| Tarihi Bilgiler İslam ve Türk Tarihi Hakkında Herşey |
 |
Osmanlı'nın başında hep Allah'ı görüyoruz. |
 |
10-15-2007, 02:54
|
#1 (permalink)
|
|
Kıdemli Üye
Style: 0
tevhideçağrı isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Oct 2007
Kan Gurubu: Eklenmemis
Yaş: 36
Mesajlar: 177
Thanks: 18
Thanked 90 Times in 45 Posts
Rep Puanı: 21
|
Osmanlı'nın başında hep Allah'ı görüyoruz.
Moğollar'ın Türkistan'ı istilası sırasında, batıya doğru kaçan yüzlerce gruptan biri de; Kayı Boyu'ndan Ertuğrul Gazi'nin aşiretidir. İstiladan, Moğollar'ın henüz ulaşamadıkları Anadolu'ya gelen bu Türkmenler, Selçuklular tarafından kabul edilip batıya yerleştiriliyorlar ve başlarındaki reislerine Uç Beyi deniliyordu.
Adlarına "Horasan Erenleri" denilen tarikat ehli kişiler, uç beylikleri arasında dolaşarak sohbet edip, insanları Allah'a çağırıyorlardı. Göçebe kitlelerin çoğu, bu erenlere samimiyetle bağlanıyorlardı.
Şeyh Edebâli, Ahmet Yesevî Hazretleri'nin Uzakşark'ta yetiştirip, mürşid, muallim, mübelliğ olarak Batı Türklüğüne gönderdiği Horasan erenleri zincirindendir.
Anadolu, bu şöhretsiz evliyaların ve Hak erenlerinin eliyle şekillendi. Devlet, onların yüzü suyu hürmetine şahlandı.
Osman Bey, Şeyh Edebâli Hazretleri'ni sık sık ziyaret eder, onun tatlı sohbetlerini dinlemekten çok zevk alırdı.
Edebâli Hazretleri, Allah'ın kendisine bildirmesiyle biliyordu ki; Osman Bey'in kuracağı devlet, teslim dînini tüm dünyaya yaymak için yaşayacak, âleme nizam verecek, Allah için savaşacaktı. Bu devletin temelini atma vakti geldiği zaman, Edebâli Hazretleri mübarek eliyle bizzat Osman Bey'e kılıç kuşattı ve Osman Bey adına okunan ilk hutbenin besmelesini de kendisi çekti.
Bununla da kalmadı Edebali Hazretleri, dervişlerine emir verdi:
"Demirci, kalaycı, örscü, marangoz ve sanat erbabı herkes köy köy dolaşacak, Türk boyları arasına dağılıp, boyları kendi içlerinden fethedecektir. Böylece yıllardır Türk boyları arasında süren kavgalar boyların Osman Bey'in buyruğu altına girmesiyle son bulacaktır."
Şeyhlerinden bu emri alan dervişler Anadolu'ya dağıldılar. Sevgi dolu, kardeşlik dolu sohbetleriyle insanları Allah'a çağırdılar, bir olmaya çağırdılar. "Devlet-i Ebed-Müddet"in temelini îmânla sağlamlaştırdılar.
İşte Osmanlı, temelini Allah'ın evliyasının attığı bir devlet, böyle kurulmuştu. Sultan Osman'dan başlayarak her biri mürşidlerine yüzde yüz bağlıydı. Allah'ın padişahlarının yönetimindeki Osmanlı, bir süre sonra Nizam-ı Âlem adını aldı. 400 yıl içinde, bir cihan hakimiyetini Allah'ın yardımı, erenlerin himmetiyle bu küçük beylik oluşturdu.
Onlar, ortaçağdan bu çağlara doğru bütün dünyaya Allah'ı tanıttılar. Allah'ın adaletini temsil ettiler. Allah yolunda fedakarlığı öğrettiler. Osmanlı, fedakarlıkların üzerine bina edildi. Devleti Âliye, Nizam-ı Âlem devlet, o Osmanlıydı. Ve hepsi Allah'a hizmet yolunda; kadın olsun, erkek olsun el ele, gönül gönüle.... Başkalarını imrendirecek bir davranış biçimleri dizisinin sahibi oldular. Kur'ân erleriydiler, sahabe gibiydiler.
Osmanlı, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahabeden sonra İslâm'ı gerçek anlamda yaşayan ikinci topluluktu. Osmanlı, Kur'ân'daki İslâm'ı yaşadı. Osmanlı, "tasavvuf'u" yaşadı.
Yükselme devri boyunca padişahtan aşağıya doğru herkes, Allah'ın dostuydu. Sultan Osman'dan başlayarak hepsinin mürşidleri oldu. Görüyoruz ki; mürşide yüzde yüz bağlı olan padişah, aslında Allah'ın padişahı oluyordu. Bu dizaynın yukarıdan aşağı inen çatısına baktığımız zaman; önce Allah' ı görüyoruz, sonra Allah' a bağlı mürşid, mürşide bağlı padişah, sonra onun emrinde kim varsa hepsi Allah' a dostlar.
Bu dizayn devleti nereye ulaştırdı?
Osmanlı bir süre sonra Nizam-ı Âlem adını aldı.
Kim Osmanlı'dan yardım istemişse, Osmanlı yardıma koşmuştur. Fransa Kralı yaptığı savaşta zor duruma düşünce, Osmanlı'ya müracaat etti. Osmanlı onu himayesine aldı. Hangi şartlarda olursa olsun, nerede İslâm'a karşı saldırı olursa, Osmanlı ordusu orada olurdu. Onlar Allah için yaşadı ve devleti idare etti
Osmanlı'nın başında hep Allah'ı görüyoruz.
|
|
|
|
 |
 |
|
 |
10-15-2007, 02:56
|
#2 (permalink)
|
|
Kıdemli Üye
Style: 0
tevhideçağrı isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Oct 2007
Kan Gurubu: Eklenmemis
Yaş: 36
Mesajlar: 177
Thanks: 18
Thanked 90 Times in 45 Posts
Rep Puanı: 21
|
Osmanlı adaleti dünyaya örnek oldu. Sahabeden sonra İslâm'ı yaşayan en üstün topluluktu Osmanlı. Kitle halinde, ordu, donanma, esnaf ve halkın çok büyük çoğunluğu tasavvuftaydı. Bu, Osmanlı' nın dünyaya nizam veren temelini teşkil ediyordu. Adalet bütün boyutlarıyla her zaman geçerliydi. Bunun için kadıların adalet dağıtmasına gerek yoktu.
Kapalıçarşı'da bir dükkan sahibi, namazdan sonra bir ihtiyacını almak üzere gelen müşterisine istediğini vermiyor ve "Şu karşıdaki dükkanda istediğin şeyden var , ondan al" diyor, adam sebebini sorduğunda ise " Ben, sabah siftahımı yaptım ama o kardeşim yapmadı" diyor ve adam gidip istediğini oradan alıyor. Yabancı olan bu kişi Osmanlı'nın bu adaletine şaşırıp kalıyordu.
Köprünün altından ne kadar sular akmış. İşte Osmanlı' nın en büyük standardı kul hakkına riayet etmekti.
Kanuni Sultan Süleyman zamanında Osmanlı harp kadırgaları, Avrupa'daki bütün kadırgalardan fazlaydı. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul' u aldığında ordusu o dönemin en mütekamil ordusuydu. Son icatların hepsi ordunun içindeydi, en büyük toplar Fatih Sultan Mehmet tarafından döktürülmüştü. Osmanlı sadece Allah'ın yardımına değil, zamanın getirdiği bütün teknikleri kullanabilme stratejisine sahipti.
Osmanlı, Allah'ın indinde başka ülkeleri hiçbir zaman küçük görmemiştir. Bu yüzden Avrupa tebaası Osmanlı'ya hayrandı. Yüzbinlerce akıncının herbiri en az üç lisan bilirdi. O devrin en usta kılıç kullananları onlardı. Avrupa, akıncılar denildiğinde olduğu yerde dururdu.
Allah' ın düşmanları saraya girdikten sonra adım adım gerçek evliyaların yerini cinci hocalar aldı. İlk cinci hoca saraya Kösem Sultan zamanında girdi. Osmanlı'nın şaşası bir süre daha devam etti; ancak cinci hocalar evliyaların yerini alınca Allah'ın dostları devreden çıktı ve şeytanın dostları devreye girdi. Böylece Osmanlı duraklama ve gerileme devrine girdi.
Dünyaya askerlik stratejisini, askerliği öğreten Osmanlı'nın yerini, yabancı ülkelerdeki harp okulları aldı ve Osmanlı da subaylarını onların okullarına göndermeye başladı.
Böylece Nizam-ı Âlem olan Osmanlı'nın yerini Nizam- ı Cedit olan Osmanlı aldı. Nizam-ı Cedit; yeni nizam demek, Nizam-ı Âlem ise Âlem'e Nizam veren. Osmanlı yükselme devri boyunca Âlem'e Nizam veren muhteşem bir hüviyetteydi.
Osmanlı'yı Osmanlı yapan her devirde Allah'ın sevgisiydi, Allah' a duyulan hürmetti. Osmanlı Allah'ı sevdi, O'na aşık oldu, üst boyuta ulaştıklarında ise Allah'a hayran oldular. İnsan-ı Kâmil Osmanlı' nın içinde binlerceydi. Ordu sefere çıktığında her tarafta şenlikler yapılırdı. Sefere çıkmak, şehitlik için hazır bir sistem olarak kabul edilirdi. Herkes şehit olmak için savaş verirdi. Andrea Doria Osmanlı'dan korkmakta haklıydı." Siz hayatta kalmaya ne kadar önem veriyorsanız, onlar da savaşta ölmeye o kadar önem veriyorlar" demiştir.
Osmanlı'da Allah'ın dizaynını görüyoruz, her devirde Allah'ın dostlarına yardım ettiğini görüyoruz.
Öyleyse, Osmanlı'yı Osmanlı yapan, Osmanlı'yı tarihe unutulmaz insanlar olarak tanıtan kimdir? Allah.
Osmanlı tüm dünyaya meydan okuyan bir Allah dostları cennetiydi. Allah dostlarının nelere kaadir olduğunu tüm dünyaya gösterdiler. Onlar Nizam-ı Âlemdi. Öyleyse Osmanlı; evde, sokakta, çarşıda, askerde tüm dünyaya hep örnek oldular.
Osmanlı demek Allah'ın evliyaları demekti. .
|
|
|
|
 |
10-15-2007, 16:19
|
#3 (permalink)
|
|
Süper Kıdemli Üye
Style: 0
Ebu Zerr isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Jun 2007
Bulunduğu yer: Ankara
Kan Gurubu: b+
Yaş: 29
Mesajlar: 852
Thanks: 291
Thanked 773 Times in 468 Posts
Rep Puanı: 147
|
Osmanlı demek Allah'ın evliyaları demekti. .
Aman, Şehid Patrona Halil duymasın...
O evliya dediklernizden örnekler mi verelim acaba???
__________________
Müslümanım, müslümanlardanım demek kadar insanı özgür kılan bir söz yoktur ve olamazda. Bu söz, Rabbimizin vahyinden bizim dillerimize ve gönüllerimize nakş olan yüce bir anlam. Bu sözün anlamlandırılmış hali insan. Bu söz ile insan yaratılmışlar arasında seçkin bir vaziyet alıyor. Ahsen-i takvim makamından nakkaşlık vazifesini icra ediyor. Vahyi nakş ediyor muzdarip gönüllere. (Ahi Evran)
|
|
|
|
10-15-2007, 22:26
|
#4 (permalink)
|
|
Kıdemli Üye
Style: 0
tevhideçağrı isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Oct 2007
Kan Gurubu: Eklenmemis
Yaş: 36
Mesajlar: 177
Thanks: 18
Thanked 90 Times in 45 Posts
Rep Puanı: 21
|
Makedonya kralı Büyük İskender, Mısır'ı işgal ettiği zaman kendisinin Yunanlılar için ilah kabul edilen Jüpiter yıldızından geldiğini iddia ederek, uluhiyet davasında Firavun'u taklit etmiştir . Buna mukabil Yavuz Sultan Selim'in, Mısır tahtına nail olduğu zaman : "Mülk, Allah'ındır. şayet benim veya başka bir kimsenin yeryüzünde parmak ucu kadar toprağı olsa bu Allah'la ortaklık değil midir?" diyerek kulluk şuuruyla secde-i şükre kapanmıştır.
Konu tevhideçağrı tarafından (01-01-2008 Saat 08:48 ) değiştirilmiştir..
|
|
|
|
10-27-2007, 12:13
|
#5 (permalink)
|
|
Kıdemli Üye
Style: 0
nurşeyma isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Apr 2007
Yaş: 33
Mesajlar: 311
Thanks: 239
Thanked 579 Times in 308 Posts
Rep Puanı: 46
|
Fatih kundaktaki bebeyi katlettirirken de Allah başlarındamı idi acep,
Allah başlarında değil de kalplerinde olsaydı daha iyi olmaz mıydı
__________________
24/1 Şanı yücedir o kudretin ki, hakla bâtılı ayıran o Furkan'ı, bütün âlemler için bir uyarıcı olsun diye kuluna indirdi.
3 Böyleyken O'nun dışında bir takım ilahlar edindiler. Hiçbir şey yaratamaz bunlar. Kendileri yaratılmışlardır zaten. Kendi benlikleri için bile ne bir zarara güç yetirebilirler ne bir yarara. Ne bir ölüme güçleri yeter ne bir dirime ne de kabirden çıkarıp hesap sormaya.
30 Resul der: "Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur'an'ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular."
|
|
|
|
|
Bu Mesaj Icin nurşeyma Kardesimize Allah Razi Olsun Diyenler:
|
|
 |
|
 |
10-27-2007, 13:33
|
#6 (permalink)
|
|
Üye
Style: 0
zinnur isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 50
Thanks: 127
Thanked 89 Times in 44 Posts
Rep Puanı: 58
|
Osmanlıyı eleştirmek gerekirmi bilmiyorum ve liyakati acz içinde bir nesil olarak kendimde asla görmüyorum.Ama devletin bekası adına yapılan yanlışlar elbette olmuştur.Sevgili nurşeymanın dediği gibi Keşke devlet-i alinin bekasını kardeş katline değilde,başka sebebler üzerine bina etmiş olsaydı ceddimiz.Mutlaka bunun hesabını soracak olan ALLAH azze ve celledir.Masum bir insanın öldürülmesini tüm insanlığın öldürülmesi ile aynı gören Rabbimiz Ceddimize inşaallah merhamet ile nazar eyler.Dini mübin adına yapılan salih işleri dergahı izzetinde kabule karin eyler.Selametle
__________________
Rahman ve rahim olan ALLAH'IN adıyla: "Kötü sözlerin iman edenlerin içinde yayılıp duyulmasını arzu edenler(Yokmu) Dünyada da Ahirette de onlar için pek acıklı bir azap vardır.(onları)Allah bilir siz bilmezsiniz.
En-Nur:19
|
|
|
|
 |
|
The Following 3 Users Say Thank You to zinnur For This Useful Post:
|
|
 |
|
 |
11-02-2007, 00:56
|
#7 (permalink)
|
|
Kıdemli Üye
Style: 0
tevhideçağrı isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Oct 2007
Kan Gurubu: Eklenmemis
Yaş: 36
Mesajlar: 177
Thanks: 18
Thanked 90 Times in 45 Posts
Rep Puanı: 21
|
Osmanlıyı anlamak kolay değil!
Avrupa ülkeleri, bilhassa akıl hocaları İngilizler, planlarını hep İslam düşmanlığı üzerine kurdular; “Ne yapalım da İslamiyet zayıflasın, dolayısıyla Hıristiyanlık kuvvetlensin!..” Planlarını bunun üzerine bina ettiler. Dün olduğu gibi bugün de geçerlidir bu kural. Demokrasi, din ve vicdan hürriyeti kendileri için, yani Hıristiyanlık için geçerlidir. Müslümanlar için böyle bir şey söz konusu değildir. Nerede görülürse sinsice yok edilmelidir, prensibi uygulandı hep. En büyük düşmanları da Osmanlı oldu.
Sebebi de şu: İslamiyet’i, Eshab-ı kiramdan sonra gerçek manada, en mükemmel şekilde sadece Osmanlılar temsil etmişler ve üç kıtaya yaymışlar. Dünyanın en büyük Müslüman Türk İmparatorluğunu kurmuşlar. Türk=Müslüman olarak algılanmış asırlar boyunca. Hal böyle olunca da, nasıl yeni nesli Osmanlıdan uzak tutabiliriz hesabı yapıldı. Bu yapılmazsa gerçek İslamı öğrenirler diye korktular. Bunun için de Abbasilerden sonraki İslam tarihini dondurdular; yok farz ettiler. Çünkü bundan sonra, Selçuklular ve Osmanlılar dönemi geliyor. Ne zaman dolaptan çıkardılar? Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, yani Osmanlının fiilen bitişinden sonra.
Bu dönemi merak edenlere karşı da devamlı karalama kampanyaları düzenlediler. Çeşitli akıl almaz iftiralar sebebi ile de, Arap ülkelerinde ve bizde de bu kampanyalar kabul gördü. Bilhassa, Arap ülkelerinde Arap milliyetçiliğini kuvvetlendirerek, asırlardır kendilerine hizmet eden Osmanlıya Arap ülkelerini düşman ettiler.
Batı’nın bu faaliyetlerini, sadece biz söylemiyoruz, kendilerinden insaf sahibi olanlar da söylüyor. Bunlardan biri de, Alman ilim adamı Ord. Prof. Fritz Neumark’tır.
[Ord. Prof. Fritz Neumark (1900-1991), Hitler’den kaçarak 1933’te Türkiye’ye gelir. İstanbul Üniversitesi İktisat ve Hukuk fakültelerinde dersler vermiştir.
20 Temmuz 1936'da kurulan ve 1937 yılı yaz sömestresinde faaliyete geçen İktisat Fakültesi'nde (Umumi İktisat ve Maliye Teorisi Kürsüsü) başkanlığı da yapmıştır. 1952’de döndükten sonra Frankfurt Üniversitesi’nde rektörlük yapmıştır.]
Alman profesör Neumark ile bir kısım talebesi Boğaziçi’nde geziye çıkarlar. Talebelerden biri Prof. Neumark'a, (Avrupa bizi neden sevmez?) diye sorar. Prof. Neumark şu cevabı verir:
(Çok samimi olarak itiraf edeyim ki, Avrupalı, Türkleri sevmez ve sevmesi de mümkün değildir. Asırlardır kilisenin Türk ve İslam düşmanlığı Hıristiyanların hücrelerine sinmiştir. Sebeplerine gelince:
1- Müslüman olduğunuz için sevmez.
2- Sizler farkında değilsiniz ama, onlar şu gerçeğin farkındadırlar: Tarihten Türk çıkarılırsa tarih kalmaz. Osmanlı arşivi tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir.
3- Avrupa'nın pazarı idiniz. Şimdi Avrupa'yı pazar yapmaya başladınız.
4- En az 400 yıl Avrupa'da sırtımızda ve ensemizde at koşturdunuz.
5- Selçuklular Anadolu'yu, Osmanlılar ise orta Avrupa ve Balkanları Haçlı ordusuna mezar ettiler.
6- Sizi silah ile yenemeyenler, sizleri kendilerine benzeterek hakimiyet sağladılar.
7- Selçuklu ve bilhassa Osmanlı, İslamiyet uğruna her şeyini feda etmeseydiler, İslamiyet bugün belki sadece Hicaz'da varlığını devam ettirirdi, kaldı ki Vehhabiliği kuranlar da, İngiliz Dominyon Bakanlığı'nın adamlarıdır. Batı her yerde İslamiyet’i, sapık inançlara kanalize etti. Ama Osmanlı, Asr-ı Saadeti devam ettirdi.
8- Kilise size kin kusmaktadır, sebepleri yukarıdadır.
9- Ben Türkiye'ye geldiğimde 2 üniversiteniz vardı, şimdi 19 üniversite var. [O tarihteki sayı]
10- Sizler, gerçek hüviyetinize döndüğünüz an Avrupa'nın refahı ve medeniyeti yıkılır.
11- Yine sizler, Avrupa'nın tarihi düşmanısınız ve daima düşman olarak kalacaksınız.)
***
Yukarıda, Alman Profesör Fritz Neumark’ın, “Osmanlı Arşivi tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir” sözünü nakletmiştim. Gerçekten de bugün Osmanlı bütün müesseseleri ile ortaya çıkarılmış değildir. Çıkarılması için çalışanların önüne çeşitli engeller çıkartılmıştır. Hatta Osmanlıya sahip çıkılmaması, antlaşma maddeleri arasında yer aldı.
Engeller olmasa bile Osmanlıyı incelemek, anlamak kolay değildir. Anlamak için önce Osmanlının gayesini, varoluş sebebini bilmek gerekir.
Ömrü boyunca Osmanlı tarihini inceleyen tarihçi İsmail Hakkı Uzunçarşılı; Osmanlı tarihinin arşiv vesikaları incelenmeden, kanunname ve yazma eserler okunmadan, Osmanlının doğru öğrenilmeyeceğini savunur ve bu konuda şöyle der:
“Tarih meraklılarına şunu söyleyeyim ki, Osmanlı tarihini yalnız basma eserlerden okurlarsa, pek noksan ve kısmen de hatalı bilgi elde etmiş olurlar. Altı buçuk asırlık devamlı bir tarihi olan Osmanlı İmparatorluğunun siyasi, mali, iktisadi, askeri, ilmi, sosyal vb. vaziyeti, hakiki kaynaklara dayanılarak tetkik edildiği zaman bu devletin bütün azametiyle çehresi meydana çıkar.
Başka türlü, sathi, derme çatma bilgi ve basit tetkik ile, haklı olarak bu hayret ve takdire şayan azamet ve kudretin anlaşılmasına imkan yoktur. Yine bunun gibi, bu devletin gerileme ve yıkılması ve buna dair olan vesikalar ve eserler iyice incelenmedikçe, doğruyu görmek imkansızdır.
Ben ancak kanunnamelerle vesikaları tetkik ettikten sonradır ki, bu hususta ne kadar sathi bilgi sahibi olduğumu anladım. Pek çok darbelere rağmen neden Selçuk, Cengiz ve Timur imparatorlukları gibi az zamanda parçalanıp dağılmadığını ve köşesinden bucağından koparıldığı halde dimdik ayakta durduğunu ancak idrak edebildim.”
Ömrü Osmanlı tarihini incelemekle geçmiş bir ilim adamının böyle söylemesi; tarih kitaplarının dışında tarih bilgisi olmayan zavallıların ileri geri konuşanların ne kadar büyük bir hezeyan içinde olduklarını gösterir...
Osmanlı İmparatorluğunun bu kadar uzun süre hayatta kalmasını yabancı ilim adamları ise şuna bağlıyorlar: “Roma İmparatorluğunun Yükseliş ve Çöküşü” adlı kitabıyla tanınan ünlü tarihçi Gibbons şöyle diyor:
“Osmanlıların hoşgörüleri, ister siyaset, ister halis insaniyet neticesiyle meydana gelmiş olsun, Osmanlıların, yeni zaman içinde milliyetlerini tesis ederken dini, hürriyet ilkesini siyasetinin temel taşı olarak kabul eden ilk millet olduğu itiraz kabul etmez bir durumdur. Hıristiyan dünyasındaki arası kesilmeyen Yahudi katliamları ve Engizisyona rağmen, Osmanlıların idaresi altındaki Hıristiyanlar ve diğer dinlerdeki milletler korkusuz bir şekilde ahenk ve uyum içerisinde yaşıyorlardı...”
[En önemli Ortadoğu uzmanlarından kabul edilen, Fransa’da Aix-en-Provence Üniversitesi'nde Siyasi ve Kültürel Antropoloji dersi veren, Fransız siyaset bilimcisi Bruno Etienne de şöyle diyor:
“Osmanlı İmparatorluğundaki köleler, bugünün sözde özgür bireylerinden daha çok özgürlüğe sahiptiler.”
[Alman müsteşrik Franz Babinger ise, “Osmanlı padişahının ülkesinde herkes kendi halinde, bahtiyar olabilirdi. Mutlak bir dini hürriyet hüküm sürerdi ve kimse şu veya bu inanca sahip olduğundan dolayı bir güçlükle karşılaşmazdı” demektedir.
18. asırda uzun yıllar İstanbul’da bulunmuş ve Osmanlı kurumlarını etraflıca inceleyip anlatmış olan İsveçli diplomat D’ohsson da şunları söylüyor:
“Kur’an-ı kerimi tanıyanların zihnine ve hafızasına nakşedilmiş olan prensipler, onları yeryüzündeki insanların en insaniyetlisi en hayırseveri haline getirmiştir. Bütün bu faziletlere rağmen Avrupalıların barbar demesi, yırtıcı bulması, savaşlardaki gayretlerine göre hüküm vermesinden ileri gelir.
Ama bir milletin gerçek karakteri savaş alanının silah gürültüleri arasında tayin edilemez. Türkleri gerçekten tanımak isteyenler, onların faziletlerini değerlendirmeli, törelerin karakter ve fiillerindeki tesirlerini muhakeme etmeli, onları barış zamanındaki örf ve âdetleri içinde incelemelidir.
Türkler, savaşta ne kadar sert, ne kadar mağrur ve yırtıcı iseler, barışta da o kadar sakindirler. En büyük kahramanlıkları gösteren, gözlerini kırpmadan ateşe atılan bu insanlar, günlük hayatlarına döndükleri zaman gerçek karakterlerini alırlar. O zaman onların beşeri duygularla dolu hayırsever kimseler olduğu anlaşılır.
Bu duygu bütün Türklere şâmildir. Hepsinin de ruhuna öylesine derin bir şekilde işlemiştir ki, savaşta birer cesaret timsali olan bu kimseler, barışta fakir babası, düşkünün dostu olurlar. İçlerinde en kötüsü en hasisi bile yine de bir vazife olarak iyilik etmekten çekinmez....”
|
|
|
|
 |
 |
|
 |
11-02-2007, 12:28
|
#8 (permalink)
|
|
Guest
Style: 0
islamci isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Oct 2007
Kan Gurubu: Eklenmemis
Mesajlar: 122
Thanks: 818
Thanked 269 Times in 176 Posts
Rep Puanı: 0
|
1.neden osman gazi nin haricindeki hemen tüm padişahlar yabacı kadınlarla evlendi.padişahlarla evlenen yabancı kadınların müslüman olması dinin emri değilmiydi.anneleri yabancı olan kaç padişah var.
2.devlet menfeatı da olsa kardeş katli doğrumudur.5-6 yaşındaki bir kardeşlerin bile ileride osmanlı menfeatına ne zarar vereceğine kim nasıl karar verdi.
3.osmanlının devşirme sistemine başlamasından sonra kaç tane yabancı devlet adamı osmanlı yönetmiş.türk devlet adamlarına güvenmi yoktu.
4.neden sarayda farsça veya arapça şarkılar ve müzik aleteleri serbes iken türkçe türkü söylenmesi ve saz çalınması yasaktı.
5.neden hiç bir osmanlı padişahı hacca gitmedi.
6.600 yıl din adına savaştığını söyleyen osmanlı devleti zamanında kaç hiristiyan ülke müslüman yapıldı.şu an kaçı hala müslüman.niçin müslüman ülkelerede sefer yapıldı.osmanlı zamanında ölen askerlerin şehitliğinde şaibe yokmu.
7.yıldırım ile timur her ikiside türk olduğu halde neden savaştı
8.osmanlı matbaanın ülkeye girmesi için neden kırk yıl direndi.kitapların artması ,dolayısıyla daha çok insanın ve daha kolay bir şekilde eğitilmesine neden karşı idiler.
9.vahdettin gerçekten hainmiydi.
10.enver,talat ve ziya paşaların ülkeye verdiği zararlar neydi. bu paşaların akibeti ne oldu.
osmanlının bilinmeyen yüzleri bunlar. islam adına kurulmuş bir devlet gibi gösterilip övünmemek gerek. madem islam adınaydı neden yok oldu ve helak oldu. eğer doğru yol üzerinde bulunsalardı helak olmazlardı.
|
|
|
|
 |
 |
|
 |
11-03-2007, 06:17
|
#9 (permalink)
|
|
Süper Aktif Üye
Style: 0
Mücahid isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Mar 2007
Bulunduğu yer: Tr
Memleket: Dünyalı
Kan Gurubu: B rh +
Mesajlar: 2.518
Thanks: 6.076
Thanked 5.825 Times in 2.054 Posts
Rep Puanı: 1446
|
Alıntı:
islamci Nickli Üyeden Alıntı
1.neden osman gazi nin haricindeki hemen tüm padişahlar yabacı kadınlarla evlendi.padişahlarla evlenen yabancı kadınların müslüman olması dinin emri değilmiydi.anneleri yabancı olan kaç padişah var.
2.devlet menfeatı da olsa kardeş katli doğrumudur.5-6 yaşındaki bir kardeşlerin bile ileride osmanlı menfeatına ne zarar vereceğine kim nasıl karar verdi.
3.osmanlının devşirme sistemine başlamasından sonra kaç tane yabancı devlet adamı osmanlı yönetmiş.türk devlet adamlarına güvenmi yoktu.
4.neden sarayda farsça veya arapça şarkılar ve müzik aleteleri serbes iken türkçe türkü söylenmesi ve saz çalınması yasaktı.
5.neden hiç bir osmanlı padişahı hacca gitmedi.
6.600 yıl din adına savaştığını söyleyen osmanlı devleti zamanında kaç hiristiyan ülke müslüman yapıldı.şu an kaçı hala müslüman.niçin müslüman ülkelerede sefer yapıldı.osmanlı zamanında ölen askerlerin şehitliğinde şaibe yokmu.
7.yıldırım ile timur her ikiside türk olduğu halde neden savaştı
8.osmanlı matbaanın ülkeye girmesi için neden kırk yıl direndi.kitapların artması ,dolayısıyla daha çok insanın ve daha kolay bir şekilde eğitilmesine neden karşı idiler.
9.vahdettin gerçekten hainmiydi.
10.enver,talat ve ziya paşaların ülkeye verdiği zararlar neydi. bu paşaların akibeti ne oldu.
osmanlının bilinmeyen yüzleri bunlar. islam adına kurulmuş bir devlet gibi gösterilip övünmemek gerek. madem islam adınaydı neden yok oldu ve helak oldu. eğer doğru yol üzerinde bulunsalardı helak olmazlardı.
|
Aslını ve neslini inkar eder bi tavırda ne kadar da iri eleştirilerde bulunmuşsun sevgili islamcı.HİLAFETİN hamiliğini yapan,DOĞU ROMA yı yerle bir eden,HİCAZA teren yolu döşeyen bizim ceddimiz değilmi.Bi düşün istersen ne yapmışlar demeden önce.Elbette eleştirilemez değiller mutlaka hataya düştükleri anlar yanlış aldıkları kararlar vardır.Sultan VAHDETTİN Allah ondan razı olsun birilerinin dikte ettirmeye çalışltığı gibi bir hain olmamıştır asla.Anadoluda yakılan diriliş ve kurtuluş ateşini yakan ilk kıvılcım şahsi servetinden yaptığı harcamalar ile organize edilmiştir.Tabi bu her ne kadar saklansa da...Dua ile
__________________
[SIGPIC][/SIGPIC]
Suskunluğum aseletimdendir...
Her lafa vercek bi cevabım var elbet...
Lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...
Birde söyleyene bakarım adammı diye...
|
|
|
|
 |
|
Bu Mesaj Icin Mücahid Kardesimize Allah Razi Olsun Diyenler:
|
|
 |
|
 |
11-03-2007, 08:13
|
#10 (permalink)
|
|
Kıdemli Üye
Style: 0
tevhideçağrı isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Oct 2007
Kan Gurubu: Eklenmemis
Yaş: 36
Mesajlar: 177
Thanks: 18
Thanked 90 Times in 45 Posts
Rep Puanı: 21
|
Osmanlı’da Sistem
Toprak İdaresi
Ekonomi her zaman canlıydı. Ekonominin standartlarına baktığımız zaman burada bir temel özellik görürüz: Osmanlı, ademi merkeziyetçiydi. Yani merkezden idare edilen bir ekonomik nizam, merkeze bağlı bir totaliter sistem çalışmazdı. Bütün büyüyen arazi parçaları, oranın başına getirilen mahalli idareciler tarafından veya muhtelif isimleri olan liderler tarafından oluşturulurdu. Her toprak parçası mutlaka işlenirdi. Haslar, zeametler ve benzer isimlerle devreye giren toprak mülkiyetleri, oradakilere verilirdi. Onlar üretimlerini yaparlardı. Devlete de vergi verirlerdi. İşgal edilen topraklar devletin olup, hiçbir zaman merkez tarafından verilen emirlerle, devlet tarafından işletilmezdi. Sorumluluk oradaki reayaya, oradaki sahiplere aitti. Ve bunlar asker beslemek mecburiyetindeydiler. Bu askerler sonraki akıncıları oluşturacaktır. Akıncılar, Osmanlı'nın medar-ı iftiharıydı.
