Zurück   IslamForum Ne Olursan Ol Gel > IslamForum Edebiyat > Şiirler

Bu Alana Reklam Verebilirsiniz

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil

Alt 02.01.2008, 16:04   #21 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

KORKUNÇ ATEŞ



Nemrûd, "Halîlullah"ı, atıp zindan içine,

Başladı daha sonra, "ateş yakma" işine.



Onun tâlimâtiyle, bağırdı bir münâdî:

(Herkes odun toplayıp, şu yere yığsın haydi!



Bu, Nemrûd'un emridir, her kişi taşıyacak.

Muhâlefet edenler, ateşe atılacak.)



O putperest insanlar, olsa da yaşlı, hasta,

Bunda, birbirleriyle yarıştılar âdetâ.



Ve lâkin hayvânâttan, sâdece "katır" hâriç,

Bu iş için, tek odun taşıyan olmadı hiç.



Onlar, kırk gün kırk gece, taşıyıp odunları,

"Otuz metre" boyunda, yığdılar hep onları.



Sonra ateşlediler Nemrûd'un emri ile.

Alevler, gökyüzüne yükseldi birden bire.



Toplanmıştı oraya, büyük bir kalabalık.

Zîrâ o'nu, ateşe atacaklardı artık.



Nemrûd'un adamları, toplanmışlar o sâat,

Bekliyorlardı o'ndan, bir emir ve tâlimât.



(Haydi, o'nu getirin!) dedi Nemrûd zâlimi.

Çıkardılar zindandan, hazret-i İbrâhîm'i.



Ayağında "bukağı", ellerinde "kelepçe",

Yürüdü o meydânda, "arslan" gibi, erkekçe.



Zîrâ Hak teâlâya, "tevekkül" ve "yakîn"in,

En yüksek zirvesinde bulundukları için,



Onda, "korku" yerine, vardı sanki bir "sevinç".

Küffârın kısa aklı, ermemişti buna hiç.



Bir rivâyete göre, Halîl aleyhisselâm,

Bu işler olduğunda, yaşı, "onaltı"ydı tam.



Onu, ateş içine atacaklardı, lâkin,

Ateşin yakınına varabilmek ne mümkin?



Müşâvere ettiler, bu işi ince ince,

Ki: (Nasıl atacağız, o'nu ateş içine?)



Zîrâ öyle "şiddetli" ve "korkunç" yanardı ki,

Havadaki kuşları yakardı harâreti.



Oturup düşünürken bu işi kara kara,

"Şeytân", fırsat bilerek, yakın geldi onlara.



Nemrûd, (Sen kimsin?) diye sorduğunda İblîs'e,

Dedi ki: (Senelerdir, duâcıyım ben size.



Duydum ki, bir "sihirbâz" kötüler dîninizi.

Putları, "balta ile kırarak" üzmüş sizi.



Atmayı istersiniz ateşe şimdi onu.

Ve lâkin bilmezsiniz siz bu işin yolunu.



İşte bu maksat ile, geldim hizmetinize.

Bu işin usûlünü, öğreteceğim size.)



Ve hemen bir "mancınık" yaptı kendi eliyle.

Evvelâ "bir taş" attı, tecrübe gâyesiyle.



Nemrûd ve putperestler, bu mancınık fikrini,

Beğenip, hepsi tebrîk ettiler kendisini.



Sonra "Halîlullah"'ı, bir kaç kişi aldılar.

Getirip, mancınığa sıkıca bağladılar.



Lâkin o, o sırada, başka bir âlemdeydi.

"Aşk-i ilâhî" ile kalbi yanar hâldeydi.



Rabbinin sevgisiyle, geçmişti kendisinden.

Haberi olmamıştı, mancınıktan, ateşten.



"Ateş", korkunç seslerle, şiddetle yanıyordu.

Alevleri, göklere doğru uzanıyordu.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 02.01.2008, 16:04   #22 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

VAR AMA, SANA DEĞİL



"Halîl"i, mancınığa götürüp bağladılar.

O anda, göklerdeki melekler ağladılar.



Dediler: (Ey Rabbimiz, "bir dostun" var ki senin,

Kalbi, senin sevginle doludur o kimsenin.



Ateşe atıyorlar kâfirler o dostunu.

İzin ver, kurtaralım ateşten gidip o'nu.)



Sonra kurtlar ve kuşlar, cümle vahşî hayvanlar,

"Onu kurtarmak" için, çâreler aradılar.



Herbiri, bu maksatla toplandılar o yere.

Ve çırpınıp durdular, o'na yardım etmeye.



Bir "yavru bülbül" vardı, onların arasında.

Kendisini ateşe atarken tam son anda,



Emretti cenâb-ı Hak, Cibrîl'e: (Hemen git sor!

O kuş, niçin kendini o ateşe atıyor?)



Kuş dedi ki: (Ey Cibrîl, Rabbim bilir hâlimi.

Ateşe atıyorlar, hazret-i İbrâhîm'i.



Mâdem ki kurtarmaya, çârem yoktur elimde.

Bâri yansın o'nunla, şu benim bedenim de.)



Sonra bir "bal arısı", su doldurup ağzına,

Söndürmek gâyesiyle, geldi ateş yanına.



Onun bu niyyetine karşılık Hak teâlâ,

Ağzındaki o "Su"yu, çevirdi "Tatlı bal"a.



Geldi sonra bir melek, dedi ki: (Yâ İbrâhîm!

Ben, "rüzgâr"a müvekkel, vazîfeli meleğim.



Hazırım yardım için, bana ne emredersen.

Ateşi, "rüzgâr ile" söndüreyim istersen.)



Başka bir melek gelip, dedi ki: (Yâ İbrâhim!

Ben dahî "deryâlara, sulara" müvekkelim.



Dünyâda bütün sular, benim emrim altında.

İstersen, bu ateşi söndüreyim ânında.)



Geldi sonra yanına, bir başka melek yine.

Dedi ki: (Yâ İbrâhîm, ben de geldim emrine.



Ben de "Arz" ve "toprağa" müvekkel bir meleğim.

İstersen, bu ateşi "toprak"la söndüreyim.)



Dinledi Halîlullah, bu gelen üç meleği.

Lâkin hiç düşünmedi, bir yardım dilemeği.



buyurdu: (Ey melekler, Rabbim bana kâfîdir.

O, çok iyi yardımcı, hem çok iyi vekîldir.



Aslâ yardım istemem, O'ndan gayri kimseden.

"İki dost" arasına, girmeyiniz siz lütfen.



Eğer O kurtarırsa, lütfudur, hamdederim.

Yakmak murâd ederse, cezâmdır, sabrederim.)



Attılar daha sonra, "Halîl"i mancınıktan.

Yükselip de ateşe tam düşeceği zaman,



(Dileğin var mı?) diye, gelip sordu Cebrâil.

O yine buyurdu ki: (Var ama, sana değil.)



Böyle dediği için, Cebrâil'e son anda,

"Sözünün eri" diye, methedildi Kur'ânda.



Hak teâlâ, ateşe buyurdu ki nihâyet:

(İbrâhîm üzerine, ol serin ve selâmet!)



Ateşin sıcaklığı, o anda erdi sona.

Zîrâ cenâb-ı Hakkın, böyleydi emri ona.



Nemrûd'un ateşini, bir anda söndürmeye,

Kâdirdi Hak teâlâ, hemen imhâ etmeye.



Lâkin öyle yapsaydı, kâfirler derlerdi ki;

(O, ateşe düşseydi, yanardı elbette ki.)



Ateşin ortasında yakmamakla dostunu,

Gösterdi "büyük kudret sâhibi" olduğunu.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 02.01.2008, 16:05   #23 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

DAĞLAR BİLE DAYANMAZ!



"İbrâhîm Halîlullah", Nemrûd'un ateşine,

Atılıp da, havadan tam düşerken içine,



"Cibrîl" ile "Mîkâil", gelip o'nu tuttular.

Yavaşça indirerek, bir yere oturttular.



Yanmadı Halîlullah, Nemrûd'un ateşinde.

İstirâhat eyledi, "nûrdan çadır" içinde.



Sâdece bağlarını yaktı Halîlullah'ın.

Zîrâ emri, ateşe, böyle idi Allah'ın.



Fışkırmaya başladı, sonra tatlı bir "pınar".

Nağmeye başladılar, "bülbül" ile "kumru"lar.



Nemrûd dahî, bir rüyâ görerek o gün yine,

"Onun yanmadığı"nın, kapılmıştı vehmine.



Bunu, erkânına da anlatarak o zâlim,

Dedi: (Zannederim ki, sağdır şimdi İbrâhîm.)



Dediler: (Bu ateşe, "dağlar bile" dayanmaz.

Böyle ateş içinde, İbrâhîm nasıl yanmaz?)



Nemrûd yine dedi ki: (Ne derseniz deyin siz.

Bana öyle gelir ki, mağlûb olduk bunda biz.)



Yüksek bir yere çıkıp, baktı merak içinde.

"Nûrdan bir çadır" gördü, o ateşin içinde.



Halîlullah, yastığa dayanmış oturuyor.

O'na benzer biri de, o'na hizmet ediyor.



Hayret içerisinde, seslendi: (Ey İbrâhîm!

Seni, böyle ateşten kurtaran acabâ kim?)



O dahî seslendi ki, o'na ateş içinden;

(Beni Rabbim kurtardı senin bu ateşinden.)



O dedi: (Yâ İbrâhîm, "büyükmüş" Rabbin senin.

Çıkıp ateş içinden, yanıma gelir misin?)



Halîlullah çıktı ve geldi o'nun yanına.

Nemrûd o'nu görünce, kapandı ayağına.



Dedi ki: (Yâ İbrâhîm, merak ettim bu işi.

Kimdi hem yanındaki, sana benzer o kişi?)



Cevâben buyurdu ki: (Melekti o gördüğün.

"Arkadaş olsun" diye, gönderdi Rabbim bugün.)



Dedi: (Senin Rabbini, isterim ki bileyim.

Ve o'na, "dört bin" adet, sığır kurbân edeyim.)



Buyurdu ki: (Îmâna gelmez isen sen eğer,

Senin kurbanlarına, Rabbimiz vermez değer.)



Dedi ki: (Terk edemem, mülk ve saltanatımı.

Ve lâkin keseceğim O'na kurbanlarımı.)



"Dört bin" deve ve sığır, kurbân edip peşinden,

Sonra, îmân etmeyi tasarladı içinden.



Lâkin mâni oldular, yanındaki vezîrler.

(Biraz mühlet iste ve meşveret et) dediler.



O da mühlet istedi, hazret-i İbrâhîm'den.

"Hârân" adlı vezîrle, meşveret etti hemen.



O dedi ki: (Ey Nemrûd, yerin tanrısıyız biz.

Nasıl gök tanrısına kulluk edebiliriz?)



Böyle dediği için, vezîri "Hârân" ona,

Yine nasîb olmadı, gelemedi îmâna.



Bütün bunlara rağmen, Nemrûd ve Keldânîler,

Çok az kimseler hâriç, îmâna gelmediler.



Hattâ Halîlullah'a ve îmân edenlere,

Başladılar ezâ ve ağır işkencelere.



Dayanılmaz olunca, küffârın eziyyeti,

Hak teâlâ onlara, emreyledi hicreti.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 02.01.2008, 16:05   #24 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

NEMRÛD VE SİVRİSİNEK



"İbrâhîm Halîlullah", Nemrûd'un ateşinde,

Yanmayınca, kâfirler kaldı hayret içinde.



Bir kaç kişi, insâfa gelip îmân ettiler.

Lâkin büyük çoğunluk, îmâna gelmediler.



Üstelik, mü'minlere eziyyet ederlerdi.

Onlar tahammül edip, yine sabrederlerdi.



İbrâhîm Halîlullah, yaptı "son îkâz"ını.

Sonra o kâfirlerden, kesti alâkasını.



Hak teâlâ, "hicret"i emreyledi bu sefer.

Onlar dahî "Bâbil"den, "Şam"a hicret ettiler.



Onlar hicret edince, putperest kavme dahî,

Geldi "sivrisinek"le, bir azâb-ı ilâhî.



Gök yüzünü kaplıyan bir gurup sivrisinek,

Helâk etti onları, kanlarını emerek.



Bir "sinek" de, Nemrûd'a gelip oldu musallat.

Bırakmadı peşini, vermedi aslâ râhat.



Ne tarafa kaçsaydı, geliyordu peşinden.

Aslâ kurtulamadı bu sineğin şerrinden.



Pek çok istediyse de, bu sineği öldürmek,

Muvaffak olamadı, gâlip geldi o sinek.



"İlâhlık" dâvâsına kalkışan o nasîbsiz,

Bir sinek karşısında, tamâmen kaldı âciz.



Ondan kurtulmak için, çâreler arar iken,

Sivrisinek, burnundan içeri girdi birden.



Tâ ki "beyni"ne kadar, ilerleyip giderek,

Râhatsız etti onu, az hareket ederek.



Sinek, kurcaladıkça o ahmağın beynini,

Çok "büyük acı" duyup, kaybederdi kendini.



Başına, "tokmak" ile vurdurdu en nihâyet.

Zîrâ tokmak vurunca, duruyordu bir müddet.



Lâkin vurma durunca, yine kımıldıyordu.

O da, hemen başına, tokmak vurduruyordu.



Husûsî bir "tokmakçı" tâyin etti kendine.

Onun işi, "tokmakla vurmak" idi beynine.



O iyi vuramazsa, hemen değiştirirdi.

Yerine, daha iyi vuranı getirirdi.



Ve artık Nemrûd için, en iyi, makbûl insan,

Ona tokmak vurandı, bıkmadan, usanmadan.



Çünkü o, beynindeki küçük sivrisineğin,

Cefâsından kurtulmak isterdi, bir an için.



Bu hâl, uzun bir süre devâm etti ve fakat,

Vuran tokmakçılarda, kalmadı güç ve tâkat.



Artık usanmışlardı, onlar da vura vura.

Çünkü vurmak lâzımdı, vermeden aslâ ara.



Nihâyet bir tânesi, bundan çok usanarak,

Parçaladı beynini, çok kuvvetli vurarak.



Böylece sona erdi, dünyâdaki hayâtı.

Onu, kurtaramadı mülkü ve saltanatı.



İnsanları, kendine taptırıp senelerce,

"Cehennem azâbı"na yakalandı böylece.



Ne kendi etti râhat, ne âlem buldu huzûr.

Geçip gitti dünyâdan, dayansın ehl-i kubûr.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 02.01.2008, 16:06   #25 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

EN AHLÂKSIZ KAVİM



Hazret-i İbrâhîm'in, kardeşinin oğluydu.

Siyah gözlü ve güzel, iri, orta boyluydu.



Bütün iyi huylara, sâhip idi ne varsa.

Cömertliği ve sabrı, meşhûr idi bilhassa.



Hazret-i İbrâhîm'le, o da, Bâbil şehrinden,

Birlikte hicret etti, o "Nemrûd"un şerrinden.



Amcasının yanında, Şam'a geldi o dahî.

Orada, o'nun için, geldi vahy-i ilâhî.



Hakkında buyurdu ki, Rabbimiz Halîl'ine:

(Lût, Peygamber olarak, gitsin Sedum kavmine!)



İbrâhîm Halîlullah, çağırıp yeğenini,

Bildirdi kendisine, Allah'ın bu emrini.



Buyurdu ki: (Git hemen, Sedum ahâlisine.

Allah'ın birliğini, teblîğ eyle hepsine.)



O Sedum milleti ki, şimdiki "Lût gölü"nün,

Bulunduğu bölgede yaşıyorlardı o gün.



Birbirlerine yakın, beş müstakil şehirde,

Binlerce Sedum halkı yaşardı o devirde.



Ve lâkin "kâfir" olup, puta tapıyorlardı.

Yol kesip, insanlara zulüm yapıyorlardı.



Bilhassa o güne dek, hiç bir eski milletin,

İşlememiş olduğu, çok iğrenç ve pek çirkin,



Bir fiili, açıkça ederlerdi irtikâb.

Hem de hiç duymazlardı, bir utanma ve hicâb.



"Ahlâksızlık" ve "zulüm", böyle kol geziyordu.

Kuvvetliler, zâlimce zaîfi eziyordu.



Edeb hayâ duygusu, yok olmuştu tamâmen.

En çirkin, ayıp işler, yapılırdı alenen.



Hattâ kimler bu işi çok yaparsa ne kadar,

O kimseler, bilhassa görürdü çok îtibâr.



Hiç kimse, diğerini, bundan men etmiyordu.

Bilâkis yapmıyanlar, hakîr görülüyordu.



Bununla da kalmayıp, öldürülürdü hattâ.

Ahlâksız olmıyanlar, kalamazdı hayâtta.



Yabancı kim gelseydi, kalkıp memleketinden,

Mallarını, zor ile alırlardı elinden.



Ve zorla o kimseye, o çok iğrenç ve çirkin,

Fiili yaparlardı, hiç hayâ etmeksizin.



Ve bir yolcu geçseydi, onların diyârından,

Küçük taş atarlardı, ona yol kenarından.



Kimin taşı isâbet etseydi o yolcuya,

O giderdi onunla o fiili icrâya.



Vardı bu alçaklarda, her türlü kötü haslet.

Meselâ koğuculuk, söz taşımak, hiyânet.



Ve bilhassa hepsinde, var idi ki cimrilik,

Hiç kimse, diğerine yapmazdı bir iyilik.



Herkes üstün görürdü, kendini diğerinden.

Yanlarına yanaşmak, zordu kibirlerinden.



İstihzâ ederlerdi, zaîf kimseler ile.

Bundan, zevk alırlardı, sıkılmak dursun hele.



İşte onlar, hak yoldan kalmışken böyle uzak,

"Lût aleyhisselâm"ı gönderdi cenâb-ı Hak.



Nemrûd'un bir yakını, "Sedum ibni Hârik" nâm,

Bir kral var idi ki, lâyıktı onlara tam.



Velhâsıl "Lût peygamber", Sedum'a oldu vâsıl.

Gördü ki, her işleri günâh, çirkin ve bâtıl.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 02.01.2008, 16:06   #26 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

O ŞEHİR YERE BATTI



"Lût Nebî"nin evini, sararak o kâfirler,

Dediler: (O gençleri, çabuk getir bize ver!)



O, buna çok üzülüp, buyurdu ki: (Ey kavmim!

Allah'tan korkun, bunlar, misâfirimdir benim.



Beni, bunlara karşı rezîl etmeyin şu an.

Yok mudur içinizde, aklı başında olan?)



Lâkin o inâtçılar, gelmediler insâfa.

Dediler ki: (Biz sana, demiştik ya son defâ,



Bizim işlerimize, bir şey demiyecektin.

Evine, hiç misâfir kabûl etmiyecektin!



Getirip teslîm et ki, bize o üç kişiyi,

Yapalım biz onlara, istediğimiz işi.)



Onlara, ne kadar çok ettiyse de nasîhat,

Kapıda toplanan halk, dağılmıyordu fakat.



İyice darlık geldi, Lût Nebî'nin kalbine,

Şöyle niyâz eyledi, sonra kendi kendine:



(Size yetecek kadar keşke güçlü olsaydım.

Yâhut sağlam bir kale bulup da sığınsaydım.)



Cebrâil işitince, bu duâ ve hâceti,

Dedi ki: (İşte o'nun, dördüncü şehâdeti.)



Hakîkati bildirip, dedi ki: (Elbette biz,

Hak teâlâ katından, gelen habercileriz.



Üzülme, onlar sana yapamazlar bir zarar.

Bu kavmin üzerinde, "azâb-ı ilâhî" var.



Sırf sana ve ehline, bundan kurtuluş vardır.

Lâkin senin hanımın, helâk olanlardandır.



Sen şimdi aç kapıyı, sonra çekil geriye.

Hiç korkma, o kâfirler girsinler içeriye.)



"Lût Peygamber", kapıyı açtı ve çıktı geri.

O azgın çapulcular, daldılar hep içeri.



Ve lâkin kanadıyla, Cibrîl, o kâfirlere,

Vurunca, her birisi, "kör oldu" birden bire.



Şaşkın şaşkın geriye kaçarken dediler ki:

(Evine, sihirbâzlar getirmiş Lût meğer ki.)



Kalpleri mühürlenmiş, o azgın ve sapıklar,

İnanmak nîmetinden, yine mahrûm kaldılar.



Sonra Cibrîl dedi ki o gece Lût Nebî'ye:

(Ehlinle çıkıp gidin, hiç bakmayın geriye.)



Onlar çıkıp gidince, Sedum vilâyetinden,

Ateşte pişmiş "Taş"lar, yağdı gök cihetinden.



Her taşta, bir kâfirin ismi nakşedilmişti.

Ve her taş, sâhibini bulup helâk etmişti.



Sonra Cibrîl, o şehri takarak kanadına,

Çıkardı bir lâhzada, topyekün gök katına.



Sonra da ters çevirip, havada birden bire,

Koca şehri, yüksekten, kuvvetle çarptı yere.



Gadab-ı ilâhînin, nişânesi olarak,

Şehri, yerin dibine geçirdi cenâb-ı Hak.



Açılan o çukura, sonradan pis kokulu,

Siyah sular dolarak, "Lût gölü" hâsıl oldu.



Yaşamadığı için, hiç bir canlı içinde,

"Ölü deniz" olarak, meşhûrdur halk içinde.



Allah ve Peygambere karşı gelen bu kavmin,

Çok çirkin bir günâhı işledikleri için,



Gadab-ı ilâhîye, uğradığına dâir,

Bu göl, mahşere kadar, apaçık bir delîldir.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 02.01.2008, 16:06   #27 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

NÛR O'NDA PARLIYORDU



Annesi "Hâcer Hâtun", babası "Halîlullah".

Cürhüm kabîlesine gönderdi Onu Allah.



Resûlullahın "Nûr"u parlıyordu alnında.

Kendinden sonra dahî, parladı evlâdında.



Hazreti İbrâhîm'le Sâre Hâtun, mecbûren,

Hicret etmişler idi o Nemrûd'un şerrinden.



Lâkin ikisinin de ilerledi yaşları.

O zamana kadar da, olmadı çocukları.



Halîlullah, el açıp duâ etti: (Yâ Rabbî!

Bana sen, sâlihlerden bir "Oğul" bağışla ki,



Halkı dîne dâvette, yardımcım olsun benim.

Gurbete çıkınca da olsun yâr ve refîkim.)



Hazreti "Sâre"nin de böyle idi murâdı.

Lâkin o ana kadar olmamıştı evlâdı.



"Hâcer" nâm hizmetçisi vardı ki kendisinin,

Onu âzâd eyledi bu işe çâre için.



Dedi ki: (Yâ İbrâhîm, Hâcer'i eyle nikâh.

Belki ondan, bir çocuk bahşeder sana Allah.)



Evlendi Hâcer ile bu teklîf üzerine.

Rabbimiz, "İsmâil"i lutfetti kendisine.



Ne zaman ki İsmâil dünyâya etti teşrîf,

Parlamaya başladı alnında "Nûr-u şerîf".



İbrâhîm Halîlullah, çok severdi oğlunu.

Yanından, bir an bile ayırmazdı hiç onu.



İntikal eyleyince "Nûr-u şerîf" Hâcer'e,

Bir kıskançlık duygusu ârız oldu Sâre'ye.



O ümit ederdi ki, kendine geçsin o "Nûr".

Olmayınca, üzülüp kalben oldu bî-huzûr.



Yine de Halîlullah, onu hoş tutuyordu.

Ve hiç incitmemeye gayret sarfediyordu.



Çoğalınca Sâre'nin kalbindeki bu gayret,

Hazreti İbrâhîm’e geldi bir gün nihâyet.



Dedi ki: (Al yanına İsmâil'le Hâcer'i.

Başka yere götürüp, bırak, hemen dön geri.)



Rabbinden de bir vahiy geldi ki Ona yine:

(Sâre'nin isteğini getiriver yerine!)



O da, hemen Hâcer'le, kundaktaki oğlunu,

Alarak çıktı yola, tuttu Mekke yolunu.



O zamanlar Mekkede, tek insan yaşamazdı.

Ve hattâ içmek için, damla su bulunmazdı.



Bu "ıssız yer"e koyup, oğlu ile Hâcer'i,

Hiç bir şey söylemeden, kendisi döndü geri.



Zîrâ Sâre Hâtun'un şöyleydi şartı ona:

(Konuşmadan geri dön, bakma hem de ardına.)



O da, tenbîh üzere, hiçbir şey konuşmadan,

Dönünce, Hâcer Hâtun koşturdu arkasından.



Dedi: (Bu ıssız yerde, kimse yok görüşecek.

Lokma ekmek, damla su yoktur yiyip içecek.



Bu yer, sıcak ve kurak bir çöldür görüyorsun.

Bizi, yalnız bırakıp nereye gidiyorsun?)



Bunları, tekrâr tekrâr söylediyse de ona,

O, bir cevap vermeyip, devâm etti yoluna.



Hâcer de, son olarak şöyle suâl eyledi:

(Sana, böyle etmeni Allah mı emreyledi?)



Yalnız (Evet) deyince cevâben Halîlullah,

Dedi ki: (Zâyi etmez öyleyse bizi Allah.)
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 02.01.2008, 16:07   #28 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

KÂBENİN İNŞÂSI



İbrâhîm Halîlullah, Filistin'den Mekke'ye,

Teşrîf etti, Hazreti "İsmâil"i görmeye.



O ise, o sırada "Zemzem"in yakınında,

Okunu düzeltirdi bir ağacın altında.



Görünce babasının uzaktan geldiğini,

Koşarak, hürmet ile öptü iki elini.



İbrâhîm Halîlullah, dedi: (Ey İsmâilim!

Şerefli bir vazîfe emretti bana Rabbim.)



O dahî cevâbında dedi ki pederine:

(Sana ne emrettiyse, onu getir yerine.)



Buyurdu ki: (Ey oğlum, yaparken bu işi ben,

Sen dahî bana yardım edeceksin bedenen.)



Dedi ki: (Babacığım, ederim elbetteki.

Şereftir benim için, siz emredin yeter ki.)



Halîlullah, oğluna "Peki, dinle! diyerek,

Ve ona, bir "Tepe"yi işâret eyliyerek,



Buyurdu ki: (Ey oğlum, şu tepede, işte bak!

Bana, bir "Beyt" yapmamı emretti cenâb-ı Hak.)



Ve hemen "Baba oğul", sığınıp Yaradan'a,

Kâbenin temelini çıkardılar meydâna.



Taşı, oğlu İsmâil bulup getiriyordu.

O da, o taşlar ile duvarı örüyordu.



Lâkin çok yükselince, güçleşti duvar örmek.

Zîrâ taşı, yükseğe, zor oldu yerleştirmek.



İsmâil, büyük bir "Taş" getirdi pederine.

O, kullandı o taşı bir "İskele" yerine.



Şimdi o taş, "Makâm-ı İbrâhîm" diye, her an,

Ziyâret ediliyor hacılar tarafından.



Binânın yapılması erince nihâyete,

İkisi de el açıp, duâ etti Kâbede:



(Sen bu hizmetimizi kabûl et ey Rabbimiz!

Elbet sence mâlumdur niyetimiz, kalbimiz.)



Halîlullah ve oğlu ve bilcümle mü'minler,

Cibrîl'in târifiyle, birlikte "Hac" ettiler.



Kâbenin bakımını, oğlu İsmâil'ine,

Bırakıp, kendi döndü tekrârdan Filistin'e.



Hazreti İsmâil'i, sonra Rabbil âlemîn,

Cürhüm kabîlesine "Peygamber" etti tâyin.



Başka bir "Din" ve "Kitap" verilmedi kendine.

Çağırdı insanları, "Babasının dîni"ne.



Kavmini, "elli sene" hak yola etti dâvet.

Pek az kimse îmânla şereflendi nihâyet.



Cürhümî reîsinin vardı ki kızı "Hâle",

İkinci kez olarak, evlendi onun ile.



Resûlullahın "Nûr"u, bu mübârek kadına,

Geçerek, ondan dahî geçti oğullarına.



O "Nûr", hep mü'minlerden dolaşarak bu minvâl,

"Hakîkî sâhibi"ne eylemiştir intikâl.



Hazreti İsmâil'in yaklaşınca vefâtı,

Dâvet etti yanına, birâderi "İshak"ı.



Kızını, nikâhlayıp kardeşinin oğluna,

Çeşitli vasiyyetler eyledi sonra ona.



"Yüzotuz üç" yaşında, Kâbede etti vefât.

Kabri, "Hatîm" denilen yerdedir şimdi bizzât.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 02.01.2008, 16:07   #29 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

ŞEYTÂN REZÎL OLDU



Hiç yüz bulamayınca, la’în şeytân "Hâcer"den,

Rezîl rüsvây olarak, geri döndü o yerden.



“İhtiyâr” kılığına girerek aynı minvâl,

"Hazret-i İsmâil"in yanına geldi derhâl.



Dedi ki: (Ey İsmâil, bilir misin ki şu an,

Nereye götürüyor acabâ seni baban?)



Anlamadı o onun, bir “Şeytân” olduğunu.

Dedi: (Ziyâretine götürüyor dostunu.)



Şeytân, yemîn ederek, dedi ki: (Ey İsmâil!

Kesmeye götürüyor, ziyâret falan değil.)



Dedi ki: (Hiçbir baba, öldürür mü oğlunu?

Gördün mü sen ömründe, böyle şey olduğunu?)



La’în şeytân bu sefer, dedi ki İsmâil’e:

(Bunu, Allah emretti, belki de rüyâ ile.)



O dedi: (Bunu Allah emrettiyse eğer ki,

Buna, cân-ü gönülden râzıyım elbetteki.)



Ve sonra, babasına dedi ki: (Bu ihtiyâr,

İster ki versin bana, bir vesvese ve zarar.)



Buyurdu: (Ona taş at, uzaklaşsın bu yerden.)

İsmâil taş atınca, def olup gitti hemen.



Şeytân, "İsmâil"den de, hiç yüz bulamıyarak,

"Hazret-i İbrâhîm"e, yaklaştı son olarak.



Dedi ki: (Ey İbrâhîm, sen yanlış yapıyorsun.

Şeytân vesvesesiyle, hareket ediyorsun.



Bir “Rüyâ” üzerine, oğlunu boğazlama.

Sonra pişmân olursun, çaresi olmaz ama.)



Anladı lâkin onun, bir “Şeytân” olduğunu.

Şöyle cevap vererek, yanından kovdu onu:



(Bu, Rabbimin emridir, sen ise bir şeytân'sın.

İbrâhîm ve ehline, bir zarar yapamazsın.)



Bu cevâbı alınca, “rezîl oldu” bir daha.

Oradan uzaklaştı ve gizlendi bir dağa.



Oradan "vesvese"ler, vermeye etti devâm.

İsmâil’e hitâben, söyledi bâzı kelâm.



Dedi ki: (Ey İsmâil, şimdi kanın akacak.

Öleceksin, kabrin de içimde bulunacak.)



İsmâil, babasına arz etti ki o zaman:

(Şöyle şöyle bir sesler duyuyorum şu dağdan.)



Buyurdu ki: (Evlâdım, duyarım ben de, fakat,

Şeytândır o konuşan, etme ona iltifât.)



Sonra, “Buseyr dağı”na, iyice yaklaştılar.

O anda, göklerdeki melekler ağlaştılar.



Dediler: (Sübhânallah! Bir peygamber, oğlunu,

“Boğazlamak” üzere, getirdi şimdi o’nu.



Sabr-ü tahammülünü ziyâde et sen o’nun.

Zîrâ hiç tereddütsüz, emrine eğdi boyun.)



Velhâsıl Halîlullah, orada İsmâil’e,

Gördüğü rüyâları, anlattı tamâmiyle.



Ve sonra buyurdu ki: (İşte böyle evlâdım!

Seni kurbân etmeyi, Rabbimden emir aldım.



Ve seni, bu maksatla getirdim ben bu yere.

Bu bâbda fikrin nedir, ne diyorsun bu emre?)



Dedi ki: (Babacığım, ne derim ki bendeniz.

Beni boğazlamanı, emretti mi Rabbimiz?)



O, “Emretti” deyince onun bu suâline,

“Sürûr” ve “Sevinç” doldu, İsmâil’in kalbine.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 02.01.2008, 16:08   #30 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

BIÇAK KESMEDİ



Halîlullah, güzelce biledi bıçağını.

Sonra “Tekbîr” söyleyip, andı “Allah” adını.



Ve bütün kuvvetiyle bıçağı vurdu, ancak,

İsmâil’in boynunu, kesmedi keskin bıçak.



Hayret edip, kuvvetle, bir daha çaldı onu.

Bıçak yine kesmedi, İsmâil’in boynunu.



Uğraşıp sürdüyse de bıçağı tekrâr tekrâr,

Hikmet-i ilâhîyle, etmedi yine de kâr.



Şaşırıp, bıçağını tekrâr aldı eline.

Bileyip, var gücüyle boynuna sürdü yine.



Yine kesemeyince, evlâdı İsmâil’i,

Olan bu hâdiseye, hayret etti bir hayli.



İsmâil arz etti ki: (Babacım, dene şunu.

Bastır şah damarıma, o bıçağın ucunu.)



Öyle yapıp, kuvvetle bastırdı diziyle de.

Lâkin bıçak, onu hiç kesmiyordu yine de.



Hattâ o bastırmakla, bıçak oldu iki kat.

Buna rağmen “iz bile”, yapmadı onda fakat.



Üzülüp, o bıçağı şiddetle çaldı taşa.

Bir anda koca kaya, yarıldı baştan başa.



Bıçak dile gelerek, dedi ki: (Yâ İbrâhîm!

Sâkin ol, benim sana var şöyle bir suâlim:



Nemrûd, seni ateşe attığında o günü,

Ne için yakmamıştı, o ateş vücûdünü?)



Şaşırıp, o bıçağa buyurdu ki cevâben:

(Hak teâlâ ateşe, “Yakma” dedi meâlen.)



Bıçak arz eyledi ki, sonra Halîlullah’a:

(Ateşe, “Yakma” diye emrettiyse bir defâ.



Bana, tam yetmiş defâ "Kesme" dedi Rabbimiz.

Mâzur gör yâ İbrâhîm, böyle emir aldık biz.)



Halîlullah, bıçaktan duyunca bu sözleri,

Hayret ve şaşkınlıktan, oturdu diz üzeri.



İsmâil, o sırada dedi ki ona yine:

(Günâhkâr olmıyalım, emri getir yerine!)



“İki emr” arasında, şaşırdı tam olarak.

O anda kendisine, vahyetti cenâb-ı Hak:



(Yâ İbrâhîm, rüyânı tasdîk ettin pek iyi.

Sen, yaptın üzerine düşen bu vazîfeyi.



Şimdi, bana münâsip ihsânımı gör benim.

Başını kaldırıp da, dağa bak yâ İbrâhîm!)



Halîl, emre uyarak yukarı baktığında,

Besili bir "Koç" gördü, Mekke’nin o dağında.



Cennet bahçelerinde, otlamıştı kırk sene.

Cebrâil indirmişti bu koçu kendisine.



(Bu, oğluna fedâdır) buyurdu cenâb-ı Hak.

Halîlullah o koçu, gidip yakalıyarak,



Minâ’da kurbân etti, İsmâil’in yerine.

Allahın “Kurbân” emri, yerine geldi yine.



Onların yanlarına, geldi sonra Cebrâil.

Oğluna hitâb edip, buyurdu: (Yâ İsmâil!



Rabbimiz, senin için şöyle buyurdu bana:

“İsmâil ne isterse, vereceğim ben ona.”)



O dahî, ellerini duâya kaldırarak,

Dedi ki: (Yâ ilâhî, sana, mü’min olarak,



Ölüp de gelenleri, affeyle tamâmiyle.)

Rabbimiz, “Kabûl ettim” buyurdu bir vahiyle.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen