Kundaktan Mezara Bir kundak düşünün... Beyazlar içinde bir yumru baş Nur çehresinde masumiyetin simgesi. Ağlarken bile nasılda mahzun Bakınca Kalblerde merhamet vesilesi. Bir şefkat düşünün.. Alırken o melek yüzlüsünü kucağına O ilk kokusu... Etten kemik ayrılır mı? Ayrılır mı hiç? Şefkat! müptela şefkata. Bir çoçuk düşünün Hayalinde bestelediği Görüpte bir türlü değemediği... Onun en büyük meşgalesi, Bir oyun düşünün... Bir hüzün düşünün... Mahzun olduk. Yek idik, binparçaya bölündük. Ürkek ve tedirgin nemliydi gözlerimiz Bakarken o meçhül dargın anılara... Bir yol düşünün, Tek şeritli bir yol. Gidişler hep hızlı Dönüşler ise yavaş. Çıkarken de, dönerken de; Acep var mı yoldaş... Bir insan düşünün, Hastahane odasında... Beklerken Azrailin Davetini, Solukları yürekleri donduran... Bir An düşünün, Gözler artık dikili, camda! Beklermiş gibi ilahi davetliyi Buyur etmekte artık, O son takatsiz nefesi... Bir mezar düşünün... Beyaz mermerinde yazılı Ev sahibinin ismi. Tokmaksız, kapısız Nasıl edilir davet! Üstteyken misafir; Alttayken ise malik!...
__________________
Sanma şâhım,herkesi sen sadıkâne yâr olur.
Herkesi sen, dostun mu sandın, belki ol ağyâr olur.
Sadıkâne, belki ol âlemde bir didâr olur.
Yâr olur, ağyâr olur, didâr olur, serdâr olur.
Yavuz Sultan Selim
|