 | Aman! Ar Damarımız Çatlamasın… |  |
22.08.2008, 20:29
|
#1 (permalink)
| | Tercübeli Üye
asel isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 05.05.2008 Yaş: 34 Mesajlar: 239 Tesekkür Etti: 223
111 Kunu Icin 284 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 6 | Aman! Ar Damarımız Çatlamasın… Aman! Ar Damarımız Çatlamasın…
Eğer bu yanlışı yapan biri varsa, kendi nefsi, ya da bir yakını, mü’min onu da kibarca uyarır, kırmadan, dökmeden… Tıpkı Efendimiz (sav) gibi…
Peygamberimiz’in amcası Abbas’ın oğlu Hazreti Fadl anlatır: “Veda Haccı’nda Efendimiz’le aynı deveye binmek şerefine ermiştim. O sırada, genç ve güzel bir hanım yanımıza gelip Allah Resul’üne bazı sorular sordu. Peygamberimiz (sav) o hanıma bakmadan, sorularını cevaplıyordu. Fakat kadının güzelliği benim dikkatimi çekti. Bir delikanlı olarak, dikkatli bir şekilde kadına baktığımı gören Efendimiz, bu davranışımı hiç beğenmedi. Ben kadına bakmayayım diye, başımı eliyle kibarca öbür tarafa çevirdi. Bu dikkatsiz davranışımla Efendimiz’i üzdüğüm için çok pişman olmuştum.”
Efendiler Efendisi’nin mübarek elleri, hala bizim günaha dönmüş başlarımızı, şefkat ve merhametle tutup, bakması gereken yöne çevirmektedir. Hep hayra davet eden Güzeller Güzeli’nin mesajları, hala ter-ü taze olarak, asırlar ötesinden sürekli gelmekte… Ancak, o mesajları alacak derecede aydınlık mı yüreklerimiz, tertemiz mi?
Günahlara bata bata, ar damarı çatlamış ve ruh bekâretini kaybetmiş olanlar için hiçbir mesaj yoktur. Zira, gönül evini iffetsizliklerle karartmış olanlar, ancak şeytani mesajlara açılmış olurlar.
Bu sebeple, bilhassa da bu yaz mevsiminde, gözümüze, kulağımıza filtreler takmalı, sokağa üryan çıkanlara akıl ve iz’an duasında bulunmalı, kalbimizi, aklımızı ve hatta hayalimizi temiz tutmaya çalışmalı, ekranları karartıp kalplerimizi aydınlatmalıyız.
Aman, ar damarı çatlamasın. Manevi varlığımızın fay hattıdır ar damarı. Çatladı mı, tahribatı yaman olur. Yüreğimizin manevi varlığında taş üstünde taş kalmaz. Tedavisi ve telafisi de çok zor olur
_________________
Konu bekir tarafından (22.08.2008 Saat 22:40 ) değiştirilmiştir..
| |
| | | Folgende 3 Benutzer sagen Danke zu asel für den nützlichen Beitrag: | |  | |  |
22.08.2008, 20:41
|
#2 (permalink)
| | Moderator
samanyolu isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 19.03.2007 Bulunduğu yer: istanbul Yaş: 34 Mesajlar: 1.686 Tesekkür Etti: 1.154
459 Kunu Icin 1.144 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 29 | Açık saçıklığı önlemenin çok önemli bir yoludur gözü korumak… Rabbimiz de öyle buyurur: “İnanmış erkek ve kadınlar, gözlerini harama bakmaktan kapasınlar” (Nur; 29–30) İmam Şibli, bu ayeti şöyle yorumlamış: “Sadece kafa gözlerini kapamakla kalmasınlar; kalp gözlerini de kapalı tutsunlar, haramları hayallerine bile almasınlar!” Her günah, bir bakışla başlar Görüldüğünde neyi hatırlatmak ister insanlar, erkekler, kadınlar? Günahı, azdırmayı, saptırmayı, yoldan ve baştan çıkarmayı mı? Yoksa hakiki bir mü’min olurlar da, onları gören kulluğu mu hatırlar sadece? Evet, bazen bir bakış günahın yolunu açar… Bazen de bir nazar, Hakk’a kul eder… Güzeller Güzeli, aniden ve iradi olmadan hâsıl olan ilk bakışı mahzurlu görmez Günah olan, bu bakışın isteyerek tekrarlanmasıdır “Bir Kere Saldık, Şimdi İçeri Alamıyoruz!” İffetsizlik söz konusu oldu mu, hemen ve öncelikle kadınlar suçlanır Ancak, onları sadece birer cinsel obje olarak gören ve böyle olmaya da teşvik eden erkekler de suçlu değil mi? Hatta suçun büyüğü onlarda değil mi? Rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti Ağabeyim öyle derdi: “Kadınları kafes arkasından, evde hapsolmaktan kurtardık” deyip, sokağa salanlar, onları sokakta kafeslemek isteyenlerdir” Rahmetli Mehmed Akif dedemize Berlin’de bir Alman hanımefendi sormuş: “Siz, kadınlarınızı hiç sokağa salmazmışsınız, doğru mu?” Akif merhum demiş ki: “Hanımefendi, biz de sizin gibi acıyıp bir kere saldık dışarıya hanımları, şimdi de içeriye alamıyoruz” Rahmetli Akif dedemiz, daha sonra, dışarıyı mekân seçenlerin akıbetini ne hazin anlatır: Hayâ sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük ki her yerde, Meğer ne yüzler örtermiş bir incecik perde! Başkasının Günahına Ağlayan Adam ünvanıyla andığımız Bediüzzaman Hazretleri, 50’li yılların başında İstanbul’a gelmiş Tek başına çıktığı bir şehir gezisinden sonra, talebesi Abdülmuhsin el-Konavi’ye demiş ki: “Kadınların açılıp saçılmasında, asıl suç erkeklere aittir Baktım, tramvaya açık saçık bir kadın binince, erkekler eskiden Osmanlı paşalarına yapılan hürmeti o kadına gösteriyorlar Bu suretle, onları daha çok açılmaya ve süslenmeye teşvik ediyorlar” Evet, “Sebep olan, yapan gibidir” “Geçmişten kalma bir sözdür ki, ‘Eğer hayâ etmezsen, dilediğini yapmakta serbestsin!’ Göz yasağını ve ona bağlı edep ve hayâ duygusunu anlayabilmek, derin bir terbiye ve irfan işidir…” Şimdi göz önüne serilen mahremiyetler, nasıl da dertlendirir Şairler Sultanı Üstad Necip Fazıl’ı: Burnunu göstermekten sakınırdı sütninem Kızımın gösterdiği kefen bezine mahrem Mü’min, ne bakışların odağı olacak şekilde giyinip çıkar sokağa, ne de öyle dışarı uğramış olanlara diker gözlerini… Vehbi Vakkasoğlu gülistan dergisi Alıntı
__________________ Akıl akıl olsaydı adı gönül olurdu Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu.. | |
| | | Bu Konu Icin samanyolu Kardesimize Tesekkür Edenler: | | | Seçenekler | | | | Stil | Normal |
Yetkileriniz
| Konu Acma Yetkiniz Yok Cevap Yazma Yetkiniz Yok Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok HTML-Kodu Kapalı | | | | WEZ Format +2. Şuan Saat: 12:55. | | |