Sisteme dikkat ediyor musunuz sevgili okuyucular? Devlet, Osmanlı'nın her el koyduğu yeni toprak parçasının işletilmesini oradakilere verirdi. Ve onlar işletirlerdi. Devlet işletmeye karışmazdı. Ve herkes kendi menfaatlerini ve Devlet-i Aliye'nin menfaatlerini korumak üzere en iyi işletmeyi tahakkuk ettirmek mecburiyetindeydi. Devletin istediği şey, bu üretim standartlarına paralel olarak o kişilerin yeterli miktarda asker beslemesini temin etmekti. Ve böylece bütün Osmanlı memaliki(memleketleri), Afrika'da, Balkanlar'da, Kafkaslar'da, Avrupa'da hep aynı standartlarda oluşturulmuştu. Özellikle Avrupa bunun çok güzel örneklerini sergiler.
Haberleşme
Osmanlı'da öyle bir haber iletme sistemi uygulanırdı ki, ülkenin bir ucundan öbür ucuna bir iki gün içerisinde mutlaka haber ulaştırılırdı. Her menzilde hazır atlar beklerdi ulaklar için. Ve en uzun menzillere, en hızlı atlarla yapılan ulaştırma faaliyeti bir uçtan bir uca bütün Osmanlı memleketlerini kaplardı. Herkes vazifesinin bütün sorumluluğunu sonuna kadar yüklenirdi. Ve her zaman başarılı olurdu.
Esnaf Ahlakı
Osmanlı'da tasavvuf mensubuydu bütün ustalar. Yaptıkları mallar dünyaya örnek kabul edilirdi. Çünkü usta, insanları aldatmak için onlara en ucuza malettikleri değersiz malları, yüksek satış fiyatıyla satmayı düşünmezdi. Mesleğinin Allah için olduğunu bilirdi. Ve o strateji içerisinde en iyisini üretmeye çalışırdı. Ve ustalar, kalfalar, çıraklar ürettikleri malın "nam olsun" standardının sahibiydiler. En dürüst ölçeklerde üretimlerini yaparlardı. Ve devletin vergileri en adil standartlarda alınırdı. Ölçek %10'du.
Sevgili okuyucular, anlayabiliyor musunuz şimdi bizim vergi dilimlerindeki azalmayı mutlaka sağlamamız lâzım geldiğindeki hikmeti?
Bir çiftçi için, ürettiğinin sadece % 10'unu devlete vermek demek, %90'ının kendisine kalması demekti. Ve bu çiftçi normal toprağın sahibiyse, eğer topraklar, oradaki sorumluya teslim edilmişse, onlar da devlete vergi verirlerdi. Üretim faaliyeti, zenaat erbabı tarafından en güzel standartlarda oluşturulur ve ustalarca en kaliteli mallar üretilirdi.
Osmanlı, tarihinin uzun devresinde hep altın parayla alış verişini yapmıştır. Peki altın parada, enflasyon söz konusu olabilir mi? Evet. Eğer paranın ayarını değiştirirseniz, derhal mal fiyatları yükselir. Böyle bir şeye bir defa tevessül edilmiştir. Osmanlı'nın düşme devresinde sıkıntıya uğradığı zaman, paraların ayarında eksiltme yapıldı ve piyasada paralar derhal değer kaybetti, mallar değer kazandı.
Öyleyse altın paraların da kıratlarının hiçbir zaman değişmemesi asıldır; altın para rejiminin olduğu ülkelerde. Ama gelecekte eğer altın sertifikası hükmündeki bir kâğıt para piyasada dolaşırsa, altın temsilcisi bir para, onun karşılığı zaten saf altındır. Şu kadar gram altının karşılığı dediğiniz zaman, o ölçü 24 ayardır. Saf altındır. Saf altının gramajına göre dizayn edilir. Öyleyse orada bu tarzda bir enflasyonun olması, hiçbir zaman mümkün olamayacaktır.
İşte Osmanlı, adalete riayet eden, ekonomide kimsenin kimseyi aldatmadığı, hiç kimsenin fahiş fiyatlarla mal satmasının imkânı olmadığı bir güzelliği yaşadı. Ve her zaman herkese yetecek kadar mal, her zaman hazır oldu.
İlim
Osmanlılar, her konuda olduğu gibi ilim alanında da çok Ilerlemişlerdi.Kendilerinden önce yazılmış ve asırlarca Avrupa ve Müslüman medreselerinde okunmuş klasik eserlerle yetinmemişlerdi.
Yaptıkları çalışmalarla mikroskobun icadından çok daha evvel, hastalıkların gözle görülemeyen canlılar tarafından meydana getirildiğini söyleyebilmişler, doku uyuşması daha bilinmezken, organ nakli hayal dahi edilemezken, buna dair uygulamada bulunabilmişler, akıl hastalarının tedavisi ile ilgilenmişlerdi. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri: "Biz uzayı, Tillo'nun sokaklarından daha iyi biliriz." diyebiliyordu. 1500'lü yıllarda Piri Reis, bir harita yapıyor. Bu haritada Gronland'ın üç adadan olduğu kesinlikle anlaşılıyordu. Aynı harita Kahire'nin 30 km üzerinden çekilen fotoğrafla aynıdır. Hasan Celal, bundan beş yüz yıl evvel, barutu macun haline getirerek füze yapmış ve onunla uçmayı başarmıştı. Hazerfen Ahmet Çelebi, Galata Kulesi'nden Üsküdar'a uçarak ulaşmıştı.
