Islam Forum - Ne Olursan Ol Gel

Zurück   Islam Forum - Ne Olursan Ol Gel > Islamforum Turkish > Tarihi Bilgiler

Tarihi Bilgiler İslam ve Türk Tarihi Hakkında Herşey

Banner Degisimi ile Beraberce Daha Fazla Kitlelere Ulasalim

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil

Alt 09-17-2007, 17:50   Themenautor   #11 (permalink)
Süper Aktif Üye
 
alptraum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Style: 0
 
alptraum isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Jan 2005
Bulunduğu yer: Aşk`dan
Memleket: Ankara
Kan Gurubu: A rh(+)
Mesajlar: 2.869
Thanks: 526
Thanked 1.934 Times in 860 Posts
alptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Rep Puanı: 790
Referrals: 25
ABDURRAHMAN CÂMİ

(Devamı..)

Eserleri:
Kaynaklarda Câmi'nin Farsça ve Arapça kırk beşin üzerinde eseri bulunduğu zikredilmektedir. Ancak bunların bir kısmı günümüze ulaşmamıştır. Eserlerinin konusunu tasavvuf, edebiyat, edebi ve dini ilimler teşkil eder. Cami, tasavvufa dair yazdığı müstakil risale ve kitapları yanında tasavvufi görüşlerini bütün manzum ve mensur eserlerine serpiştirmiştir. Bu bakımdan eserlerinin konu itibariyle tasnife tabi tutulması oldukça güçtür.


A) Manzum Eserleri.

1. Divanları. Cami, müstakil mesnevileri dışındaki kaside, terciibend, terkibibend, gazel, kısa mesnevi, kıta, rubai ve muammalardan ibaret olan şiirlerini üç divanda toplamıştır. Ali Şir Nevai'nin arzusu üzerine bu divanların her birini yazıldıkları dönemleri belirtecek şekilde adlandırmış, birincisine oldukça uzun olmak üzere her üç divana birer mukaddime yazmıştır. Bu mukaddimelerde nesir ve şiir halinde ifade edilen sözün öneminden bahsederek nesir yazarlığı gibi şairliğin de asla vazgeçilmesi mümkün olmayan işlerden biri olduğunu söylemiş, şiir ve edebiyatın değerini ayet ve hadislerden deliller getirmek suretiyle ispata çalışmıştır. Fatihatü'ş-şebab adını verdiği ilk divanı 884 (1479) yılında tertip edilmiş olup gençlik yıllarına ait şiirlerini, ertesi yıl düzenlediği Vasıtatü'l- ıkd adlı divanı orta yaş şiirlerini ihtiva eder. Hatimetü'l-hayat adıyla 896 (1491) yılında düzenlediği üçüncü divanı ise yaşlılık dönemi manzumelerinden oluşmaktadır. Câmi, Divanlarında çoğunlukla aşıkane gazeller olmak üzere şuur ve irfan kaynağından süzülmüş hikmetli öğütlerin yer aldığını, insanın dünya ve ahiretini telef edecek alçakların övgüsüne dair bir şey bulunmadığını, sultanlarla ilgili methiyelerin gönül almak ve kendini beğendirmek maksadıyla değil birer zaruret sonucu kaleme alındığını söyler. Câmi'nin divanları İran dışında İstanbul (1284 /1867), Leknev (1876), Kanpur (1890) ve Lahor'da (1933) basılmıştır. Divanların İran'da Hüseyin Pejman'ın önsözüyle yapılan baskısında Câmi'nin bütün şiirleri mevcut değildir. Haşim Razi'nin 302 sayfalık mukaddimesiyle birlikte Divan-ı Kamil-i Câmi adıyla yapılan baskı ise Cami'nin üç divanını da kapsamaktadır. Divanların oldukça eksik olarak Almanca'ya yapılan tercümeleri Leipzig (1855) ve Wien'de (1858) yayımlanmıştır.

2. Heft Evreng. Câmi'nin Silsiletü'z-zeheb, Selamanü Ebsal, Tuhtetü'l- ahrar, Subhatü'l- ebrar

Yüsuf u Züleyha, Leyla vü Mecnun, Hıredname-i İskenderi adlı yedi mesnevisinden oluşan bir eserdir. Çeşitli yazma nüshaları bulunan eser Murtaza Müderris-i Gnani tarafından neşredilmiştir.

3. Hadisi Erbain. Çihl Hadis diye de anılan bu risale, kırk hadisin Farsça manzum tercümelerinden ibarettir. Eser Erba'in adıyla Tahran'da (1295) taş basması olarak neşredilmiştir

4. Risale-i Terceme-i Kelimat-ı Kudsiyye. Hz. Ali'nin bazı sözlerinin manzum tercümeleridir

5. Risale-i Sagir der Mu'amma. 890 (1475) yılında yazılan eserin Bihişti Ramazan Efendi tarafından Şerh-i Manzume-i Muamma adıyla yapılan Türkçe şerhi 977'- de (1569-70) tamamlanmıştır.


B) Mensur Eserleri.

1.Nefehatü'1-üns. Câmi'nin, erkek ve kadın büyük sufilerin hal tercümeleriyle tasavvufi terimlerin açıklamalarını ihtiva eden en önemli eseridir. Birçok yazma nüshası bulunan eser, Lamiî Çelebi tarafından çeşitli ilavelerle Türkçe'ye tercüme edilmiştir.

2.Nakdü'n-nusus ii' şerhi Nakşi'l-Fusüs. Câmi, Muhyiddin İbnü'l-Arabi'nin meşhur eseri Fususü'l -hikem'i Nakşül-Fusus adıyla ihtisar etmiş, daha sonra Farsça olarak Nakdü'n-nusüs adıyla şerhetmiştir. Önce FusüsüI-hikem'deki terimlerle prensipler anlatılmış. daha sonra eserin bölümleri belli bir tertibe göre şerhedilmiştir. Telifi 863 (1459) yılında tamamlanan ve çeşitli baskıları olan eser son olarak W. C. Chittikk tarafından yayımlanmıştır.

3.Şerhu Fusüsü'l-hikem. Fusüsü'l- hikem 'in Arapça şerhi olup 896 (1491) yılında kaleme alınmıştır. Eser. Abdülgani en - Nablusi' nin Şerhu Cevahiri'n-Nusüs fi halli kelimati'l-Fusus adlı eserinin kenarında basılmıştır.

4.Eşi'atül-Lema'ât. Şerh-i Lema'at olarak da anılan bu kitap. Fahreddin-i Iraki'nin Lema'at adlı eserinin şerhidir. Cami'nin Ali Şir Nevai'nin isteği üzerine yaptığı bu şerh 886 (1481) yılında tamamlanmıştır. Çok sayıda yazma nüshası bulunan eser ayrıca Tahran'da basılmıştır

5.Leva'ih. Farsça secili nesirle kısa makaleler halinde yazılmış olup tasavvufi konuları ihtiva eden eserin 870 (1465) yılında telif edildiği sanılmaktadır. Birçok yazma nüshası bulunan eser İstanbul (1312), Leknev (1880, 1936) ve Tahran'da (1312) neşredilmiştir. Leva'ih, E. H. Whinfield ile Mirza Muhammed Kazvini tarafından Levaih Treatise of Sufism adıyla İngilizce'ye (Londra 1928) ve sadece ilk bölümü Türkçeye çevrilmiştir (İstanbul 1291).
6.Risale-i Tehliliyye. Kelime-i tevhid hakkında kaleme alınan bir risaledir

7.Sühanan-ı Hace Parsa. Nakşibendi Şeyhi Muhammed Parsa'nın eserlerindeki bazı sözlerden derlenmiş bir risaledir

8.Risale fi'l-vücud. Varlığın mahiyeti ve Allah'ın varlığının ispatına dair bir eser olup N. L. Heer tarafından Arapça metni ve İngilizce tercümesiyle birlikte

9. Serrişte-i Tarik-i Hacegan. Risale fi zikr adıyla da anılan eser, Nakşibendi esaslarına göre zikirden ve kulun bununla Allah'a yönelmesinden bahseder.

10. Tefsi'rü'l- Kur'an. Ftiha 'dan itibaren Bakara süresinin 23. yetine kadar olan kısmın tefsiridir. Önsözünden anlaşıldığına göre Cami Kur'n-ı Kerim'in tamamını tefsir etmeyi düşünmüş, ancak eserini tamamlayamamıştır. 883 (1478) yılından sonra telif edilen eserin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunmaktadır.

11. Risale-i Şerh-i Hadis. Ebu Zer el-Ukayli'nin rivayet ettiği bir hadisin şerhidir.

12. Risale der Menasikül-hac. Câmi bu eserini hacca giderken kısa bir süre kaldığı Bağdat'ta 22 Şaban 877 (22 Ocak 1473) tarihinde tamamlamıştır. Bir girişle yedi bölümden oluşan eserin son kısmı Arapçadır. Çeşitli kütüphanelerde yazma nüshaları mevcuttur.

13. Şevahidü'n-nübüvve. Peygamberliğin delilleri ve Hz. Peygamber'in risaletinden, Ehl-i beyt, sahabe ve tabiinden başlayarak din büyüklerinin hayat ve faziletlerinden bahseden eseri Câmi, Ali Sir Nevai'nin arzusu üzerine 885 (1480) yılında telif etmiştir. Nefehatü'l-üns'ü tamamlar mahiyette olan kitabın henüz ilmi bir neşri yapılmamıştır. Hindistan (1279, 1288) ve Leknev'de (1876, 1882) basılan eseri Lamii Çelebi Terceme-i Şevahidü'n-rıübüvve adıyla Türkçeye çevirmiştir.

