Zurück   IslamForum Ne Olursan Ol Gel > Islamforum Turkish > Tarihi Bilgiler

Bu Alana Reklam Verebilirsiniz

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil

Alt 03.11.2007, 17:36   #11 (permalink)
Tercübeli Üye
 
Mücahid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mücahid isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 17.03.2007
Bulunduğu yer: Tr
Yaş: 41
Mesajlar: 2.524
Tesekkür Etti: 12
28 Kunu Icin 43 Tesekkür Aldı
Mücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 131
Standart

Alıntı:
islamci Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
ben orda vahdettin hain değil anlamında söylemiştim. ama yanlışları varki o yüzden yıkılmıştır. 600 sene süren hanedanlıkta doğruları varki devam ettirebilmiştir. olaya her yönden bakmak lazım mücahid kardeş.
Eyvallah Vahdettinin hain olmadığını ima etmenizin farkında olarak yazdım zaten,o sözler şahsınıza değil İllede hain olarak anılmasından haz duyanlar içindir.Konu ile alakalı yazdığım farklı yerlerdeki mesajlarımda elbette hatalı oldukları noktaları es geçmiş değilim haddim olmayarak yanlış larına da dikkat çektik.Onlarında insan olmaları hata etme ve yanlış karar alma ihtimâlleri olduğu gerçeğini kabul etme zorunluluğunu doğurur.Ne aşırı övgü nede aşırı yergi ve sövgü.Biz vasat bir ümmetiz.Sevgimizde ve eleştirilerimizde ölçülü olmak zorundayız.Bu gün yaşadığımız vatan onların bıraktıkları mirasın çok küçük bi bölümü.Bunu unutmadan onları rahmetle yad etmek mutlaka bize yakışan bir tavır olacaktır.Hatalarının hesabını ise Alemlerin Rabbine vereceklerdir.DUA İLE
__________________
[SIGPIC][/SIGPIC]

Suskunluğum aseletimdendir...
Her lafa vercek bi cevabım var elbet...
Lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...
Birde söyleyene bakarım adammı diye...
  Alıntı ile Cevapla

Alt 04.11.2007, 17:07   #12 (permalink)
Üye
 
tevhideçağrı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 15.10.2007
Yaş: 36
Mesajlar: 177
Tesekkür Etti: 0
5 Kunu Icin 7 Tesekkür Aldı
tevhideçağrı Tanınma yolunda
Tecrübe Puanı: 2
Standart

ANADOLU KADINLAR BİRLİĞİ (BACIYAN-I RUM)
"Bacıyan-ı Rum", Anadolu Kadınlar Birliği anlamını taşımaktadır. "Bacı" kelimesi, abla, kızkardeş anlamına gelmektedir. "Bacı" kelimesi, günümüzde Anadolu'nun bir çok şehrinde yaygın olarak kullanılmaktadır. "Rum" kelimesi ise Anadolu anlamını ifade etmektedir.
İlme, sanata ve ahlâka son derece önem verilen Ahilikte, kadının da sosyal ve ekonomik hayatta önemli bir yeri vardı. Kadınların teşkilatlanıp gelişmesi için Ahi Evran'in eşi Fatma Bacı, dünyanın ilk kadın teşkilatı olan "Bacıyan-ı Rum" teşkilatını yani Anadolu Kadınlar Birliği'ni kurmuştur.
Örneğin Kayseri'deki Ahiler tarafından kurulan sanayi sitesinde hanımlara mahsus çalışma yerleri de bulunurdu. Bacıyan-ı Rum teşkilatına mensup hanımlar bu sanayi sitesinde el sanatlarını ve mesleklerini icra ediyorlardı. Kadınlar daha çok çadırcılık, keçecilik, nakışçılık, örgücülük, kilim ve halı dokumacılığı, ipek ve pamuk ipliği üretimini gerçekleştirmişlerdir. Çalışan kadınlar gerek mesleki ve teknik konularda, gerekse ahlaki konulardaki çağın gerektirdiği eğitim ihtiyacını "Bacıyan-ı Rum" teşkilatında karşılıyorlardı.
Birçok batılı araştırmacı, tarihin o döneminde Anadolu'daki kadınların bir araya gelerek bugün ki anlamda bir sivil toplum örgütü kurmalarını hayretle karşılamıştır. Alman araştırmacı Franz Taeshner de bunlardan biridir. Franz Taeshner, Ahilik teşkilatı ile aynı dönemde kurulan bu teşkilatın varlığına inanamaz. Çünkü o çağlarda Türk kadınının böyle bir sivil toplum örgütünü kuracak kadar bilinçlendiğine akıl erdiremez.
En eski Osmanlı Devleti tarih yazarı Aşık Paşazade Anadolu'da kurulan Ahilik teşkilatı (Ahiyan-ı Rum) yanında bir diğer sosyal zümre olan Bacıya-ı Rum (Anadolu Kadınlar Birliği)'dan bahseder.
Bacıya-ı Rum teşkilatı, Anadolu kadınlarını, gerektiğinde düşmanlara karşı vatan savunmasında eşlerinin yanında mücadele etmesi ve gerektiğinde de kültürde, sanatta, edebiyatta, sosyal ve ekonomik alanlarda kalkınıp gelişmesini sağlamak için teşkilatlandırmıştır. Anadolu Kadınlar Birliği, kadınlar arasındaki yardımseverliğin, konukseverliğin, doğruluk ve merhametliğin gelişmesine katkı sağladığı gibi Türk dilinin, Türk kültürünün ve İslam anlayışının kadınlar arasında yayılmasını hızlandırılmıştı
Anadolu Kadınlar Birliği, Ahilerin kadınlar kolu olarak yetim ve kimsesiz genç kızları himayesine almış, onların eğitimlerinden, ev-bark sahibi olmalarından sorumlu olmuşlardır. Bunun dışında kimsesiz ihtiyar kadınların bakımı, genç kızların evlendirilmesi gibi birtakım sosyal hizmetlerde bulundular, maddi sıkıntı içinde olanlara yardım elini uzatmışlardır.
Sosyal, ekonomik, kültürel ve ahlâki ilkeleriyle Ahilik kültürü, fertlerin hak ve özgürlüklerine ayrıca önem vermektedir. Ahilik teşkilatının erkek üyelerine "Eline, beline, diline sahip ol!" yani "hırsızlık etme, başkasının namusuna göz dikme, başkası hakkında kötü konuşma" prensibi benimsetilip yaygınlaştırılırken, şüphesiz iş birliği yaptıkları Anadolu kadınları o günkü adıyla Bacıyan-ı Rum teşkilatı aracılığıyla da hanımlara, "Eşine, işine ve aşına dikkat et!" yani "eşine yardım et, onu evine bağla, işine ve geçimine dikkat et" prensipleri benimsetiliyordu.
  Alıntı ile Cevapla

Alt 04.11.2007, 18:04   #13 (permalink)
Yeni Üye
 
cemalsarikaya isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 25.10.2007
Yaş: 29
Mesajlar: 6
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
cemalsarikaya Tanınma yolunda
Tecrübe Puanı: 0
Standart

Alıntı:
islamci Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
1.neden osman gazi nin haricindeki hemen tüm padişahlar yabacı kadınlarla evlendi.padişahlarla evlenen yabancı kadınların müslüman olması dinin emri değilmiydi.anneleri yabancı olan kaç padişah var.
2.devlet menfeatı da olsa kardeş katli doğrumudur.5-6 yaşındaki bir kardeşlerin bile ileride osmanlı menfeatına ne zarar vereceğine kim nasıl karar verdi.
3.osmanlının devşirme sistemine başlamasından sonra kaç tane yabancı devlet adamı osmanlı yönetmiş.türk devlet adamlarına güvenmi yoktu.
4.neden sarayda farsça veya arapça şarkılar ve müzik aleteleri serbes iken türkçe türkü söylenmesi ve saz çalınması yasaktı.
5.neden hiç bir osmanlı padişahı hacca gitmedi.
6.600 yıl din adına savaştığını söyleyen osmanlı devleti zamanında kaç hiristiyan ülke müslüman yapıldı.şu an kaçı hala müslüman.niçin müslüman ülkelerede sefer yapıldı.osmanlı zamanında ölen askerlerin şehitliğinde şaibe yokmu.
7.yıldırım ile timur her ikiside türk olduğu halde neden savaştı
8.osmanlı matbaanın ülkeye girmesi için neden kırk yıl direndi.kitapların artması ,dolayısıyla daha çok insanın ve daha kolay bir şekilde eğitilmesine neden karşı idiler.
9.vahdettin gerçekten hainmiydi.
10.enver,talat ve ziya paşaların ülkeye verdiği zararlar neydi. bu paşaların akibeti ne oldu.



osmanlının bilinmeyen yüzleri bunlar. islam adına kurulmuş bir devlet gibi gösterilip övünmemek gerek. madem islam adınaydı neden yok oldu ve helak oldu. eğer doğru yol üzerinde bulunsalardı helak olmazlardı.


ben bütün bu sorulara cevap vermek isterdim ama çok fazla vakit gerek. belki de bu sayfalar yetmez bunları anlatmaya. ama içinden sadece neden padişahlar hacca gitmedi sorusuna kısaca bir cevap vereyim. öncelikle tarihi olaylar zamanın koşullarında değerlendirilir. bunu bilmemizde yarar var. o zamanlarda hacca gitmek şimdiki gibi uçaklarla olmuyor tabi. kervanlarla belki 5-6 aya varan sürelerde gerçekleşiyordu. düşünün bir kere bir ülkenin başı olacaksınız, ve tüm devletler sizin en ufak bi açığınızı yakalamak için fırsat kollayacak , hatta içerde dahi bunu bekleyen hainler olacak.tahtta gözü olan kardeşleriniz olacak ve siz 6 aylığına ülkenizden ayrılarak hacca gideceksiniz. artık gerisini siz düşünün.ülkenin nasıl bir iç savaşa sürükleneceğini anlatmaya gerek yok sanırım. tabi bu sadece sonuçlardan biri.

eleştirirken gerçekçi olmak lazım. şimdiki koşullara bakarak osmanlı veya başka bir ülke tarihi değerlendirilmez. her olay zamanın koşullarında değerlendirilmeli ki doğruyu bulmak daha kolay olsun. saygılar.
  Alıntı ile Cevapla

Alt 04.11.2007, 18:07   #14 (permalink)
Yeni Üye
 
cemalsarikaya isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 25.10.2007
Yaş: 29
Mesajlar: 6
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
cemalsarikaya Tanınma yolunda
Tecrübe Puanı: 0
Standart

bu arada mücahit bey , kızılsultan olarak nitelendirilen padişah vahdettin değil.II abdulhamittir. ve batılılar tarafından bu şekilde nitelendirilmiştir. filistin topraklarını satmadığı için bu şekilde lanse edilmiştir .saygılar ( "islamci" kardeş eğer istersen diğer sorularına da cevap vermeye çalışırım kısaca)
  Alıntı ile Cevapla

Alt 04.11.2007, 18:11   #15 (permalink)
Tercübeli Üye
 
Mücahid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mücahid isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 17.03.2007
Bulunduğu yer: Tr
Yaş: 41
Mesajlar: 2.524
Tesekkür Etti: 12
28 Kunu Icin 43 Tesekkür Aldı
Mücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 131
Standart

Alıntı:
cemalsarikaya Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
bu arada mücahit bey , kızılsultan olarak nitelendirilen padişah vahdettin değil.II abdulhamittir. ve batılılar tarafından bu şekilde nitelendirilmiştir. filistin topraklarını satmadığı için bu şekilde lanse edilmiştir .saygılar ( "islamci" kardeş eğer istersen diğer sorularına da cevap vermeye çalışırım kısaca)
Uyarınız için teşekkür ederim.Allah razı olsun .
__________________
[SIGPIC][/SIGPIC]

Suskunluğum aseletimdendir...
Her lafa vercek bi cevabım var elbet...
Lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...
Birde söyleyene bakarım adammı diye...
  Alıntı ile Cevapla

Alt 04.11.2007, 19:10   #16 (permalink)
Tercübeli Üye
 
the okuz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
the okuz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 19.03.2006
Mesajlar: 279
Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
the okuz Azimli ve iradelithe okuz Azimli ve iradelithe okuz Azimli ve iradeli
Tecrübe Puanı: 4
Standart

Alıntı:
islamci Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
1.neden osman gazi nin haricindeki hemen tüm padişahlar yabacı kadınlarla evlendi.padişahlarla evlenen yabancı kadınların müslüman olması dinin emri değilmiydi.anneleri yabancı olan kaç padişah var.
2.devlet menfeatı da olsa kardeş katli doğrumudur.5-6 yaşındaki bir kardeşlerin bile ileride osmanlı menfeatına ne zarar vereceğine kim nasıl karar verdi.
3.osmanlının devşirme sistemine başlamasından sonra kaç tane yabancı devlet adamı osmanlı yönetmiş.türk devlet adamlarına güvenmi yoktu.
4.neden sarayda farsça veya arapça şarkılar ve müzik aleteleri serbes iken türkçe türkü söylenmesi ve saz çalınması yasaktı.
5.neden hiç bir osmanlı padişahı hacca gitmedi.
6.600 yıl din adına savaştığını söyleyen osmanlı devleti zamanında kaç hiristiyan ülke müslüman yapıldı.şu an kaçı hala müslüman.niçin müslüman ülkelerede sefer yapıldı.osmanlı zamanında ölen askerlerin şehitliğinde şaibe yokmu.
7.yıldırım ile timur her ikiside türk olduğu halde neden savaştı
8.osmanlı matbaanın ülkeye girmesi için neden kırk yıl direndi.kitapların artması ,dolayısıyla daha çok insanın ve daha kolay bir şekilde eğitilmesine neden karşı idiler.
9.vahdettin gerçekten hainmiydi.
10.enver,talat ve ziya paşaların ülkeye verdiği zararlar neydi. bu paşaların akibeti ne oldu.



osmanlının bilinmeyen yüzleri bunlar. islam adına kurulmuş bir devlet gibi gösterilip övünmemek gerek. madem islam adınaydı neden yok oldu ve helak oldu. eğer doğru yol üzerinde bulunsalardı helak olmazlardı.
acizane bilgimle bu soruların bazılarına kısa cevaplar vermek isterim.
2- eğer olayı günümüzün bakış açısıyla değerlendirirseniz, bu çok zalimce bir davranış olarak görülebilir. fakat o zaman devletin kritik dönemlerinde bazı kişiler feda edilebilirdi. ancak hiçbir zaman 5-6 yaşındaki taht varisleri hiçbir zaman öldürümemiştir, bu resmen Osmanlı'yı çekemeyen kendini tarihçi sanan bir grubun iftirasıdır.
3- osmanlı devleti asla türk-türk olmayan gibi basit bir ayrıma gitmediğinden devşirmede bir sorun görmemiştir ki devşirme olan devlet adamlarının da başarıları ortadayken bu soruyu sormak abes değil midir?
4- her ne kadar bunu ilk sizden duymuş olsam ve bunun yalan olduğuna maddi olarak bir delilim olmasa da bütün kalbimle inanıyorum ki bu bir grup asabiyetçinin uydurmasıdır.
5- Haccın şartlarını göz önünde bulunduracak olursak, haccın yapılabilmesi için yol güvenliğinin bulunması gerekir. Fakat Osmanlı'nın bir dönemi haricinde Hac yolu pek de güvenli sayılmazdı, her ne kadar sıradan Müslümanlar için o kadar da büyük bir sorun olmasa da bir padişah birinci görevini bırakıp devleti kaos ortamına sokacak riskler alamazdı, nitekim almadı da. Belki Kanuni Sultan Süleyman ve ondan sonraki 100 yıl boyunca tahta çıkan padişahlar bu açıdan eleştirilebilir, fakat diğer padişahlar zor bir seçim yapmak zorunda kalmışlar ve devletin bekasını seçmişlerdir.
6- Osmanlı'nın sefer yaptığı Müslüman devletlerin genelde tek amacı Osmanlı'nın yerini almak, Osmanlı halkına bazı bozuk fikirleri aşılamak ve bir keşmekeş ortaya çıkarmaktı. Özellikle bunu Safevi Devleti'nde bariz bir şekilde görüyoruz.
7- Yıldırım ile Timur'un Türk olmalarının pek bir önemi yoktur,özellikle Timur gibi kalleşlik yapınca ortak ırktan olmanın önemi kalmaz. Timur'un Sivas'ta yaptığı katliam herhangi bir mazeretle açıklanamaz.
9- Vahdettin Mustafa Kemal Paşa'yı Samsun'a halkı örgütlemesi için yolladı, fakat biliyordu ki İngilizler buna izin vermeyecekti. O yüzden Mustafa Kemal'i oradaki Türk halkı silahsızlandırmak ve oradaki çatışmaları sona erdirmek için yollamış gibi gösterdi. Sevr olayına gelirsek, Vahdettin'in Sevr'e yolladığı temsilcilere "Zararımıza olacak herhangi birşeyi imzalamayın." demesine rağmen bu temsilcilerin emre itaatsizlik ettiği de ortadadır.
11- Özellikle bu sorunuzda bariz bir önyargı ve kötü niyeti sezmemek elde değil ancak ben yine de bu sorunuza cevap vermek istiyorum: Her devlet gibi Osmanlı'nın da iyi ve kötü zamanları olmuştur, ancak şurası da kesin ki Osmanlı'nın son zamanlarına dek(ister III.Selim'in ya da II.Mahmut'un tahta çıkışına kadar deyin, ister Tanzimat'a, ister II. Meşrutiyet'e) tek amaç Büyük İslam Devleti'ni kurmak ve geliştirmekti. Zaten bu amaç da büyük ölçüde gerçekleştirilmişti, ancak hem Coğrafi Keşifler hem de bazı basiretsiz devlet adamları, hem de halkın manevi seviyesindeki düşüş bu acı sonu yavaş yavaş hazırladı. Ancak dediğim gibi Büyük İslam Devleti düşüncesinden Osmanlı'nın son zamanlarına dek asla vazgeçilmemiştir.
Biliyorum ki bu cevaplarda hatalar, yanlışlar vardır ve bundan dolayı herkesten özür dilerim. Ancak islamcı kardeş bu cevapların senin sorularından farkı iyi niyetten başka birşey değildir. Sana da iyi niyetli olmanı tavsiye ederim.
__________________
"(...) Bir toplum kendinde olan durumu değiştirmedikçe, hiç şüphe yok ki, Allah da o toplumda olan hâli değiştirmez.
Allah bir toplum için de kötülük irade buyurdu mu, onu geri çevirecek kuvvet yoktur. Artık Allahın dışında onları himaye edecek kimse olamaz..."
Kur'an; Ra'd, 11
  Alıntı ile Cevapla
Bu Konu Icin the okuz Kardesimize Tesekkür Edenler:
zemahseri (18.11.2008)

Alt 14.11.2007, 17:25   #17 (permalink)
Üye
 
tevhideçağrı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 15.10.2007
Yaş: 36
Mesajlar: 177
Tesekkür Etti: 0
5 Kunu Icin 7 Tesekkür Aldı
tevhideçağrı Tanınma yolunda
Tecrübe Puanı: 2
Standart

Akıncılar, o yüzyıllar boyunca Avrupa'nın fethinde çok önemli rol oynadılar; ama bir devre sonra; Allah'ın evliyası yerine, cinci hocalar hakimdi saraya artık. Devşirme paşalardan İbrahim Paşa, Akıncıların hepsini yok etmeyi başardı, savaş alanında yalnız bırakarak, çok miktarda düşmanın üzerine özellikle saldırtarak akıncıların yok olmasına sebebiyet verdi. Allah'ın düşmanları, Allah'ın dostlarının kökünü kazımayı başarmışlardı.

Ne zaman ki saraya Allah'ın mürşidlerinin yerine cinci hocalar girdi ve ilm-i nücumla, artık şeytanla ilişkiler kurulmaya başlandı. Osmanlı o noktadan itibaren duraklama devrine, daha sonra da gerileme devrine girdi.
Sevgili okuyucular, Osmanlı için bir korkunç dizayn söz konusu oluyor. Bu devirde Osmanlı, tarihî kişiliğini yitirmiştir ve "Nizam-ül Âlem" olmaktan, "Nizam-ül Cedide", yeni nizama geçmiştir Osmanlı. Ve İbrahim Paşa (bir devşirme Paşa'dır) hâlâ tarihçilerin bilinmeyen sebeplerle diye kapalı tuttuğu bir dizayn içersinde, bütün akıncıları birbirine katar düşmana kırdırmayı başarmıştır. Sevgili okuyucular her zaman bütün orduların içinde hainler bulunur.
Kısacası Allah'a ve onun mürşidlerine itaatleri sayesinde aleme nizam verir hale gelen Osmanlı, mürşidlerin yerini cinci hocaların almasıyla şeytanın adamlarının elinde günden güne eridi gitti.
  Alıntı ile Cevapla

Alt 27.11.2007, 07:27   #18 (permalink)
Üye
 
tevhideçağrı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 15.10.2007
Yaş: 36
Mesajlar: 177
Tesekkür Etti: 0
5 Kunu Icin 7 Tesekkür Aldı
tevhideçağrı Tanınma yolunda
Tecrübe Puanı: 2
Standart

Osmanlı’nın çöküşünü hızlandıran antlaşma: Baltalimanı Antlaşması

Osmanlı Devleti’nin, 1838’de, İngiltere ile Baltalimanı’nda imzaladığı ticaret antlaşması.Avrupa’da sanayi inkılabının neticesi olarak daha fazla ham maddeye ihtiyaç duyulmaya başlandı. Bunun üzerine Osmanlı hükümeti de 1826’dan itibaren, ham maddesini dışarıya çıkararak, esnafın işsiz kalmasını önlemek maksadıyla bir nevi himaye sistemi olan yed-i vahid (tekel) usulünü uygulamaya koymuştu. Sistemin, ayrıca, yeni kurulmuş olan Asakir-i Mansure-i Muhammediyye ordusuna kaynak bulmak ve üreticinin mahsulünü ucuza satarak aldanmasını önlemek gibi gayeleri de bulunuyordu. Yed-i vahid uygulaması özellikle İngiliz tüccarlarını son derece rahatsız ediyordu. Nitekim, İngiliz sefiri Ponsenby, yed-i vahid usulü ile ticaret serbestisine konmuş engellere şiddetle çatmakta; Türkiye’de mahsul yetiştirenler, bunların fiyatlarını tespit etmekte yegâne hakim olan imtiyazlı kimselere satmak mecburiyetinde kaldıkça, Türk sanayiinin geriliğe mahkûm kalacağını iddia etmekteydi. Kısaca yed-i vahid usulü, İngiltere’nin Osmanlı Devletini gönlünce sömürmesini engellemekteydi.

Bu sebeple İngilizler, Osmanlı ticaretinde kendilerine ters düşen hükümlerin kaldırılması için 1833’ten itibaren ünlü hariciye nazırları Palmerston aracılığıyla uğraşmaya başladılar. 1836’daki müzakerelerde Osmanlı heyetine başkanlık eden gümrük emini Tahir Efendi, eski düzenden mümkün olduğunca az taviz vermeye çalışmış ve İngiliz isteklerine boyun eğmemişti. Bu durumda İngiliz diplomasisi, Osmanlı bürokrasisinin zayıf ve bunalımlı bir devresini kollamaya başladı. Nitekim bu fırsat, iki yönlü bir şekilde, İngilizlerin karşısına çıktı.
1837’de Londra büyük elçiliğinden hariciye nazırlığına getirilen Mustafa Reşid Paşa, İngilizlere yakın bir müzakereciydi. Londra büyükelçiliğindeyken mason locasına kayıtlı olan Reşid Paşa, Osmanlı Devletini, iktisadi bakımdan çökertecek bir antlaşmaya yanaşmakta hiç tereddüt göstermedi. Bu sırada Mehmed Ali Paşa, Mısır’da Osmanlı Devleti için büyük bir tehlike arz ediyordu. Reşid Paşa, Mısır meselesinde İngilizlerin yardımlarını temin bahanesiyle, Baltalimanı’ndaki yalısında dört gün süren ve çok gizli tutulan pazarlıklar sonucunda, 16 Ağustos 1838’de Osmanlı-İngiliz ticaret antlaşmasını imzaladı. Antlaşma, 8 Ekim 1838’de Kraliçe Victoria, bir ay sonra da Sultan Mahmud tarafından tasdik olundu. Esas ve zeyl olmak üzere iki kısım halinde tanzim edilen antlaşmanın birinci kısmı, iç ticarete ait maddeleri; zeyli meydana getiren ikinci kısım ise İngiltere’den ithal edilecek mallarla, transit eşyaların gümrüklendirilme şekillerini ihtiva ediyordu.
Antlaşmanın zeyl kısmının ikinci maddesine göre, zirai mahsullerle sair eşya üzerine konan yed-i vahid yani tekel usulü, tamamen kaldırılıyordu. Bu maddeyle emperyalizmin önündeki engeller kaldırılarak, iktisadi sistemimiz felce uğramış oluyordu. Ayrıca, iç ticaretin, Osmanlı vatandaşlarına münhasır kalması da kaldırılıp, istisnasız bir şekilde İngiliz tüccarlarına veriliyordu.
Antlaşmanın diğer önemli hükümlerine gelince, dördüncü madde ile, Britanya tebaası, Osmanlı memleketleri mahsulü olan bütün maddeleri, istisnasız olarak ihraç etme iznine sahip olacaklardı. Altıncı madde ile transit resmi kaldırılmaktaydı. Yedinci madde ile, İngiliz gemileriyle gelen İngiliz emtiası için, bir defa gümrüğü ödendikten sonra, ithalatçı veya alıcı tarafından nereye götürülürse götürülsün bir daha gümrük ödenmeyecekti. Antlaşmanın bu hükümleri ile, Osmanlı hazinesi, önemli bir gelir kaynağından mahrum kaldı. Önceden yabancı bir emtia bir eyaletten diğer bir eyalete geçerken, ilave gümrük ödemek zorunda bulunduğundan, fiyatı artarak rekabet gücünü kaybediyordu. Şimdi ise, Osmanlı tüccarı, bir yerden bir yere bir malı götürüp satarken yüzde 12 vergi verirken, İngiliz tüccarları, ortakları ve adamları, yüzde beş vergi ödeyecekti. Böylece, İngiliz tüccarları, Osmanlı tüccarına karşı korunmuş oluyordu. Bilahare transit resminin devam etmesine karar verilmiş ise de, buna karşılık ithalat resimlerinde, yüzde ikiye varan bir indirime daha gidildi.
Bu arada antlaşma hükümlerinin Mısır, Afrika eyaletleri dahil bütün Osmanlı ülkelerinde ve her sınıf halk tarafından tatbik ve riayet olunacağına dikkat çekildikten sonra, isteyen bütün dost devletlere de istisnasız olarak antlaşmanın teşmil edileceği taahhüt olunuyordu. Nitekim, 19. yüzyılın ilk çeyreğine kadar, Osmanlı dış ticaretinde birinci sırayı alan Fransa, menfaatlerine halel geleceğini bilerek bu antlaşma hükümlerine şiddetle karşı çıktığı halde, çok geçmeden 25 Kasım 1838’de yukarıdaki maddeye istinaden aynı hükümleri ihtiva eden bir antlaşma imzaladı. Bunu, Avrupa’nın diğer devletleri takip etmekte gecikmediler. 31 Ocak 1840’ta İsveç ve Norveç, 2 Mart 1840’ta İspanya, 14 Mart 1840’ta Hollanda, 30 Nisan 1840’ta Belçika, 1 Mayıs 1841’de Danimarka ve 20 Mart 1843’te Portekiz ile antlaşmalar imzalandı.
Mason Mustafa Reşid Paşanın faaliyetleri sonucu, 1838’de önce İngiltere ve sonraki yıllarda diğer Avrupa devletleriyle imzalanan bu ticari antlaşmalar, esnafı ve tüccarlarımızı uşaklığa, devletimizi de borç bataklığına düşürmekten öte bir işe yaramamıştır. Nitekim, antlaşmanın imzalanmasından sonra Avusturya başbakanı; “İşte Osmanlı şimdi bitti!” derken, Osmanlı’ya büyük bir darbenin vurulduğunu daha işin başında söylemekten kendini alamamıştır. Aradan yirmi yıl geçtikten sonra, 1858’de antlaşmanın tesirlerini anlatan İngiliz Edward Michelson ise; “Yabancı ülkelerde büyük ünü olan Türk sanayiinin birçok kolları, şimdi tamamen yok olmuştur. Bunlar arasında pamuk sanayii başta gelir ki, bunlar tamamıyla İngiliz sanayii tarafından sağlanmaktadır. Şam’ın çelik bıçakları, Kıbrıs’ın şekeri, İznik’in çinisi, Teselya’nın iplik boya sanayii hep yok olmuştur. Bütün bu sanayi kollarının, bugün, Türk topraklarında artık izi bile kalmamıştır” derken, Türk sanayiinin düştüğü acı durumu dile getirmiştir. Bu ticaret antlaşmaları, devlet hazinesini, önemli masrafları karşılayamaz hale getirdi ve Avrupa’dan borç alma yolu açıldı. Böylece, dışa bağımlılık devri başlamış oldu.
Gerçekten de Sultan Abdülaziz, 1861’de tahta çıkarken, 1838 ticari antlaşmalarının bir neticesi olarak, dış ticaretin yanında iç ticaret de yabancıların eline geçmiş, büyük çapta mali ve iktisadi çöküntü içerisinde bulunan bir devletle karşılaşmış idi.
  Alıntı ile Cevapla

Alt 17.11.2008, 19:33   #19 (permalink)
Üye
 
fani olanı istemem isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 12.04.2008
Yaş: 36
Mesajlar: 172
Tesekkür Etti: 5
20 Kunu Icin 28 Tesekkür Aldı
fani olanı istemem Azimli ve iradelifani olanı istemem Azimli ve iradeli
Tecrübe Puanı: 1
Standart

Fatih Sultan Mehmed Han Ahidnâmesi MURAT HAN'IN OĞLU, MEHMET DAİMÎ MUZAFFER!
Click the image to open in full size.
28 Mayıs 1463 Mılodraz Dünya Fatihi, Haşmetli ve Ulu Sultan'ın imzalı ve parlayan mühürlü fermanı aşağıdadır.

"BEN FATİH SULTAN HAN, BÜTÜN DÜNYAYA İLÂN EDİYORUM Kİ; KENDİLERİNE BU PADİŞAH FERMANI VERİLEN BOSNALI FRANSİSKENLER HİMÂYEM ALTINDADIR VE EMREDİYORUM:


HİÇ KİMSE NE BU ADI GEÇEN İNSANLARI NE DE ONLARIN KİLİSELERİNİ RAHATSIZ ETMESİN VE ZARAR VERMESİN. İMPARATORLUĞUMDA HUZUR İÇERİSİNDE YAŞASINLAR VE BU GÖÇMEN DURUMUNA DÜŞEN İNSANLAR ÖZGÜR VE GÜVENLİK İÇERİSİNDE YAŞASINLAR. İMPARATORLUĞUMDAKİ TÜM MEMLEKETLERE DÖNÜP KORKUSUZCA KENDİ MANASTIRLARINA YERLEŞSİNLER.

NE PADİŞAHLIK EŞRÂFINDAN, NE VEZİRLERDEN VEYA MEMURLARDAN, NE HİZMETKÂRLARIMDAN, NE DE İMPARATORLUK VATANDAŞLARINDAN HİÇ KİMSE BU İNSANLARIN ONURUNU KIRMAYACAK VE ONLARA ZARAR VERMEYECEKTİR.

HİÇ KİMSE BU İNSANLARIN HAYATLARINA, MALLARINA VE KİLİSELERİNE SALDIRMASIN, HOR GÖRMESİN VEYA TEHLİKEYE ATMASIN. HATTA BU İNSANLAR BAŞKA ÜLKELERDEN DEVLETİME BİRİSİNİ GETİRİRSE ONLAR DA AYNI HAKLARA SAHİPTİR.

BU PADİŞAH FERMANINI İLÂN EDEREK BURADA, YERLERİN, GÖKLERİN YARATICISI VE EFENDİSİ ALLAH, ALLAH'IN ELÇİSİ AZİZ PEYGAMBERİMİZ MUHAMMED VE 124 BİN PEYGAMBER İLE KUŞANDIĞIM KILIÇ ADINA YEMİN EDİYORUM Kİ; EMRİME UYARAK BANA SADIK KALDIKLARI SÜRECE TEBAAMDAN HİÇ KİMSE BU FERMANDA YAZILANLARIN AKSİNİ YAPMAYACAKTIR."

Başka dinden, ırktan olanlara özgürlük ve hoşgörü sağlayan bu ferman, Fatih Sultan MEHMET'in Bosna-Hersek'i fethinden sonra 28 Mayıs 1463 tarihinden Milodraz'da yazdırılmıştır. Aslı Bosna-Hersek Fojnica şehrinde Fransisken Katolik Kilisesi'ndedir. Ferman, yeni ortaya çıkarılmış olup, Kültür Bakanlığı'nca Osmanlı Devleti'nin Kuruluşunun 700. Yıldönümü nedeniyle yayımlanmıştır. Tarihte bilinen insan hakları hareketlerinden en eskisi; Fransız İhtilâli'nden 326, 1948 Uluslararası İnsan Hakları Bildirgesinden 485 ve Amerika'nın keşfinden 29 yıl önce uygulamaya konmuştur.
__________________
Faniyim Fani olanı istemem
Acizim aciz olanı istemem
Ruhumu Rahmana teslim etmeyi isterim
Gayrısını istemem
TILSIMLAR RİSALESİ
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Başında örümcekmi var öğretmenim? berfut Kitap ve Dergi Tavsiyeleri 0 23.12.2007 20:29
Bilgisayarın başında ölüm......... "ÇİL€" Hikayeler & Hisseli Kıssalar 3 14.09.2007 12:15
msn başında deprem olursa seyfullah putkıran Mizah / Eğlence / Fıkra 8 04.06.2007 08:25
Osmanlı'nın Zihniyeti.!! mhmt Konu Dışı 1 24.12.2006 21:37
Batı'nın Osmanlı'nın Adaletine Olan Hayranlığı Nedir? kadircan Arşiv 1 26.11.2005 19:18



WEZ Format +2. Şuan Saat: 08:55.


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.

Template-Modifikationen durch TMS
IslamForumAd Management RedTyger