Alıntı:
kursatotcu Nickli Üyeden Alıntı
sorum şu: Günahlar allahın ezeli iradesiyle mi yoksa iradesi dışında mı cereyan etmektedir? |
Değerli kardeşim önce iradenin ne olduğunu bilmek lazım.
İrade tercih ve hikmet ve kudret ile alakalı bir husutur.
İnsan fıtratın koyulmuş vicdan ile bilirki iki mesele arasında tercih etme yeteneğine sahiptir. Mesela ,sağ yol ve sol yol arasında hangisine gireceğine hür iradesi ile karar verir.
Ancak burda bir yolu tercih etmesi sebep olması şart değildir
Tercih bila müreccih imkansız değildir vakidir. Yani bir tercih yapmak için bir sebep yoksa tercih mümkündür. Ama tereccüh bila müreccih imkansızdır. Zorlayıcı ,veya sevk edici veya gerektirici bir sebep olmadan tereccüh olmaz. Yani sebep yokken bir şeyi diğerinden üstün tutamayız.
Tercih başka tereccüh başkadır. Tercih seçmektir. Tereccüh üstün tutmaktır.
Birinde bir şeyi üstün tutmak için bir sebep vardır ,diğerinde yoktur.
Mesela, aynı büyüklükte,aynı özellikte iki elma arasında tercih yapılabilir. Ancak zorlayıcı, üstün gelici başka bir sebep yoksa terecüh olmaz. Diyemessin ki sol elma sağ elmadan üstündür. Sen o eşit iki elmadan birini tereccüh etsen üstün tutsan, diyemezsin ki "şu yüzden seçtim" Muhaldir. Ancak bir emir gelse sağdaki elmayı seç dese seçersin. Tereccüh değil. Artık sağdaki elma çürükse bile almak zorundasın. Emrin hikmetini bilimiyorsun.
Burda hikmet gözüktü onu anatmak lazım.
Mesela seferde artık zahmet kalktı kısaltmak lüzümsuz, deniyor. Oysa seferde namazı kısaltmak için zahmet illettir ,hikmet değildir. Sebep kalksa bile hikmet kalkmamıştır. Tercih sebebi hikmetir. Artık seferde namazı kısaltmanın sebebi olan zahmet üstünlük olmaktan çıkmış hikmetli Külli bir irade devreye girmiştir.
Bu noktda Allah'ın iradesini anlamak için avcılık yapalım.
Bizler ibadetlerimizde bir üstünlük aramadan sadece ve sadece emir olduğu için o ibadeti yaparız.Allahın bize emrettiği ibadetlerde bir üstünlük aramak ve bu üstünlüğe göre ibadet yapmak "tereccüh bila müreccih" mantığını kullanmak olur ve hikmeti emrin önüne koymak olur.Bu duruş bir kırılmadır.Zaten İblisinde yaptığı ve yanıldığı yer burası değil midir?Kendini Adem'den üstün görüp Allah'ın emrine itaat etmeyip ateşten yaratılmayı topraktan yaratılmaya üstün görerek Allahı'ın iradesini zahiren kendinde görülen ateş olma üstünlüğüne tercih etmesini istemesidir.Bu şeytani duruştan kurtulmanın bir yolununda bu meseleyi çok iyi anlamak olduğu kanaatindeyim.
Burada bir konuyu daha tekrarlamakta fayda var sanırım.Biz iman ettikten sonra emrin olduğu yerde üstünlük aramadan itaat ederiz.Yani bir şeye itaat ederken illaki üstün olduğundan dolayı değil,emir olduğundan dolayı itaat ederiz
Bir örnek daha vereyim.
Şia Hz. Alini diğer halifelerden üstün olduğunu bu yüzden hem velayetin hem hilafetin ona ait olduğunu söylüyorlar. İşte burdaki tercih bilamüreccih gibi gözüküyor ,ama değil .Zira ,bir padişah ona hizmet eden raiyetine ödül olarak birine 20 altın birine 10 altın birine 5 altın birine 1 altın verse. Hiç bir sebep yokken bir diğerini diğerine üstün yapsa. Biri çıksa "ama o 1 altın alan filan işi daha iyi yaptı. Bu sebepten dolayı 20 altın onun hakkı” dese emre itiaatsizliktir. İşte emirin burdaki illet hikmettir. Onun iradesi Padişaha aittir.
İşte Şia bunu anlasa asırlardır devam eden fitne ateşine İslamı atmazdı.
Yani, Şia hiç bir sebep yokken hz. Aliyi seçebilirdi .Ancak hiç bir sebep yokken Hz. Aliyi üstün tutamaz.
İşte İslamdaki tüm dalalet fırkaları tercih ve tereccüh meselesinden çıkıyor. Zaten ayet demiş “kime hikmet verilmişse ona pek çok hayır verilmiştir”
Neyse!
İşte tercih, tereccüh, hikmet meselelerini anladın.
Şimdi insada Allah 'ın iradesine göre kısa ,küçükte olsa bir tercih hakkı vardır. İki şey arasında zorlayıcı bir sebep olmasada tercih edebilir.
Tekar yol bahsine dönelim.
İki ayrı yolun ağzıdayız. Sol yola girmek yada sağ yola girmek için hiç bir tercih edici sebep yokken sol yolu yada sağ yolu tercih hakkımız var. Sol yolda haydutlar, sağ yolda ise askerler olsa ve bilmesek sol yola girsek haydutlar saldırır, sağ yola girsek emniyette oluruz. Eğer hangi yol daha iyi bilmiyorsak sol yola girsek sorumlu olmayız. Ama hiç bir sebep yokken bir yolu diğerinden üstün tutamayız. Ama emir gelse sol yola girme dense.Yada “sol yolda haydut var”, dense Girsen sorumlusun Kötülük sana aittir.Sağ yola. girsen emre itaat ettin. Doğru yolu bilimyorken sana o yolun doğru yol olduğunu kim gösterdi veya gösterene kim öğretti ise iyilik ona aittir.
Bu noktada külli İrade yani Allıh'ın iradesi devreye giriyor.
Bakınız sol yoluda sağ yoluda yaratan Allah'tır başkası değilidir. Peki Allah hangi durumda "sol yola girme orda şer var" diyebilir.
Vicdanen de bildiğimiz bizde var olan cüzzi tercih hakkı emr-i nisbidir. Yani, varlığı başka bir şeyin varlığı ile anlaşılır. Yani, o tercihte bir tasarrufumuz varsa meyl var demektir. Yoksa meyil yoktur denir. Yani emr-i itibari olur. Yani ,muhakkak bir harici vucudu yoktur. Olmadığı halde var kabul edilir.
Mesela dikkatsizlik fiili emr-i itibaridir. Dikkatsiliğin muhakkak bir vucud yoktur. Yani, dikkatsilik fiilinin oluşması için zorlayıcı sebeplerin olması luzumlu değildir. Mesela, akıla gerek yoktur, göze gerek yoktur, düşünmeye gerek yoktur. Bu fiiller dikkatsizlik için lazım değildir. Yani, bir insanın dikkatsizlik fiilini seçmesi için zorlayıcı bir sebep yoktur. Kendi hür iradesi ile dikkatsiz olmuştur. Sonucuna katlanacak.
Ama senin bir meylin ve meyilden gelen bir tasarufun vardır. Yani, akıl ortada duruyor. Göz burnunu üstünde , düşünce beyninde mevcut var ve yaratılmış. Dikatsizliğinden dolayı evin yanacaktır. O evin yanmaması için gerekli kuralı ve yanması için gerekli kuralı yaratan Allah’tır.Bu noktada Allah sana diyebilir "Dikkatsizlik şerdir yapma." Bu noktada sen desen ki" niye dikkatsizlik yasaklanmış, dikkatsiz olmamdan dolayı bir zarar göremiyorum" O zaman hikmet devreye girer "Senin aklın var, gözün,düşüncen var, zarara girmemen için sana takılmış, bu şeyleri bilmiyorsan bile emir var uymak zorundasın. İşte hikmet ve irade meselesi gözüktü.
İşte tercih ettiğimiz şey kötü bir fiilse, yani meylettiğimiz ve yöneldiğimiz şey çirkin bir iş ise, Kur’an o anda insana diyor ki: “Yapma! Şerdir! Haramdır!” Mu’tezile’nin dediği gibi eğer kul fiillerinin yaratıcısı olsaydı ve icada iktidarı bulunsaydı, o vakit tercih ve iradesi ortadan kalkardı. Çünkü bir şey gerekli olmazsa vücuda gelmez. Yani tam bir illet(sebep) olmalı ki, bir şey vücuda gelebilsin. Tam illet ise, illet ile elde edilen şeyi zorunlu ve vacip olarak gerektiriyor. Bu defa da insanın tercih ve iradesi kalmıyor. Oysa irademiz her saniye başı defalarca tercihler yapıyor ve hepsinde de bağımsız hareket ediyor. Öyleyse irademiz, yaptığı tercihlerden ve tasarrufta bulunduğu meyillerden sorumludur. "
Tam illet meselesini açalım. Bunu için dikkat fiilini düşünelim.. Dikkat edebilmeyi insan yaratsa idi. Akla gerek kalmazdı, göze gerek kalmazdı, düşünceye gerek kalmazdı. O zaman irade ortadan kalkıyor. Zira, dikkatsizlik ortadan kalkardı. Oysa insana dikkatsizlik ve dikkat fiileri arasında tercih yapıyor. Tek bir emirde tercih mümkün değildir.
Bu noktayı anladıysan sorunun cevabı kolaylaştı. İşte sorunun cevabı geliyor.
Allah yasak ve helalı yaratmış. Bunların meyli ile günah ve sevap devreye giriyor.
Mesela, içki içmek kötü idi sonra yasak olmuş değildir. Allah içkiyi sınav için kötü yarattı ve sonra haram kıldı. Yani, haram tamamen onun iradesinde.
Yada namaz önceden güzeldi ,sonra Allah onu helal kılmış ve emretmiş değildir.,
Allah namazı güzel yarattı. Sonra kullarına kılmak zorundasın dedi.
Şimdi yukarda yazdıklarımı anladı isen şu yazdıklarımı anlarsın;
İçki içmek veya içmemek için Allah bize hür bir irade verdi. O iradenin manası ister için ister içmedir. Ancak, tercihte üstünlük yoktur.Üstünlük emirden geliyor. Sonra senin meylin ve meyilden çıkan tasarruf hakkın ile elini içkiye götürdün Allah sana o anda der "içme şerdir"
Sen desen "bana ne içerim" o zaman günahtır. Ben içerim,demende bir zorlama yoktur. Serbestsin. Günahı yazan ise Allah'tır. Tasarruf ona aittir. O içkiyi kim yaratmışsa ,kim haram kılmışsa , o yasağın çiğnenemesinden doğan günahta ona aittir. Günahın yazılmasını tereccüh eden ise kuldur. Hiç bir üstünlük sebebi yokken, içkiyi seçmiş ve hür iradesi ile içmiştir.Günahı yazması haktır. Zira, seni uyardı. Günahı yazmaması ise iradesindedir. Rahim ismi ile yazmaz. İrade onundur.
Şimdi kötülük niye insana aittir anladın. İyilik neden Allah'a aittir. Fiil nasıl Allah’a aittir…Asıl mesele bu.
Çok uzun oldu. sorun varsa tamamlamak için ara veriyorum
Muhabbetle