Zurück   IslamForum Ne Olursan Ol Gel > IslamForum Edebiyat > Şiirler

Bu Alana Reklam Verebilirsiniz

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil

Alt 03.01.2008, 00:36   #41 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

NİÇİN ÂH ETTİ?



"Eyyûb aleyhisselâm", yedi yıl çekti mihnet.

Sonunda halâs olup, buldu sıhhat, âfiyet.



Lâkin gece olup da, gelince vakt-i seher,

Şiddetli bir “Âh” edip, gözünden aktı seller.



Rahîme Hâtun dahî, işitti bu “Âh”ını.

Ve sordu kendisinden niçin ağladığını.



Buyurdu: (Ey Rahîme, çekerken ben bu derdi,

Bir nidâ işitirdim her gece, seher vakti.



“Ey benim hasta kulum, bugün nasılsın?” diye,

Muhâtap oluyordum hitâb-ı ilâhî’ye.



Bekledim duymak için, bu seher vakti dahî.

Gelmedi lâkin bu kez, o "hitâb-ı ilâhî".



Gerçi kalmadıysa da hastalıktan bir eser,

Ve lâkin bu şereften, mahrûm kaldım bu sefer.)



Yakınları sordu ki kendisine bir defâ:

(Yâ Eyyûb, yedi sene çektin çok dert ve belâ.



Peki, bize der misin, bu seneler içinde,

Sana, en zor ne geldi hastalık hâricinde?)



Buyurdu: (Hastalıktan etmedim hiç şikâyet.

Dostların serzenişi zor geldi bana gâyet.



Birkaç mü’min vardı ki, beni çok sever iken,

Sonra hasta olunca, yüz döndürdüler birden.



Dediler ki: “Bu nasıl Peygamberdir acabâ?

Hak teâlâ, dünyâda koydu onu azâba.



Onda hayır olsaydı, çekmezdi çok meşakkat.

Etmezdi Allah ona, bu dertleri musallat.



O, nasıl yakındır ki Allaha böyle acep,

Hayâtı, dert ve belâ çekmekle geçiyor hep?”



Onların bu sözleri incitti beni fazla.

Hastalıktan, bu kadar incinmemiştim aslâ.



Başka gün, birkaç kişi etti beni ziyâret.

Dediler: “Bu kişiye, niçin geldi bu mihnet?



Hem sonra senelerce, niçin sürdü bu belâ?

Niçin şifâ vermiyor bu zâta Hak teâlâ?



Eğer o olsa idi, iyi ve sâlih biri,

Vermezdi Allah ona bunca musîbetleri.



Hem de bu hastalığı, iyileşmek yerine,

Daha da şiddetlenip, artıyor günden güne.”



Beni çok incitmişti bu gibi sözler dahî.

Rabbime sığınarak, dedim ki: “Yâ ilâhî!



Çektim bu hastalığı yedi sene, yedi ay.

Hiç şikâyet etmedim, gelmişti bana kolay.



Nice zaman çekmeye râzıydım dert, hastalık.

Lâkin bu serzenişler, güç geldi bana artık.



Zerrece incinmedim hastalıktan ve dertten.

Lâkin bu gibi sözler, incitti beni hepten.”)



Ve Eyyûb Peygamberin, olunca yaşı "Yüzkırk",

Rabbine kavuşmağı arzûlamıştı artık.



Nihâyet az bir zaman kalınca eceline,

Evlâdından “Havmel”i, vekîl kıldı yerine.



Techîz ve tekfînini ona tevdî ederek,

Teslîm etti rûhunu, en son “Allah!” diyerek.



Yâ Rabbî, bu mübârek Peygamber hürmetine,

Kavuştur bizi onun yüksek şefâatine.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 03.01.2008, 00:37   #42 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

ÇOK NASÎHAT EDERDİ



Medyen’e gönderdiği Peygamberdir Allahın.

Ve kayın pederidir Mûsâ Kelîmullahın.



Sözleri, dinliyene ettiğinden çok te'sîr,

Kendisine “Hatîb-ül enbiyâ” denilmiştir.



Asîl bir aileye mensûb idi kendisi.

Bu kavmin arasında geçti gençlik senesi.



Bakıp üzülüyordu, o azgın insanlara.

Çünkü sapmışlar idi bozuk, bâtıl yollara.



Allaha ibâdeti bırakarak büsbütün,

Putlara, heykellere taparlardı gece gün.



Çoğu uğraşıyordu ticâret işleriyle.

Lâkin ölçü tartıda, yaparlardı çok hîle.



Yolcu ve garipleri, yollarda kollıyarak,

Alırlardı malını, hîleye başvurarak.