14. Baharistan. Sa'di'nin Gülistan'ı örnek alınarak yazılmış Farsça ahlaki ve edebi bir eser olup M. Nuri Gencosman tarafından aynı adla Türkçeye tercüme edilmiştir (İstanbul 1949).

15. el-Feva'idü'z-ziya'iyye. Hayatta kalan tek oğlu Ziyaeddin Yusuf için kaleme aldığı bu eser. Cemaleddin İbnü'l-Hacib'in el-Kafiye'sinin şerhidir. Telifi 11 Ramazan 897'de (7 Temmuz 1492) tamamlanan ve Şerh-i Molla Câmi, Molla Câmi veya sadece Câmi adlarıyla anılan Arap gramerine dair bu eser. Türk medreselerinde son zamanlara kadar ders kitabı olarak okutulmuştur. Bu şerhin de Haşiyeleri yapılmış, Terceme-i Feva'idü'z-ziya'iyye adıyla Abbas Kulı Sipihr tarafından 1282'de (1865) Farsçaya çevrilmiştir

16. Risale der İlm-i Kafiye. Risale-i Kafiye olarak da anılan eserde redif ve kafiyenin tarifinden sonra kafiye ilmine ait terimler açıklanmaktadır.

17. Tecnisü'lluğat. Cinas sanatı hakkında bir risaledir

18. Risale-i Musiki. Musiki nazariyatı hakkındaki bu eser 890 (1485) yılında kaleme alınmıştır.

19. Kitab-ı Şart. Risale-i Şart adıyla da anılan eser Arapçanın sarfını Farsça olarak açıklar.

20. Risale-i Münşe'at. Câmi'nin mektuplarından oluşan bir eserdir. Beş bölüme ayrılan risalede Farsça manzum mektuplar da yer almaktadır. Câmi'nin, çağdaşı olan şeyh, âlim, sultan ve devlet ileri gelenlerine yazdığı bu mektuplar tarihi açıdan da önemlidir. Sadece Mürşe'at adıyla da anılan risale basılmıştır.

21. Risale-i Kübra der Muamma. Câmi'nin muammaya dair yazdığı en büyük risale olup Risale-i Evvel der Muamma adıyla da anılmaktadır.

22. Risale-i Mutavassıt der Muamma

23. Risale der Beyan-ı Kavaid-i Muamma

24. ed - Dürretü 'l- fahire. Kelamcılar, felsefeciler ve mutasavvıfların akidelerinin mukayese ve muhakemesine dair orijinal bir eser olup Fatih Sultan Mehmed'in isteği üzerine 886 (1481) yılında Arapça olarak kaleme alınmıştır. Câmi bu eserinde, asırlarca üzerinde tartışılan Allah'ın varlığı ve birliği, sıfatlarının, ilminin, iradesinin mahiyeti, kelamının kadim ve âlemin ezeli olup olmadığı gibi konuları ilmi usullere uygun olarak incelemiştir.

25. Şerh-i Mimiyye-i Hamriyye-i Fariziyye. İbnü'l-Fariz'ın "Hamriyye" kasidesinin şerhi olup 875 (1470) yılında kaleme alınmıştır

26. Şerh-i Kaside-i Ta'iyye-i Fariziyye. Aynı şairin "Taiyye" kasidesinin şerhidir.

27. Risale der Şerh-i Rubaiyyat. Vahdet-i vücüd hakkındaki çeşitli rubailerin şerhi olup bir mecmua içinde basılmıştır.

28. Risale-i Şerh-i Beyti Hüsrev.

29. Risale-i Şerh-i Beyteyn-i Mesnevi-i Mevlevi. Mesnevi'nin ilk iki beytinin şerhidir.

30. Risâle fi'l-'arûz.

31. Risâle-i Fihrist. Câmi'nin bütün eserlerinin isminin zikredildiği bu fihrist hayatının son yılında hazırlanmış olmalıdır.

(Bitti.)

(T.D.V. İslam Ans.7 / 95-99)
__________________
İmtisali cahidu fillah olubtur niyetim,
Dini islamın mücerred gayretidir gayretim.
Fazlı Hak ve hikmeti cündü ricalullah ile,
Ehl-i küfrü serteser kahreylemektir niyetim.
Embiyau evliyaya istinadım var benim,
Lütfü Haktandır hemen ümidi fethu ve nusratım.
Nefsim ve malımla nola kılsam cihanda içtihad,
Hamdülillah var gazaya sad hazaran rağbetim.
Ey Muhammed! Mucizatın Ahmedi muhtar ile,
Umarım galib ola Edayı dine devletim!
  Alıntı ile Cevapla

Alt 09-17-2007, 17:50   Themenautor   #12 (permalink)
Süper Aktif Üye
 
alptraum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Style: 0
 
alptraum isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Jan 2005
Bulunduğu yer: Aşk`dan
Memleket: Ankara
Kan Gurubu: A rh(+)
Mesajlar: 2.869
Thanks: 526
Thanked 1.934 Times in 860 Posts
alptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Rep Puanı: 790
Referrals: 25
ABDULFETTAH EBU GUDDE(1920-2002)

1917'de Suriye'nin Halep şehrinde doğan Abdülfettah Ebu Gudde Hocaefendi, ilk öğrenimini Halep'te, orta öğrenimini Hüsrev aşa Medresesi'nde tamamladı. 1948 yılında el-Ezher'in Şeria Fakültesi'ni bitirdi. EI-Ezher'in Arap Dili ve Edebiyatı Fakültesi'nde "Eğitim Metodolojisi" üzerine ihtisas yaptı. 1961 yılında Şam Üniversitesi Şeria Fakültesi'nde öğretim üyeliğine başladı. 1965 yılında Suudi Arabistan Riyad Şeria Fakültesi'ne intikal etti. 1966 yılında Suriye'ye döndüğünde Baasçılar tarafından hapsedildi. Bir yıl hapiste kaldı. Şeria Fakültesi'nde on yıl profesör unvanıyla Hadis, Hadis Usûlü ve Fıkıh Usûlü dersleri verdi. Öğretim üyeliği yanında Hadis, Hadis Usûlü, Kuran İlimleri, Fıkıh, Fıkıh Usûlü, Akaid, Tasavvuf, Arap Dili ve Edebiyatı, Tarih, Teracim (Bibliyografya) Eğitim ve Öğretim Metodlarıyla ilgili 70'den fazla te'lif veya tahkik eseri neşretti. Uluslararası pekçok konferansa katıldı. İlmi tebliğler sundu. 16 Şubat 1997'de Riyad'da vefat etti. Allah Rahmet etsin. (Amin).

ŞAHSİYETİ

Şevval 1417,16 Şubat 1997 Pazar... Esefle, alemle, acıyla dolu bir gün... Bugün İslâm âleminde bir benzeri daha bulunmayan büyük bir âlimi, değerli bir zatı, kıymetli bir şahsiyeti kaybettik. Büyük muhaddis, fakûı, edîb, hatip, ilim, fıkir ve dâva adamı, edeb, ahlâk ve fazilet timsali muhterem Abdülfettah Ebu Gudde Hocaefendi'yi kaybettik.

O hakikaten Peygamber vârisi olan mübarek âlimlerden biriydi. Onun şahsımda Peygamberimiz (s.a.v)'in "Alimler Peygamberlerin varisleridir" hadis-i şerifinin tecelli ettiğini görüyorduk. O Peygamber varisi bir âlimin müstesna vasıf ve hususiyetlerini taşıyordu.

Elbette Halid bin Velid gibi değerli bir sahabînin neslinden gelen bir zata yaraşan da bu idi. Allah'ın kılıcı, cesur, kahraman ve yiğit sahabinin böyle mübarek, muhterem ve mücahid torunu olacaktı. Rabbine kavuşan bu değerli âlimi, bu salih zatı, bu mübarek şahsiyeti bu duygularla rahmetle anıyor, hayatı, ilmî şahsiyeti ve eserlerini zikrederek rahmete nail olmak istiyoruz...

Mükemmel bir alim. Günümüzde Müslüman gençlik, dört dörtlük bir İslâm âlimi görmek ve tanımak istiyor. Karşısında tarihte olduğu gibi her yönüyle mükemmel olan "hakikî âlim" görmek istiyor. Hani gençlerimiz haksız da değiller...

İslam alimi, ilim adamı olduğu kadar, dâvâ adamı olmalıdır. Araştırmacı ruha sahip olduğu gibi İslâmî yaşayışı ve takvasıyla da örnek olmalıdır. Hem tavizsiz bir şahsiyet, hem de itidal sahibi bir zat olmalıdır. Dünya ve ahiret dengesini kurabilen, ihlaslı ve çalışkan, şuurlu ve cihad ruhlu, tek kelimeyle sahabe-i kiram misali olmalıdır. Zamanımızda böyle mükemmel İslâm âlimleri yok değil, ama sayılan az... Dün ülkemizde ve İslam âleminde böyle değerli âlimler çoktu, ama bugün geçmişe göre maalesef mahrumiyet içindeyiz. Akademisyenlerden, ilim adamlarından pek çoğu takva ve ihlastan mahrum... Takva erbabından pek çoğu ise ilmi araştırma va incelemelere pek değer vermemekte... İlimle takvayı birleştiren âlimlerimiz ise pek fazla değil... Muhterem M. Emin Saraç hocamızın derslerinde sık sık tekrar ettiği bir cümle vardır: "Siz talihsiz bir zamanda dünyaya geldiniz. Siz her şeyi numûne olan hakikî âlimlere yetişemediniz. Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi, Muhammed Zahid el-Kevserî Efendi, Ali Haydar Efendi, Ömer Nasuhî Efendi, Gümülcineli Mustafa Efendi, Bekir Haki Efendi, Mahmud Sami Efendi; Ali Yekta Efendi, Fuat Efendi... ve diğerleri ne mübârek zatlardı!.:

İşte Abdülfettah Ebu Gudde Hocaefendi kendisinde ilimle takvayı birleştiren mübarek bir âlimdi. Değerli İslam Alimi Ebu'l-Hasen en-Nedvi onun hakkında: `İlimlerdeki çeşitliliği, ilmî dirayeti isabetli görüşleri ve himmetinin yüceliği ile selef âlimlerinin hatırası, rabbani, mürebbi âlim' ifadelerini kullanmaktadır.

