Varlik Depremleri 2 Var olmak… Bir mânâ, zerre kadar bir anlam ifade etmeye meğer ne kadar muhtaçmış benliğim. Yılların, geçmiş olmasının dışında söndüremediği bu yangına için için sebep olan arzu; bu muymuş? Ne kadar kaçsam nafile, gölgemden daha hızlı takip ediyor beni bu istek. Fakat kaçmaya niyetliyim. Kalabalıkta beni bulamaz zannıyla herkesten olmak için koşuyorum aralarına. Aslında hiç kimse herkes olamaz. Tek tek bu isteğin bünyesine yerleştirildiği insan bir başkası olamaz! Bir yaprak, başka bir yaprak olamazken; varlıkları tek tek kendisine münhasırken her zerre, nasıl “herkes” olunabilir! Biliyorum ya yine de kapatıyorum kendimi biliş zanlarıma. Ardından düşüyorum yollara… Ayaklarımı giyinen canım yanıncaya dek yürüyorum. Vitrinlere bakıyorum; pürüzsüz, hiçbir kıvrımın ve hattın yerleşemediği donuk suretlere… Giyinmeye zorlandıkları kıyafetlere…. Bakışlarımı farkına vara vara koparıyorum vitrinlerden. Cadde boyu düzensizliği içinde kendine ait bir düzen kazanan kalabalığa bakıyorum. Gözlerim birinden diğerine sıçrıyor. Gergin tenler üstünde, çizilmiş kavisli hatlar yayılıyor. Ama hiçbiri tebessüm değil. Gülücük sıcaklığında hiç değil! Sarı siyah tellerini savurarak geçiyorlar gözlerimden. Bir mânâ bulamıyor yüreğim, bunca pürüzsüzlüğe… Ara sıra yavaşlıyor adımlarım. Yaşlanmış bedenler gelip önümde duruyorlar. Yaşamakla mı yaşlanmışlar? Bilemem… Rengârenk gözlerin içinden sızmayan “o ışığı” arıyorum. Ama ziyadesiyle nafile bir çaba bu. Yuvalarında derin anlamsızlıklar, huzursuzluklar barındıran bu gözlerden bir şua dahi sızmıyor. Mahzunlaşan bakışlarım benden habersiz yere iniyor… Ve müsebbibi oluyor bu bakışlar; iki tekerleğin parmak uçlarımı ezmesine. Bebek arabasına çarptığımı anlıyorum başımı kaldırınca. Huzur yatağında bir bebek yatıyor. Aman Allah’ım! Gözleri? İçimde bitip tükenmek bilmeyen o isteği, bu minik gözler de taşıyor. Yaşlanmış bedenlerde bulamadığım o ışık, bir çift minik göz karasından bana bakıyor. Anlıyorum! Meğer bu istekmiş insanı yaşamış kılan… Minik beden büyüyor gözlerimde, ayrılmak istemiyorum. Lâkin, bu mânâdan habersiz eller, uzaklaştırıyor onu benden. Konuşmaya isteksiz dudaklarımdan dökülen “Affedersiniz!” uçuşuyor her yana. Harf harf, ses ses bölünerek kayboluyor… Ardından bıyık altı bir gülümseme ilişiyor dudaklarıma. Hani kaçıyordum! “Kalabalıkta beni bulamaz.” deyip herkes gibi olmaya çabalıyordum. İçimdeki istek, arzu kulaklarımı çınlatıyor: “Var olmak, var olmak istiyorum!”… Cadde sonunda gülümseyen maviliğe gitmek için hızlanıyor adımlarım. Belki; bu mavilik, bu sınırsız kabarcıklar anlar beni, içimde yanan ateşe bir damla sunabilirler. Dizinin dibine çöküyorum. Gözlerimi kırpmadan ve kımıldaman bakıyorum. Bir damla istiyorum içimdeki ateşe. Lâkin, çok geçmeden o istek beni burada da buluyor. Her kabarcık o isteği taşıyor içinde. O istekle gelip o istekle yayılıyor ve o isteğin şiddetinden çarpıyorlar kayalıklara. İçlerindeki ateşe şahit oluyorum. Bu şahitlik sakinliğimi kaçırıyor. Bir lahza huzura ermek isteyen hislerim başlıyor dalgalanmaya. Kabarcıkların ateşi benim olmuştur artık!... Ayağa kalkıp büyük bir hızla uzaklaşmaya çalışıyorum. Hayatlarına bir damlacık ışığın doğmadığı, buna rağmen yaşamış olduklarını zanneden suretler arasından koşuyorum. Bulabildiğim boşluklardan küçüldüğümü hissederek sızıyorum. Dört duvar arasına girmeliyim! Belki o zaman küçültebilirim içimdeki isteği. Soğurur dört duvar içimdeki ateşi. Deva, o anlık dört duvar arasında… Ben koşuyorum, istek koşuyor. Var olmak istiyorum. İçim bağırıyor, Zerrelerim haykırıyor, Var olmak istiyorum! … Ayaklarımın acısı bu haykırış arasında kayboluyor. Bu ses içimde yankılanırken hiçbir şey umurumda olmuyor. Zor bela kendimi otobüse atıyorum. İlişiyorum ucundan bir koltuğa. O arzu ardımda kaldı galiba. Ya otobüsün kapısında ya da ilk basamağa adım attığımda. Bir aralık aynaya ilişiyor gözlerim. Kan hücum etmiş koşmanın etkisiyle damarlarıma. Kırmızıya boyanmış simam. Dakikalar geçtikçe sırtımdan boşalan terler soğuyor. Elbiseme temas ettikçe tenim, irkiliyorum! Ne niyetle başladı yolculuğum, ne ile sona erdi? Kaçmaya yeltendiğim istek, her köşeden her bedenden beni sarıverdi. Kaçamadım, kaçamıyorum! Bir var oluşta var olmalı bedenim… Bir dirilişte gelmeli kendine… Var oluş, var oluş seni istiyorum! Varlık sahnesinde hep olmak istiyorum. Hayat! Hayat sana bulanmak istiyorum. Bir çekişle, bir kopuşla yokluğun hiç ellerinden var olmak, var olmak istiyorum… |