Akıllara durgunluk veren bu ilmî hadiseleri, sadece çalışmakla ve araştırmakla açıklamak mümkün görünmemektedir. Bunların hepsi Allah'ın yardımıyla gerçekleşen şeyler. Öyleyse Allah'ın indinde Osmanlı Devleti'ne dikkatle bakın. Bu durum bize, onların Allah'ın yardımını aldıklarını kesin ve ürpertici bir şekilde göstermektedir.
Tıp:
Fatih'in hocası ve mürşidi Akşemseddin Hazretleri, mikroskobun icadından daha çok çok zaman önce bir eserinde, hastalıkların gözle görülmeyen canlılar tarafından meydana getirildiğini yazmış; Mâddetü'l-Hayât adlı eserinde büyük bilgin ve mutasavvıf, mikrop ve bakteri nazariyesinde şunları söylemiştir:
"Cümle marazların (hastalıkların), sûret-i nev'iyyesi hasebiyle (çeşitli sûretleri bakımından) nebât ve hayvanlarda olduğu gibi tohumları ve asılları vardır, ot tohumu ve ot kökü gibi.."
Operatör Amasyalı Sabuncuoğlu Şerafeddin, 1465'te yazıp Fatih Sultan Mehmed'e sunduğu Cerrâhiyye-i İlhâniyye'sinde hem cerrâhî müdahalelere ait, hem de operatörlük aletlerini gösteren resimler yapmış, operatörlüğün bir çok meselesini kendi tecrübelerine dayanarak izah etmişti.
Sonraki asırda Antakyalı Dâvud da, operatörlüğe ait izahat vermiş, insan organlarını hayvanlarınki ile mukayese etmiş, beynin dışında, ak madde içinde boz madde olduğunu söylemiş, dokunma duygusuna ait ileri görüşler ileri sürmüştü.
İstanbul'un fethinden önce Hacı Paşa, Şifâü'l-Eskanın ve Devâ'il-Âlâm adlı eserinde hastalıkları çok iyi anlatmış; meselâ zatürrenin klinik bulgularını çok güzel tarif etmişti.
Organ nakli yapıldığı konusunda da bazı işaretler vardır. Şerefnâme'de anlatılan şu vak'a örnek gösterilebilir:
Kanuni devrinde Arab Şah Bey Türkmen kumandasında bir Safevî birliği, Palu'ya kadar sokulmuştu. Bu vuruşmada askerlerinden bir genç, bir kılıç darbesiyle başından yaralandı. Kılıç, kafatasından bir kemiği alıp götürmüştü. Bir cerrah, muharebe meydanında şehid olanlardan birinin kafatasını açtı. Bir kafatası kemiği uçup beyni görünen Osmanlı askerinin kafatasına, o kemiği ilâve edip dikti. Bu ameliyattan sonra Osmanlı askeri yıllarca yaşadı.
Cüzzam'ın tedavisi ile de uğraşılmıştı. Fatih'in oğlu II. Beyazid, Edirne'de Kirişhane mahallesinde bir cüzzam hastahanesi yaptırmıştı.
Akıl Hastalarının Tedavisi:
Bir ayrı branş da akıl hastalarının tedavisi idi. Bu branşta Türk doktorları XIX. asra kadar, Batı'dan üstündüler.
Akıl hastaları XVIII. asra kadar, Avrupa'da "Şeytan'la işbirliği yapan melun mahluk" muamelesi görür, çok defa diri diri yakılırlardı. Osmanlıda daha XV. asırda bile akıl hastaları için imar edilmiş darüşşifâlar vardı. Hastalar dertlerine özel, Türk mûsikîsi makamlarıyla tedavi edilmeye çalışılırdı. Yalnız mûsikî ile değil, hususi yemekler, çiçekler ve manzaralar ile de tedavi uygulanıyordu. Bilhassa kuş etleri veriliyordu. Her hastanın odasına iki pencere konuyordu. Pencereler tercihen gül bahçesine bakıyordu.
Aşının Türk hekimleri tarafından keşfedildiği, Batı'da da kabul edilmektedir. 1695'te İstanbul'da, çocuklara çiçek aşısı yapıldığını biliyoruz. Hafif çiçek çıkartan çocukların, su toplamış çiçeklerinin suyu alınıyordu. Çiçek çıkarmamış çocuğun veya büyüğün kolu çizilip biraz kanatıldıktan sonra bu çiçek suyu sürülüp aşılanıyordu. Aşılanan yerde kabarcık oluyor, aşılanan şahıs bir gün ateşleniyor, fakat yıllarca çiçek hastalığına salgın içinde yaşasa bile tutulmuyordu.
Astronomi:
Fatih devrinde Kadızâde-i Rûmî, bir derecelik kesir ceybinin yarım kutur 1 sayıldığına göre 0,17452406437 olduğunu bulmuştur.
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, asrının en büyük mütefekkir ve mutasavvıfıdır. Mârifetnâme adlı eserinde, şekiller de çizerek Kopernik kanunlarından bahseder.
Batıda Kopernik Kanunları, Mârifetnâme'nin telifinden birkaç yıl sonra, 1757'de Kilise tarafından öğretilme yasağı kaldırılmış bulunuyordu. XVIII. asrın sonlarında, Laplace'a kadar Fransa'da, güneşin değil arzın merkez olduğunu savunan bilim adamları vardı.
Mârifetnâme'de psikiyatriden, atomdan, deney yapılmadan hiçbir şeyin isbat edilemeyeceğinden bahsetmektedir.d
|
|
|
|
 |
|