 | |  |
28.07.2007, 17:45
|
#11 (permalink)
| | Tercübeli Üye
berfut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 23.11.2007 Bulunduğu yer: istanbul Yaş: 28 Mesajlar: 2.189 Tesekkür Etti: 121
127 Kunu Icin 304 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13 | Gel ey!..
Gel ey, konuşurken dudaklarına tebessümler karışan...
Gel ey, yüzüne üzgünlerin üzüntüsünü dağıtmak yaraşan!..
Gel ey, âteş-i aşkına yanmak için âşıkları birbiriyle yarışan!..
Gel ey!..
Önce kendine çektin, sonra mugaylan dolu beyabanlarda dermansız koyup bizi bir başımıza gittin dönmemek üzere.
Ve dudağının dokunduğu çeşmeler de gitti.
Gittin ve vecd ile kendinden geçen zamanlar, sensizlik bunalımlarının gelgitleriyle kör kuyulara gömüldü.
Gittin ve tenha elvedalarda düğümlendi sevinçlerimiz; durmuş çarklara sıkışıp kaldı çığlıklarımız. Ey kara iklimlerin beyaz meltemi;
Nasıl da muhtacız sana,Efendim bilsem şimdi!
Güller gülemeden açıyor kaç asırdır,
Ve ümmetini yakan his;Gidişinin verdiği kahırdır.
Gel diyoruz her sabah,
Her akşam, her gün,her ay,Ve yıllardırBir ümitle koşuyoruz yarınlara
Ey Nebi!
Çünkü bize beslediğin sevgiyle,Yüreklerimiz hayattardır.
Hastayız,aciziz,muhtacız Sana!
Her zamankinden bin kat daha fazla!
Yalvarıyoruz Rabbimize,İstiyoruz Seni geri bin bir niyazla.
Gel ne olur!
Çal yeniden paslı yürek kapılarını,Ve bizi sar sıcacık yüreğine
Nazla,nazla Sen gidince
yanlış hesaplarında önce pazarlar kurduk köhne dünyanın,
sonra köhne hesaplarıyla mezada çıkarıp aşklarımızı dünyalıklara sattık. Gittin de savrulan umutlarımızı ektik yollarına; sabrımızın gözlerine çekilen milleri çelik masıyetlerle mıhladık.
Gerilmiş yaylarımız kepade düştü hoyrat ellerde, uykulu oyunlarda şahlarımız mat oldu;
ve bileyli kılıçlarımız pas tuttu karanlık kınlarında. Senin bir tek hâtırana,bütün aşklarımı bağışlayabilirim
kederli ve memnun türkülerimi
çiçeklerimle,ağaçlarımla, gözyaşlarımla,
övgüler geçirip damarlarımın karanlığından
sözlerin ve kalbimin ;
elpençe divan durduğu bakışını
zamana ve toprağa dayayıp alnımı ve ellerimi
sen parmaklarından güneşler emziren çeşme
Doyur beni!
Denize açılmış gemiler ve yanlış analıkları kadınların,
şarkıların seni bilmeyen tutsaklıkları
Ragıbın bir Leylâdan öbürüne yanık sevdaları
sonradan yazılmış defterler ve askılarda bırakıp kitapları
adın öpülecek aziz ve emin
Sen kadîm âşıkların Leylâsı!
sevdâ sözlerinin öksüz ve yetim hükümdârı,
büyütüp ellerinle kalbimin arasını tutan sesleri,
gel köle kıl kendine
Buyur beni!
Gün gelir uçmaz olur turnaları göllerimin insanlar ve defineler çıkarlar
toprağın derinlerinden
ben oralarda sevdana ve terlere bulanmış bir adam şimdilerde kimse bilmez
aklımdan geçenleri
yalnız sen yanıbaşında dünyanın ve insanların
ateşin ,suların ve hesabın karanlığında
Kayır beni! Hayalini kurdum binlerce yıl uzaktan.
Bir tebessümüne hasret kaldı günahkâr bakışlarım.
Sen bir serap gibisin içimin çöllerinde; yaklaştıkça uzaklaşan, uzaklaştıkça yaklaşan ve yakan...
Hayalin bile serinliktir kavrulan ruhum için, hayalin bile tat verir acıyan yüreğime.
Adın geldiği ve ismin can olduğu zaman cümlelerimin özüne, yok olur bütün düşmanlıklar ve savaşlar.
İhtiyar dünya bin defa şahittir buna. Hz. Ömerin öfkesi, potanda eridi Efendim.
Hz. Vahşi, günahları için gözyaşı dökmeyi Senden aldığı nâmeyle öğrendi.
Gel Efendim, bir gece yarısı cesedime can olmak için gel, damarlarıma aşkınla dolmak için gel!
Ah Efendim, andım yine Seni her şey yâdımdan silindi. Ak kor olduk
Nemrudî alevlere soktular başlarımızı, hakikat, ak kor olduk
Vurdular durmadan dinlenmeden.
Örslere konuldu başlarımız, hakikat vurdular dinlenmeden durmadan.
Ağlattılar ağladıkça biz.
Çeliğe su verelim diye ağladıkça ağlattılar bizi.
Heyhât! Tutturamadık kıvamını suyun, isabet ettiremedik gözyaşlarımızın damlalarını çeliğe ve ilk çalışta kırıldı kılıçlarımız kara keçelere.
Yenildik, yorulduk, yığılıp kaldık çıkmaz sokaklarda.
Bütün sorularımızın cevapları cevapsız kaldı; bütün hayallerimizin hayali hayal oldu. Tel tel arzulara mahkûm edildi nefislerimiz ve ruhlarımız tül tül alevlerde yandı.
Gizemli bilinmezliklerimizin iksirlerini gizli dünyalara gizlediler bizden.
Gel ey!.. Kendisine vücud verilmiş âciz, zayıf, fani biriyim ben.
Yaratılmışım. Neyim varsa verilmiş; hiçbiri mutlak değil.
İradem cüz'î. İktidarım kısıtlı.
Gözümün görmesi, kulağımın duyması, aklımın kavraması, bir yere kadar.
Öteleri, şu kâinatın dışını kavrayamıyor.
Şu kâinatı bile tamı tamına kavrayamıyor.
Ama Kur'ân, beni ve kâinatı yaratan Rabbimin kelamı olarak, bana kâinatın ardında, işgören bir Fail'i bildiriyor.
Mülk âlemine nazar eden akıl gözüme, melekûtu bildiriyor. Gel ey!..
Hani dostların vardı,
kimi aşk okuyan Kitaplar Kitabı'ndan;
kimi ilham dokuyan hitaplar hitabından.
Kimine köşkler düşmüştü cennetten, kimi cennette köşklere düştüydü hani.
Kiminin ateşlerine rengi düşerdi gülün de;
kimi güllere rengini düşürürdü ateşin.
Kimine yıldızlar düşerdi göklerden,
kiminin yıldızına düşerdi gökler ya...
Hani sen "Yıldızlarım," demiştin,
"hangisine uyarsanız doğru yola ulaşacağınız yıldızlarım!.."
Sen gittin efendim ve hasretin yıldızlarını da çekti senden yana.
Şimdi kim varsa yıldızlaşmaya yüz tutan,
gökleri üzerine kapatıyor ehremenler.
Bizler yanıyoruz, yanmamakta direniyor gökte yıldızlarımız...
Güllerimiz küle durmakta yokluğunda, sultanlarımız kula dönmekte...
Gel ey!.. Ah Efendim, Can Efendim, Gül Efendim!
Kefenimi saçlarımdan giymeye başladığım şu demde,
Sana döndüm yüzümü.
!Zaifem, bîkesem âcizem, alîlem, medet cûyem zidergah et ilâhî!
Dualarım, hep Senden yana. Fidanları bile yeşertir gözyaşlarım.
Kapanırken bu âlemde gözlerimde perdeler,
Sen tut ellerimi.
Öyle bir alayla gel ki beni almaya, sümbüller, nergisler, lâleler eşlik etsin endamına
Her tarafta tamburlar çalsın, neyler duyulsun, rüzgâr gül kokunu kâinata savursun.
Ağaçlar, yapraklar bu neşveyle düğün meclisi kursun.
Bari son demimde ruhum huzurla dolsun.
Ya Rabbim, bu da benim düğünüm olsun...
__________________ zaif-i mutlak.:...ölüm Allah'ın emri ayrılık olmasaydı... Yoklukları var eden Rab; dikenleri gülün merhametinde misafir eyleyen Rab; bulutları mavi göğüme sırdaş eyleyen, yağmuru toprağıma yâri eyleyen; bebekleri annesinde, kuşları yuvasında; baharı kışın ardında, ömrü güneşin doğuşunda; saklayan gösteren Rabbim; kilitlerimi çöz, firkatlerimi muhabbetinin peşine koy, rüzgara tutunan dualarım arılara, papatyalara, nergislere ve gelinciğime dokunmuşsa, ruhumu kainatın ahengine kat. Ya Rab. Ya Hakk... | |
| |  |  | |  |
28.07.2007, 17:50
|
#12 (permalink)
| | Tercübeli Üye
berfut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 23.11.2007 Bulunduğu yer: istanbul Yaş: 28 Mesajlar: 2.189 Tesekkür Etti: 121
127 Kunu Icin 304 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13 |
Allahım beni Onun soyuna ilhak eyle,
Onun sahip olduğu şerefe beni layık kıl.
Onu bana öyle tanıtki,bununla cehalet kanatlarından kurtulup fazilet pınarlarından kana kana içeyim.
Bana Onun yolu üzerinde ,inayetinle kuşatılmış olarak huzuruna doğru giden yolda yardım et.
Beni ebediyyet deryalarına al,vahdet denizinin kaynağına garget;öyleki sadece Onunla göreyim,Onunla işiteyim,Onunla bulayım,Onunla hissedeyim. Andım yine Sen'i her şey yâdımdan silindi,
Hayalin gönlümün tepelerinde gezindi;
Bu bir serap olsa da hafakanlarım dindi..
Andım yine Sen'i her şey yâdımdan silindi.
Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam,
Ruhlar gibi yükselip de ufkunda dolaşsam;
Bir yolunu bulup gönlünden içeri aksam..
Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam.
Anladım vaslına ermek için artık çok geç,
Hicranla yanan gönlüm durmadan inleyecek;
İnleyip en taze hislerle hep bekleyecek..
Anladım vaslına ermek için artık çok geç... Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur.
Eğer sizi yardımsız bırakırsa, artık ondan sonra size kim yardım edebilir?
Müminler ancak Allah'a güvenip dayansınlar.
Ali imran(160)
Şüphesiz ki taneleri ve çekirdekleri yaran Allah'tır. O, ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkaran O'dur. İşte Allah budur.
O halde NASIL YÜZ ÇEVİRİRSİNİZ?
Enam(95)
__________________ zaif-i mutlak.:...ölüm Allah'ın emri ayrılık olmasaydı... Yoklukları var eden Rab; dikenleri gülün merhametinde misafir eyleyen Rab; bulutları mavi göğüme sırdaş eyleyen, yağmuru toprağıma yâri eyleyen; bebekleri annesinde, kuşları yuvasında; baharı kışın ardında, ömrü güneşin doğuşunda; saklayan gösteren Rabbim; kilitlerimi çöz, firkatlerimi muhabbetinin peşine koy, rüzgara tutunan dualarım arılara, papatyalara, nergislere ve gelinciğime dokunmuşsa, ruhumu kainatın ahengine kat. Ya Rab. Ya Hakk... | |
| |  |  | |  |
28.07.2007, 17:56
|
#13 (permalink)
| | Tercübeli Üye
berfut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 23.11.2007 Bulunduğu yer: istanbul Yaş: 28 Mesajlar: 2.189 Tesekkür Etti: 121
127 Kunu Icin 304 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13 | O yüzden, bu fark, kendi asrımda o denli belirmiyor.
Gece ile gündüz arasındayım. İşime geldiği zaman gecenin karasına sığınıyor,
işime geldiği zaman Henüz gündüz diye avunuyorum.
Zira ülfetim var. Rasul-i Ekrem gelmiş.
Tüm kâinata Rabbi adına bakmış.
Tüm kâinata Rabbinin nurunu yaymış.
Bize her fiilden Ona giden bir yol bırakmış.
Binlerce sahabinin, milyonlarca evliyanın ve asfiyanın önderi, imamı olmuş.
Onlar, getirdiği nuru, herşeye rağmen bugünlere taşımışlar. Bu halin rahatlığı içinde, bu nurun kıymeti nazarımda tam belirmiyor.
Tıpkı, güneşin doğuşuna ülfet edip alışmam gibi.
Güneş her gün doğuyor, gün boyu bana konuşuyor, ve gidiyor.
Sonra tekrar doğuyor. Her bir doğuşu ayrı bir haber, her bir dolanışı ayrı bir harika, her bir batışı ayrı bir güzellik sunduğu halde, ülfetim çoğu kez güneşe hiç baktırmıyor.
Güneş zaten doğar ve batar diyorum.
Sanki hiçbir hikmet, hiçbir harika, hiçbir rahmet yokmuş gibi, sanki sıradan birşeymiş gibi muhatap oluyorum.
Ona muhtaç yaratılmamışım, o olmasa da yaşarmışım gibi geliyor. Simsiyah gözlerin âhû misâli
Dâim Hakka bakar her an visâlin
Beyazı ölçüsü gözde kemâlin
Kaşların sûreti gökde hilâlin,
Râzıyım rûyada yüzünü göster
Âşık maşukuna can sunmak ister
Bir tutam sakalın birkaçı beyaz
Mübarek vücudun serin kış ve yaz
Cânımı yoluna kurban etsem az
Dostlar defterine köleni de yaz
Açıver kapını yüzünü göster
Gönül hasretinden yakınmak ister
__________________ zaif-i mutlak.:...ölüm Allah'ın emri ayrılık olmasaydı... Yoklukları var eden Rab; dikenleri gülün merhametinde misafir eyleyen Rab; bulutları mavi göğüme sırdaş eyleyen, yağmuru toprağıma yâri eyleyen; bebekleri annesinde, kuşları yuvasında; baharı kışın ardında, ömrü güneşin doğuşunda; saklayan gösteren Rabbim; kilitlerimi çöz, firkatlerimi muhabbetinin peşine koy, rüzgara tutunan dualarım arılara, papatyalara, nergislere ve gelinciğime dokunmuşsa, ruhumu kainatın ahengine kat. Ya Rab. Ya Hakk... | |
| |  |  | |  |
28.07.2007, 17:59
|
#14 (permalink)
| | Tercübeli Üye
berfut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 23.11.2007 Bulunduğu yer: istanbul Yaş: 28 Mesajlar: 2.189 Tesekkür Etti: 121
127 Kunu Icin 304 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13 | Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım,
Bir kor saç içime ocaklar gibi yanayım;
Sensiz geçen bu acı rüyadan kurtulayım..
Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım.. Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta,
Ruhuma sisli-dumanlı bir kasvet yaymakta;
Göster çehreni ki güneş gurûba kaymakta..
Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta...
Son demde hiç olmazsa gurûbum tulû olsun,
Gönlüm ufkunun en taze renkleriyle dolsun;
Her yanda tamburlar çalınsın; neyler duyulsun..
Ne olur hiç olmazsa gurûbum tulû olsun..! Biz seni göremedik ya Rasulallah,Uhud'u gördük bir sabah,
Malik bin Sinan olamadık mübarek kanının, kanına karıştığı,
Malik bin Sinan sanki oradaydı,
Ve inemedik okçular tepesinden,
Sanki sen inin demeden inersek,
Uhud tekrar cehenneme dönerdi.
Vazgeçtim seni hep ötelerde aramaktan,
Seni yüzyıllar öncesine hapsetmekten vazgeçtim.
Mesafelerden usandım ya Resulallah!
Sana sesleniyorum!!!
Alemlere rahmetsin!Seslenince yanımdasın!Burdasın,
Günahkarım!
Ama sen günahkarların umudusun,
Temizle beni ya Rasulallah!
Temizle beni ya Rasulallah!
Temizle beni ya Rasulallah! Eğer dünya bir nefeslik dar mekânsa
ve bu mekâna gelmek imtihansa kul için,
Mecnun eyle beni de gerçek Leyla'ya.
Hubeyb gibi, Musab gibi, Enes bin Nadr gibi, Ashab-ı Bedr
ve Şüheda-yı Uhud gibi... Bülbül de senin bağrı yanık aşık-ı zarın
Feryadı bütün ateş-i suzan diye sevdim
Şeydâ kuluna eyle nazar merhametinle
Bir lâhza nazar en büyük ihsân diye sevdim Gönül nur-u cemalinden Habibim bir ziya ister,
Gözüm yolunun tozundan ey tabibim bir sürme ister,
Gönlümün sefasına zulmet veren günah lekeleridir,
Aman ey iyilik kaynağı zulmet-i kalbim cila ister! Candan canandan, evlâd u ıyalden geçerek Sana geleyim.
Şehadet olsun sensizliğin bedeli.
Bir kor saç ki içime, ocaklar gibi yanayım.
Bu can yoluna kurban olsun ve anam-babam sana feda olsun yâ Rasulallah. Mescid-i Nebevi'de gördüm
Mübarek sözlerinden birini süsleyip duvara asmışlar:
"Benim şefaatim, ümmetimden büyük günahları olanlar için."
Buyurmuşsun
İçimde her şey üşür,
Rüzgar üşür,Yağmur üşür,
Dua üşür!Melekler üşür!
Isıtırsan bir sen ısıtırsın
Medine'ye akan nur gibi ak kalbime
Ey ban u cihan
Yorgunum!Güçsüzüm!
Çaresizim!
Sen çaresizlerin yardımcısısın
Yüreğimi koşturdum,Sana doğru!
Çatlarcasına koşturdum!
Kimseye hakkım yok,
Huzurunda sana ait varlıkları dava etmem,Ben bir davalıyım!
Tükendim ya Rasulallah;
Hicretimi kabul et ya Rasulallah!
Hicretimi kabul et ya Rasulallah!
Hicretimi kabul et...
__________________ zaif-i mutlak.:...ölüm Allah'ın emri ayrılık olmasaydı... Yoklukları var eden Rab; dikenleri gülün merhametinde misafir eyleyen Rab; bulutları mavi göğüme sırdaş eyleyen, yağmuru toprağıma yâri eyleyen; bebekleri annesinde, kuşları yuvasında; baharı kışın ardında, ömrü güneşin doğuşunda; saklayan gösteren Rabbim; kilitlerimi çöz, firkatlerimi muhabbetinin peşine koy, rüzgara tutunan dualarım arılara, papatyalara, nergislere ve gelinciğime dokunmuşsa, ruhumu kainatın ahengine kat. Ya Rab. Ya Hakk... | |
| |  |  | |  |
29.07.2007, 21:24
|
#15 (permalink)
| | Tercübeli Üye
berfut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 23.11.2007 Bulunduğu yer: istanbul Yaş: 28 Mesajlar: 2.189 Tesekkür Etti: 121
127 Kunu Icin 304 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13 | Yoktun Sen yoktun Sultanım...
Hazreti Ademdeydi nurun.Önce cenneti,sonra yeryüzünü şereflendirdin.
Adem nuruna affedildi.Arafat bu affa şahitti
Sen yoktun...
Nuhun gemisindeydi nurun.Dalgalar yeryüzünü boğarken.Toprağın bağrındaki su gökyüzüyle buluşurken.Ve Bu bir ilahi azapderken.Allah nurunu taşıdı binbir sebeple.
Tufan nurunu selâmladı edeple.
Sen yoktun...
Hazreti İsmailin alnındaydı nurun.İbrahimi bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden.
!Rabbimiz!dedi.Onlara kendi içlerinden ,Senin ayetlerini okuyacak,kitap ve Hikmeti öğretecek onlara,onları temizleyecek.Bir elçi gönder Amin dedi on sekiz bin alem.Nurunla aydınlanan,minicik ellerini semaya kaldırarak.Amin dedi İsmail.
Hira Nur Dağı Amin diyerek ayağa kalktı.
Medineden adı Uhud olan bir amin yankılandı.Sevr Dağında.Havarilerin yüzünü okşayan,
Ölüleri dirilten bir nefes oldun.
Ama,sen yoktun... Yıllar yılıydı...
Çölde alevler ve küfürler kavuruyordu insanlığı.
Gün ortasında kızıl kayalara çarpan kan izlerini tutuşturmaktaydı nefesler dalga dalga.
Geceler büsbütün yalandılar;
belki hiç yaşanmadılar.
Sözcükler yetim, sevgiler hançer sokumlarına mahkumdu.
Körebeler çiziyordu gözlerini gerçeğin ve miller koyu grilerin katıksız acılarını besteliyordu kıymık kıymık yüreklerde.
Zamansız açan goncalardan kan akardı gülistanlara.
Çırçır böceklerinin rüya aralığında cinayetler işlenir; babalar kızlarını gömerdi toprağa.
Cinnet karargâhına dönen yüreklerde hep aynı boşluk; hep aynı sesin ağına düşmekte kadınlar; şirk yüzlerce dilden konuşmaktaydı her adımda.
Masum kelebekler çarmıha gerilmekteydi, yalnızca masum ve narin oldukları için. Güçsüzlerin gücünü emerek güçlenirdi güçlüler. Yıllar yılıydı.
Ve bir gün, Ebabiller, kara yere kardılar Ebrehenin fillerini asit yağmurlarınca.
O gün, bir gonca, ana rahminde yetim kalmıştı ve Kabenin duvarını bir kırlangıçtı çığlık çığlığa kucaklayan Cebrail kanatlarıyla.
Bir şair kollarını açmış yalvarıyordu Ukaz panayırında:
!Yaklaşıyor yaklaşmakta olan!
Yaklaşıyor yaklaşmakta olan! Sen yoktun...
Hazreti Abdullahın alnındaydı nurun
Başı eğik gezerdi mazlum.
Kuteyle göklerden seni sorardı,
Varaka seni arardı semada
Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler,
Ağlayarak süslediler ölüme.
Ağlayarak,Hadi dayına gidiyorsun. dediler.
Sen yokken sultanım.
Canlı canlı toprağa gömülmenin
Adıydı dayıya gitmek.
Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi
Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi.
En son çocuk atılırken çukura,
Annesinin suretinde bir melek tuttu onu
Ve tebessüm ederek Hira Nur Dağını gösterdi.
Melekler süslüyordu Hirayı
Efendisine hazırlanıyordu Cebel-i Nur
Efendisine hazırlanıyordu Mekke...
Alem efendisine hazırlanıyordu. Senin hiç gülün oldu mu Hira Dağı?
Pınarın suyun oldu mu?
Kucağın hiç böyle nurlu muydu Hira Dağı?
Hiç böyle titredin mi derinden?Hiç üşüdün mü?Kalbin hiç böyle durdu mu,
Ey dağların bilgesi,Olmazları unut,
Unut şimdi bütün bildiklerini.
Mekke uyuyor musun?
başına devlet kondu, sen uyuyor musun?Talihin başa döndü, sen uyuyor musun?
Tomurcuk güle döndü, Hira bir misk ambarı,
Üstüne açılırken kelâmın kapıları
Mekke uyuyor musun?
Hira!!
Bezmi Elestten hâtıra!Bir dost sofrası,Rüyaların söylediği visâl yeri burası,
Akıllara sığmayan rüyaların!Üç yıldır Muhammedi sınayan rüyaların.
Hakikat eşiğinde beklenmiyor
Gel ey Dost!
Hasretinin Hira bile çekemiyorSeni ister istemeyi bilenler
Gel ki can bulsun tenler, gel ey Dost!Sen isimsiz yârisin Muhammedin
Hem dilisin cânısın Muhammedin,Bir işaret vermeye gel!
Yalnız adını öğretmeye gel ey Dost! Kainatın gözü Hazret-i Aminedeydi,
Toprak yalvarıyordu Rabbine
GEL!diye ağlıyordu mazlumlar gözleri semada
Ve bir gelişin vardı;Ya Rasulallah!
Bir inişin vardı yeryüzüne...
Önünde Cebrail,ardında yalın kılıç melekler.
Bir inişin vardı yeryüzüne...
Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de,
Öksüzler annelerine sarıldı doya doya.
Sonra bu sessizlik kapladı seher vaktini
Her şey sus-pus olmuştu.
!HADİ! diyordu yıldızlar,
!HADİ! diyordu Ay,
Kainat bir isim duymak istiyordu, Miâdı dolmakta,fâni zamanın.Vâdesi doldu dolacak dünyanın.
Uğultusu duyuluyor ûkbanın.Bengisu ol,şehâdet kanalım GÜL. Âsân eyle,bitmez yolları bize.Süreyyâyı indirelim gönüle.
Kıskandıralım ayını güneşe.Esirgeme mâh cemâlini GÜL Sancısıyla beklenmekte sabahlar.Gelsin nevbahar,boyansın hadralar.
Nûra bürünsün ziyâsız simâlar,O GELİYOR ! dedik ,bekletme GÜL. Ve Bir Ses Yükseldi Aminenin Evinden!!!! Ve bir ses yükseldi Aminenin evinden;
!!!MUHAMMED!!!
Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini,
!!MUHAMMED!!!
Melekler öptü o nurdan ellerini,
!!!MUHAMMED!!!
Seni yaratan Allaha kurbanız ey dürri yekta
Sana o adı veren Rahmana kurbanız.
Artık sen vardın
Susuz topraklara rahmet indi seninle,
Annenden sonra anne Halime sevindi seninle... Bir goncaydı; inciler kokulu. Hiçbir gül fidanı dökmemişti bunca kutlusunu goncanın, ve hiçbir gülde bir araya gelmiş değildi bunca güzellik.
Bir goncaydı; dışından içi görülüyor, zâhirinden bâtını okunuyordu.
Bir goncaydı; yeşil kundağında güli rânâ; belki berrak sadefinde düri yektâ...
Avizesi cevzâ, ışığı dolunay idi gecenin. Melek kanatlarıyla döşendi Sündüs.
Ve Gül, yıllar yılı, çağlar çağı beklenen Gül, fani can taşıyan kimseciklerden habersiz, kuytu bir iklimde, nazenin fidanının üzerinde açıverdi.
Her an yapılan ve yeniden yıkılan köhne dünya, haberi olmasa da nesîmi câvidân bulacaktı. Ve bekleyenler, kaç bin yıldır Onu beklemekteydiler oysa.
Âhir zaman kokusu yayıldı kuzeylere ve güneylere, mağrib ve maşrıklara. Biz senin için (mutluluğun) göğsünü açmadık mı?
Senden yükünü indirmedik mi?O senin sırtını ezen yükü.Senin şanını yüceltmedik mi?
Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.Evet, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
O halde boş kaldın mı, yine kalk (başka bir iş ve ibadetle) yorul.
Ancak RABBİNE YÖNEL!
İnşirah(1,7) Bana adını yazmak düşmüş bu beyaz kağıtlara ey sevgili... Adını yazmak , Ademin müjdelediği,
Bahiranın beklediği ,Veda Tepesinden doğan ay gibi
İsmuhû Ahmet deryasının ,dalgalarının parlattığı adını...
Adını yazmak,
Gemisinde Nuhun,Süleymanın rüzgarlarında
Cömertliğinde İbrahimin,Teslimiyetiyle İsmailin ,Yunusun balığıyla ,
Yakubun Külbei Ahzânında, Yalnızlığının kuyusunda Yusufun,Mizmarlarıyla Davutun ,
Musanın Yedi Beyzâsıyla ,Meryemiyle İsanın,
Adını yazmak...
And içeriz..
Sevinçte ve tasada,Sıkıntıda ve rahatlıkta,Seninle birlikte olacağımıza and içeriz. diyen
Akabe erlerinin parmaklarıyla seni yazmak,Sürekânın geri dönen atının tutkusuyla seni yazmak...
Sen güneşsin,Sen aysın,Sen nur üstüne nursun diye ağlayan,
Ensarın bekleyişleriyle seni yazmak
Seni yazmak, Bedir kuyularında bıraktığın umut güneşiyle,
Seni yazmak...
Uhud günü sevdasıyla Hamzanın, Seni yazmak.
Hendekleriyle Selmanın ,içine sabrı, içine sevdasını,doldurduğu hendekleriyle.
Huneynle seni yazmak,Tebukle, Muteyle seni yazmak,
Zeydin sadakati,Caferin özlemi,
Abdullahın tereddüdüyle seni yazmak... Allahım
nurlarının denizi,
esrarının madeni,inayetinin gözdesi,hidayetinin güneşi,hazirei kudsün nişanlı gözdesi,
huzurundakilerin imamı,mahlukatının en hayırlısı,
mahlukatının Sana en sevimlisi,kulun,habibin,Rasulun ve kendisiyle nebilere ve Rasullere hatime çektiği ümmi nebi
efendimiz Hz.Muhammed ve sair enbiya ve Rasullerin üzerine Onun ali ve bütün ashabının üzerine
melaikei mukarrabinin,semavat ve arzdaki salih kullarının üzerine salat eyle,Amin
Ve hamd alemlerin Rabbi Allaha mahsustur.Allahın rıdvanı onların ve bizim hepimizin üzerine olsun. Avizesi cevzâ, ışığı dolunay idi gecenin.
Bir Gül açtı, ve yeminler edildi ömrüne.
Bir Gül açtı, taşırdı sevinç ırmaklarını.
Bir Gül açtı, ve dünya ilk kez dünya olduğunu hissetti.
Bir Gül açtı, varlık doruğa ulaştı.
Bir Gül açtı, ve önünden sonu hayırlı oldu beşeriyetin.
Yeleleri rüzgâra yaslanmış küheylanlar şaha kalktılar sonra, Semaveden Saveye,Bahiradan,Nuşirevana, haberler ilettiler dört bir yana.
Muştular size ve bize! dediler, Muştular toprağa ve suya! Kadim haberlerin haberi geldi. Karanlık gecenin kara bulutlarına dolunay doğdu.
Feleğin sazendesi kudûmuna sevinçle vurdu ve Arşı âlâda melekler gülbanga başladılar hep bir ağızdan Hicaz faslında:
Zaman o gül gibi gül görmedi zaman olalı
Gülün güzelliği dillerde dâsitân olalı SENDİN GELEN
Arşın kubbelerine adı nurla yazılan
İsmi semâda Ahmed, yerde Muhammed olan
Yedi katlı göklerde Hak cemâlini bulan
Evve lahir yolcusu yâ Hazreti Muhammed
Sağnak nur yağmurları inerken yedi kattan
O gece sendin gelen, ezel kadar uzaktan
Melekler her zerreye müjde verirken Haktan
O gece sendin gelen yâ Hazreti Muhammed
Güneşler, o gecenin nuruna secdederken
Yıldızlar meşk içinde, kâinat vecdederken
Bütün hamd ü senalar Yüce Rabbe giderken
O gece, sendin gelen, yâ Hazreti Muhammed O çok yakınımda; ama ben uzağındayım onun
Oysa, o bana güneşten bile yakın. İçimi ışıtıyor.
Karanlıkta kalmış duygularım, onun getirdiği hakikatın nuruyla nurlanıyor.
Biliyorum ki, nurlu akılların, münevver kalblerin, nurlanmış aczlerin sırrı onun nurunda gizli. Ama 'sebepler gecesi'ndeyim. 'Celb-i rızk' için, 'geçim' için, 'kendini kanıtlamak' için, şunun-bunun için toprağa eğilmiş nefsimin gözü, o semavî kandili göremiyor Yağmura mı ihtiyaç var ;
Kaldır şehadet parmağını
Yağmurları salsın Allah!
Sonra tut ağacın yaprağını
Köklerini çıkartıp yanında yürütsün Allah.
Yeter ki sen iste,
sen iste Ya Rasulallah;
De ki ; Ben kimim ?
Dağlar,taşlar dile gelsin.
Dilsiz çocuklar ellerinden tutup;
!Ente Rasulullah ! desin. Nefsim karanlığın getirdiği evham ve hayallerle beslenirken, gecede daralan ruhum sabaha hasret. Arasıra gece gurbetinden çıkıp sabah buluşmaları yaşamıyor değilim. Zaman zaman onun nuru şöyle bir dünyama uğruyor.
Ne ki, karanlığa alışmış gözüm, gündüz güneşiyle kamaşıyor, yumuluyor, kapanıyor. Gözlüksüzüm de. Gecenin bir vaktinde, narin bir dalın yahut bir çiçeğin taçyaprağının ucuna tutunan; güneş doğar doğmaz 'nâr-ı aşk' ile yanıp ışık merdiveniyle sevgili güneşine koşan bir reşha-misal değilim.
Onun getirdiği nurun önüne çöküp latif, şeffaf ve nuranî olmak vardı. Ama hâlâ karanlık dehlizlerde iz sürüyorum. Sönük kafa fenerim önümü görmeye yetmiyor lâkin. Sağa-sola yalpalayıp, aklî ve kalbî yaralar alıyorum. Sen ki; doğum kundağı, ak bulutla örülen
Doğar doğmaz, Allaha secde emri verilen
Doğudan ve Batıdan, her mahlûkça görülen
Kainat efendisi, yâ Hazreti Muhammed
Sen ki; asâletine, ezelden hükmedilen,
Tertemiz rahimlerle, lekesiz soydan gelen,
Beşerî şüpheleri, Kurân ilmiyle silen,
Seçilen sevgilisin, yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; büyük yargıda, şefaat müjdecisi,
Bunca âciz beşerin, mahşer günü bekçisi,
Sen ki; Kurân şahidi, Allahın son elçisi,
Kurtuluş habercisi, yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; Âdem neslini, uçurumdan döndüren,
Zulüm sancılarını, şefkatiyle dindiren,
İnkâr yangınlarını, irfânıyla söndüren,
Âlimlerin sultanı, yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki güzel huyların, ahlâkın meşalesi
Sabır doruklarında beşerin en yücesi
Senin cennet mekanın, fakirlerin hanesi
Gönüller hazinesi yâ Hazreti Muhammed
Sana şâhit sonsuzlar, ezelden beri her an
Sana şahit ayetler her zerre ve her mekan
Senden uzak kalmaya nasıl dayanır ki can
Sen, her canda cânânsın yâ Hazreti Muhammed Kokunu ver bana Gülüm, boyanı ver bana! Mahmurluğuma ıtır ıtır sabûh, dimağıma elvan elvan lezzet ol. Seninle kendimi bulayım ya, ya kendimden geçeyim yeniden. Yani ki ya renginle boyanayım, ya rengin girsin yeniden rüyama; ve bir daha mahşerde uyanayım.
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammedsin efendim!
Haktan bize sultân-ı müeyyedsin efendim!
__________________ zaif-i mutlak.:...ölüm Allah'ın emri ayrılık olmasaydı... Yoklukları var eden Rab; dikenleri gülün merhametinde misafir eyleyen Rab; bulutları mavi göğüme sırdaş eyleyen, yağmuru toprağıma yâri eyleyen; bebekleri annesinde, kuşları yuvasında; baharı kışın ardında, ömrü güneşin doğuşunda; saklayan gösteren Rabbim; kilitlerimi çöz, firkatlerimi muhabbetinin peşine koy, rüzgara tutunan dualarım arılara, papatyalara, nergislere ve gelinciğime dokunmuşsa, ruhumu kainatın ahengine kat. Ya Rab. Ya Hakk... | |
| |  |
30.07.2007, 09:00
|
#16 (permalink)
| | Tercübeli Üye
gizemli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 01.04.2007 Yaş: 22 Mesajlar: 812 Tesekkür Etti: 58
15 Kunu Icin 32 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 56 | Hz. Muhammed'e (s.a.v) yazılan söylenen bütün sözler azdır.
okuya okuya doyamadığım yazılardı hepsi Allah(c.c) razı olsun... | |
| |
30.07.2007, 22:23
|
#17 (permalink)
| | Tercübeli Üye
berfut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 23.11.2007 Bulunduğu yer: istanbul Yaş: 28 Mesajlar: 2.189 Tesekkür Etti: 121
127 Kunu Icin 304 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13 | Alıntı: gizemli_0 Nickli Üyeden Alıntı
Hz. Muhammed'e (s.a.v) yazılan söylenen bütün sözler azdır. okuya okuya doyamadığım yazılardı hepsi Allah(c.c) razı olsun... | rabbim senden razı olsun kardeşim güzellikleri gördügün için...
__________________ zaif-i mutlak.:...ölüm Allah'ın emri ayrılık olmasaydı... Yoklukları var eden Rab; dikenleri gülün merhametinde misafir eyleyen Rab; bulutları mavi göğüme sırdaş eyleyen, yağmuru toprağıma yâri eyleyen; bebekleri annesinde, kuşları yuvasında; baharı kışın ardında, ömrü güneşin doğuşunda; saklayan gösteren Rabbim; kilitlerimi çöz, firkatlerimi muhabbetinin peşine koy, rüzgara tutunan dualarım arılara, papatyalara, nergislere ve gelinciğime dokunmuşsa, ruhumu kainatın ahengine kat. Ya Rab. Ya Hakk... | |
| |
01.08.2007, 10:44
|
#18 (permalink)
| | Gesperrt
lotus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.03.2007 Yaş: 30 Mesajlar: 534 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 | Allah razı olsun kardeşim. Çok güzeldi. | |
| | | Seçenekler | | | | Stil | Normal |
Yetkileriniz
| Konu Acma Yetkiniz Yok Cevap Yazma Yetkiniz Yok Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok HTML-Kodu Kapalı | | | |