HADİS, FIKIH VE EDEBİYAT ÜSTADI

İslâmi ilimlerin hemen her birinde (Hadis, Hadis Usulü, Kuran ilimleri, Fıkıh, Fıkıh Usûlü, Akaid, Tasavvuf, Arap Dili ve Edebiyatı vs.) söz sahibi idi. Ancak onun asıl ihtisas alam "Hadis ve Hadis Usulü" idi. Eserlerinin çoğu Hadis, Hadis Usulü, Cerh ve Ta'dil, Teracim gibi hadis ilimlerinde idi. O kelimenin tam anlamıyla "Muhaddis" idi. Hem de dünyada şu anda benzeri pek az bulunan muhaddislerden biriydi. Türkiye, Suudi Arabistan, Suriye, Mısır, Irak, Fas, Yemen, Pakistan ve Hindistan'da kendisinden ders ve icazet aldığı yüzü aşkın hocaları arasında Muhammed Zahid el-Kevserî, Ahmed Muhammed Şakir, Abdülvehhab Buharî, Ahmed b.Sıddık el-Gumarî, Muhammed Ragıb et-Tabbah gibi muhaddisler çoğunluktaydı.

Ancak Üstad Ebu Gudde hadisle fıkhı birleştirmişti. Ahkam hadislerini şerh etmedeki mahareti bunun açık delili idi. Hem Hanefi, hem Şafii fıkhını tahsil etmişti. Fıkıh'ta hocaları arasında Ahmed Fehmi Ebu Sünne, Mustafa Ahmed ezzerka, Mahmud Şeltut, İsa el-Beyanuni, Muhammed Hıdır Huseyn, Yusuf ed-Dicvi gibi meşhur âlimler bulunuyordu. Hocası Mustafa ez-Zerka Ebu Gudde'nin Fıkıh istîdadını keşfetmiş ve onu Suriye'de Fıkıh Ansiklopedisi hazırlamakla görevlendirmişti. Tahkik ettiği eserler arasında fıkhî eserler önemli bir yer tutuyordu. O aynı zamanda değerli bir fıkıh ve fıkıh usûlü âlimi idi. Aliyyü'l-Kari (ö1.1014)'nin Fethu Babi'l-lnaye kitabı ile İmam Karafi (ö1.684)nin el-İlham kitabının tahkiki, üstadın fıkıhtaki üstün melekesini açıkça ortaya koymaktadır.

Üstad Ebu Gudde (37 yıl hizmetinde bulunan seçkin talebesi Muhammed Avvame'nin ifadesiyle): Arap Dili ve Edebiyatı'nda "hüccet" (otorite) şahsiyet idi. Sarf, Nahiv; Belagat ilimlerinde mütehassıs idi. Derin ilimle edebi kabiliyeti bir arada toplaması ile bize İmam Evzai'yi hatırlatıyordu. Kelimeleri bir edîb ve şair edasıyla yerli yerinde kullanırdı. İlmi vukufiyet ve edebi inceliklerle dolu tatlı bir hitabet üslubu vardı.

Alimlere hürmetkardı Abdülfettah Ebu Gudde Hoca efendi İslâm âlimlerine karşı son derece hürmetkâr, vefakâr, sonsuz takdir ve minnet duyan bir kimse idi. Zarif ilmî tenkitler dışında âlimlere hata nisbet etmekten, âlimler hakkında basit ve aşağılayıcı ifadeler kullanmaktan son derece sakınırdı. Kendisine bir defasında İmam-ı Azam'a nisbet edilen "Dar'ı-Harbde faiz alınabilir" şeklindeki ictihad hakkındaki görüşü sorulmuştu. Bu babda imameynin kavlinin tercih edildiğini söylemiş, "Bu ictihad İmam Ebû Hanîfe rahmetullahi aleyh'in bir ecir kazandığı ictihadlardandır" şeklinde latif ve mânâlı bir ifade ile cevap vermiş, müctehidlerin hata ettiklerinde bir ecre nail olacakları gerçeğine işaret etmişti.

Çilekeş bir dava adamı Konuşmaları canlı ve dinamik idi. Selef Alimleri, İslam Davası, İslam Gençliği konulan en çok işlediği konulardı. Suriye parlamentosunda bir müddet milletvekili olarak bulunmuş, cesaretli tavırları, korkusuz konuşmaları, açık sözlülüğü, geniş ufku ve isabetli görüşleriyle tanınmıştı. İslâm dâvâsına ihlasla bağlılığı sebebiyle Baasçılar tarafından birçok ilim, fikir ve dâvâ adamıyla birlikte hapsedilmiş, Tedmür Hapishanesi'nde bir yıl tutuklu olmuştu. Hayatının büyük bir bölümünü (30 yılını) gurbet diyarında devamlı Suriye mercîleri tarafından takibat altında tutulma tedirginliği içerisinde geçirmiş, bir müddet Suriye Müslüman Kardeşler Teşkilatı'nın İrşad Başkanlığı'nı üstlenmişti. O Hasan el-Benna ideâlinin ihlaslı bir neferiydi.

Bütün bu çile ve sıkıntı dolu zor şartlar altında bile İslâm dâvâsına hizmeti canla başla yürütmüş, ilim adamlığı yanı sıra fikir, dâvâ ve aksiyon adamı olarak yılmadan ve usanmadan çalışmıştı. Üstad Ebu Gudde ilmî tarafsızlığa özen gösteren, objektif ve tutarlı ifadelerle daima gerçekleri söyleyip yazan başarılı bir akademisyen, gerçek bir ilim adamı idi. Ama kendisini sadece kitaplara veren, sadece kitaba gömülen, çevresinden ve içinde bulunduğu toplumdan habersiz yaşayan biri değildi. O dünyadaki İslâmî cemaatlerle, İslâmî hareketlerle, İslâmî çalışmalarla yakından ilgilenirdi. Türkiye Müslümanlarının son otuz yılda yeniden İslâm davasına sahip çıkmaları onu çok sevindiriyor, Türkiye'deki İslâmî, ilmi, kültürel, siyasi ve sosyal çalışmaları gönülden destekliyordu. İslami cemaatler, cemiyetler, meşrepler ve guruplar arasında yapıcı ve birleştirici görüşleri nakleder, yıkıcı ve ihtilafı körükleyici görüşlere asla itibar etmezdi. Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi'nin "Düzenli olan batıl, düzensiz olan hakka galip gelir" ifadesini sık sık tekrar eder, Müslümanların savundukları gerçeklerin müesseseleşmesi, hayata geçirilmesi ve yeniden cihan hakimiyetinin kazanılması için canla başla çalışmaları gerektiğini anlatırdı. Allah mağfiret etsin. Ve ondan razı olsun. ( Amin )

(Dr. Halil İbrahim KUTLAY)



ESERLERİ

Abdülfettah Ebu Gudde Hocaefendi bir kısmı te'lif, bir kısmı tahkik olmak üzere 70 küsur eser bırakmıştır.Tahkik ettigi eserlerden bazıları şunlardır:

1-Kavaid Fi Ulumi'l-Hadis:

Hindistan âlimlerinden Zafer Ahmed el-Usmanî etTehanevî (öl. 1394 h)nin "İ'lâü's-Sünen" isimli 18 ciltlik eserinin mukaddimesi olan bu eser Hanefi Hadis Usûlü konusunda son derece faydalı bir eserdir. Riyad 1984 tarihli 5. baskısı 553 sayfadır Türkçe'ye tercüme edilmiştir.

2-Zaferu'l-Emani:

Seyyid eş-şerîf el-Cürcanî (öl. 816)'nin Hadis Usûlü konusundaki "Muhtasar" adlı kitabının Abdülhayy el-Leknevî (öl. 1304) tarafından yapılan değerli bir şerhidir. Beyrut 1996 tarihli 3. baskısı 804 sayfadır.

3-el-Menanı'l-Münif:

İbn Kayyim el-Cevziyye (öl. 751)nin hadislerin metin tenkidi esasları konusunda çok faydalı bir eseri olup Halep 1982 2. baskısı 224 sayfadır.

4-Risaletü'l-Müsterşidin:

Haris el-Muhasibî (öl. 243)nin tasavvufla ilgili eseri olup selef ulemâsının, gerçek zühd ve takvâ erbâbının tasavvufi düşüncelerini ihtivâ eden eserin Kahire 1982 tarihli 4. baskısı 219 sayfadır.

5-Fethu Babi'l Inaye:

Sadru'ş-Şeria el-Mahbubî (öl. 747)nin "Nükaye" isimli değerli eserinin Aliyyü'I-Kari (öl. 1014) tarafından yapılan şerhi olan bu kitap, diğer Hanefi fıkıh kitaplarından fıkhî delilleri ve hadislerin tahricini zikretmesiyle ayrılan kıymetli bir eserdir. İlk cildin Halep 1967 tarihli 1. baskısı 299 sayfadır. Diğer ciltleri henüz basılmamıştır.

6-el-Masnu' fi ma'rifeti'l-hadisi'l-mavdu':

Aliyyül-Karî (öl. 1014 h)nin mevzû (uydurma) olduğuna ittifak edilen hadisleri topladığı bu eser Ebu Gudde Hoca efendi'nin tahkikiyle bir kat daha güzelleşmiştir. Eserin ilim camiasındaki diğer adı "el-Mevdüatü's-Sugra"dır, Kahire 1984 tarihli 4. baskısı 343 sayfadır.

7-et-Tasrih bima tevatere fi nûzuli'l-Mesih:

Muhammed Enver şah el-Keşmîd (öl. 1352)nin kıyamete yakın Hz. İsâ (a.s)'ın yeryüzüne ineceğine dair varid olan hadis-i şeriflerin "Mütevatir" olduğunu isbat ettiği bu eser, konusundaki en ciddî eserlerden biridir. Beyrut 1981 3.baskı fihristleriyle beraber 373 sayfadır.

8-er-Raf'u ve't-Takmil:

İmam Abdülhay el-Leknevî'nin hadis ilimlerinden Cerh ve Ta'dîl ilmi hakkında yazdığı eserin geniş açıklamalarla yapılan tahkîki olup hadis erbâbı için vazgeçilmez kaynaklardan biridir Beyrut 1987 tarihli 3. baskısı 564 sayfadır.

9-el-Ecvibetü'l-Fadıla:

Cerh ve Ta'dil, Tercim vb. hadis ilimleriyle ilgili olarak sorulan on soruya İmam Abdülhayy el-Leknevî'nin verdiği cevapları ihtivâ eden bu eser muhakkik Ebu Gudde'nin ta'likatıyla gerçekten hadis ehlinin el kitabıdır. Kahire 1404 tarihli baskısı fihristiyle birlikte 302 sayfadır.

10-et-tibyan:

Kur'anla ve Kur'an ilimleriyle ilgili bazı konuları Imam Suyutî'nin "el-Itkan" kitabındaki metoduyla açıklayan Tahir el-Cezairi (öl. 1328)nin eserinin tahkîkı olup , Ebu Gudde hocaefendinin önceki eserlerinden farklı olarak pek fazla dipnot kullanmadan neşrettiği bir eserdir. Beyrut 1992 tarihli 3. Baskısı 356 sayfadır.

(Devam ediyor..)
__________________
İmtisali cahidu fillah olubtur niyetim,
Dini islamın mücerred gayretidir gayretim.
Fazlı Hak ve hikmeti cündü ricalullah ile,
Ehl-i küfrü serteser kahreylemektir niyetim.
Embiyau evliyaya istinadım var benim,
Lütfü Haktandır hemen ümidi fethu ve nusratım.
Nefsim ve malımla nola kılsam cihanda içtihad,
Hamdülillah var gazaya sad hazaran rağbetim.
Ey Muhammed! Mucizatın Ahmedi muhtar ile,
Umarım galib ola Edayı dine devletim!
  Alıntı ile Cevapla

Alt 09-17-2007, 17:51   Themenautor   #13 (permalink)
Süper Aktif Üye
 
alptraum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Style: 0
 
alptraum isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Jan 2005
Bulunduğu yer: Aşk`dan
Memleket: Ankara
Kan Gurubu: A rh(+)
Mesajlar: 2.869
Thanks: 526
Thanked 1.934 Times in 860 Posts
alptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Rep Puanı: 790
Referrals: 25
ABDULFETTAH EBU GUDDE(1920-2002)

(Devamı..)

Te'lif ettiği eserlerden bazıları da şunlardır:

1-Safahat Min Sabri'l-Ulema:

İslâm âlimlerinin ilim uğrunda katlandıkları çile ve fedâkarlıkları, sıkıntı ve zorlukları çeşitli örneklerle anlatan bu eserin Beyrut 1994 tarihli 4. baskısı 508 sayfadır.

2-Kıymetü'z-Zeman Inde'l-Ulema:

İslâm âlimlerinin zamana verdikleri önemi anlatan bir eserdir. Beyrut 1987 tarihli 4. baskısı 108 sayfadır. İlk baskısı Faruk Beşer tarafından Türkçe'ye kazandırılmıştır.

3-el-Ulemaü'l-Uzzab:

İlmi, evlenmeye tercih eden ve hayatları boyunca hiç evlenmeyen bekar âlimler konusundaki bu eserde 35 âlimin hayat hikayeleri anlatılmaktadır. Beyrut 1996 tarihli 4. baskısı 323 sayfadır.

4-er-Rasulü'l-Muallim:

Eserde Peygamberimizin (s.av) ashabı kiramı yetiştirirken izlediği eğitim ve öğretim metodu 40 ayrı başlık altında hadisi şeriflerin ışığında tatlı bir üslupla anlatılmaktadır. Aynı zamanda teorik ve pratik anlamda müstesna bir eğitimci olan Ebu Gudde'nin bu eseri eğitimciler için özellikle tavsiye edilmektedir. Beyrut 1996 tarihli 1. Baskısı 226 sayfadır.

5-Lemehat Min Tarihi's-Sünne ve Ulumi'l-Hadis:

Hadis Edebiyatı tarihi ile ilgili tesbit ve yorumları ortaya koyan bu eserin Beyrut 1987 tarihli 4. baskısı 314 sayfadır. Eserin Türkçe tercümesi İstanbul'da 1995 yılında Iz Yayıncılık tarafından 'Mevzu Hadisler' adıyla yayınlanmıştır.

HOCAM ABDULFETTAH EBÛ GUDDE İLE

Rabbânî alim, muhaddis, fakih, usulcü, edib, muhakkik, Halep'li hocam Abdulfettah Ebû Gudde el-Hâlidî, ilmiyle âmil, zühd ve takva sahibi, mürebbî bir zattı.

Merhum hocamı önceleri kitaplarından tanıyordum. 1969-1970 yıllarında kendileriyle mektuplaşmak suretiyle tanışmıştım. 1979 yılında Riyad İmam Muhammed ibn Suud İslam Üniversitesine ziyaretçi hoca olarak gittiğimde bana "Sen Riyad'da misafirsin, buranın yabancısısın" diyerek muhterem oğlu ile otele ziyaretime gelmişti.

(Bu kendisinin ne kadar mütevazı bir kimse olduğuna açık bir delildir ) Bendenize Suudi Arabistan'da nasıl davranacağım hakkında nasihatlerde bulunmuştu. 1980 yılında mezkûr üniversite ile anlaşma yaptım. 1880-1987 yılları arası Riyad Usûlu'd-Dîn Fakültesi Hadis Bölümünde hoca-talebe birlikte çalıştık. Kendilerinden bu müddet zarfında çok istifade ettim. Hadis kürsüsünde bulunan hocalar üzerinde ağırlığı vardı; teklif ettiği konular, yapılması gereken hususlarda, ders programlarında ne demiş ise tartışmasız kabul görürdü. Mısırlı bir tefsir doçenti, Hocaefendi'nin tez münakaşasında bulunduktan sonra "Bu Hoca hiç şüphe etmiyorum 10 adet Doktora tezini hiç kaynaklara bakmadan münakaşa edebilir, değerlendirebilir." demişti.

Üniversite Rektörü Dr. Abdullah Abdul-Muhsîn et-Türkî, Üniversite öğretim üyeleriyle bir toplantıda Abdulfettah Hoca'ya "Talebelerimizde noksanlık görüyorum, ilim talebelerine yakışmayacak davranışlar müşahade ediyorum; lütfen ilim talebesinin ne gibi sıfatlarla sıfatlanacağı, terbiye ve âdâbı, hocalarına karşı ne şekilde davranacağı hususunda bir risâle yazın da fakültelerde ders kitabı olarak okutalım." demişti, ve Hocaefendi bunun üzerine Safahât min Sabril-Ulemâ; Kiymet-uz-zaman inde-l-ulemâ ; Minhâc'us-selef inde's-suâli anil-ilm min edebil-İslam; Er-Rasûl el-Muallim ve esalibuhu fit'ta'lim ; El-Ulemâ-u el-Uzzâbu ellezîne Âsâru el-ilme ale'z-zevâci adlı eserleri kaleme almıştı.

Memleketi olan Halep şehrinden mecbûri hicret ederek Suûdi Arabistan Riyad'da 30 yıla yakın Hadis profesörü olarak görevde bulunmuştu. 20 yi aşkın talebenin master ve doktora tezlerini yönetmiş, sayılarını bilmediğim kadar da tez münakaşalarına katılmıştı.

Hindistan'a ve Pakistan'a iki defa ilmî yolculuklarda bulunmuş, bu ülkelerdeki âlimlerle görüşmüş, özellikle bazılarından Hadis, hadis usûlü ve fıkıh ilimlerinden icâzet almıştır. Hindistanlı alimlerin ısrarı üzerine Allâme, muhaddis Abdu-l- Hayy el-Leknevî'nin bir çok eserini tahkîk, hadisleri tahric etmek sûretiyle nefis fihrist ve ta'liklerle eserlerini neşretmiştir.

Hocamızın Hadis tahrici, hadis ricâli, cerh ve tadil ilmi, hadis senetlerinin tenkidi, hadisin fıkhı ve sebeb-i vürudu üzerindeki vukûfiyeti büyüktü; Hocamız muhaddis, fakih sıfatlarını kendisinde meczetmişti; mücerred nakilcilikle yetinmemiş, hadisin fıkhına, sebebi vürûduna, hadiste adı geçen muhatabın durumuna vakıf olup, ictimâî, kültürel ve psikolojik durumları göz önünde bulundurarak açıklamalarda bulunurdu. Sahabe, tâbiîn, etbâut-Tâbiîn, tebei'l-etbâyı, hayatlarını çok iyi bilirdi.

Hanefî fıkhına vukûfiyeti de büyüktü, Hanefî mezhebine göre hangi hadislerin delil sayılacağını, Şafiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheblerinin delillerine mukâyese ederdi. Hanefî görüşünü ekseriyetle tercih ederdi.

Mezkur Üniversite Şeriat (İslam Hukuk) fakültesinde dört mezhebe göre (mukayeseli olarak) hadis derslerini yıllarca okutmuştu. Usûl-id-Dîn Fakültesi Hadis kürsüsünde ise cerh ve tadîl, Usûlü hadis (Tedribi-r-Râvî'den), Buhârî ve Müslim şerhlerinden aynı hadisin (mukayeseli olarak) tedrisâtını yapıyordu.

Usûlu fıkıh ilminde de söz sahibi sayılırdı. Şeriat Fakültesinde usûlü fıkıh derslerini dört mezheb üzerine mukayeseli okuttuğunu bir çok hocadan naklen işittim; bu husus gerek Suudlu ve gerekse diğer yabancı hocaları hayretler içinde bırakmıştır. Çünkü Hocamız dört mezhepten her birinin usûldeki metodlarını ve ayrıldıkları noktaları çok iyi öğrenmişti.

Kitap tahkik ve ta'liklerine gelince, müellifin asıl yazma nüshasını veya müellif nüshasından nakledilen itimada şâyan nüshayı, yahut da üzerinde, büyük muhaddislerin okuttuklarına dair semâlar bulunan nüshayı elde etme, müellifin kitabında zikrettiği kaynaklara inme, delilleri kıymetlendirme, ilmî, fıkhî ve usûlî ıstılahları açıklama, kelimelerin cümledeki yeri, irapların mahalli, fıkhî, usûlî ve itikâdî yöndeki açıklamalara önem verirdi. Tarihi hâdise ve vâkıaları, önemli şahısları, bilinmeyen yer isimlerini yeri geldikçe dipnotlarla muhtasar olarak açıklardı. Ayrıca her eserin sonunda detaylı fennî fihristlere yer vererek okuyucuya kolaylıklar sağlardı.

Ders ve konferanslarında hoca ve talebe âdâbına işaret ederek, başkalarından, bazan da kendisinden misal vererek dinleyenlerin de aynı âdab ve terbiye üzerinde olmalarını sağlardı.

İNTİBALARIM

Bir defesında evine (Bayram'da) ziyarete gittiğimde, evinde Pakistanlı, Hindistanlı, Endonezyalı, Habeşli talebeler vardı. Onlara dönerek ve bana işaret ederek "Bunun memleketi var ya (Türkiye) namaz kılmak için camilere gittiğinizde hiç bir gürültü, hışırtı işitmezsiniz, sanki namaz kılanların başlarına kuş konmuşçasına huzur içinde huşû ile namaz kılıyorlar, saflar askerî disiplin içinde tertip olunmuş, namaz başladıktan sonra boş yerleri doldurmaya hiç gerek kalmaz. " demişti.

Türk talebeleriyle ziyaretine gittiğimizde bize "Ben Zâhid el-Kevserî Hocamın üzerinde bulunan hakkını nasıl öderim; Türk talebelerine yeterli derecede faydalı olamadım, onlara özel dersler veremedim " diye hayıflanmıştı. Türk talebelerine bir müddet evinde tatil günlerinde ders vermeye başlamıştı ki, Suudlu yetkililer dersi durdurdular, sanki Hocamızı göz hapsine koymuşlardı.

Bendenizi İbnu-l-Cevzî'nin "el-Mavdûat" adlı eserini tahkik ve hadisleri tahric etmem husûsunda ısrarla teşvik etmiş, bana bir nevi sorumluluk yüklemişti; ve bana devamlı sûretle;

"Kitap ne oldu, nereye kadar tahkik yaptın, ne kadar kaldı? Şayet bitirmezsen pişman olursun, başka biri senden önce davranır yayınlarsa çok üzülürsün." derdi. Allah'a hamd olsun kitabın tahkîkinin tamamlandığı ve basılmaya hazır olduğunu mektupla haber verdiğimde çok sevindi ve dualar etti. "el-Mavdûat" adlı eserin içinde manasını anlayamadım ibâreler ve cümleler vardı.. kendisinden açıklaması için rica etmiştim. Sorulara 2 sahifeyi aşkın açıklamaları ihtiva eden mektup göndermişti. Bu bilgi ve açıklamaları aynen hocamın adıyla dipnotlarda zikrettim. Ayrıca mektubunda, kitap neşredilmeden önce Dr. Ahmed Muhammed Şâkir'in yazma eserleri tetkik hususundaki eseri dikkatle okumamı, fihristlere önem vermemi, kitapları, bablara, hadislere, eserlere ayrı ayrı baştan sona kadar numara verilmesini, cerh ve ta'dil edilen râviler fihristini yazmamı tavsiye etmişti.

1996 yazı Konya'mıza teşrif etmişler, Konya'da akdedilen Kongreye iştirak etmişlerdi. Bendenize "Yarın Sahih-i Müslim Kitabını getir sana okutacağım ve icâzet vermek istiyorum." dedi.. Bence bu, onun ölmesinden önce, şahsıma ve yanındaki arkadaşlara icâzet vermek istemesi ve kerametiydi. Sanki sevdiği Konya'ya ve Konyalılara veda ediyordu. Konuşmalarında, hareketlerinde bunu hissetmiştim. Belediye sarayına geldim, yanımızda Emin Saraç, Dr. Seyyid Bahçıvan ve Ömer Faruk Hocalar vardı. Abdest aldık diz çöktük, bendenize Sahih Müslimin'in evvelinden üç sahife kadar okuttu, "şerh et" dedi, sonra kendileri tafsilatlı bilgi verdiler, sonra yanında taşıdığı miskten hepimize eliyle sürdü, hazır olanların hepsine de icâzet verdi ve imzaladı, dualar etti.

İlim adamlarına takva ve zühd sahibi kimselere sevgisi, hürmeti fazla idi. Isparta'da ikâmet eden Diyarbakır Hazro'lu İsmail Çetin hoca sırf kendisini görmeye geldiğini söyleyince çok duygulandı. İsmail hoca kendilerine "Muhammed Zâhid Kevserî hocaya şeklen, ilmen ve rûhen çok benziyorsunuz." deyince ağlamıştı; çünkü hocasını çok mu çok seviyordu.

1994 yılında Konya Selçuk Eğitim merkezi Hocaları ve talebeleri ile Ramazan ayında Mekke'ye vardığımızda, geldiğimizi haber alır almaz, damadını ve bir talebesini göndererek Mescid-i Haram'da bizi arattırmış, nihayet üst katta terâvih namazından sonra kendisiyle buluşmuştuk. Zâtı âlilerinden bize ve talebelere nasihatte bulunmasını rica ettim, "Tabii, bu benim görevimdir." diyerek kabul ettiler. Ertesi günü teravih namazını müteakiben Diyanet İşleri Başkanlığı misafirhanesinde iki saati aşkın talebelerle ve bizlerle sohbet ve nasihatte bulundu.

Ehli sünnet vel-Cemaat itikadı üzerine her türlü ırktan talebelere dersler verdi, onları yetiştirdi, birçoklarına Hadis ve Fıkıh'tan icâzet verdi. Türkiye'yi ve Türk'leri çok seviyordu. Konya'yı ve Konyalıları da çok sevdi. daha önce Konya'yı görmediğine hayıflandı, burada gördüğü sıcak ilgi ve muhabbetten çok memnun kalmış olacak ki, gelecek yıllarda yaz tatilini Konya'da geçirmeye karar vermişti.

Burada Rabb'imize iltica ederek, hocamıza Mevla'mızdan af ve mağfiret diliyoruz. Kabri purnûr olsun, rûhu şâd olsun, kabri cennet bahçelerinden bir bahçe olsun. Rabbim onu mahşerde Nebilerle, Sıddîklarla ve şehidlerle beraber etsin. Biz talebeleri ve dostları olarak hocamızdan razıyız, Rabb'im Sen de ondan razı ol, makamını yücelt (Amîn)

(Dr. Nureddîn BOYACILAR, Selçuk Eğitim Merkezi Öğretim Görevlisi)

(Bitti.)
__________________
İmtisali cahidu fillah olubtur niyetim,
Dini islamın mücerred gayretidir gayretim.
Fazlı Hak ve hikmeti cündü ricalullah ile,
Ehl-i küfrü serteser kahreylemektir niyetim.
Embiyau evliyaya istinadım var benim,
Lütfü Haktandır hemen ümidi fethu ve nusratım.
Nefsim ve malımla nola kılsam cihanda içtihad,
Hamdülillah var gazaya sad hazaran rağbetim.
Ey Muhammed! Mucizatın Ahmedi muhtar ile,
Umarım galib ola Edayı dine devletim!
  Alıntı ile Cevapla

Alt 09-17-2007, 17:51   Themenautor   #14 (permalink)
Süper Aktif Üye
 
alptraum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Style: 0
 
alptraum isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Jan 2005
Bulunduğu yer: Aşk`dan
Memleket: Ankara
Kan Gurubu: A rh(+)
Mesajlar: 2.869
Thanks: 526
Thanked 1.934 Times in 860 Posts
alptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Rep Puanı: 790
Referrals: 25
ASKALANİ

Meşhur hadis alimlerindendir.

Ebu'l-Fazl Şihabüddin Ahmed bin Ali bin Muhammed el-Askalani. Filistinli olup memleketi olan Askalan'dan ötürü Askalani, yedinci dedesine nispetle İbn Hacer olarak anıldı. Ebü'l-Fazl künyesinin yanında soyunun dayanağından dolayı Kinani ünvanlarıyla da anıldı. İbn Hacer lakabıyla meşhur oldu. Künyesi şeklindedir.

Şubat 1372'de (H. 773) eski Mısır'da doğdu. Dört yaşında iken babası bir süre sonra da annesi vefat edince ablası ile yalnız kaldı. Ancak, babası vefatından önce hem kendilerine yetecek kadar servet bıraktı hem de biri ticaretle, diğeri ilimle uğraşan iki dostuna onları emanet etti. Her ikisinin de ilimle uğraşmaları ve eğitimlerini tamamlamaları sağlandı.

İbn Hacer, dokuz yaşında hafız oldu. On iki yaşında babasının dostu Harrubi ile Mekke'ye gitti ve burada dersler aldı. Birçok önemli eseri ezberledi. Başta hadis olmak üzere fıkıh, Arapça ve matematik derslerini aldı. Edebi ilimlerle meşgul olup meşhur şair ve ediplerin eserlerini okuyarak kendini geliştirdi. Bu arada Peygamber Efendimiz(S.A.V.) hakkında şiirler yazmaya başladı.

Çok sayıda âlimden ders aldığı halde yirmi yaşından itibaren ilmi seyahatlere başladı. İskenderiye, Hicaz, Yemen, Aden, Zebid, Vadilhasib gibi şehirleri dolaştı. Buradaki âlimlerden istifade etti. Birkaç kez daha Hicaz'a gidip ilimle uğraşmaya devam etti. Seyahatlerinden sonra Mısır'a döndü. Memluk Sultanı Seyfeddin Barsbay ile birlikte Amid'e (Diyarbakır) Şafii kadısı sıfatıyla gitti. Yol güzergâhı boyunca uğradığı yerlerde ilim meclislerini teşkil ederek hadis konusunda bildiklerini öğretmeye çalıştı.

İbn Hacer, 1403 yılından itibaren vefatına kadar yaklaşık 46 yıl muhtelif okullarda hocalık yaptı. Birçok medresede özellikle hadis derslerini okuttu. İlim meclislerine ayrı bir önem verdi. Vefatına kadar evinde ve diğer yerlerde âlimleri bir araya getirerek bu meclisleri canlı tuttu. Bu meclisler esnasında ezberinde tuttuğu hadisleri yazdırttı. Böylece on ciltlik hadis eseri vücuda geldi. Yirmi yedi yıl boyunca ısrarla reddettiği Mısır Şafii baş kadılığına Sultan tarafından tayin edildi (1423). Vefatına yakın bir zamana kadar bu görevi devam ettirdi. Bu arada hakkındaki şikâyetlerden dolayı yedi kez görevden alındı. Yapılan tahkik sonucu her seferinde haklılığı anlaşılınca tekrar görevine iade edildi.

Birçok camide vaizlik yaptı. Tesirli vaaz ve hutbeleriyle tanındı. Çok yönlü ve aktif bir kişiliğe sahipti. Bir ara Mahmudiye Medresesi kütüphanesinin idaresini de üstlendi. Kütüphanede bulunan kitapların fihristini hazırladı. Kaybolan kitapları istinsah ederek veya kendi kitaplarını kaybolanların yerine koyarak eksikleri tamamlıyordu.

Ömrünü ilme adayan İbn Hacer, sadece hadis alanında yüz yetmişe yakın eser kaleme aldı. Eserlerini kaleme alırken çok sayıda kaynaktan istifade etti. Kaynaklarını bir bir naklederek bu konudaki titizliğini gösterdi. Yaptığı hizmet ve özverili çalışmasından ötürü "Emirü'l-mü'minin fi'l-hadis" ünvanına layık görülen ender âlimlerdendir

(T.D.V.İslam Ans. C. XIX., s. 517)

Fıkıh alanında da otuza yakın eser yazdı. Bir taraftan fıkıh derslerini okuturken diğer taraftan da çeşitli konularda fetvalar verdi. Çalıştığı konuda, ilgili bütün kaynaklara ulaşmaya çalışarak muhtelif fikirleri bir araya topladı. Farklı fikirleri verdikten sonra görüş bildirme yoluna gitti.

Zamanının büyük kısmını okuyarak veya okutarak geçirdi. Yiyip içmeye önem vermezdi. Çok güçlü bir hafızaya sahipti. Önemli özelliklerinden bir tanesi; bir şeyi yazmakla meşgul olduğu zamanlarda bile kendisine okunan metni takip ederek düzeltmeleri yapabilmekti. Hem süratli okur hem de süratli yazardı. Eser yazma, okuma, ders ve fetva vermeden arta kalan zamanını ibadetle geçirirdi. Talebelerine karşı çok şefkatli davranır isteklerini geri çevirmemeye dikkat ederdi. Az konuşarak, kimseyi kırmamaya gayret gösterirdi. Aldığı maaşı hayır hizmetlerinde kullanırdı. Görevli gittiği yerlerde devlet parasıyla hazırlanan yemekleri yemezdi.

Örnek bir ömür yaşayan İbn Hacer, 1449 yılında Kahire'de Hakk'ın rahmetine kavuştu. Cenaze namazı Halife tarafından kıldırıldı. Çok büyük bir kalabalık cenaze merasimine iştirak etti. Mekke dahil bir çok yerde kendisi için gıyabi cenaze namazı kılındı. Naaşı Karafetüssuğra Kabristanına defnedildi.

Eserleri

İbn Hacer değişik alanlarda yüzlerce eser yazdı. Yazdığı eserlerin sayısı hakkındaki kayıtlar ve rakamlar muhteliftir. Verilen rakamlar 150-300 arasındadır. En önemli hadis çalışmalarından bir tanesi Sahih-i Buhari ile ilgili şerh çalışmasıdır. Şerh ve muhtasar olarak yazdığı iki eserle çok önemli bilgiler vermektedir. Et-Tezkiretü'l-hadisiyye adlı eseri on ciltten müteşekkildir. Bu eserinde hadis metinlerini bir araya getirdi. Tağlikü't-ta'lik eserini yazarken 350 kaynaktan istifade etti.

Yaptığı "Kırk Hadis" çalışmasında, derlediği hadislerin Kütüb-ü Sitte ile dört mezhep imamının eserlerinde bulunma şartından hareket etti. Böylece hadislerin sağlamlık derecelerine özel önem verdiğini ortaya koydu. El-Mu'cemü'l-müfehres adlı eserinde, okuttuğu kitapların dayanaklarını, senetlerini, kaynaklarını ortaya koymaktadır.

İbn Hacer sözü edilen eserler dışında; Kur'an ilimleri, fıkıh, akaid, tarih, biyografi, tertip çalışması, dil ve edebiyat gibi muhtelif konularda eserler yazdı.
__________________
İmtisali cahidu fillah olubtur niyetim,
Dini islamın mücerred gayretidir gayretim.
Fazlı Hak ve hikmeti cündü ricalullah ile,
Ehl-i küfrü serteser kahreylemektir niyetim.
Embiyau evliyaya istinadım var benim,
Lütfü Haktandır hemen ümidi fethu ve nusratım.
Nefsim ve malımla nola kılsam cihanda içtihad,
Hamdülillah var gazaya sad hazaran rağbetim.
Ey Muhammed! Mucizatın Ahmedi muhtar ile,
Umarım galib ola Edayı dine devletim!
  Alıntı ile Cevapla

Alt 09-17-2007, 17:52   Themenautor   #15 (permalink)
Süper Aktif Üye
 
alptraum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Style: 0
 
alptraum isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Jan 2005
Bulunduğu yer: Aşk`dan
Memleket: Ankara
Kan Gurubu: A rh(+)
Mesajlar: 2.869
Thanks: 526
Thanked 1.934 Times in 860 Posts
alptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Rep Puanı: 790
Referrals: 25
BAHAEDDİN AMİLİ ( 1547 - 1622 )

On altıncı yüzyılda İslam aleminde yetişmiş astronomi ve matematik bilgini. İsmi, Bahaeddin Muhammed bin Hüseyin bin Abdüssamed'dir. Aslen Hemedanlıdır. 1547 (H. 953) senesinde Lübnan'da bulunan Baalbek'te doğdu. Baalbek'teki Amil Dağına nispetle Amili lakabıyla meşhur oldu. 1622 (H.1031) senesinde İsfahan'da vefat etti.

Küçük yaştan itibaren ilim tahsiline başlayan Bahaeddin Amili; on üç yaşına geldiği sırada çok güzel Arapça ve Farsça konuşup, eser inceler bale geldi. Hac için Hicaz'a gidip orada kaldığı müddet içinde din ilimlerini öğrendi. İslam âleminin meşhur ilim merkezlerini gezerek devrin büyük âlimlerinden ilim öğrendi. İsfahan'a gittiği zaman, Şah Abbas Safevi ona bazı devlet vazifelerini teklif ettiyse de, ilimle meşgul olmayı tercih ederek kabul etmedi. Daha sonra âlimlerin reisliği makamına getirildi. Arap dili grameri ve edebiyatını okuyup hikmet ve tarih alanında incelemeler yaptı. Daha ziyade fen, matematik, astronomi, cebir ve mantık ilimleriyle meşgul oldu. Devrinin âlimleri arasında keskin zekâsı ile şöhret kazandı. Asrının bilim adamlarını güç durumda bırakan birçok matematik problemlerini çözdü. Hocası olarak kabul ettiği Kerhi'nin matematik ve cebirle ilgili eserlerini açıklayıp, yorumladı. Birçok konularda Kerhi'ye uymuşsa da bununla yetinmeyip kendi orijinal buluşlarını da ortaya koydu. Doğal tek tam sayılar ve doğal çift tam sayılar dizisinin toplamını veren ifadeyi formülleştirdi. Cebirsel denklemin yaklaşık gerçek kökünü bulma metoduna dair yeni bir usul ortaya koydu ve buna "tarikat-ül'*-Keffeteyn" (iki kefe usulü) veya "tarikat-ül-mizan*i'r-Riyazi" (matematik terazisi usulü) adını verdi..
Bu metotla çok hassas ve dakik çözümler ortaya koydu. Amili'nin bulduğu bu metot günümüzde, deneme yanılma yoluyla kök bulma ve çok dereceli denklemlerin çözümünde kullanılmaktadır. Ayrıca bu metot Avrupa ilim çevrelerince de kullanıldı. Ünlü İngiliz ilim adamı İsaac Newton, Amili'nin kitaplarını inceleyerek bu metodu öğrendi ve bundan istifade ederek yaklaşık hakiki kök bulma meselesinde; "Newton-Raphson Metodu" denilen yeni bir metot geliştirdi. Diferansiyel ve integral hesaplamalardaki dakik, hassas ve sağlam sonuçlara götüren bu met od günümüzde bilgisayarlarda nümerik analizde çok kullanılmaktadır. Ömrünü din ve fen ilimleri üzerinde araştırma yapmakla geçiren Bahaeddin Amili, 1622 (H. 1031) senesinde İsfahan'da vefat etti. Tus'ta defnedildi.

Eserleri:

Bütün vaktini okuma, inceleme, araştırma, deneme ve eser yazmaya ayıran Bahaeddin Amili, hemen hemen her ilim dalı ile ilgilendi. Yazdığı eserleri bütün kütüphanelerde vardır. Eserlerinin başlıca özelliği, zor ve güç anlaşılan problemleri gayet akıcı ve açık bir ilmi metotla ele alıp, incelemesiydi. Otuzu aşan eserlerinden bazıları şunlardır:

1-Kitabu Hülasat-il-Hisab: Amili'nin en önemli eseri olan ve on bölümden meydana gelen bu eserin birinci bölümü temel hesaplama usulleri; ikinci bölümde kesirler; üçüncü bölümde bilinmeyenlerin hesaplanması; dördüncü bölümde çift hata metodu;beşinci bölümde açma ve çevirme yolları; altıncı bölümde yüz, ölçümleri; yedinci bölümde ağırlıkların hesaplanması:sekizinci bölümde cebir yoluyla bilinmeyenlerin hesaplanması; dokuzuncu bölümde orijinal hesap metotları; onuncu bölümde bazı temel hesap misalleri anlatılmaktadır.
2-Kitabu Mürahhas_ül- Hisab vel-*Cebr vel A'mal-il-Mesaha
3-Kita-ü'l-_Keşkül
4-Bah-ü'l-Hisab
5-Risaletün fi Tahkiki Ci*heti'l-Kıble
6-El-Mülahhas fil_Hey'e
7-Ki*tabün ani'l-Hayat
8-Tefsirü'l-Müsemma bil-*Hab'l il Metin,
9-Haşiye ala Envari't- Tenzil,
10- Miftahu'l-Felah
11- Esrarü'l-Belağa
12-Tehzibü'n-Nahv
13-Tehzibü'l-Beyan.

(Yeni Rehber Ansiklopedisi; 3 / Sayfa:311-312 )
__________________
İmtisali cahidu fillah olubtur niyetim,
Dini islamın mücerred gayretidir gayretim.
Fazlı Hak ve hikmeti cündü ricalullah ile,
Ehl-i küfrü serteser kahreylemektir niyetim.
Embiyau evliyaya istinadım var benim,
Lütfü Haktandır hemen ümidi fethu ve nusratım.
Nefsim ve malımla nola kılsam cihanda içtihad,
Hamdülillah var gazaya sad hazaran rağbetim.
Ey Muhammed! Mucizatın Ahmedi muhtar ile,
Umarım galib ola Edayı dine devletim!
  Alıntı ile Cevapla

Alt 09-17-2007, 17:52   Themenautor   #16 (permalink)
Süper Aktif Üye
 
alptraum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Style: 0
 
alptraum isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Jan 2005
Bulunduğu yer: Aşk`dan
Memleket: Ankara
Kan Gurubu: A rh(+)
Mesajlar: 2.869
Thanks: 526
Thanked 1.934 Times in 860 Posts
alptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Rep Puanı: 790
Referrals: 25
BETTÂNİ - (Ö. 317/929)

İslam astronomlarının en büyüklerinden.

Ebu Abdillah Muhammed b. Cabir b. Sinan er-Rakki el-Harrani. İsmi Batı'da Albetanius, Albategnus veya Albategni şeklinde anılır. Aslen Sâbiî bir ailenin çocuğu olup büyük bir ihtimalle III. (IX.) yüzyılın ilk yarısında Harran civarındaki Bettan'da doğdu. Nitekim Bettani ve Harrani nisbeleri de bunu göstermektedir. Sadece İbnü'n-Nedim'in el - Fihrist'inde rastlanan Rakki nisbesi ise hayatının büyük kısmını geçirdiği ve ünlü rasatlarını yaptığı Fırat'ın sol sahilindeki Rakka şehrinden gelmektedir. Doğum tarihi ve çocukluğu hakkında bilgi yoktur. İlk rasatlarını 264 (877) yılında yaptığı bilinmektedir; o tarihte yirmi yaşında olduğu kabul edilirse yaklaşık 244'te (858) doğduğu söylenebilir. Babasının, İbnü'n-Nedim tarafından zikredilen meşhur astronomi aletleri ustası Cabir b. Sinan el-Harrani olması mümkündür. Bettani'nin künyesi kadar astronomi aletleri icat ve imal etmedeki mahareti de bu ihtimali kuvvetlendirmektedir. Hayatının sonraki dönemleri hakkında bilinenler de çok sınırlıdır. İbnü'n-Nedim'in el-Fihrist'i ile İbnü'l-Kıfti'nin Tarihu'l -hükema' adlı eserinde onun geometri, teorik ve pratik astronomi ile astrolojide önde gelen bilginlerden ve meşhur gözlemcilerden biri olduğu; güneş ve ay gözlemlerine ait tablolar verip Batlamyus'un el -Mecisti'sindeki bilgileri tashih ederek geliştirdiği ve yeni buluşlarını açıkladığı çok önemli bir zic yazdığı; bu kitapta beş gezegenin hareketlerini ve bunlarla ilgil astronomik hesapları verdiği; zicinde bahsettiği gözlemlerin bir kısmını 267 (880) ve 287 (900) yıllarında yaptığı; Cafer b. Muktefi'nin sorularına verdiği cevaplardan anlaşıldığına göre rasat faaliyetlerinin 264'te (877) başlayıp 306'ya (918) kadar devam ettiği; ayrıca zicindeki sabit yıldız rasatlarını 299 (911) yılında yaptığı ifade edilmektedir. Anılan kaynaklarda Rakka ahalisinden Beni Zeyyat ailesinin uğradığı bir haksızlık yüzünden onlarla birlikte Bağdat'a gittiği ve sonra 317'de (929) memleketine dönerken Halife Mutasım tarafından yaptırılmış olan Kasrü'l-Cis'te vefat ettiği belirtilmektedir. İbn Hallikan ise Bettani'nin ölüm yeri için Musul civarında bir şehir olan Hadr'ı göstermekte, buna karşılık araştırmacı Nallino da Hadr kelimesinin Cis'in yanlış yazılmış şekli olduğunu ileri sürmektedir. Yakut el-Hamevi'nin aynı yerden Kasrü'l-Hadr adıyla bahsettiği göz önüne alındığında Nallino'nun iddiasının tutarlı olduğu görünmektedir. Bettani'nin hayatı hakkındaki bu bilgilere, Antakya'da 23 Ocak ve 2 Ağustos 901 tarihlerinde bir güneş ve bir ay tutulmasını gözlemiş olduğu da ilave edilebilir; bu gözlemlerden kendisi zicinde bizzat bahsetmektedir.

Eserleri:

1. Kitabü 'z- Zic. el - Cami' fi hisabi'n-nücum ve mevazı 'i mesirihe'l-mümtehan adıyla da anılır. İbnü'n-Nedim'in verdiği bilgiden, bu kitabın iki nüshasının bulunduğu ve ikincisinin daha geliştirilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Ez-Zicü's-Sabi'I adıyla da anılan ve astronomi ilmine büyük katkıları bulunan bu eser. Bettani'nin Doğu ve Batı' da büyük bir şöhret olmasını sağlamıştır. Kitabın orijinal adı büyük ihtimalle İbnü'n-Nedim ve İbnü'l-Kıfti tarafından zikredildiği üzere Kitabü - Zic 'dir. Çünkü VIl. yüzyıldan önce "astronomi tablosu" anlamında kullanılan zic kelimesi daha sonraları "astronomi risalesi" anlamında kullanılır olmuş ve eski yerini aslında "küçük akarsu" manasına gelen cedvel kelimesine bırakmıştır. Kitabü 'z-Zic'in mukaddimesinde, kendinden öncekilerin çalışmalarında gördüğü hata ve ihtilaflar yüzünden böyle bir kitap yazmaya ihtiyaç duyduğunu ifade eden Bettani, bu kitabında mevcut teori ve istidlalleri yeni gözlemlere dayanmak suretiyle ıslah edip geliştirdiğini belirtmektedir. Bu arada şerh, tenkit, ıslah ve ilavelerini kaleme almadan önce el-Mecisti'den yaptığı bütün iktibasları da büyük bir titizlikle kaydetmiştir. Elli yedi "bahis"ten meydana gelen bu eserin ilk bahislerinde pratik tarifler verilmiş ve problemler ortaya konulmuştur. Bettani 3. bahiste kendi trigonometrik fonksiyonlar teorisini geliştirmiş, 4. bahiste kendi gözlemlerini vermiş, 5-26. bahislerde Çoğu astrolojik yorumların izahı için tertiplenmiş olan pek Çok küresel astronomi problemini etraflı şekilde ve büyük bir vukufla münakaşa etmiş, bu arada da ortografik projeksiyon prensiplerine dayanan yeni düşüncelerini açıklayıp küresel trigonometriye yeni çözümler getirmiş ve ayrıca ilim alemine küresel trigonometrinin temel teoremlerinden olan 'kosinüs teoremi" gibi çok önemli bir yenilik kazandırmıştır. Batlamyus'un güneş, ay ve gezegenlerin hareketlerine dair teorisi 27-31. bahislerde ele alınmış, 32. bahiste çeşitli takvimlerle bunların her birindeki tarihlerin diğerlerine çevrilmesi anlatılmış, 33- 48. bahislerde tabloların kullanılışları tarif edilmiş, 49-55. bahislerde astrolojinin esas meseleleri ele alınmış, 56. bahiste bir güneş saatinin, 57. bahiste ise bazı astronomi aletlerinin yapımı anlatılmıştır.

Batlamyus kinematiğine karşı genelde açık bir tenkit tavrı takınmamış olmakla birlikte Bettani, Batlamyus'un ortaya koyduğu pratik sonuçlar hakkında ciddi bir şüphenin delillerini ortaya koyarak onun güneş apojesinin veya ekliptik eğiminin değişmezliği iddiası gibi yahut gezegen hareketlerinin ana parametrelerinde yaptığı yanlışlıklar gibi pek çok hatasını bazan açıkça, bazan da zımnen düzeltmiştir.

İslam astronomları ekliptik eğiminin değişimi konusuyla hayret verecek kadar erken tarihlerde ilgilenmeye başlamışlardır. Bu değişimin yılda 0,5 saniye mertebesinde pratik değeri olmayan bir farkla vuku bulduğu söylenirse bu bilginlerin ilmi dikkat ve hassasiyetlerinin derecesi daha iyi anlaşılmış olur. Bettani'nin bu konudaki çalışmaları ne ilktir ne de bir istisnadır. Fakat onun modern formüle tam anlamıyla uyan 230 35' değerini bulurken takip ettiği yolu dikkatle anlatması önemlidir. Bettani, Kitabü'z-Zic'in 28. bahsinde dört mevsimin uzunluklarını tesbit için yaptığı gözlemleri anlatmaktadır. Bettani bu gözlemlerden faydalanarak Hipparkhos tarafından milattan önce 140'ta 650 30' bulunan güneş apojesinin büyüyerek 820 17'ya ulaştığını, aksantrisitesinin ise 2P 29' 30'den 2 P 4' 45'ye düştüğünü tesbit etmiştir (1 P yarı çapın 1/60'dır. Bettani'den önce Sabit b. Kurre de (veya Beni Musa) güneş apojesini 820 45' olarak tesbit etmiş ve Hipparkhos'un değeri ile karşılaştırıp 66 yılda 1 değiştiğini hesaplamış ve Batlamyus'un kendi zamanında Hipparkhos'u tekit eden 650 30' değerini bulmuş olmasının imkânsızlığını belirtmiştir. Leverrier formülü, Sabit b. Kurre'nin değerine karşılık 820 50' 22', Bettani'ninkine karşılık 830 45' 10' değerini vermektedir. Bettani'nin güneş yörüngesinin eksantrisitesi için bulduğu 2P 4' 45' değeri modern anlamda 0,017326'ya tekabül eder ve bu değer 880 senesi için bulunan 0,016771 değerine çok yakındır. Bettani itidal noktalarının gerilemesi için de 66 yılda 1 derece değerini bulmuş ve tropik seneyi 365 gün 5 saat 46 dakika 24 saniye olarak hesaplamıştır ki bu değer de 365 gün 5 saat 48 dakika 46 saniye olan gerçek değere çok yakındır.

Bettani'nin diğer önemli keşif ve başarılarından bazıları da şunlardır:

Ayın boylamda ortalama hareketinin tesbiti, güneş ve ayın görünür çaplarının ölçülmesi ve güneşinkinin bir yıl, ayınkinin ise anomal ay zarfında değişimlerinin bulunması, bu buluşlardan hareketle Batlamyus'un imkânsız dediği halka şeklinde güneş tutulmasının mümkün olduğu sonucunun çıkarılması ve ayın tutulma derecesinin hesabı için çok sağlam bir metodun geliştirilmesi.

Astronomi ve küresel trigonometrinin gelişmesinde çok büyük rol oynayan bu kitabın önemi yazılışından üç asır sonra Batı'da da anlaşılmış ve eser Xll. yüzyılda Robertus Retinensis ve Plato Tibastinus tarafından Latince'ye tercüme edilmiştir. İlk tercüme kaybolmuşsa da Plato'nurı tercümesi sonradan tabloları çıkarılarak 1537'de Nürnberg'de ve 1645'te Bologna'da iki defa basılmıştır. Ayrıca İspanya Kralı Alfonso el Sabio'nun emriyle yine XII. yüzyılda Arapça aslından İspanyolcaya da tercüme edilmiştir. Bu tercümenin eksik bir nüshası halen Paris'te Bibliothque de l'Arsenal'de muhafaza edilmektedir. Arapça aslı Escurial nüshası esas alınarak C. A. Nallino tarafından Latince tercümesi ve açıklamalarla birlikte Kitabü'z-Zic'in İbranice ve Grekçe'ye tercüme edilip edilmediği belli olmamakla birlikte yahudi ve Bizanslı yazarlar üzerinde büyük etki bıraktığı anlaşılmaktadır. Çünkü kaynak göstererek veya göstermeden, layık olduğu krediyi vererek veya adını hiç anmadan ondan faydalanan pek çok Ortaçağ yahudi ve hıristiyan bilginin varlığı bilinmektedir. Bu etki XVII. yüzyılın ortalarına kadar devam etmiştir. Copernicus'un Bettani'ye ne kadar çok şey borçlu olduğu. Tycho Brahe'nin çeşitli eserlerinde ve G.B. Ricioli'nin Yeni Almagest adlı kitabında Kitabü'z-Zic'den ne kadar çok iktibas yaptıkları, Kepler ve Galileo'nun da Bettani'nin gözlemleriyle yakından ilgilendikleri bilinmektedir.

2. Kitabü Mari'rifeti metali i'l-bürüc fima beyne erbai'l-felek: Her ne kadar C. A. Nallino, bu eserde Bettani'nin asıl gayesinin astrolojide kullanılan delilleri (heylac) matematik yöntemiyle temellendirmek olduğunu söylüyorsa da gerçekte onun gayesi enlemlerin 00'den 360 'ye kadar değerlerine tekabül eden doğuş (metâli') cedvellerini hazırlamaktır. Dolayısıyla astrolojiden çok astronomiye dair bir eserdir. Şu hususa da işaret etmek gerekir Bettani'den önce Habeş el-Hasib'in yapmış olduğu zicde bu cedvel yoktur, ancak Bettani'den sonra yazılan ziclerde görülmektedir. Bunun müstakil bir eser olduğu dikkate alınırsa büyük bir ihtimalle cedvellerin doğuşun derece ve dakikalarına göre tertip edilmiş olması gerekir. Nitekim bugün modern astronomi de 'reduction l'quateur" (muaddilü'n nihar) adıyla aynı türden cedveller kullanılmaktadır.

3. Risale fi tahkiki akdaril - ittisalat:

4. Şerhu'l - makaleti'l -erba'a li-Batlamyus:

Kaynaklarda Bettani'ye isnat edilen da ha başka eserler varsa da bunların on ait olduğu şüphelidir.

(T.D.V.İslam Ans. 6/9-10)
__________________
İmtisali cahidu fillah olubtur niyetim,
Dini islamın mücerred gayretidir gayretim.
Fazlı Hak ve hikmeti cündü ricalullah ile,
Ehl-i küfrü serteser kahreylemektir niyetim.
Embiyau evliyaya istinadım var benim,
Lütfü Haktandır hemen ümidi fethu ve nusratım.
Nefsim ve malımla nola kılsam cihanda içtihad,
Hamdülillah var gazaya sad hazaran rağbetim.
Ey Muhammed! Mucizatın Ahmedi muhtar ile,
Umarım galib ola Edayı dine devletim!
  Alıntı ile Cevapla