Eziyyet eyledikçe hattâ garip birine,

Bundan zevk alırlardı, hem nedâmet yerine.



Bolluk ve bereketle yaşıyorlardı, ancak,

Nankörlük yaparlardı azıtıp şımararak.



Zulüm ve sapıklıkla yaşarlarken böyle tam,

Peygamber gönderildi "Şuayb aleyhisselâm".



Onları toplıyarak, buyurdu ki: (Ey kavmim!

Ben size, Rabbimizden gelen bir Peygamberim.



Allaha şirk koşmaktan sakının ki muhakkak,

Sâdece tek O vardır ibâdete müstehak.



Aldatmayın kimseyi sakın alış verişte.

Yoksa âhiret günü, yanarsınız "Ateş"te.



Zaîf ve gariplere etmeyin ki eziyyet,

Mahşerde, haklarını alırlar sizden elbet.



Eğer dediklerime riâyet ederseniz,

Ölünce, ebediyyen râhata erersiniz.



Eğer dinlemezseniz, biliniz ki elbette,

Azâba uğrarsınız dünyâ ve âhirette.)



O, teblîğ ettiyse de kavmine hakîkati,

Lâkin dinlemediler, bu doğru nasîhati.



Hakâret eylediler hattâ "Şuayb Nebî"ye.

Ve tehdît eylediler (Nasîhat etme!) diye.



Ve lâkin onun nûru, yayıldı dalga dalga.

Medyen’den Şam’a kadar, ulaştı cümle halka.



Allah aşkıyla yanan çok gönül sâhipleri,

Görmeye geliyordu bu "Büyük Peygamber"i.



Ve lâkin Medyen’liler, mâni olmak üzere,

Eziyyet ederlerdi dışardan gelenlere.



"Şuayb aleyhisselâm", bütün bunlara rağmen,

Kat'iyyen yılmıyordu kavmine nasîhatten.



Buyurdu ki: (Ey kavmim, niçin anlamazsınız?

Ben nasîhat ettikçe, siz daha azarsınız.



Halbuki sizin için çırpınıp duruyorum.

Çünkü yanacaksınız, bunu duyuruyorum.



Size yasak ettiğim haram, günâh işlerden,

Ben de sakınıyorum, daha fazla sizlerden.



Ve istemiş olduğum emirlere gelince,

Ben dahî yapıyorum, sizlerden daha önce.



Sizden istediklerim, size verir menfaat.

Niçin siz yapmamakta edersiniz hep inât?



Zor ile yaptırmaya gücüm yok benim aslâ.

Ve lâkin yardımcımdır her işte Hak teâlâ.



Ben O'na güvenirim, O'dur hâkim-i mutlak.

Biliniz ki, her şeye kâdirdir cenâb-ı Hak.)
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 03.01.2008, 00:37   #43 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

FİR'AVUNUN RÜYÂSI



İsrâil oğulları "Mısır"da yaşarlardı.

Allahü teâlâya ibâdet yaparlardı.



“Kıbtîler”se, tapardı yıldızlara, putlara.

Eziyyet ederlerdi müslümân insanlara.



"Fir’avn" da, kıbtîlere mensûbtu, bundan sebep,

Köle gibi görürdü Benî İsrâili hep.



O günlerde "Fir’avun" rüyâ gördü bir gece.

Uyanınca, korktu ve telâşlandı bir nice.



Çağırdı huzûruna cümle kâhinlerini.

Rüyâsını anlatıp, istedi tâbirini.



Dedi: (Beytül makdîs’ten, çıktı ateş ve alev.

Mısır’ın evlerini yaktı ve kalmadı ev.



Kıbtîleri tek be tek, yakıp kül ediyordu.

Benî İsrâil ise, hiç zarar görmüyordu.)



Dediler: (Şöyledir ki tâbiri bu rüyânın,

Bu Benî İsrâilden “bir kimse” çıkar yârın.



Büyüyüp gelişince, olur “Güçlü” bir kişi.

Senin saltanatını almak olur ilk işi.



Seni ve kıbtîleri, çıkarır yurdumuzdan.

O çocuğun doğması, yakındır hem de şu an.)



Fir’avn bunu duyunca, “Kin" ile doldu içi.

Dedi: (Kim yapabilir bana karşı bu işi?)



(Benim saltanatıma kim son verir?) diyerek,

Düşündü: “Öyle ise, bir tedbîr almam gerek.”



Merhamet hislerinden mahrûm idi o zâten.

Kendine yakışacak şu emri verdi hemen:



(Kim Benî İsrâilden bir erkek çocuğunu,

Doğurursa, öldürün, yaşatmayın hiç onu.)



Cümle ebeleri de yanına çağırarak,

Söyledi onlara da, bir hayli korkutarak.



Hattâ tâyin etti ki bâzı vazîfeliler,

Bu husûsta gevşeklik göstermesin ebeler.



Bir kadın, doğursaydı bir "Erkek çocuğu"nu,

Doğar doğmaz, ânında öldürürlerdi onu.



Bu tüyler ürpertici, insanlık dışı vahşet,

Bütün şiddeti ile sürmüştü uzun müddet.



Böyle devâm ederken onun bu işkencesi,

"Hazreti Mûsâ"ya da hâmileydi annesi.



Doğum da yakın olup, korkardı ki o hâtun,

“Eğer oğlum olursa, öldürür bu Fir’avun.”



O zâlimin, onlara musallat eylediği,

Ebelerden birini, tanırdı gâyet iyi.



Sevdiği bu ebeyi çağırarak gizlice,

Dedi ki: (Senin ile dostluğumuz var nice.



İşte doğum zamanım yaklaştı, bil de bunu,

Göster bana bu bâbta sevgi ve dostluğunu.)



O da gelip gizlice, girdi bir gün odaya.

"Mûsâ aleyhisselâm" teşrîf etti dünyâya.



Ebe de, çocuktaki “Parlak nûr"u görerek,

Âşık oldu çocuğa, çok muhabbet ederek.



Dedi ki: (Bu oğlunu, sakla gizli bir yere.

Ben çıkınca, memurlar girerler içeriye.)



Hakîkaten o ebe çıkar çıkmaz o evden,

Fir’avnın memurları, kapıya koştu hemen.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 03.01.2008, 00:38   #44 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

PEYGAMBER OLMASI



Vaktâ ki söz vermişti o gün Şuayb Nebî'ye,

(Sekiz veya on sene hizmet ederim) diye.



“On sene” hitâmında, Mısır’a dönmek için,

Kendisine arz edip, gitmeye aldı izin.



Eşiyle sürüsünü alarak yanı sıra,

Soğuk bir kış gününde, revân oldu "Mısır"a.



En büyük arzûsu da, bularak bir yolunu,

Mısır'dan çıkarmaktı birâderi "Hârun"u.



Yön bilmeden, sahrâda, devâm eti yoluna.

Vâsıl oldu nihâyet mübârek "Tûr dağı"na.



Soğuk kış gecesiydi, sık sık gök gürlüyordu.

Şimşek çakıp, sel gibi yağmurlar iniyordu.



Sürttü çakmak taşını, çalmadı taşı fakat.

Görmüyordu bir yeri, şaşa kaldı o sâat.



Soğuktu, karanlıktı, sahrâda bir ıssızlık.

Tûr dağı cihetinden gördü parlak bir "Işık".



Onu "ateş" sanarak, hanımına dedi ki:

(Gideyim, şu ilerde ateş bulurum belki.)



Yürüdü karanlıkta “Ateş bulmak” üzere.

O "Işık", bir ağaçtan yükselirdi göklere.



Kapıldı bir dehşete ve titredi her yanı.

Zîrâ baktı bir "Ateş", fakat yok hiç "Duman"ı.



Yaklaştıkça, o "Nûr” da çekilirdi geriye.

Hayreti daha arttı (Bu gördüğüm ne?) diye.



Hanımının yanına gidecekti ki, fakat,

Eli boş dönecekti, etmedi kalbi râhat.



O nûr yükseliyordu yeryüzünden göklere.

O sırada bir nidâ işitti birden bire.



Hak teâlâ buyurdu: (Yâ Mûsâ, ben muhakkak,

Âlemlerin Rabbiyim, asânı yere bırak.)



Bu nidâ üzerine, koyunca onu yere,

“Yılan” gibi canlanıp, titredi birden bire.



Ve buyurdu: (Elini, koynuna sok ve çıkar.

Görürsün güneş gibi, etrâfa "Işık" saçar.



Git “Peygamber” olarak, kavmini dâvet için.

Sen, benimle görür ve benimle işitirsin.



Seni gönderiyorum zaîf, âciz birine.

Kul olmasına rağmen, gurûrlanır o yine.



O "Fir’avn" ki, bilirim niyetini, içini.

O ise zanneder ki, bilmem hiçbir işini.



Sonsuz olmasa idi eğer ki merhametim,

Muhakkak ki bir anda, onu helâk ederdim.



İzin versem, göklerden üstüne taş yağardı.

Yer yutar, dağlar ezer, deniz onu boğardı.



Git, Resûlüm olarak, ona haber ulaştır.

Ve bana ibâdete, tâate onu çağır.



Hâtırlat azâbımın şiddetli olduğunu.

Emrimi bildirerek, "Kulluğa" çağır onu.



Yumuşak sözler ile söyle, belki inanır.

Ve belki kendisine gelir de, ibret alır.



Korkutmasın seni hiç onun o şatafatı.

Hep benim elimdedir onun hâl-i hayâtı.



De ki: “Rabbin sıhhat ve saltanat verdi sana.

Sen ise kalkışırsın ilâhlık dâvâsına.



Buna rağmen, rızkını kesmiyor Rabbin yine.

Dünyâ nîmetlerini saçıyor üzerine.



İstese verir sana, O bir cezâ ve belâ.

Zîrâ bunu yapmaya kâdirdir Hak teâlâ.")
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 03.01.2008, 00:38   #45 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

BÜYÜK MÛCİZE



Meydâna, “Yetmiş iki” sihirbâz gelmişti tam.

Fir’avnın karşısında, ettiler arz-ı endâm.



Ve ona dediler ki: (Çağırdın geldik, fakat,

Eğer gâlip gelirsek, ne var bize mükâfât?)



Dedi: (Gâyet tabii, siz gâlip gelirseniz,

Benim yakın adamım olursunuz hepiniz.)



Hazreti Mûsâ dahî, kardeşini alarak,

Teşrîf etti meydâna, "Asâ"ya dayanarak.



Baktı ki, toplanmışlar bir hayli çok sihirbâz.

Üzülüp, herbirini eyledi hemen îkâz.



Hiddetle çıkıştı ki: (Yazıklar olsun size!

Hiç berâber olur mu sihir ile mûcize?



Siz, Allah ve Resûle karşı mı gelirsiniz?

Böyleyse, tam hüsrândır ancak âkıbetiniz.)



İnsâfla karşılayıp, etmediler îtirâz.

Toplanıp, müşâvere ettiler bunu biraz.



Dediler ki: (Apaçık Peygamberdir bu kimse.

Ona îmân etmezsek, bir belâ gelir bize.)



Ve lâkin Fir'avunun zararından korktular.

Bunu, müsâbakadan sonraya bıraktılar.



Her birinin elinde var idi "İp" ve "Asâ".

Edebe riâyeten dediler ki: (Yâ Mûsâ!



Sen mi önce başlarsın, bizler mi başlıyalım?

Bu bâbta sen ne dersen, biz de öyle yapalım.)



Cevâben buyurdu ki: (Siz başlayın ilk kere.)

Onlar, âletlerini koydular hemen yere.



Ve sihir te'sîriyle, "İp"ler ile "Asâ"lar,

Oynadı "Yılan" gibi, gördü bunu insanlar.



Sonra hazreti Mûsâ, "Asâ"yı koydu yere.

Kocaman bir "Ejderhâ" oldu o birden bire.



O ip ve sopaları, yerlerden toplıyarak,

Yutuverdi hepsini, bir "mûcize" olarak.



Sihir âletlerinden kalmadı yerde eser.

Az sonra o ejderhâ, "Asâ" oldu bu sefer.



O kadar âletleri yutup aldı içine.

Genişleme olmadı hacminde aslâ yine.



Bu büyük mûcizeyi görünce sihirbâzlar,

"Peygamber" olduğuna verdiler kat'î karâr.



Secdeye kapanarak, dediler ki: (Şimdi biz,

Âlemlerin Rabbine îmân ettik hepimiz.)



Fir’avn bunu görünce, kudurdu, öfkelendi.

Gadabından, yerinde duramaz hâle geldi.



Dedi: (Ey sihirbâzlar, siz benden müsâdesiz,

Mûsâ'nın tanrısına îmân mı edersiniz?



Demek ki oymuş meğer, hepinizin üstâdı.

Siz de körüklersiniz demek ki bu fesâdı.



Ben sizin cezânızı veririm şimdi ama.

El ve ayağınızı kesip de çaprazlama,



Hurma ağaçlarına asayım da âkıbet,

Herkes bu hâlinizi görsün de alsın ibret.)



Dediler: (Ey Fir’avun, ne yaparsan yap bize.

Biz îmân eylemişiz hakîkî Rabbimize.



Senin, ancak dünyâda erişir bize zulmün.

Ve lâkin âhiret var, hesap var elbet o gün.)



Buna rağmen o zâlim, yaptı dediklerini.

O îmân edenlerin öldürdü herbirini.



Sabahleyin, cümlesi "sihirbâz" ve "kâfir"ken,

Akşama "mü’min" olup, hep öldüler şehîden.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 03.01.2008, 00:39   #46 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

FİR’AVNIN BOĞULMASI



Fir’avn, "Mûsâ Nebî"den bu kadar çok mûcizât,

Gördüyse de, îmâna gelmedi yine fakat.



O günlerde, bir vahiy geldi Mûsâ Nebîye.

(Mü’minleri alarak, Mısır’dan çık git!) diye.



Mûsâ aleyhisselâm, toplayıp mü’minleri,

Teblîğ etti onlara, Hak’tan gelen bu emri.



Ve hazırlık yaparak müslümânlar o gece,

Hep birlikte, Mısır’ı terk ettiler gizlice.



Meşgûl etti onları Hak teâlâ o sâat.

Aynı anda, hepsinin kızları etti vefât.



Herkes, kendi başının derdine düştü nâçâr.

Onların gittiğinden olmadılar haberdâr.



Ve lâkin ne zaman ki, bitti bu defin işi,

Baktılar, mü’minlerden kalmamış tek bir kişi.



"Fir’avn" da, hâdiseyi duyup oldu perîşân.

Tedbîr almadığına üzülüp oldu pişmân.



Onları, peşlerinden tâkîbe verdi karâr.

Ordusuyla Mısır’dan çıktılar apar topar.



Güneşin doğmasına kalmıştı ki az zaman.

Gelip, o mü’minlere yetiştiler arkadan.



Görünce müslümânlar "Fir’avn ve askeri"ni,

Bir korku ve endîşe sardı kendilerini.



Ve lâkin Mûsâ Nebî, buyurdu: (Korkmayınız!

Onların şerlerinden, korur bizi Rabbimiz.)



Kızıl deniz çıkınca, önlerine nihâyet,

Dedi ki: (Yâ ilâhî, sen bize ver selâmet.)



Emretti Hak teâlâ, o an Mûsâ Nebî’ye.

(Geçmek için, Asâ’nı o denize vur!) diye.



Asâ’sını denize vurunca Mûsâ Nebî,

Denizden "Oniki yol" açıldı cadde gibi.



Zâten Benî İsrâil, "On iki" kavimdiler.

Her bir kavim, bir yola girip ilerlediler.



İki yol arasında, dağlar gibi su vardı.

Lâkin birbirlerini yine görüyorlardı.



Onlar karşı yakaya geçince sağ ve sâlim,

Henüz Kızıl denize erişmişti o zâlim.



Görünce o yolları, ettiler pek çok hayret.

Kimse gösteremedi girmek için cesâret.



Fir’avn dedi: (Bakınız, deniz de korktu benden.

Heybetimden, yollara ayrılmış ben gelmeden.)



Vezîri Hâmân ise, dedi: (Ben girmiyorum.

Bu, Mûsâ’nın işidir, sen de girme diyorum.)



Fir'avn, hiç aldırmayıp onun bu sözlerine,

Derhâl girmek istedi o yollardan birine.



Gitmedi bu sefer de, diretti bindiği at.

Cibrîl aleyhisselâm, çıkageldi o sâat.



O yollardan birine, atıyla girdi önce.

Fir’avnın atı dahî, girdi onu görünce.



Hazreti Mîkâil de, gelip arkalarından,

Derdi: (Haydi yürüyün, ayrılmayın ordudan!)



Ön ucu varmamışken henüz karşı sâhile,

Arka ucu, denize girmişti tamâmiyle.



Yâni Fir’avn ordusu, denizdeyken kâmilen,

Hak teâlâ, denize, (Kapan!) dedi âniden.



O sular birleşerek, kapandı bütün yollar.

Fir’avun ve ordusu, tamâmen boğuldular.



On Muharrem, "Aşûre günü" idi tam o gün.

Mü’minler, şükür için oruç tuttu topyekün.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 03.01.2008, 00:39   #47 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

MÛSÂ NEBÎ İLE KÂRÛN



"Kârûn", Mûsâ Nebî'nin ümmetinden biriydi.

Ya amcası, yâhut da amcası oğlu idi.



Önceden fakîr olup, iyiydi huyu gâyet.

"Tevrât"ı güzel okur, yapardı çok ibâdet.



Dördüncü torunuydu Yâkub Peygamberin de.

İnandı, Mûsâ Nebî Peygamber geldiğinde.



Îmân etmeden önce, Fir’avnın vezîriydi.

Halka zulüm, eziyet eyleyen birisiydi.



Îmân ettikten sonra, el çekti vezîrlikten.

Kendisini ilme ve tâate verdi hepten.



Mûsâ Nebî'ye karşı vardı hürmet, edebi.

Ona, “Kimyâ ilmi"ni öğretti Mûsâ Nebî.



Hazreti Mûsâ ile, Hârun'dan sonra hattâ,

O idi en ileri, ilim ile tâatta.



Yüzünün fevkalâde bir güzelliği vardı.

Bu yüzden kendisine “Nûr yüzlü” diyorlardı.



Kırk sene, dağ başında eyledi hep ibâdet,

"İblîs", onun hâlini öğrendi en nihâyet.



Onu aldatmak için, bir “İnsan” kılığında,

Başladı ibâdete, gidip onun yanında.



Öyle ki, geçti hattâ ibâdette "Kârûn"u.

O, iblîse inanıp, mübârek bildi onu.



Kalbinde ona karşı besledi çok muhabbet.

Ona çok kıymet verip, eyledi saygı, hürmet.



"İblîs" kavuşmuş idi tam da aradığına.

Hîlesi gereğince, şöyle dedi Kârûn’a:



(Dağ başında durmakla iyi mi yapıyoruz?

Eş dost hasta olsalar, ilgilenemiyoruz.



Ve hattâ ölseler de, olmuyoruz haberdâr.

İşte bu bakımlardan bir noksanlığımız var.)



Kârûn onu dinledi ve hak verdi İblîs’e.

Dedi ki: (Ne yapmamız lazımdır öyle ise?)



İblîs de, (İnsanlara karışmak lâzım) deyip,

Dağdan köye indirdi "Kârûn"u iknâ edip.



Başladılar tâate bir yere kapanarak.

Yemek getirirlerdi onlara her gün o halk.



Bir müddet böyle devâm edip tâatlerine,

Sonunda şöyle dedi Kârûn’a İblîs yine:



(Ey Kârûn, başkaları getirip biz yiyoruz.

Sanki böyle yapmakla iyi mi ediyoruz?



Başkasına yük olmak, iyi değil bu dinde.

Böyle tâat, makbûl de olmaz Allah indinde.)



Kârûn yine hak verip, dedi ki: (İyi, a’lâ.

Öyleyse ne yapmamız îcâb eder peâlâ?)



Dedi: (Cuma günleri, çalışıp kazanalım.

Diğer günlerde ise, hep ibâdet yapalım.)



O günden îtibâren artık öyle yaptılar.

İblîs, bir müddet sonra Kârûn’a geldi tekrâr.



Dedi: (Böyle yapmakla iyi mi yapıyoruz?

Kimseye bir iyilik, yardım yapamıyoruz.)



Kârûn dedi: (Öyleyse, ne yapmak îcâb eder?)

Dedi: (Bir gün çalışıp, bir gün ibâdet yeter.



Böylelikle daha çok kazanırız bol para.

Yardımda bulunuruz, fakîr ve muhtâçlara.)



"Kârûn", bu fikri dahî münâsib buldu gâyet.

Para kazanmak için, eyledi sa’y-ü gayret.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 03.01.2008, 00:40   #48 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

MALIYLA BÖBÜRLENDİ



İblîs’in teşvîkiyle, "Kârûn"un, günden güne,

“Para kazanma” hırsı, tam yerleşti gönlüne.



Kazandıkça, bu hırsı daha da artıyordu.

Artık bütün gücünü, bu yolda harcıyordu.



Mûsâ aleyhisselâm, daha önce de zâten,

Ona, “Kimyâ ilmi”ni öğretmişti tamâmen.



O, bu ilmini dahî, bu yolda harcadı hep.

"Dünyâlık" toplamakla meşgûl oldu rûz-ü şeb.



Görülmemiş hırs ile, hep mal kattı malına.

İnsanlara hizmeti getirmedi aklına.



Hakîkaten çok büyük "Zengin" oldu ilerde.

Öyle ki, zenginliği destân oldu dillerde.



Hattâ günümüzde de, bu, bir darb-ı meseldir.

“Zenginlik” söylenince, hep “Kârûn” akla gelir.



Hazîneler almazdı, servet ve mallarını.

"Kırk katır" taşıyordu sırf anahtarlarını.



Vaktâ ki, bu kadar çok zengin oldu o günde,

Gelip kibirlenirdi fakîr halkın önünde.



Önceden edindiği iyi huy, güzel ahlâk,

Kalmadı kendisinde, azıtıp şımararak.



Zulüm ve haksızlığa başladı sonra hattâ.

Kendini Kaf dağında görür oldu âdetâ.



Süslü elbiselerle, salınarak yürürdü.

Kibrinden, elbisesi yerlerde sürünürdü.



Binip altın eğerli, beyaz renkli atına,

Hep gösteriş yapardı, her gün o yer halkına.



Onu tatmîn etmedi bu hareketleri de.

Küçük gördü sonunda, "Mûsâ Peygamber"i de.



Onun duâsı ile zengin olmuştu fakat.

Şimdi dinlemiyordu, o etse de nasîhat.



Hattâ halk, etse idi ona biraz temâyül,

Hasetten, buna bile edemezdi tahammül.



Îtibâr gösterdikçe "Mûsâ Peygamber"e halk,

Çekemez hâle geldi hasetten kudurarak.



Mûsâ Nebî, Allahın emriyle ileride,

“Hibir” yaptı kardeşi "Hârun Peygamber"i de.



Hibirlik, “Kurbân kesmek” mânâsına gelirdi.

Îtibârlı kimseler bunu yapabilirdi.



Bunu duyup, hasedi daha da arttı onun.

Gidip, Mûsâ Nebî'ye şöyle dedi bu Kârûn:



(Sende Peygamberlik var, Hârun da oldu Hibir.

Bende yok böyle şeyler, bu nasıl olabilir?)



Buyurdu ki: (Ey Kârûn, terk et bu düşünceyi.

Ben değil, Allah verdi ona bu vazîfeyi.)



Kârûn dedi: (Ne belli, belki de öyle değil.

Bu bâbta istiyorum bir alâmet, bir delîl.)



Mûsâ aleyhisselâm buyurdu: (Öyle ise,

Her kişi, bastonunu getirip versin bize.



O bastonlar, mescitte dursunlar sabaha dek.

Bakalım ertesi gün, kiminki yeşerecek?



Sabah kimin bastonu verirse dal ve budak,

Bilin ki, Hibirliğe, o kişiymiş müstehak.)



İsrâil oğulları, verdiler bastonları.

Mûsâ Nebî, mescide gidip dikti onları.



Sabaha gördüler ki, hep hayrette kalarak,

Sırf "Hârun Nebî"ninki vermişti dal ve budak.



Buyurdu ki: (Ey Kârûn, şimdi söyle, bu nedir?)

Dedi ki: (Bu, sihirden başka bir şey değildir.)
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 03.01.2008, 00:40   #49 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

ZEKÂTI DA REDDETTİ



"Kârûn", zenginliğiyle her gün daha şımarıp,

"Mûsâ Peygamber"e de kin güttü haddi aşıp.



Düşmanlığı, gün be gün ziyâdeleşiyordu.

Servetine güvenip, ona diş biliyordu.



Hattâ müslümânlar da, bu haset ve kinine,

Üzülüp, şöyle öğüt verdiler kendisine:



(Ey Kârûn, şımarma ki servetine bakarak,

Malıyla şımaranı, hiç sevmez cenâb-ı Hak.



Rabbin sana verdiği bu büyük servet ile,

O'ndan, âhiretini, Cenneti talep eyle.



Nasıl ki, Allah sana verdiyse bunca servet,

Sen de ondan, Allahın kullarına ihsân et.



Ve fesat çıkarmaya yakın olma ki aslâ,

Fesat çıkaranları hiç sevmez Hak teâlâ.)



Mü’minler, ona böyle ettiyse de nasîhat,

O hiç kabûl etmeyip, kininde etti inât.



Ve nankörlük ederek, şöyle dedi cevâben:

(Bu malı, ilmim ile edindim ben tamâmen.)



Kârûn’un bu sözünü, Rabbimiz beğenmeyip,

Şöyle haber gönderdi Nebîsine vahyedip:



(Öncelerde vardı ki nice zengin kavimler,

Hak teâlâ, onları yok etti birer birer.



Onlar, daha zengindi kendisinden halbuki.

Mâdem ki ilmi vardı, bilmez mi bunu peki?)



Ayeti kerîmede, Hak teâlâ "Kârûn"u,

Kınadı, malı ile çok mağrûr olduğunu.



Halbuki o bunları okumuştu "Tevrât"ta.

Birçok târihçilerden dinlemişti de hattâ.



Vazgeçmediği için malla gurûrlanmaktan,

Kurtarmadı o ilmi, onu helâk olmaktan.



Süslü elbiselerle, bir ihtişâm içinde,

Kavminin arasından kibirle geçtiğinde,



Bâzıları imrenip, diyorlardı ki: (Âh âh!

Böyle servet, bize de verseydi keşke Allah.)



Lâkin kavî îmânlı bir kısım müslümânlar,

Onların bu sözlünü beğenmezlerdi zinhâr.



Onlara derlerdi ki: (Yazıklar olsun size!

Ne kadar düşkünsünüz dünyâlık zevkinize.



Halbuki îmân edip, sâlih amel işliyen,

Yârın kavuşacaktır Cennete ebediyyen.)



Kârûn, muhâlefette giderek ileriye,

Açıktan cephe aldı artık "Mûsâ Nebî"ye.



Sırf “Altın”dan bir binâ yaparak en nihâyet,

Verirdi insanlara, her gün türlü ziyâfet.



Onun bundan maksadı şu idi ki bu sefer,

Halk, yalnız kendisine teveccüh eylesinler.



Câhillerden bir kısmı, kanıp bu iltifâta,

Onun gibi olmayı istediler âdetâ.



Onun emrine girip, oldular hizmetkârı.

Çünkü onlar, "Servet"te gördüler asıl kârı.



Mûsâ aleyhisselâm, bütün bunlara rağmen,

Nasîhat ediyordu ona mütemâdiyen.



Hak teâlâ, "Zekât"ı emredince vahyedip,

Mûsâ Nebî, Kârûn'a bildirdi bunu gidip.



Kârûn eve gidince, bir hesâb etti, fakat,

"Çok" geldi kendisine vereceği bu zekât.



Bu kadar malı vermek, çok zor geldi nefsine.

Zekât vermemek için, baktı bir çâresine.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 03.01.2008, 00:40   #50 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

MALIYLA YERE BATTI



Vaktâ ki Hak teâlâ, "Zekât"ı eyledi farz.

Kârûn kabûl etmeyip, hemen etti îtirâz.



Sonra, adamlarıyla görüşerek bu şeyi,

Dedi: (Gidip çağırın, falanca fâhişeyi.)



Ânında onu bulup, getirdiler yanına.

“Bin dirhem” gümüş verdi, o fâhişe kadına.



Dedi ki: (Sana daha, çok şeyler vereceğim.

Ve seni, pek yakında çok zengin edeceğim.



Buna karşı benim de, senden bir isteğim var.

Yârın filân meydânda, toplanacak insanlar.



"Mûsâ" dahî oraya gelince teklîfimle,

Diyeceksin ki, “Mûsâ, zinâ etti benimle”.)



Ertesi gün olunca, cümle Benî İsrâil,

"Kârûn"un dâvetiyle meydâna oldu dâhil.



Sonra Mûsâ Nebî’ye dedi ki gidip bizzât:

(Gel, Benî İsrâile eyle biraz nasîhat.)



O dahî kabûl edip onun bu teklîfini,

Teşrîf edip, anlattı dînin emirlerini.



Buyurdu ki: (Hırsızlık etmeyin ki siz sakın,

Cezâsı pek büyüktür hırsızlık yapanların.



Sopa ile vurulur, iftirâ edilirse.

Elbette öldürülür, evli zinâ ederse.)



O an Kârûn dedi ki: (Öyle diyorsun, ancak,

Sen de bir suç işlersen, o zaman ne olacak?)



Mûsâ aleyhisselâm buyurdu ki cevâben:

(Cezâ tatbîk edilir bana da yine aynen.)



Dedi: (Benî İsrâil, diyorlar ki hakkında,

Düşüp kalkıyormuşsun sen filânca kadınla.)



Mûsâ Nebî üzülüp, çağırdı o kadını.

Sordu ona, bu işi yapıp yapmadığını.



Peygamberlik nûruyla buyurdu ki: (Ey kadın!

Sen Allah hakkı için iftirâ etme sakın.)



Korku geldi kadına, titredi birden içi.

Dedi ki: (Hayır hayır, yapmadın sen bu işi.



Lâkin senin hakkında etmem için iftirâ,

Kârûn beni aldatıp, verdi çok mal ve para.)



Mûsâ Nebî, secdeye koydu hemen başını.

Dedi ki: (Yâ ilâhî, ver onun cezâsını!)



Sonra kalkıp secdeden, buyurdu ki: (Muhakkak,

Beni, Kârûn’a dahî gönderdi cenâb-ı Hak.



Kim ona tâbi ise, gitsin onun yanına.

Beni tercîh edenler, ayrılsınlar bu yana.)



Sâdece "İki kişi" onunla kaldı o gün.

Diğerleri, Kârûn’dan ayrıldılar topyekün.



İnsanlar netîceyi bekliyorken korkarak,

Mûsâ Nebî buyurdu: (Yut onları ey toprak!)



Yer yüzü, tamâmiyle yutuverdi onları.

Bu sefer şöyle dedi İsrâil oğulları:



(Kavuşabilmek için Mûsâ onun malına,

Duâ edip, geçirtti Kârûn’u yer altına.)



Mûsâ Nebî işitip, niyâz etti: (Yâ Rabbî!

Bütün servetini de helâk et kendi gibi.)



O zaman, nesi varsa "Kârûn"un tamâmiyle,

Geçti yerin dibine onun bu murâdiyle.



O çok mağrûr olduğu sayısız servet, sâmân,

Kendisiyle birlikte hâk ile oldu yeksân.



Böbürlendiği için dünyâ zenginliğiyle,

Kalmadı servetinden, bir nişân ve iz bile.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen