Zurück   IslamForum Ne Olursan Ol Gel > IslamForum Edebiyat > Şiirler

Bu Alana Reklam Verebilirsiniz

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil

Alt 01.01.2008, 15:59   #11 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

ÜÇ BULUT GELDİ



"Hûd Peygamber", yüksek bir tepeden, ahâliye,

Seslendi ki: (Ey kavmim, bu inkâr hâlâ niye?



Eğer inanmamaya devâm eder iseniz,

O dediğim azâba uğrarsınız hepiniz.



Eğer inanırsanız Allahü teâlâya,

Ben dahî, sizin için yalvarırım Allaha.



Kalkar üzerinizden bu belâ ve kuraklık.

O eski berekete kavuşursunuz artık.)



Kalpleri mühürlenmiş o insâfsız Âd'lılar,

Yine de inâd edip, ona inanmadılar.



Dediler ki: (Kalsak da günlerce susuz ve aç,

Aslâ senin Rabbine olmayız yine muhtâç.



Biz şimdi bir heyeti göndeririz Kâbeye.

Onlar duâ edince, yağmur yağar bu yere.)



Az sonra, vâsıl oldu Beytullaha o heyet.

Ve "Kayl" adlı birisi, duâ etti nihâyet.



Dedi ki: (Yâ ilâhî, eğer Hûd haklı ise,

Gökyüzünden yağmur ve bereket gönder bize.)



Bilmiyerek anınca o zât "hazreti Hûd"u,

Gönderdi Hak teâlâ onlara "Üç bulut"u.



Beyaz, kızıl ve siyah gördüler renklerini.

Gâibden denildi ki: (Seç bunlardan birini.)



Onlar düşündüler ki: "Beyaz bulut boş olur.

Kızıl olanı ise, rüzgâr ile doludur.



Yalnız o siyah bulut yağmur yüklü herhâlde.

Biz onu seçelim ki, onda var istifâde."



O sırada bir nidâ geldi ki: (Ey kavim, siz,

Yağmur değil, azâbı ama tercîh ettiniz.



Zîrâ o, yüklüdür ki çetin bir azâb ile,

Yok eder Âd kavmini, bırakmaz bir iz bile.)



O "Bulut", Âd kavmine doğru ilerliyordu.

Onlar, hâlâ (O bulut yağmur yüklü) diyordu.



Bulut, kavmin üstünde gelip durdu nihâyet.

Kâfirler onu görüp, sevindiler be gâyet.



Dediler: (İşte geldi yağmur yüklü o bulut.

Bakalım bundan sonra, ne diyecek bize Hûd?)



"Hûd Nebî" buyurdu ki: (İşte geldi o gerçek.

O, bir musîbettir ki, sizi helâk edecek.)



Az sonra, bir "Fırtına" kopuverdi âniden.

Hûd Nebî nidâ etti yine merhametinden:



(Ey kavmim, o azâbın ilk belirtisi budur.

Her kim îmân ederse, bu azâbtan kurtulur.)



Onlar, yine aldırış etmeyip, dediler ki:

(Bu, yağmur öncesinde esen yeldir belli ki.)



O sırada bir kadın, o buluta bakarak,

Bağırıp düştü yere, bir çığlık kopararak.



Kendine geldiğinde, dedi: (Vây hâlimize!

O bulut, yağmur değil, ateş getirdi bize.



Zîrâ ben, o bulutta gördüm bâzı kişiler,

O ateşli rüzgârı bize doğru çekerler.)



Kâfirler, ona dahî vermediler hiç kıymet.

Dediler: (Biz onlardan güçlüyüz daha elbet.



Haydi biz, hep birlikte ona doğru gidelim.

O güçlü kimseleri geriye çevirelim.)
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 01.01.2008, 16:00   #12 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

KÂBEDE VEFÂT ETTİ



O gurûr ve kibirli ve çok azgın Âd'lılar,

O "Azâb rüzgârı"yla toptan helâk oldular.



Rüzgâr, o kâfirleri kaldırıp yükseklere,

Çok şiddetle, yüz üstü çarpıyordu yerlere.



"Rüzgâr", Hak teâlâdan sonra alıp emrini,

Yığdı üzerlerine o kum tepelerini.



Yedi gece, sekiz gün müddetle o kâfirler,

O kum tepelerinin altında inlediler.



O yığınlar altında helâk oldu her biri.

Oradan da, denize atıldı ölüleri.



Âd kavminin cümlesi, helâk olduğu zaman,

Henüz hayâtta idi, reîsleri "Halecân".



Dağa doğru kaçarken büyük can korkusuyla,

Yine îmân etmeyi düşünmüyordu aslâ.



"Hûd Nebî", kendisini görünce bir aralık,

Buyurdu ki: (Kendine ediyorsun çok yazık.



Bile bile, ebedî azâba gidiyorsun.

Ancak îmân etmekle bundan necât bulursun.)



"Halecân", Hûd Nebî'nin, bu en son teklîfine,

Bütün bunlara rağmen, "Peki" demedi yine.



Ve suâl eyledi ki: (Olursam ben müslümân,

Bana, Rabbin katında ne var peki o zaman?)



Hûd Peygamber, (Cennet var) diye cevap verince,

O zaman, melekleri suâl etti hemence.



Dedi ki: (O bulutta gördüklerim kimlerdir?)

Buyurdu ki: (Rabbimin emrinde meleklerdir.)



Dedi: (Bu felâkete, onlardır asıl sebep.

Onların sebebiyle, kavmim helâk oldu hep.



Ben müslümân olursam, o zaman senin Rabbin,

İntikâm alır mı ki onlardan benim için?)



"Hûd Nebî" o kâfire buyurdu ki o zaman:

(Sen, bu dünyâ yüzünde gördün mü ki bir sultân,



Askerine emredip, düşmanı helâk etsin.

Sonra, düşmanı için onlara cezâ vesin.)



O nasîbsiz "Halecân" dedi ki son olarak:

(Rabbin, keşke kavmimi etmeseydi de helâk,



Hep devâmlı olsaydı gücümüz, kuvvetimiz.

Ve hiç azalmasaydı malımız, servetimiz.)



O, inanmadıysa da ve lakin en sonunda,

"Azâb rüzgârı" gelip, helâk etti onu da.



"Âd kavmi" ve "Halecân", şiddetli rüzgâr ile,

Fecî bir vaziyette helâk olurken böyle,



"Hûd Nebî" ve mü'minler, olmayıp hiç muazzeb,

Avlu gibi bir yerde bulunuyorlardı hep.



O dağları deviren, bir kavmi helâk eden,

O "Rüzgâr", kâfirleri böyle helâk ederken,



"Hûd aleyhisselâm"la, yanında olanlara,

Ferahlatıcı tarzda esiyordu o ara.



O şiddetli "Kasırga", hafifleşerek hemen,

Tatlı, serinletici esiyordu tamâmen.



"Hûd aleyhisselâm"la îmân eden "Mü'minler",

Oradan ayrılarak Beytullaha gittiler.



Ve "Hûd aleyhisselâm" vefât etti bu yerde.

Harem-i şerîftedir kabr-i şerîfleri de.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 01.01.2008, 16:01   #13 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

SEMÛD KAVMİ



"Sâlih aleyhisselâm", teşrîf etti dünyâya.

Nûh aleyhisselâmın dînini etti ihyâ.



Ne zaman ki Âd kavmi, şiddetli rüzgâr ile,

Helâk olup, kâfirler mahvoldu tamâmiyle,



O zaman "Hûd Nebî"ye îmân eden mü'minler,

Kurtulup, o diyârı, acele terk ettiler.



Onlardan birisi de, "Semûd" idi ki, bu zât,

Nûh aleyhisselâmın neslinden idi bizzât.



Bu zâtın torunları, seneler sonra yine,

Geldiler "Hûd Nebî"nin kavminin mahalline.



Yâni Semûd evlâdı, vaktiyle helâk olan,

Âd kavminin yurduna yerleştiler sonradan.



Önce tek kabîleden ibâret iken bunlar,

Sonradan çoğalarak, bir topluluk oldular.



Tıpkı Âd kavmi gibi, bu insanlar da yine,

Zamanla gark oldular, dünyâ nîmetlerine.



Dağları, kayaları oyarak birer birer,

Tepeler üzerinde, evler binâ ettiler.



Sert taşları oyarak, yaparlardı evleri.

Taş oymacılığında, gittiler çok ileri.



Yaptılar düzlükte de, çok saraylar ve köşkler.

Yetiştirdiler hattâ, çok bağlar ve bahçeler.



Oldu her birisinin, çok dünyâ nîmetleri.

"Üçyüz" yâhut "bin sene", ömür sürdü herbiri.



Önce, bu nîmetlere şükrederlerken bunlar,

Sonra bunu terkedip, zevk sefâya daldılar.



Kabîle reîsleri başta olmak üzere,

Adam öldürürlerdi, zulüm ve haksız yere.



O kavmin içindeki bâzı mü'min kimseler,

Onları bu işlerden, men etmek istediler.



Dediler: (Âd kavmi de, yapmıştı böyle isyân.

Lâkin helâk oldular, kalmadı sağ bir insan.



Siz dahî onlar gibi, zulüm yapıyorsunuz.

Korkarım bu sebepten, siz de yok olursunuz.)



Onlar bunu dinleyip, dediler ki cevâben:

(Evet, helâk oldular Âd kavmi hakîkaten.



Lâkin o insanların, yoktu sağlam evleri.

Kum üzerinde olup, çürüktü temelleri.



Bu yüzden sert bir rüzgâr esince birdenbire,

Onların evlerini, kolayca yıktı yere.



Lâkin biz, kayaları, taşları oyuyoruz.

Kapıları demirden hâneler yapıyoruz.



Bizim evlerimize, te'sîr etmez o rüzgâr.

Çok şiddetli esse de, veremez yine zarar.)



Mü'minler, bu cevâbı alıp o kimselerden,

Vazgeçtiler onlara böyle nasîhatlerden.



Çünkü onlar, isyânda gitmişti çok ileri.

Aslâ dinlemezlerdi, böyle güzel sözleri.



"Cendâ bin Amr" idi ki, reîsleri bu kavmin,

Toplanıp, huzûruna gittiler bu kimsenin.



Dediler: (İbâdet ve secde edeceğimiz,

Çok muazzam tanrılar yapmak istiyoruz biz.



Öyle ki, ne Âd kavmi, ne de Nûh'un kavminde,

Böyle büyük bir tanrı, olmasın hiçbirinde
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 01.01.2008, 16:02   #14 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

YÜZÜ ÇOK GÜZELDİ



Hak teâlâ, çok nîmet verdi Semûd kavmine.

Hepsi gark olmuşlardı, dünyâ nîmetlerine.



Lâkin elleri ile putlar îmâl ederek,

Taparlardı onlara, "ilâh, tanrı" diyerek.



Dâvet etmesi için, onları doğru yola,

Artık "Sâlih Nebî"yi, gönderdi Hak teâlâ.



Dünyâya gelir gelmez lâkin "Sâlih peygamber",

Duyar oldu insanlar, birtakım garip sesler.



Bir bayram gününde de, eğlenirdi ki hepsi,

Bir ara, ağaçlardan ses duydular cümlesi.



Allah'ın izni ile, ağaçlar geldi dile.

Halkı îkâz ettiler, şu kelimeler ile:



(Ey Semûd insanları, niçin gaflettesiniz?

Niçin hakîkatleri, idrâk edemezsiniz.



Ağaçlarınız ile, sizlere Hak teâlâ,

Meyve ihsân ediyor, senede iki defâ.



Daha nice nîmetler etmişken size ihsân,

Siz, niçin buna karşı, edersiniz hep isyân?



Size, bu nîmetleri, Allah iken veren hep,

Putlara taparsınız siz hâlâ, neden acep?)



Ağaçlardan bu sesi duyunca bu kişiler,

Hepsini, balta ile bir bir kesip biçtiler.



Sonra ehlî hayvanlar, bağırdılar hep birden.

Dediler: (Ey insanlar, vazgeçin bu kibirden.



Ağaçların dediği, çok doğru idi elbet.

Yalnız Hak teâlâya yapılır her ibâdet.)



Bunu da işitince, daha fazla azdılar.

O hayvanları dahî, tutup boğazladılar.



Bağırmaya başladı, sonra vahşî hayvânât.

Dediler ki: (Ey kavim, etmeyin artık inât.



İbâdet edilecek, yalnız bir ilâh vardır.

O da, sizi yaratan Allahü teâlâdır.



Siz niçin ağaç kesip, hayvan öldürürsünüz?

Onlar doğru söyledi ve lâkin siz körsünüz.)



Bunu dahî işitip, silâha sarıldılar.

Onları vurmak için, hayli kovaladılar.



Hayvanlar hem kaçıyor, hem de şöyle diyordu:

(Yâ Rabbî, Semûd kavmi sana hep âsî oldu.



Bilcümle nîmetleri, sen verirken onlara,

Onlar, seni bırakıp, tapıyorlar putlara.



Yaydılar yeryüzüne, zulüm, fesat ve günâh.

Peygamberin Sâlih'le, onları eyle ıslâh.)



Vaktâ ki "Sâlih Nebî" geldi yedi yaşına,

Nûrlar saçılıyordu, yüzünden etrâfına.



Yanakları kırmızı, beyaz idi hem yüzü.

Konuşması fasîh ve tatlı idi her sözü.



Kavminin sevgisini kazandı büyüdükçe.

Herkesin hayrânlığı, arttı ona gittikçe.



Hele yirmi yaşına girince "Sâlih Nebî",

Parlardı nûr cemâli, "Ondördüncü ay" gibi.



Onun güzelliğini, dil ile anlatmaya,

Güç yetmezdi hem dahî, cemâline bakmaya.



Otuz yaşında ise, ilim, hikmet, sekîne,

Gibi üstün vasıflar verildi kendisine.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 01.01.2008, 16:09   #15 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

YİNE İNANMADILAR



Cibrîl aleyhisselâm, gelip Sâlih Nebî'ye,

Bildirdi: (Mü'minlere, mescit inşâ et) diye.



Mescidin inşâsına, başladı "Sâlih Nebî".

Yardım ediyorlardı, ona melekler dahî.



Mescidin yapılması, tamâm oldu nihâyet.

Mü'minler, o mescitte ederlerdi ibâdet.



"Sâlih Nebî" gece gün, konuşup kavmi ile,

Îmâna çağırırdı, onları tatlı dille.



Velâkin o insanlar, hem inanmıyorlardı,

Hem de bu Peygamberle, alay ediyorlardı.



Bir gün de, kendisine dediler ki: (Bizi sen,

Bilinmeyen bir dîne çağırırsın esâsen.



Bize, "Putlarınızı bırakınız!" diyorsun.

Âd kavmi helâkiyle, bizi korkutuyorsun.



Halbuki kum üstüne yapılmıştı o evler.

Elbet rüzgâr onları, yıkıp, yerle bir eder.



Bizim evlerimizse, dağlara oyulmuştur.

Rüzgârın dağ yıktığı, hiç vâki olmuş mudur?



Ey Sâlih, senin aklın ermez böyle şeylere.

-Hâşâ-Rabbinin dahî, gücü yetmez bizlere.)



O anda şiddetli bir ses ile irkildiler.

Bütün putlar, bu sesle, yüz üstü devrildiler.



Diyordu ki: (Putlara, yapılmaz hiç ibâdet.

Sâlih, Hak teâlâ'nın Peygamberidir elbet.)



Semûd'lular bu hâli görünce, hepsi bir bir,

Dediler: (Olsa olsa, bu, Sâlih'in sihridir.



Doğru bir kişi idi, halbuki o evvelden.

Şimdi, yalancılığı ortaya çıktı hepten.)



"Sâlih aleyhisselâm", asâsını o ara,

Yukarı kaldırarak, bağırınca onlara,



Kalplerine büyük bir korku düşüp o zaman,

Herbiri, bir tarafa kaçıştılar oradan.



Ertesi gün, tekrârdan biraraya geldiler.

Ve Sâlih Peygamberden, mûcize istediler.



Dediler ki: (Peygamber olduğun doğru ise,

Vahşî hayvanlar gelip, söylesin bunu bize.)



Seslendi Sâlih Nebî: (Ey vahşîler, geliniz!

Peygamber olduğuma, şehâdet eyleyiniz.)



O esnâda bir "Arslan", koşup geldi önüne.

Dedi: (Buyur ey Sâlih, muntazırım emrine.



Sen, Allah tarafından gelen bir peygambersin.

İnsanları küfürden, hakka dâvet edersin.)



Bu hâdise, onların gitti gariplerine.

Dediler ki: (Bakınız, şu Sâlih'in sihrine.)



Onlar böyle deyince, "Arslan" dahî âniden,

Onların üzerine, hücûma geçti hemen.



Kâfirler çok korkarak, evlerine gittiler.

Hattâ kapılarını, derhâl kilitlediler.



Lâkin arslan, terk edip gitmeyince o yeri,

Korkup, yaptıklarına pişmân oldu herbiri.



Dediler ki: (Ey Sâlih, senden özür dileriz.

Bizi bundan halâs et, seni dinleyeceğiz.)



"Sâlih Nebî", arslana işâret etti hemen.

Hayvan, boyun bükerek uzaklaştı o yerden.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 01.01.2008, 16:11   #16 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

HİDÂYET VER YÂ RABBÎ !



O mûcize deveye, pusu kurup kâfirler,

Ok ile yaralayıp, sonra kesip yediler.



"Sâlih peygamber" ise, bütün bunlara rağmen,

Yine duâ eyledi, onlara merhameten.



Dedi ki: (Âhir zaman Nebîsi hürmetine,

Hidâyet ver yâ Rabbî, bunların kalplerine.)



Lâkin o nasîbsizler, yine inanmadılar.

Hattâ bu Peygamberi, istihzâya aldılar.



Dediler ki: (Ey Sâlih, beklemekten usandık.

O bize vâdettiğin azâbı getir artık.



Her zaman diyorsun ki, "Azâbınız çok yakın".

Hani, nerde o azâb, gecikmesin o sakın.



Bak, biz senin deveni, kesip de yedik bile.

Sen hâlâ korkutursun, bizi o azâb ile.)



Sâlih aleyhisselâm, buyurdu ki: (Niçin siz,

Azâbın gelmesinde acele edersiniz?



İstiğfâr etseydiniz, keşke Hak teâlâya.

Hiç de uğramazdınız, böylece o belâya.



Allah'a îmân edip, istiğfâr etseniz hem,

Gelmez üzerinize, artık azâb ve elem.)



Dediler: (Sen bu dîni, atar atmaz ortaya,

Uğradı Semûd kavmi, türlü türlü belâya.



Halbuki evvelce biz, râhat oturuyorduk.

Hiç böyle belâlara, giriftâr olmuyorduk.)



Sâlih aleyhisselâm, buyurdu: (Hayır ve şer,

Allah'ın takdîri ve emriyle zuhûr eder.



Yâni her bir hâdise, gelir Hak teâlâdan.

Lâkin siz, bunlar ile olursunuz imtihân.)



O esnâda bir vahiy geldi Sâlih Nebî'ye:

(Azâb geleceğini, kavmine bildir) diye.



Sâlih aleyhisselâm, toplıyarak kavmini,

Bildirdi o azâbın, artık geleceğini.



Dedi: (Evlerinizde, üç gün daha kalınız.

Bu üç günün ilkinde, sararır suratınız.



İkinci gün kızarır, kararır üçüncü gün.

Ve helâk olursunuz, dördüncüde topyekün.)



Semûdlular dedi ki: (Bunları çok dinledik.

Velâkin o azâbtan, bir işâret görmedik.



Yıllardır bir azâbla, bizi korkutuyorsun.

Gelsin artık o azâb, ne olacaksa olsun.)



Kâfirler, o gecenin sabahında kalktılar.

Bâzı acâyip hâller görüp dona kaldılar.



Zîra kalktıklarında o sabah yerlerinden,

Kanlar fışkırıyordu, devenin izlerinden.



Kızardı o ilk günü, hep ağaç yaprakları.

Ve yine "kan kırmızı" oldu kuyu suları.



Yüzleri de sapsarı olunca, o kâfirler,

Bunu, birbirlerine görüp haber verdiler.



Sonra, koşup sordular bunu Sâlih Nebî'ye:

(Bugünkü olanlara, ne diyorsun sen?) diye.



Sâlih aleyhisselâm, buyurdu: (İşte bakın!

Bu, henüz ilk günüdür vâdettiğim azâbın.



Üçüncü gün sonunda, biliniz ki muhakkak,

Sizi helâk edecek, azâbla cenâb-ı Hak.)
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 01.01.2008, 16:11   #17 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

TOPTAN HELÂK OLDULAR



İnkârda inâd eden Semûdlular, bu kere,

Bir araya gelerek, yaptılar müşâvere.



Dediler ki: (Bu Sâlih, bize sihir yapıyor.

Yüzümüz, o sihirle sararıp kararıyor.



Ve yine o diyor ki, "Üç gün sonra hepiniz,

Büyük bir azâb ile toptan öleceksiniz".



Mâlesef o ne derse, oluyor o şey aynen.

Bunun bir çâresine bakmalıyız biz hemen.



Üç gün tamâm olmadan, bir tedbîr düşünelim.

O azâb yetişmeden, biz onu öldürelim.)



Bu işi yapmak için, sonra da Semûdlular,

O deveyi öldüren insanları buldular.



Bunlar, gece sardılar Peygamberin evini.

Lâkin Cibrîl, taş ile öldürdü her birini.



Ertesi gün, oraya gelince Semûdlular,

Yerde, dokuz kişinin cesedini buldular.



Hak teâlâ, Cibrîl'i göndererek o zaman,

Haberdâr etti onu, kavminin tuzağından.



Hazret-i Cebrâil'in tembîhiyle o dahî,

Müslümânları alıp, terk etti o beldeyi.



İkinci gün, yüzleri "Kızıl" oldu küffârın,

Azâb geleceğine, inandılar bihakkın.



"Simsiyah", katran gibi oldu sonra yüzleri.

Azâbtan kurtulmaya, kalmadı ümitleri.



Kahrolup, sağa sola, göğe nazar ederek,

Derlerdi ki: (Acabâ, azâb nerden gelecek?)



Hak teâlâ, Cibrîl'e buyurdu ki o zaman:

(Ey Cibrîl, Semûd kavmi etmedi bana îmân.



Aslâ şükretmediler, verdiğim imkânlara.

Benim Rab olduğumu, yeltendiler inkâra.



Ve Resûlüm Sâlih'i dahî inkâr ettiler.

Devesini öldürüp, etlerini yediler.



Şimdi indir azâbı, şiddetli "Sayha" ile.

Onların beldesini, harâb et tamâmiyle.)



Cebrâil bu ilâhî emri aldı vaktâ ki,

Kuvvetli "Sayha"sını, vurdu bir sabah vakti.



Övünmüş oldukları o muhkem binâlarda,

Semûd kavmi, o "Ses"le, helâk oldu bir anda.



Öyle ki, o "Sayha"nın kuvvet ve şiddetinden,

Yüz üstü kapaklanıp, ödleri koptu birden.



Onlar, hânelerinde işitince bu sesi,

O şiddetle, bir anda, helâk oldu cümlesi.



Bu hâl, "Hicr sûresi"nde beyân olunmaktadır.

Hak teâlâ, meâlen şöyle buyurmaktadır:



(Yakaladı onları, Cebrâil'in sayhası.

O muhkem evlerinin, olmadı bir faydası.)



Kamer sûresinde de, buyuruldu ki yine:

(Biz, bir sayha gönderdik, onların üzerine.)



A'râf sûresinde de, buyurdu ki meâlen;

(Onlara, heybetli bir sayha geldi göklerden.



Kalpleri parçalanıp, yere kapaklandılar.

Ve kendi evlerinde, toptan helâk oldular.)



"Sâlih aleyhisselâm", olunca kavmi helâk,

Mekke'ye çıkıp gitti, mü'minleri alarak.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 01.01.2008, 16:12   #18 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

YA PEYGAMBER, YA VELÎ



Nûh aleyhisselâmın, oğlu Yâfes soyundan,

Bir zât olup, kıssası, Kur'ânda oldu beyân.



"Peygamber" mi, "velî" mi, ihtilâf olunmuştur.

O, bütün yer yüzüne, hâkim, mâlik olmuştur.



Hak teâlâ bir zaman, emretti ki bu şahsa:

(Emir ve yasağımı, teblîğ et cümle nâsa.)



O, bu emri alınca, arz etti ki: (Yâ Rabbî!

Bu işte, yardımına muhtâcım ben tabiî.



Bu işi yapmam için, ordu, asker ve kuvvet,

Lâzım hem sabır ile, ilim, akıl, hitâbet.



Bunların hiçbirisi, bende yok yâ ilâhî!

Kerîmsin, sen bunları ihsân et bana dahî.)



İstediği her şeyi, bahşetti O'na Allah.

İki de "Sancak" verdi, bir beyaz, bir de siyah.



Gece, "Beyaz" sancağı, açsa idi o eğer,

Gündüz gibi "aydınlık" olurdu hemen o yer.



Eğer "Siyah" sancağı, açsa idi gündüzün,

Orası, karanlığa bürünürdü büsbütün.



Her ne zaman sefere gitse idi o ordu,

Arkası tam "karanlık", önü "ışık" olurdu.



Hızır aleyhisselâm, oğluydu teyzesinin.

Onu da, ordusuna kumandân etti tâyin.



Yürüdü bu orduyla, önce batı yönüne.

Fethetti "Avrupa"yı, ne geldiyse önüne.



Sonra aynı orduyla, doğuya yönelerek,

Bir "Asya kıtası"nı fethetti sonuna dek.



Oradan da kuzeye yürüdü ordu ile.

Mâlik oldu sonunda, dünyâya tamâmiyle.



Yayarak yer yüzüne, "Allah'ın birliği"ni,

Bitirdi böylelikle, teblîğ vazîfesini.



Sonra da izin verdi, bilcümle askerine.

Kendi dahî ayrılıp, çekildi uzletine.



Allahü teâlâya, hep ibâdet ve tâat,

Yaparak, bu hâl üzre, az sonra etti vefât.



Bu zât, güzel sîmâlı ve gâyet sevimliydi.

Hem orta boylu olup, iyi huy sâhibiydi.



Dünyâyı, tamâmiyle geçirmişken mülküne,

Halka çok "mütevâzı" davranırdı o yine.



Aslâ "Dünyâ malı"na vermezdi ehemmiyet.

Haram ve şüpheliden, kaçınır idi gâyet.



Elinin emeğiyle, geçinmeyi severdi.

Bunun için kendisi, bizzât zenbil örerdi.



Evine, evlâdına harcardı bu paradan.

Ve sadaka verirdi, fakîrlere artandan.



Vasiyyet etmişti ki, ölmeden daha önce:

(Kefenleyip, tabuta koyun beni ölünce.



Tabuttan, dışarıya sarkık olsun kollarım.

Yürüsün peşim sıra, asker ve ordularım.



Hazînelerim dahî, yüklenip katırlara,

Onlar da yürütülsün, Tabutun ardı sıra.)



Vaktâ ki göç eyledi, âhiret âlemine,

Vasiyyeti, ayniyle getirildi yerine.



Demek istemişti ki, "Şu ardım sıra gelen,

Ordu ile, dünyâya mâlik oldum tamâmen.



Hayâttayken, var idi bunca hazînelerim.

Ve lâkin âhirete giderken, boş ellerim.



Dünyâ malı, dünyâda kalıyor bakın işte.

Elleri boş oluyor, insanın bu gidişte."
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 02.01.2008, 16:03   #19 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

BABASI TÂRÛH İDİ



İbrâhim Halîlullah, ülül'azm peygamberdir.

Ve "Keldânî" kavmine gönderilen Nebîdir.



Resûlullah'tan sonra, bilcümle peygamberler,

Ve insanlar içinde, o'dur üstün, mûteber.



Hak teâlâ, "On suhuf" gönderdi kendisine.

Îmâna dâvet etti, kavmini nice sene.



Allah, Ona "Halîlim", yâni "Dostum" buyurdu.

Böylece "Halîlullah" ismine mazhar oldu.



Sülâlesinden, pek çok peygamber geldiğinden,

"Peygamberler babası" denilir ayriyeten.



Babası, "Târûh" adlı bir mü'min idi, fakat,

O dünyâya gelmeden, bu kişi etti vefât.



Temiz bir mü'mindi hem, vâlidesi "Emîle".

İbrâhim'e, Târûh'tan kalmış idi hâmile.



"Âzer" diye kardeşi vardı ki bu "Târûh"un,

O ölünce, bununla evlenmişti bu hâtun.



Yâni "Âzer", Halîl'in, değildi öz babası.

Hem "amcası" olurdu, hem de "üvey babası".



Lâkin o, îmân ile olamadı müşerref.

Yıldızlara, putlara tapıyordu mâlesef.



Kralları "Nemrûd" da, putlara tapıyordu.

Kavmini de, zor ile puta taptırıyordu.



Daha sonra aldanıp, şeytân vesvesesine,

Kaptırdı kendisini, "İlâhlık" hevesine.



Kendi heykellerini yaptırarak bu defâ,

Sonra da, bu "putları", gönderdi her tarafa.



Rablerini büsbütün unutan o insanlar,

Yıldızlara, putlara ve Nemrûd'a taptılar.



Onlar bu azgınlıkta tanımadan had, hudûd,

Yaşarlarken, bir gece, bir rüyâ gördü Nemrûd.



Şöyle ki, "otururken, tahtında, birden bire,

Biri, o'nu tahtından kaldırıp vurdu yere."



Korku ile uyanıp, çağırdı kâhinleri.

Ve onlara sordu ki: (Nedir bunun tâbiri?)



Dediler ki: (Ey Nemrûd, yakında bir "Peygamber",

Çıkar ve insanları "hak yol"a dâvet eder.



Senin bu mülkünü de, yıkar o, temelinden.

Sen, bunun tedbîrini almalısın şimdiden.)



Lâkin o, kibirlenip, gücüne güvenerek,

Fazla önemsemedi, "Bu iş kolay" diyerek.



Ve hemen emretti ki: (Bu günden îtibâren,

Kimse, çocuk sâhibi olmıyacak kat'iyyen.



Ayrı, uzak duracak hanımından her erkek.

Doğan erkek çocuklar, derhâl öldürülecek.)



Memurlar tâyin etti, bu işi tâkib için.

Hattâ on âileye, bir memur etti tâyin.



Ve bütün erkekleri, sürdü şehir dışına.

Nöbetçiler diktirdi, sınır kapılarına.



Böylelikle, o şehrin sınırları içinde,

Hiç erkek kalmamıştı, kadınlar hâricinde.



Korumak gâyesiyle, Nemrûd saltanatını,

"Yüzbin" mâsum yavrunun, döktürmüştü kanını.



Hazret-i İbrâhim'in, vâlidesi "Emîle",

O zaman hâmileydi, Allah dostu "Halîl"e.



Lâkin doğumdan önce, Târûh vefât etmişti.

"Emîle hâtun" dahî, "Âzer"le evlenmişti.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla

Alt 02.01.2008, 16:03   #20 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Yaş: 45
Mesajlar: 3.251
Tesekkür Etti: 1.566
637 Kunu Icin 1.313 Tesekkür Aldı
bekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biribekir Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

PUTLAR ŞÂHİD OLDULAR



"İbrâhîm Halîlullah", Âzer'i, Hakk'a dâvet,

Ettiyse de, o kabûl etmeyip, eyledi red.



Dedi ki: (Ey İbrâhîm, sen neler söylüyorsun?

Yoksa putlarımızı, inkâr mı ediyorsun?



Ve kötülüyor musun, ilâhlarımızı sen?

bu davranışlarından, eğer vaz geçmez isen,



Sana, çok çirkin şeyler söylerim ben o vakit.

Ve hattâ öldürürüm, aramızdan çık da git.)



Âzer, putperest olup, "put" yapardı eliyle.

Sattırırdı onları, kendi oğullarıyle.



Çocuklar, o putları, pazara götürerek,

Satarlardı bir hayli, meth-ü senâ ederek.



Bir gün de, bir "put" verip, o İbrâhîm Nebî'ye,

Emretti: (Bunu götür, methederek sat) diye.



O da, bir ip bağlayıp ayağına o putun,

Yerde "sürükleyerek", dolaştırdı hep o gün.



Böyle, hakâret ile, vâsıl oldu pazara.

Şöyle nidâ eyledi o gâfil insanlara:



(Hem sağır, hem kör olan, bir işe yaramıyan,

Bu puta, aranızda var mıdır tâlip olan?)



Civardaki bir evden, çıktı bir kadıncağız.

Dedi: (Âzer nerede, biz ondan alacağız.)



Buyurdu: (Niçin benden almıyorsunuz acep?)

Dedi ki: (Sen putlara, hakâret edersin hep.)



Buyurdu: (Ne oldu ki, bir önce ki putunuz,

Şimdi bir yenisini, almak istiyorsunuz?)



Dedi ki: (Evimize, "hırsız" girmiş bu gece.

Biz uyurken, o putu "çalıp gitmiş" gizlice.)



Buyurdu ki: (Kendini, bir hırsıza çaldıran,

İlâha, hiç tapar mı birazcık aklı olan?



Dinle, sana hakîkî ilâhı bildireyim.

O'nun vasıflarını, sana beyân edeyim:



Yaratır, rızık verir, korur her tehlikeden.

Hasta olsan, yine O şifâ verir âcilen.



Her ne yapsan O görür, duâ etsen işitir.

O'ndan yardım istesen, zamanında yetişir.)



Dedi: (Çok pahalıdır o ilâh zannederim.

Onu satın almaya, tâkatim yetmez benim.)



Buyurdu ki: (Sâdece, "Lâ ilâhe illallah",

Der isen, senin olur söylediğim bu ilâh.)



Kadın bunu duyunca, bir hayli sevinerek,

Îmân etti o anda, "Şehâdet" söyliyerek.



İbrâhîm Halîlullah, akşam döndü evine.

Gördü ki, "put yapmak"la uğraşır Âzer yine.



Dedi ki: (Bu yonttuğun taş ile tahtaların,

İlâh olacağını, alır mı senin aklın?)



Âzer dedi: (Bu putlar, "dile gelip"de şâyet,

Allah'ın birliğine ederlerse şehâdet,



Ben de îmân ederim, Allah'ın birliğine.

O takdîrde girerim, ben de senin dînine.)



İbrâhîm Halîlullah, duâ etti Allah'a.

O Resûl'ün duâsı, bitmeden henüz daha,



"Lâ ilâhe illallah" diyerek bütün putlar,

Allah'ın birliğini tasdîk edip durdular.



Ve lâkin hidâyete gelmedi Âzer yine.

Tercîh etti dünyâyı, âhiret üzerine.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila



Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...


sadece bir kul


  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler