmak ve yararlı hükümler çıkarmaya kudret kazanmaktır.
Tefsir ilminin şerefi: Bu ilmin şerefi, bilinen bir gerçektir. Allah Teâlâ; "Dilediğine hikmeti verir, hikmet verilen kimseye çok şeyler verilmiştir" (Bakara, 269) buyurmuştur. İbn Abbas (r.a)'dan gelen bir rivâyete göre ayet-i kerimede geçen "hikmet" kelimesi, Kur'an'ın nasihini, mensuhunu, muhkem ve müteşabihini, ilk ve son inen ayetlerini, helâl ve haramını, mesellerini bilmek anlamındadır. Alimlerin İcma'ına göre Tefsir ilmini öğrenmek farz-ı kifayedir. Bu itibarla Tefsir ilmi Şer'i ilimlerin en yücelerindendir. Mevzu, gâye ve kendisine duyulan ihtiyaç yönünden de ilimlerin en şereflisidir (Menna'el-Kattan, Mebahis-Ulumi'l-Kur'an, Beyrut, 1408/1987, s. 327).
Tefsire olan ihtiyaç: Kur'an-ı Kerîm'in tefsirine büyük bir ihtiyaç vardır. Vakıa, Kur'an-ı Kerîm bir belâğat mucizesidir, birçok meseleleri, hükümleri pek açık lafızlarla beyan buyurmuştur. Fakat ilmî, edebî, ahlâkî, hukukî, sosyal hakikatlerine kadar açık bir tarzda yazılmış olurlarsa olsunlar; yine bunları herkes gereği gibi anlayamaz; bu hususta şerhlere, izahlara ihtiyaç görülür. Bunun içindir ki, en beliğ ediplerin, en güçlü yazarların eserleri hakkında birçok şerhler, haşiyeler yazılmıştır.
Bununla beraber, herhangi bir mesele, birçok meselelerle ilgili olabilir. Mütehassıs olmayanlar bu ilgiyi göremezler. Bu meseleleri bir arada düşünmeye ve mütalâaya muktedir olamazlar. Müfessirler ise, her meseleyi izah eder ve o mesele ile ilgili olan diğer meseleleri de ortaya koyar. Artık bu hususta bilinmesi gereken maddeler bir tablo halinde gözler önüne serilir. Böylece mütalâa sahipleri fazla araştırmalardan kurtulmuş olur; az zamanda çok bilgi sahibi olurlar.
Bir de herkes, Kur'an lafızlarının, ibarelerinin inceliklerini anlayamaz ve en ibret verici noktasına işaret edilen bir kıssanın, bir olayın teferruatına vakıf olamaz. Müfessirler ise, lafızlara ait incelemeleri yaparlar, kelimelerin ve terkiplerin hakiki, mecazî ve kinayeli manalarını, işaretlerini, delâletlerini gösterirler, Kıssalara, olaylara dair yeterli derecede bilgi verirler. Böylece Kur'an'ın hakikatları, güzellikleri büyük bir açıklıkla ortaya çıkarmış olur.
Tefsirler başlıca iki kısma ayrılır:
1- Rivâyet tefsirleri: Bu tefsir, selefden nakledilegelen eserlere dayanan tefsir-i naklîdir ki, buna et-Tefsir bi'l-me'sur veya Bi-Tariki'r-Rivâye Tefsir de denir. Bu tefsirlerde ayetlerin manaları, nüzûl sebepleri, nâsıh ve mensuh olanları gösterilir. Böylece rivâyet yolu ile yapılan tefsirlerin başlıca kaynakları, Hadis-i Şerif kitapları ile Siyer ve Tarih kitaplarıdır. Bunlara muhalif, aklın hükmüne aykırı olan rivâyetlere itimat edilmez.
2- Dirayet Tefsirleri: Buna rey ile tefsir de denir. Bu tefsirde müfessir, ayet hakkında açıklayıcı bir nakil bulamayınca reye başvurur. Yani ictihad eder, ve Lugat, Belâğat gibi lisan ilimlerinden yararlanır. Müfessir bunu yaparken, müfessirde aranan bazı şartları taşıması tabiidir.
Gerek rivâyet ve gerekse dirayet sahasında oldukça faydalı birçok tefsir te'lif edilmiştir
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila
Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...
sadece bir kul
|
|
|
|
 |
|
The Following 2 Users Say Thank You to bekir For This Useful Post:
|
|
11-29-2007, 21:55
|
#2 (permalink)
|
|
Aktif üye
Style: 0
berfut isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Nov 2007
Bulunduğu yer: istanbul
Kan Gurubu: Eklenmemis
Mesajlar: 2.038
Thanks: 165
Thanked 295 Times in 134 Posts
Rep Puanı: 174
|
elinize saglık paylaşım için...
|
|
|
|
|
Bu Mesaj Icin berfut Kardesimize Allah Razi Olsun Diyenler:
|
|
 |
Tefsir Usülü |
 |
05-25-2008, 12:19
|
#3 (permalink)
|
|
Super Moderator
Style: 0
bekir isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Sep 2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Memleket: Trabzon
Kan Gurubu: 0 RH +
Mesajlar: 2.189
Thanks: 2.487
Thanked 2.688 Times in 1.238 Posts
Rep Puanı: 232
|
Tefsir Usülü
Her dilde bir kelâm'm gerçek anlamını bilmek gayretine girmeden önce kelimelerin kök ve kökenini, dilin gramer ve nahiv kurallarını öğrenmek şarttır. Konuşmacının ve din*leyicinin halet-î nahiyesini dikkate almak da gerekir.
Genelîüle, bütün dillerde, bir kelime veya terim bir kaç değişik anlama gelebilir. Konuşmacının niyeti veya asıl kastettiği tam olarak tanımlanamayacağı ve kesİnleştirilemİyeceği için dinleyicilerin hâlet-i ruhiyesini ve konuşmacının diğer özelliklerini dikkate almak gereklidir. Bu ana ilkeden saptığımız zaman ya*nılmaya mahkûm ve hata yapmaya eğilimli hâle geliriz.
Belagat ilminde bu konu bütün açıklığı ile ele alınır- Burada yalnızca bir örneği alıntılıyoruz.
Eğer bir kişi "yağmur tohumlan ve ağaçları büyütür" dese ve bu konuşan kişi tevhîd inancına sahip bir Müslümansa, onun bu dediğinden yağmurun nebatatın gelişmesinde yalnızca bir zahirî etken olduğunu ifa ie ettiğini anlarız. Diğer yandan, konuşmacı bir materyalist ise, bu ifadenin küfür kelimesi olduğu sonucuna varırız, çünkü konuşmacı yağmurun nebatatm gelişmesinde aslî etken olduğunu kas delmektedir. Ve bu inançsızlık (küfür) alâmetidir. Tamamen aynı olan bir cümlenin konuşmacının şartları ve özellikleri nedeniyle nasıl mühim anlam farklılıkları kazanabileceği bu örnekte çok açık görülmektedir. Bu cümle bir Müslüman tarafından söylendiğinde onu kâfirlikle suçlayamayız, ama bir ateist bunu söylerse bu bir küfür cümlesi haline gelir (Ayrıntılar için bkz., Taftazanî, Muhtasarü'l-Me'ani ve el-Mutevvel).
yine bunun gibi hitap edilen kişinin değişmesiyle de anlam farklılıkları husule gelebilir. Meselâ bilgili bir kimseye alîâme dediğimizde ona olan saygımızı ifade etmiş oluruz. Diğer yandan aynı allâme kelimesi ile cahil bir insana hitap ettiğimizde o kişiye hakaret etmiş kabul ediliriz.
Yine aynı şekilde bir kişi karşısındakine hür-re dese talâk (boşanma) gerçekleşmiş olur. Talâk en kerih görülen mubah fiildir. Bu kelime herhangi bir diğer kadın için kullanıldığında ise, saygı ve hürmet edilen bir kişi kastedilmiş olur. Zaman geçtikçe, yer değişikliği söz konusu olduğunda; konuşmacı ve dinle*yicilerin diğer özelliklerinde farklılaşmalar nıeydana gelince de bir konuşmanın anlamı Çok farklılaşabilir. Bu konu üzerinde kafa yorarsak, her dilde bu tarz değişikliklere ilişkin binlerce örnek bulabiliriz. Bu konunun ayrın*tılarına girmek şu anda gerekli değildir.
Özetlemek gerekirse, yabancı dilde yapılan bir konuşmanın gerçek anlamını kavramak ıcin o dilin gramer ve söz dizimi kurallarını öğrenmek gereklidir. Aynı zamanda konuş*macı ve dinleyicinin özelliklerini ve hâlet-i ruhiyesini de bilmek gereklidir. Yukarıda belirtilen şartları ve kısıtlamaları dikkate alma*dan bir konuşmayı anlamlandırmaya çalışmak sahih ve güvenilir olmaz.
Allah kelâmı da dil, gramer ve söz dizim kaideleri bakımından değişik anlamlara gelebilir ve kelâm bir kaç farklı ayrıntıya atfedilmiş olabilir: bu konular hakkında ancak yukarıda zikredilen hususlar ışığında karar verilebilir.
İbn-i Sad, İkrime'den rivayetle (Abdullah) İbn-İ Abbas'dan şunları nakletmiştir: Hz. Ali Haricilerle münazara için İbn-i Abbas'ı görevlendirdi ve ona daima hadislerden de yararlanmasını, yalnızca Kur'ân âyetlerini kullanarak münazara yapmamasını tavsiye etti. İbn-i Abbas sordu: "Ey Müminlerin emiri, onlara karşı müdafaamızda Kur'ân'dan iktibas yapmamızda bir beis yoktur, çünkü Allah'ın lûtfu sayesinde Kur'ân'ı onlardan çok daha iyi anlıyoruz ve Kur'ân bizim kabilemize vahy edilmiş tir." Hz. Ali cevapladı: "Elbette. Ancak Kur'ân kısa ve öz bir kelâmdır, bundan dolayı kaçınılmaz olarak değişik mana ve yorumlara yol açmaya müsaittir. Eğer Kur'ân âyetlerini Rasûlullah'ın hadislerinin yardımı olmaksızın tefsir edip açıklayacak olursan, Kur'ân âyetleri hakkında sen bir şey söylersin, diğer yandan Hariciler hemen başka birşey söyler, ve böylece münazara meyve vermez ve ikna edici olmaz." Bunun üzerine İbn-i Abbas tavsiyeye uydu ve Haricilerle buna göre tartıştı. Büyük bir galibiyet elde etti. (Man, c. I, s. 143).
Bu tarihî olaydan anlaşıldığı kadarıyla Hz. Ali'nin ifadesine göre Kur'ân âyetleri bazen çok farklı yorumlara müsait olabilirler ve dil bakımından Kur'ân'ın bir cümlesi veya bir kısmı birkaç açıklamaya tâbi olabilir. O halde Hz. Muhammed (sav)'in hadislerinin ve yukarıda bahsi geçen dil kurallarına ait özelliklerin yardımı olmadan âyetlerin hakiki anlamını diğer yorumlardan ayırdetmek çok güç olacaktır. Yine Abdullah İbn-i Abbas Kur'ân'ın Kureyş halkının diliyle vahyedildiğini, bun*dan dolayı Kur'ân'ı en iyi Kureyşlilerin anla*yabileceğini ifade etmiştir. Bu ifade bir konuşmanın, konuşmacı ve dinleyicinin özellik*leri bilindiğinde daha iyi anlaşılabileceğini de göstermektedir.
Kısaca, Kuı'ân âyetlerinin pek çoğu Arapça dili ve gramer kuralları bakımından farklı an*lamlara gelmeye müsaittir. Bundan dolayı, bu yorumların doğrusunu yanlışlarından ayırde-debilmek için bazı ölçütler olmalıdır. Bu maksat için konmuş ölçüler olmazsa korkarız herkes kendi reyine göre bir yorum yapacak ve meseleler hakkında bir karara varılamayacaktır.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila
Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...
sadece bir kul
|
|
|
|
 |
 |
Âyetlerin Gerçek Ve Kastedilen Mânasını Anlamak İçin Doğru Ve Kat'î Ölçüler |
 |
05-25-2008, 12:29
|
#4 (permalink)
|
|
Super Moderator
Style: 0
bekir isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Sep 2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Memleket: Trabzon
Kan Gurubu: 0 RH +
Mesajlar: 2.189
Thanks: 2.487
Thanked 2.688 Times in 1.238 Posts
Rep Puanı: 232
|
Âyetlerin Gerçek Ve Kastedilen Mânasını Anlamak İçin Doğru Ve Kat'î Ölçüler
Kur'ân ilimleri ile ilgili eserler veren âlimler bu başlığı derinlemesine incelemişlerdir. Bu bağlamda Şeyh Celaleddin Suyûti'nin ei-It-kan fi'l-Ulûmü'l-Kur'ân adlı eserinden bazı alıntılar yapmak kaçınılmazdır. Suyûti'nin ifadeleri pek çok İslâm âliminin görüşlerine dayanmaktadır:
Kur'ân tefsiri aşağıdaki usûller dahilinde yapıldığında doğru ve güvenilir olur. Alûsi Ruh-ul Afe'am'sinde "Ey Rasûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et!" (5: 67) âyetini açık*larken şöyle demektedir: Kur'ân geçmiş kavimlerin ve daha sonra gelenlerin kıssaların*dan bahseder, ancak onları anlatan Allah dışında hiçbir âlim bu kıssaların aslını bilemez. Daha sonra Rasûlullah inzivadayken Allah'a bu kıssaların ayrıntılarını sormuştur. Ashabın ileri gelenleri bu bilgi hazinesini Hz. Peygamber (sav)'den miras olarak devralmışlardır. Bu ashabın en önemli ve önde gelen isimleri hulefa-i raşidin, İbn-i Mesud ve İbn-i Abbas gibi şahsiyetlerdi. Hatta bir keresinde İbn-i Abbas şöyle demiştir: Devemin yularını kay-betsem onu Allah'ın Kitabında bulurum. As-hab'dan sonra Tabiûn bu hazineyi doğruluk ve kesinlikle devralmışlardır. Daha sonraki nesillerin cesaret ve coşkusu tedricen azalm-ca yükü yüce ashab ve tabiûn kadar çekemez olmuşlardır. Böylece değişik ilimler ve kıssa*lar icat edilmiş, her bir âlim topluluğu kendi ilim ve kıssalarına sahip olmuştur (Ruhu'l-Me'anİ, s. 170, Kısım VI). Bu usullere uygun olarak yapılmayan bir tefsir manaları tahrif için yapılmış demektir.
1- Tefsirin en makul ve güvenilir olanı Kur'ân âyetlerinin diğerlerinden faydalanılarak yapılanıdır. Çünkü, belli bîr mesele Kur'ân'ın bir yerinde müphem bir şekilde ele alınmışsa Kitab'ın başka bir bölümünde ayrıntılı olarak işlenmiş olabilmektedir. Kur'ân'ı Kur'ân'fa tefsir konusunda İbn-i Cevzî müstakil bir eser meydana getirmiştir. Hafız İbn-i Kesir de tefsirinde aynı usûlü benimsemiş ve Kur'ân âyetlerini Öncelikle diğer âyetlerden faydalanarak açıklamıştır.
2- Makbuliyet ve güvenilirlik sırasında Hz. Muhammed (sav)'in fiilî ya da kavlî sünnetine dayanan tefsirler ikinci gelir, çünkü Kitab-ı Mübin ona gönderilmiştir. Yine o bu Kitab'i (halka) açıklayacak bir elçi sıfatıyla ve bu vazife için gönderilmiştir.
a- "Kitab ve hikmeti öğretmek üzere" (2: 123; 3: 158; 62: 3) .
b- "...Sana da, insanlara gönderileni açıklayasm diye Kur'ân'ı indirdik..." (16:44).
Bu âyetler, Kur'ân'ı tam manasıyla anlamak için, Rasûlullah Muhammed (sav)'in tebliğini ve Kur'ânî vazifesi ile ilgili olarak beyan ettiklerini yakından bilmek gerektiğini göstermektedir. Kur'ân'ı anlamak için yalnızca Arapçayı bilmek yeterli olsaydı, Allah, Kur'ân'ın tebliğ ettiklerini öğretmek ve açıklamak için elçi göndermezdi.
Bundan dolayı peygamberin vazifelendirilmesinin gereklerinden biri onun halka Kitab'ı öğretmesi ve (onlara) Kitab'in çeşitli yerlerinde mevcut bulunan ima, telmih ve anlam belirsizliklerini açıklamaktır. Hz. Peygamber sav'in söylediklerinin tamamının vahiy ile uyum içinde olduğu kesindir, çünkü Allah "Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahiy ile*dir." (53: 4) buyurmaktadır. Bundan do*layı en güvenilir tefsir sıralamasında ikincilik Hz. Muhammed sav'in açıkladığı ya da yaptığı şeylerle yapılmış olan tefsire aittir.
3- Üçüncü derecede güvenilir tefsir ashab tarafından verilen tefsirdir, çünkü onlar Kur'ân'ın vahyediimesine bizzat şahitlik etmişlerdir. Kur' ân onların gözü önünde vahyedilmiş ve onların aralarındaki olaylar ve ferdî hadiseler ile dahi ilgili vahiyler sözkonusu olmuştur. Yine Hz. Peygamber sav Kur'ân'ı bu insanlara okumuştur. Şüphesiz, bir din Kitab'ı okunduğunda yalnızca metin okunmuş olmak için okunmaz, bilâkis bu metnin anlamını idrak etmek için okunur. Bir öğrenci bir tıp veya gramer kitabını muhtevasını anlamaksızın okursa hayatını israf ettiği söylenir. Öğretmen yalnızca Kitab'ı açıklamak için gönderilmiş Hz. Muhammed sav, ve Öğrenciler üm-met'in en anlayışlı mensupları olan ashab ve Kitab da bu dünya ve âhiret ha*yatının selâmeti için vahyedilmiş olan Kitapların en önemlisi olunca bu kimse*lerin yalnızca metni okumakla iktifa edecekleri tahayyül edilebilir mi? Ashab şöyle buyurmuştur: Hz. Peygamber sav'den Kur'ân'ı öğrendiğimiz zamanlar*da daima âyetlerin anlamını da öğrenmeye gayret ediyorduk. Suyutî, Ebu Ab-durrahman Sülemî'den naklen Halife Osman ve Abdullah ibn-i Mesud'un şöyle dediklerini rivayet etmiştir: "Onlar (yani ashab) Kur'ân'dan on âyet öğre*nince bu âyetlerin tam anlamını Öğrenip onunla amel etmedikçe daha ileriye gitmezlerdi. Ashab şöyle demiştir: Biz Kur'ân'ı Rasûlullah'tan öğrendik ve Kur'ânî emirlerin nazarî ve amelî veçhe*lerini tam anlamıyla öğrendik." (Itkan, c. I, s. 176).
İşte bundan dolayı (İmam Mâik'in Mu-vatta'sında rivayet ettiği üzere) Abdullah İbn-i Ömer gibi bir sahabe hayatının sekiz yılını yalnızca Bakara süresini an*lamaya vakfetmiştir. Bu sûreyi incelemesi sonucunda hangi ilimleri kazandığını yalnızca Allah bilir: yoksa o bu sureyi bir kaç gün içinde kolaylıkla ezberleyip öğrenebilirdi. Muhaddisûn'un önderi el-Hakİm burada ashabın tefsirinden kastedilenin yalnızca belli bir konu hakkında inen vahiy kısımları ile onların nüzul sebeplerini izah eden ifadeler olduğunu belirtmektedir. Ashabın tefsirinden kasıt ashab'm sözleri veya yorumları değildir, demektedir. El Hakim bu noktayı Ulûm-ül Hadis adlı eserinde daha da netleştirmiştir.
4- Daha sonra tefsirlerin güvenilirlik sıralamasında tabiûn tefsirleri gelmektedir. Allah onlardan razı olsun, çünkü tabiûnun çoğunluğu Kur'ân'ı ashab'dan öğrenmiş ve onların Hz. Muhammed sav'den ve yaşadıkları toplumdan kazandıkları bütün bir İlâhi ilim hazinesini devralmışlardır.
5- Beşinci sırada İse (pratik olarak) bütün hayatlarını tefsir sahasındaki hizmetler için harcamış olan Önde gelen müfessi-run (tefsirciler)un tefsirleri gelir. Bu müfessirler tefsir ile ilgili daha önceden bilinen temel ilkeleri daima dikkate almışlardır. Rasûlullah'ın hadislerinin rehberliğinden yararlandıkları gibi, ashab ve tabiûn'un söz ve fiillerini de dikkate almışlardır. Bazıları bu beşinci bölümün bağımsız bir sınıf olduğu görüşünde değildir. Bu tefsirin kaynakları üçüncü ve dördüncü sınıftaki tefsirlerin aynısıdır: Bizim için ashab'ın ve tabiûnun söz ve yorumlarını bu müfessirlerîn tefsirlerinden öğrenmek daha kolaydır.
Suyutî bu tefsirlerden bazısının şunlar olduğunu ifade etmiştir: İbn-i Cerir (Taberî), İbn-İ Ebi Hatim, İbn-i Mace, İbn-i Mirdeveyhî, Ebu'l Şeyh îbn-i Hib-ban, tbn-el Münzir ve diğerleri. Tefsir kitaplarından en sık kullanılanı ise İbn-i Kesîr'in Dürrü'l-Mensûr'udur. Ancak Suyutî hepsinden maada İbn-İ Cerîr'in tefsirine Öncelik tanımakta ve "Bütün önde gelen âlimler Taberi tefsirinin üs*tüne tefsir olmadığım kabul etmektedirler." demektedir. (Tefsir-i Taberî).
Bunların beş temel tefsir sınıfı olduğuna dikkat edelim. Eğer daha sonraki devirlerde yazılan tefsirler bu temel smıfdakilerle uyum içinde olurlarsa ilmen güvenilirdirler: Bu öl*çünün dışında kalan tefsirler ise tahrif, zındıklık veya ilhad'dır. Böyle tefsirler tefsir» bir-rey (Kur'ân'ın kişinin kendi düşünceleri doğrultusundaki yorumlan) olarak adlandırıl-malıdır.
Bu mahiyette Rasûlullah sav'in iki hadisini zikredebiliriz: "Kim Allah'ın Kitabında kendi reyi ile söz söylerse (tefsir yaparsa), bunda (tefsirinde) isabet etse de gerçekten hata etmiş olur." (Ebu Davud, Neseî ve Tirmizî) (el-ltkan, s. 179).
"Kim Kur'ân'ın bir kısmı hakkında İlimsiz söz söylerse, bilsin ki, kendisi için ateşte (cehennemde) bir yer hazırlamış demektir." (Ebu Davud).
Sebep gayet açıktır; ashabın, tabiûnun veya müfessirlerin aksine bir ifade (veya görüş ve ya hüküm) icat edersek, veya Kur'ân âyetlerine onlarınkine tamamen zıt bir anlam yüklersek bu -Allah korusun- bütün bir ümmetin bu âyetin gerçek anlamını idrak ede*memesine neden olan bir önerme durumuna gelir. Bu halde de ashabın, tabiûnun veya diğer ilk dönem âlimlerinin İlâhi rehberiyet ko*nusunda hiçbir Önceliğini kabul etmemek de*mektir. Bu önerme ise Kur'ân'ın Allah tarafından geldiğine inanan hiçbir Müslümanın kabul edebileceği bir önerme değildir. Böyle bir önerme muhtemelen İslâm'ın akidesini sarsabilecek en büyük dalâletlerdendir. Ma*kul bir gayri-müslim bile dinin önderlerim dikkate almayan böyle bir yaklaşımı mantıksız bulur. Ümmetin ilk dönemlerinde yaşa*yanların Kur'ân âyetlerinin gerçek ve asıl manalarını anlayamadığını veya yanlış anla*dığını düşünmenin saçma bir iş olduğunu aşağıdaki temellere dayanarak ispat edeceğiz:
1- Çünkü, bu durumda, Kur'ân anlaşılama-dığma göre bu kelâm Allah sözü olmadığı ve hatta makul bir insanın sözleri dahi olmadığı gibi bir ima ortaya çıkmaktadır. Kur'ân dünyadaki insanlara rehberlik için gönderildiği iddiasındadır: Halbuki, onüç yüzyıldır büyük gayretler sarf etmelerine rağmen insanlar onun manasını kavrayamamıştırlar demek, onu hataları artıracak bir esrar perdesine bürümek demektir. Bundan dolayı da Kur'ân pratik bir rehber ve yol gösterici olma özelliğini kaybetmiş olur.
2- "Kur'ân, insanların gösterdikleri büyük çabalara rağmen onüç yüz yıldır anlaşılamamıştır" iddiası doğru olsa insanlar bu Kitab'a olan güvenlerini kaybederler ve Kitab'in pratik bir yol gösterici olma özelliği sona erer. Ümmetin bu kadar uzun bir süre yanlışlar içinde kaldığı iddiasıyla Kur'ân'ın belli bir âyetine yeni manalar veren kişi on üç yüz yıl daha geçse bu yeni görüşün yerini aynen mu*hafaza edeceğini garanti edebilir mi? Bu yeni görüş bir değişime uğramayacak mı?
Kur'ân, bizzat kendisine vahyedilen Hz. Muhammed sav'in, onun ashabının, tabiûnun ve hayatlarını Kur'ân ilmine adamış sayısız âlimlerin (ki bazıları bir sûre üzerinde 8-12 yıl kadar çalışmıştır) anlayamayacağı muammalar içeren bir kitapsa, nasıl olur da makul ve akıllı bir insana ve kabul etmeye arzulu herhangi bir kimseye rehber Kitap olduğu iddiasıyla davette bulunabilir?
Kısaca, Hz. Muhammed sav'in doğrudan talelebeleri olmuş ve Kur'ân eğitimini ondan almış ashab ve tabiûnun Kur'ân'ın manasına hâkim değildir demek, kaçınılmaz olarak Kur'ân'ın güvenilir ve sağlam bir Kitap olmadığını ima eder. Bu da Ümmetin ilk Müslümanları nın Kur'ân hakkında yaptığı tefsirlerin bugün hiçbir ehemmiyeti yok demektir. Öyleyse bugün yapılan yeni tefsirlerin de yarın bir ehemmiyeti kalmayacaktır.
Bu şartlar altında bir Müslüman bir kâfiri bu kitaba inanmaya nasıl davet edecektir?
3- Hadislere göre ilim ve amel bakımından en faziletli insanlar sahabelerdir. Abdul*lah İbn-i Mes'ud; "onlar gönlü en saf ve ilimce en derin kimselerdirler" demiştir.
Yİne bu konu ile ilgili meşhur bir hadis şöyledir: "Devirlerin en iyisi benim dev*rimdir, daha sonra bu devri takip eden devir (insanları) ve daha sonra bu (takip*çileri) takip edenlerin devri gelir."
Ashab çok zeki ve Kur'ân öğrenmeye çok istekli idi; gece-gündüz vahyin in*mesini gözetlerlerdi. Bir sûreyi öğren*mek için senelerce tâlim ettikleri vaki-dir. Hepsinin ötesinde Kur'ân'ı, bizzat kendisine vahyedilen mübarek zattan doğrudan öğrendiler. Hz. Peygamber sav eskilerin ve daha sonraki milletlerin akİ-beti hakkında bilgi sahibi idi. Sahabe muhakkak bu bilgi hazinesinden de yararlanmıştır. Hz. Muhammed sav bu yüce kitabın öğretmeni olarak vazifelendiril-miştir. Ashab bir keresinde şöyle demiştir: "Biz Kur'ân sûrelerinin yalnızca harflerini ve metinlerini Öğrenmekle kal*madık, bunlardan bazı ilimler ile bir kısım bilgiler de edindik." Bundan dolayı bu seçkin insanlara Kur'ân'ın bazı kısımlarmın gizli kalmış olması düşünülemez.
Buna benzer olarak tâbiûn da Kur'ân'ı ashabtan öğrenmiştir. Bunların tamamı*nın Kur'ân'ın hakiki ve aslı tefsirlerine yabancı kaldığını iddia etmek mümkün değildir. Eğer bu nitelikli ve seçkin insanlar âyetlerin kastedilen manalarını anlayamamışsa, dünyada hiçbir kimse Kur'ân'ın hakiki manasını kavrayamaz.
4. Dördüncü olarak, bizzat Kur'ân, Hz. Muhammed sav'in Kitab'ı öğretici ve açıklayıcı olarak gönderildiğini beyan etmektedir. Eğer Hz. Peygamber bu dünyadan Kur'ân'i müphem bırakarak ayrılmış olsa (Allah korusun) Allah'ın peygambere verdiği vazife tamamlanamamış ve peygamber peygamberlik va-. zifelerini tam mânasıyle yerine getirememiş olurdu ki böyle bir şey mümkün değildir.
Bundan dolayı İmam Mâlik şöyle demektedir: "Kur'ân'ın tefsiri ve ahkamı ile ilgili yeni bir şey icat eden herkes, gerçekte Hz. Peygamber'in peygamberlik vazifelerini yerine getirmede dürüst ve sâdık olmadığını ve üm*mete bu dini tamamıyla tebliğ etmediğini iddia ediyor demektir."
Yani, Kur'ân'ın belli bir âyetinin mânasını anlamak isteyen kimsenin ashabın, tâbiûnun ve müfessirlerin tefsirlerine başvurması ve kastedilen manayı böylece anlaması en kolay düşüncelerinin aksine kendi mezhebine ve
inançlarına uygun tefsir ederse Mutezile'nin ve Ehl-i Bidat'm yolunu takip ediyor demektir. Diğer bir ifadeyle, ashabın ve tâbiûnun yolundan özellikle tefsir konusunda sapılır ve zıt bir görüş benimsenirse yanlızca yanlış tefsirde bulunulmuş olunmaz, bidatçı da olunur, Kur'ân-ı Kerim'i en iyi tefsir edebilecek kişilerin ashab ve tâbiûn olduğu daima akılda bulundurulmalıdır. Onlar aynı zamanda, Allah'ın Hz. Muhammed sav ve müslümanlar için seçtiği hakiki dinin en iyi bilgisini uhdesinde bulunduran kimselerdir." (el-hkan, c, II, s. 178).
Kur'ân'ın tefsirini anlamanın en güvenilir usulü aşağıda ifade edilmiştir:
1- Öncelikle ashabın, tâbiûnun, tebe-i tâbiûn'un ve müfessirûn'un tefsirleri in*celenmelidir. Bu tefsirlerde belli bir âyetin tefsiri bulunduğunda bununla ye-tİnİlmelİ ve mutmain olunmalıdır. Daha emin olmak için ise hadise ve Kur'ân'ın benzer âyetlerine başvurulmalıdır. As-hab'ın ve tâbiûn'un bu tefsirinin nereden kaynaklandığı da araştırılabilir. Bu araş*tırma da faydalı sonuçlar doğurabilir. Bu gayretlerden sonra, kişinin yalnızca ken*di zayıf ve mütevazı anlayışına dayana*rak Kur'ân'ı tefsir etmesi ve özellikle yu*karıdaki kaynakları atlayarak ve tahrif ederek bu işi yapması tavsiye edilir bir şey değildir.
2- Belli bir âyetin tefsiri ashab, tâbiûn ve müfessirûnun eserlerinde bulunamazsa hadise bakılması tavsiye edilir. Eğer bu âyetin açıklaması hadislerde bulunursa kişi mutmain olmalıdır.
3- Hadislerde de bir açıklama bulunamazsa o vakit âyetin siyak ve sibakı ile bu konu hakkında Kur'ân'ın genel görüşü araştı*rılır ve konu hakkında bu şekilde bir gö*rüşe varılarak ona dayanılır.
4- Bu ön araştırmalar sonuç vermezse -ki çoğunlukla böyle birşey mümkün değildir- Arapça sözcüklere, gramer ve sözdi-zim kurallarına, belagat ilmine başvuru*lur; nihayet metin üzerinde düşünülür. Böyle bir çalışma da, dayanak alınabile*cek makul ve makbul bir anlam ortaya çıkarabilir. Hz. Peygamber @'in ashabı âyetleri bu usûlle incelerlerdi. Abdullah İbn-i Abbas şöyle demiştir: "(Câhiliyye) şiiri Arapların sicilidir. Kur'ân'daki bir kelime bizim için müphem olduğunda Arapların siciline başvururduk, çünkü Kur'ân Arap diliyle vahyedilmiştir." {el-Itkan,c.l,s. 121).
Âlimler çok iyi bilirler ki yukarıda zikredilen son üç şık ve özellikle de sonuncu şık çok çok nâdirdir, hatta söz konusu değildir. Çün*kü ashabın, tâbiûnun ve müfessirun'un tefsir*leri pek çok kitapta mevcuttur. Bu tefsirler*den nakil yapılmış ve düzenlenmiştir. Ancak diğer araştırma usulleri ihtiyaten zikredilmiş*tir.
Bu açıklamalardan sonra vardığımız sonuç şudur: Kur'ân sûrelerinin en güvenilir tefsir*lerini öğrenmenin en emin ve en kolay yolu Ashab'ın, tâbiûn'un ve müfessirun'un tefsirle*rine başvurmaktır. Dünyadaki bütün insanlar Kur'ân'm esrarını çözmek üzere bir araya gelseler yukarıda zikredilen zatların ağırlığı*na erişemezler. Hz. Mulıammed @'in konuş*ma ve fiillerinin hakiki manasını bütün mü*kemmeliyeti ile yine yalnızca onlar anlayabilirler.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila
Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...
sadece bir kul
|
|
|
|
 |
|
Bu Mesaj Icin bekir Kardesimize Allah Razi Olsun Diyenler:
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Yetkileriniz
|
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
HTML-Kodu Kapalı
|
|
|
|
WEZ Format +3. Şuan Saat: 01:10. |
|
|