 | |  |
16.07.2008, 21:06
|
#11 (permalink)
| | Tercübeli Üye
fetih isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 16.02.2007 Bulunduğu yer: Uzay İstasyonundan Alooooo Kimse Yokmuuuuu :) Yaş: 30 Mesajlar: 2.080 Tesekkür Etti: 217
109 Kunu Icin 273 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13 | ÖYLE BİR RAHMET Kİ… GÖNÜL BAHÇESİNDEN - O’nun emsâlsiz örnek şahsiyetindeki fazîlet numûnelerinden ancak birkaçı şöyledir:
Ümmetine Düşkünlükte Allah Rasûlü (s.a.v.)
O’nun ümmetine olan şefkat ve merhameti, bir annenin yavrusuna olan düşkünlüğünden daha ziyâde idi.
Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur:
“Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız O’na çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.” (et-Tevbe, 128)
O’nun ümmeti için yapmış olduğu merhamet ve şefkat dolu sayısız duâlarından biri şöyledir:
Birgün Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“Allâh’ım, ümmetimi koru, ümmetime merhamet et!” diye yalvararak ağladı. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak:
“–Ey Cebrâil! -Rabbin her şeyi daha iyi bilir ama- gidip Muhammed’e niçin ağladığını sor.” buyurdu.
Cebrâil -aleyhisselâm- geldi.
Rasûlullah Efendimiz ona, ümmeti için duyduğu endişe sebebiyle ağladığını bildirdi. (Hazret-i Cebrâil’in dönüp durumu haber vermesi üzerine) Allah Teâlâ:
“–Ey Cebrâil! Muhammed’e git ve O’na: «Ümmetin husûsunda Sen’i râzı edeceğiz ve Sen’i asla üzmeyeceğiz.» müjdemizi ulaştır.” buyurdu. (Müslim, Îmân, 346)
__________________ HizmeT NimettiR... Gavs-ı Sani... | |
| |  |  | |  |
16.07.2008, 21:07
|
#12 (permalink)
| | Tercübeli Üye
fetih isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 16.02.2007 Bulunduğu yer: Uzay İstasyonundan Alooooo Kimse Yokmuuuuu :) Yaş: 30 Mesajlar: 2.080 Tesekkür Etti: 217
109 Kunu Icin 273 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13 | ÖYLE BİR RAHMET Kİ… GÖNÜL BAHÇESİNDEN - Efendimiz’in ümmetine olan merhametini sergileyen diğer bir manzarayı da Abdullah ibn-i Mes’ûd -radıyallâhu anh- şöyle nakleder:
Bir defâsında Nebî -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“−Ey İbn-i Mes’ûd! Bana Kur’ân oku!” diye emretti. Ben de:
“−Yâ Rasûlallah! Kur’ân Siz’e vahyedildiği hâlde onu Siz’e ben mi okuyacağım?” dedim.
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“−Ben Kur’ân’ı başkasından dinlemeyi de severim.” buyurdu.
Ben de Nisâ Sûresi’ni okumaya başladım.
Ne zaman ki;
“Her bir ümmetten bir şâhit getirdiğimiz ve Sen’i de onlara şâhit olarak gösterdiğimiz zaman hâlleri nice olacak!” (en-Nisâ, 41) âyet-i kerîmesine geldim, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“−Kâfî!” buyurdular.
O esnâda baktım ki, Rasûlullah Efendimiz’in gözlerinden yaşlar akıyordu.” (Buhârî, Tefsîr, 4/9; Müslim, Müsâfirîn, 247)
__________________ HizmeT NimettiR... Gavs-ı Sani... | |
| |  |  | |  |
16.07.2008, 21:07
|
#13 (permalink)
| | Tercübeli Üye
fetih isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 16.02.2007 Bulunduğu yer: Uzay İstasyonundan Alooooo Kimse Yokmuuuuu :) Yaş: 30 Mesajlar: 2.080 Tesekkür Etti: 217
109 Kunu Icin 273 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13 | ÖYLE BİR RAHMET Kİ… GÖNÜL BAHÇESİNDEN - Bu hâdise de, Allah Rasûlü’nün ümmetine olan şefkat ve merhametini te’yîd etmektedir.
Zîrâ kıyâmet günü; “Kitabını oku, bugün sana hesap sorucu olarak nefsin kâfîdir!” (el-İsrâ, 14) buyrulacak ve ümmetin günahları ortaya dökülecektir.
Yukarıdaki hadîs-i şerîf de, o uhrevî manzarayı hatırlattığı için, ümmetine şefkatle dolu rakîk kalbi buna dayanamayan Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-, inci tâneleri gibi gözyaşları dökmüştür.
Yine Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
“Allah Teâlâ Hazretleri (şu âyetle) ümmetim için bana iki emân indirdi:
(1.) Sen aralarında olduğun müddetçe Allah onlara (umûmî bir) azâb indirmeyecektir;
(2.) Onlar istiğfarda bulundukları müddetçe, Allah onlara azâb etmeyecektir. (el-Enfâl 33)
Ben aralarından ayrıldığımda, (Allâh’ın azâbını önleyecek ikinci emân olan) istiğfârı kıyâmete kadar ümmetimin yanında bırakıyorum.” (Tirmizî, Tefsîr, 8/3082)
Unutmamak gerekir ki, bir mü’min, Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-’ın muhabbetini dâimâ gönlünde taşırsa, umulur ki Cenâb-ı Hak onu cehenneminden âzâd eder, Rasûlü’ne muhabbetle dolu o gönlü ateşe atmaz.
__________________ HizmeT NimettiR... Gavs-ı Sani... | |
| |  |  | |  |
16.07.2008, 21:08
|
#14 (permalink)
| | Tercübeli Üye
fetih isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 16.02.2007 Bulunduğu yer: Uzay İstasyonundan Alooooo Kimse Yokmuuuuu :) Yaş: 30 Mesajlar: 2.080 Tesekkür Etti: 217
109 Kunu Icin 273 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13 | ÖYLE BİR RAHMET Kİ… GÖNÜL BAHÇESİNDEN - Naklettiğimiz bu rivâyetler, Allah Rasûlü’nün ümmetine olan engin şefkat, merhamet ve düşkünlüğünü yansıtan sayısız misâllerden sadece birkaçıdır. Bu bakımdan Peygamber Efendimiz’in ümmetine duyduğu engin şefkate mukâbil, bizim O’na olan muhabbetimizin seviyesini ve ne kadar O’nun izinden giderek sünnetini feyz ile yaşayabildiğimizi, iç âlemimizde dâimâ mîzân etmek durumundayız. Tevâzûda Allah Rasûlü (s.a.v.) O’nun peygamberliği aslâ bir saltanat arzusu değildi. Zîrâ O, “kul peygamber” olmayı, “hükümdar peygamber” olmaya tercih etmişti.[1] Ümmetinin zayıf ve düşkünleriyle ilgilenir, onların ihtiyaçlarını kendi mübârek elleriyle karşılamaya çalışır, mescidinin bir köşesinde fakir sahâbîlerine yer tahsis eder ve Allâh’ın dînini öğrenmeye çalışan bu sahâbîlerinin geçimini temine bizzat gayret gösterirdi. O, tevâzûda da bir âbideydi. Onun kaygısı şahsıyla ilgili değildi. Onun bütün derdi, hattâ kendisini yıpratacak derecedeki endişesi, insanların hidâyet bulup dünyâ ve âhiret saâdetine nâil olmalarıydı.
__________________ HizmeT NimettiR... Gavs-ı Sani... | |
| |  |  | |  |
16.07.2008, 21:08
|
#15 (permalink)
| | Tercübeli Üye
fetih isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 16.02.2007 Bulunduğu yer: Uzay İstasyonundan Alooooo Kimse Yokmuuuuu :) Yaş: 30 Mesajlar: 2.080 Tesekkür Etti: 217
109 Kunu Icin 273 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13 | ÖYLE BİR RAHMET Kİ… GÖNÜL BAHÇESİNDEN - Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ-, Peygamber Efendimiz’in büyük bir tevâzû ile, ev işlerinde bile kendisine yardımcı olduğunu şöyle anlatır: “–Babam Ebû Bekir’in âilesi bize bir gece koyun paçası göndermişti. Allah Rasûlü eti tuttu ben kestim veya ben tutmuştum da O kesmişti.” Dinleyenlerden birisi: “–Bunu lâmbasız olarak karanlıkta mı yapıyordunuz?” diye sordu. Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- şöyle cevap verdi: “–Yanımızda lâmbaya koyacak kadar yağımız olsaydı, şüphesiz onu katık yapar yerdik. Bir ay geçerdi de Muhammed -aleyhisselâm-’ın âilesi yiyecek bir ekmek bulamaz, ocaklarında tencere kaynamazdı.” (Ahmed, VI, 217; İbn-i Sa‘d, I, 405)
__________________ HizmeT NimettiR... Gavs-ı Sani... | |
| |  |  | |  |
16.07.2008, 21:09
|
#16 (permalink)
| | Tercübeli Üye
fetih isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 16.02.2007 Bulunduğu yer: Uzay İstasyonundan Alooooo Kimse Yokmuuuuu :) Yaş: 30 Mesajlar: 2.080 Tesekkür Etti: 217
109 Kunu Icin 273 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13 | ÖYLE BİR RAHMET Kİ… GÖNÜL BAHÇESİNDEN - Cömertlikte Allah Rasûlü (s.a.v.) Birgün bir kimse Peygamber Efendimiz’e gelerek bir şeyler istedi. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: “–Yanımda sana verebileceğim bir şey yok, git benim nâmıma satın al (borca gir), mal geldiğinde öderim.” dedi. Efendimiz’in sıkıntıya girmesine gönlü râzı olmayan Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-: “–Yâ Rasûlallah! Yanında varsa verirsin, yoksa Allah Sen’i gücünün yetmeyeceği şeyle mükellef kılmamıştır.” dedi. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in Hazret-i Ömer’in bu sözünden hoşnut olmadıkları, mübârek yüzlerinden belli oluyordu. Bunun üzerine Ensâr’dan bir zât: “–Anam babam sana fedâ olsun yâ Rasûlallah! Ver! Arş’ın Sâhibi azaltır diye korkma!” dedi. Rasûlullâh’ın arzusunu te’yîd ve takviye eden bu sahâbînin sözleri, Efendimiz’in çok hoşuna gitti, tebessüm etti ve: “–Ben de bununla emrolundum.” buyurdu. (Heysemî, X, 242)
__________________ HizmeT NimettiR... Gavs-ı Sani... | |
| |  |  | |  |
16.07.2008, 21:09
|
#17 (permalink)
| | Tercübeli Üye
fetih isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 16.02.2007 Bulunduğu yer: Uzay İstasyonundan Alooooo Kimse Yokmuuuuu :) Yaş: 30 Mesajlar: 2.080 Tesekkür Etti: 217
109 Kunu Icin 273 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13 | ÖYLE BİR RAHMET Kİ… GÖNÜL BAHÇESİNDEN - Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e bir muhtaç geldiğinde, evvelâ hâne-i saâdetlerinden bir şeyler ister, sudan başka bir şey olmadığı haberi geldiğinde ise sahâbîlerine döner, o kişinin ihtiyâcının giderilmesini isterdi. O kişinin ihtiyâcını gidermeden de huzur bulamazdı. Diğer bir misâli de Enes -radıyallâhu anh- şöyle anlatıyor: “Peygamber Efendimiz’e Bahreyn’den mal getirildi. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: «–Onu mescide dökün!» buyurdu. Bu mal (şimdiye kadar) Allah Rasûlü’ne getirilenlerin en çok olanı idi. Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- o mala dönüp bakmadan namaza gitti. Namaz bitince gelip malın yanında durdu. Her gördüğüne ondan veriyordu… Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- tek dirhem bile kalmayıncaya kadar hepsini dağıtmadan oradan ayrılmadı.” (Buhârî, Salât, 42) Zîrâ mü’minlerin ihtiyaçlarını karşılamak sûretiyle onları sevindirmek, Allah Rasûlü’ne târifsiz bir huzur verirdi. Fahr-i Kâinât Efendimiz, bir hadîs-i şerîflerinde buyurmuşlardır ki: “Cibrîl bana Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu söyledi: «Bu dîn (yâni İslâm), Zâtım için seçip râzı olduğum bir dîndir. Ona ancak cömertlik ve güzel ahlâk yakışır. Müslüman olarak yaşadığınız müddetçe onu, bu iki hasletle yüceltiniz!»” (Heysemî, VIII, 20; Ali el-Müttakî, Kenz, VI, 392)
__________________ HizmeT NimettiR... Gavs-ı Sani... | |
| |  |  | |  |
16.07.2008, 21:10
|
#18 (permalink)
| | Tercübeli Üye
fetih isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 16.02.2007 Bulunduğu yer: Uzay İstasyonundan Alooooo Kimse Yokmuuuuu :) Yaş: 30 Mesajlar: 2.080 Tesekkür Etti: 217
109 Kunu Icin 273 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13 | ÖYLE BİR RAHMET Kİ… GÖNÜL BAHÇESİNDEN - Bu bakımdan dînimizi yüceltip îmânımızı mânevî bir muhâfaza altına alabilmek için nebevî ahlâka bürünmek, O’na olan şükran borcumuzun îcâbıdır.
Zîrâ Allâh’a vefâdan sonra en ulvî ve en gerekli vefâ, Kâinâtın Fahr-i Ebedîsi Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e olan vefâdır.
Bu vefâ, duâlarında «ümmetî, ümmetî» diyerek öncelikle ümmeti için talepte bulunan, hattâ kendi kurbanlarına ilâveten bir de ümmetinden kesemeyenler adına kurbanlar kesen[2] vefâkâr Peygamberimiz’e duyulması îcâb eden şükran hislerinin en güzel bir ifadesidir.
Peygamber Efendimiz’e aşk ve muhabbette derinleşmekle başlayacak olan bu vefâ,
O’nun Sünnet-i Seniyye’sini hayâtımızın feyiz ve rûhâniyet menbaı hâline getirebilmemiz ile de asıl kıvâmına kavuşur.
Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-, bu duygularla yoğrularak bir Peygamber âşığı hâline gelen ümmetinin sâlihlerine duyduğu derin muhabbetini şöyle ifade buyurmuştur:
“Ümmetim içinde beni en çok sevenlerin bir kısmı benden sonra gelenler arasından çıkacaktır.
Onlar beni görebilmek için mallarını ve âilelerini fedâ etmek isteyeceklerdir.” (Müslim, Cennet, 12)
__________________ HizmeT NimettiR... Gavs-ı Sani... | |
| |  |  | |  |
16.07.2008, 21:11
|
#19 (permalink)
| | Tercübeli Üye
fetih isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 16.02.2007 Bulunduğu yer: Uzay İstasyonundan Alooooo Kimse Yokmuuuuu :) Yaş: 30 Mesajlar: 2.080 Tesekkür Etti: 217
109 Kunu Icin 273 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13 | ÖYLE BİR RAHMET Kİ… GÖNÜL BAHÇESİNDEN - İnsanın bu hakîkatlerden mahrum kalarak fânî hayâtını ziyân etmesi, zâhirinde ve iç âleminde yaşadığı, içinden çıkılması çetin tenâkuzlardan (çelişkilerden) ileri gelir.
Aslında bu tenâkuzlar, insanda, Allâh’a yaklaştıran en üstün fazîletler olan takvâ
ile, bunun zıddına, onu yaratılış maksadından uzaklaştıran en düşük hayvânî rezilliklerin, yâni fücûrun bir arada bulunmasından kaynaklanır.
Nitekim âyet-i kerîmelerde buyrulur: “Ona hem kötülüğü (fücûru) hem de ondan sakınma yolunu (takvâyı) ilhâm edene yemin olsun ki, nefsini (maddî ve mânevî kirlerden) arındıran, kurtuluşa ermiştir.” (eş-Şems, 8-9) Bu itibarla Kur’ân ve Sünnet ışığında terbiye olmamış ve gönül âlemleri huzûra kavuşmamış insanların iç dünyâları, sanki en mûnisinden en canavarına kadar birçok hayvanın barındığı bir ormana benzer.
Mizaçlarına göre her birinde âdeta bir hayvanın karakteri gizlidir.
Kimi tilki gibi kurnaz ve hilekâr, kimi sırtlan gibi yırtıcı, kimi karınca gibi muhteris bir biriktirici, kimi de yılan gibi zehirleyicidir.
Kimi okşayarak ısırır, kimi sülük gibi kan emer, kimi önden güler arkadan kuyu kazar.
Bunların her biri ayrı ayrı hayvanlarda bulunan karakterlerdir.
__________________ HizmeT NimettiR... Gavs-ı Sani... | |
| |  |  | |  |
16.07.2008, 21:12
|
#20 (permalink)
| | Tercübeli Üye
fetih isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 16.02.2007 Bulunduğu yer: Uzay İstasyonundan Alooooo Kimse Yokmuuuuu :) Yaş: 30 Mesajlar: 2.080 Tesekkür Etti: 217
109 Kunu Icin 273 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13 | ÖYLE BİR RAHMET Kİ… GÖNÜL BAHÇESİNDEN - Kendini mânevî bir terbiye ile nefsinin esâretinden kurtaramamış, dolayısıyla sağlam bir karakter inşâ edememiş bir insan, böyle sefih huyların çemberi içindedir. Kiminde bir hayvanın, kiminde ise birkaç hayvanın karakteri hâkimdir. Üstelik, iç dünyâları sûretlerine ve davranışlarına da aksettiğinden, o karakterleri sezmek, ehli için hiç de zor değildir. Yirmi milyon insanın kanı üzerine kurulmuş bir sistem olan komünizm, vahşî bir kalbî yapının yansıması değil midir? Bir Firavun’un cesedinin saklanması için pek çok insanın diri diri mezarı olan piramitler, aslında acımasız bir zulmün âbideleri değil midir? Bunlar, nice gâfiller için, akıl plânında hâlâ hayranlık uyandıran şâheserler olarak görünüyor. Fakat hak ve hakîkat nazarıyla değerlendirildiğinde, en hunhar sırtlanları bile şaşırtacak ve ürkütecek bir vahşet tablosu ortaya çıkmıyor mu?
__________________ HizmeT NimettiR... Gavs-ı Sani... | |
| |  | | Seçenekler | | | | Stil | Normal |
Yetkileriniz
| Konu Acma Yetkiniz Yok Cevap Yazma Yetkiniz Yok Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok HTML-Kodu Kapalı | | | | WEZ Format +2. Şuan Saat: 07:39. | | |