Zurück   IslamForum Ne Olursan Ol Gel > Islamforum Turkish > Oku - Düşün - Anla

Bu Alana Reklam Verebilirsiniz

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil

Anzak´lı Ömer
Alt 05.12.2006, 16:17   #1 (permalink)
Tercübeli Üye
 
seyfullah putkıran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
seyfullah putkıran isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.09.2005
Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden
Yaş: 24
Mesajlar: 5.925
Tesekkür Etti: 7
20 Kunu Icin 28 Tesekkür Aldı
seyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 57
Standart Anzak´lı Ömer

Anzak´lı Ömer

1957 Yılında İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olup, ihtisas yapmak üzere ABD ye giden doktor Ömer Musluoğlu, görev yaptığı hastanede başından geçen çok enteresan bir hadiseyi şöyle anlatıyor:

Amerika’ya gittiğim ilk yıllar (1957) lisanım pek o kadar iyi değil. Newyork’ta Medical Center Hospital adlı bir hastanede görev almıştım. Fakat vazifem, kan almak, kan vermek, serum takmak, elektrokardiyografi çekmek gibi işler. Hastaya o kadar önem veriyorlar ki, yeni doktorlar hemen direkt olarak hasta muayenesine, tedavisine verilmiyor. Diğer zamanlarda da labaratuarda çalışıyorum.

Bir hastaya gittim, yaşlıca bir adam. Tahminen 75 yaşlarında. Tabii kendisi ile ingilizce konuşuyorum.

-Kan vereceğim, kolunuzu açar mısınız?

Çünkü adamcağız kanser hastası olduğu halde, üstelik kansızdı. Elimde kan torbası da var tabii ki. Pazusunu açtım, baktım pazusunda dövme şeklinde bir Türk bayrağı var. Çok ilgimi çekti benim, kendisine sormadan edemedim:

-Siz Türk müsünüz?

Kaşlarını yukarı kaldırarak, hayır manasına işaret yaptı. Ama ben hala merak ediyorum.

-Peki bu kolunuzdaki Türk bayrağı nedir?

-Aldırma, işte öylesine bir şey dedi.

Ben yine ısrarla dedim ki;

-Fakat benim için bu bayrak çok önemli. Dikkatimi çekti. Çünkü bu benim milletimin bayrağı, benim bayrağım.

Bu söz üzerine gözlerini açtı, derin derin yüzüme baktı ve mırıltı halinde sordu:

-Siz Türk müsünüz?

-Evet Türk’üm.

İhtiyar, gözlerime bakarak tanıdık bir göz arıyor gibiydi. Anlatmaya başladı:

-Yıl 1915. Sen hatırlar mısın o yılları? Çanakkale diye bir yer var Türkiye’de. Orada savaşmak üzere bütün hırıstiyan devletlerden asker topluyorlardı. Ben Anzak’tım, Avustralya Anzak’larından... İngiliz’ler bizi toplayıp dediler ki; “Barbar Türk’ler hırıstiyan dünyasını yakıp yıkacaklar. Bütün dünya o barbarlara karşı cephe açmış durumda. Birlik olup üzerine gideceğiz. Bu savaş çok önemlidir.” Biz de inandık, sözlerine vaadlerine. Savaşmak isteyenler arasına katıldık.

Avustralyalı ihtiyar Anzak anlatmaya devam ediyordu:

-Bizim beynimizi yıkayan İngilizler, Türk’lere karşı topladığı askerlerin tamamını Çanakkale’ye sevk ediyorlarmış. Bizi gemilere doldurup Mısır’a getirdiler o zaman. Mısır’da şöyle böyle birkaç ay talim gördük, atış talimi. Ondan sonra da bizi alıp Çanakkale’ye götürdüler.

Savaşın şiddetini ben ilk orada gördüm. Öyle ki, denize düşen gülleler suları metrelerce yukarı fışkırtıyor, gökyüzünde havai fişekler, geceyi gündüze çeviriyordu zaman zaman...

Her taarruzda, bizden de Türklerden de yüzlerce insan, hayatının baharında can veriyordu. Fakat biz hepimiz Türklerdeki gayret ve cesareti uzaktan gördükçe şaşırıyorduk. Teknolojik yönden çok üstün olduğumuz gibi, sayı bakımından da fazlaydık. Peki onlara bu cesaret ve kuvveti veren şey neydi? İlk bakışta zannediyordum ki, İngilizlerin bize anlattığı gibi, Türkler barbarlıktan öyle saldırıyorlar. Meğer barbarlıktan değil, kalplerindeki vatan sevgisinden kaynaklanıyormuş. Bunu nereden anladığımı söyleyeyim:

Biz karaya çıktık. Taarruz edemiyoruz. Bizi püskürtüyorlar. Tekrar taarruz ediyoruz. Derken böyle bir taarruzda, başımdan yediğim bir dipçik darbesiyle kendimden geçmişim.

Meraktan ağzım açık, yaşlı Avustralya’lıyı dinliyorum. Savaşın dehşetli anlarını anlatırken, hastalığına rağmen tir tir titremeğe başlamıştı. Devam etti:

-Gözlerimi açtığımda, kendimi yabancı insanların arasında gördüm. Nasıl korktuğumu anlatamam. Çünkü İngilizler bize, Türkleri barbar, vahşi kimseler olarak tanıttı ya...

Ama dikkat ettim, yaramı sarmışlar, bana da hiç öyle öfkeli bakmıyorlar. Kendime geldim iyice. Bu defa çantalarında bulunan yiyeceklerden ikram ettiler bana. İyi biliyorum ki, onların yiyecekleri çok çok azdı. Bu haldeyken bile kendileri yemeyip, bana ikram ediyorlardı. Şoke oldum doğrusu. Dedim ki; kendi kendime:

-Bu adamlar şimdi isteseler şu anda beni öldürürler. Ama öldürmüyorlar. Veyahut isteseler önceden öldürebilirlerdi. Halbuki beni cephenin gerisine götürdüler. Biz esirlere misafir gibi davranıyorlardı.

Bu duygularla “Yazıklar olsun bana” dedim. “Böyle asil insanlarla niye savaşıyorum ben. Niye savaşmaya gelmişim. Bu İngiliz milleti ne yalancıymış, ne kadar Türk düşmanıymış.” Diyerek pişman oldum. Ama bu pişmanlığım fayda etmiyor ki... Bu iyiliğe karşı ne yapsam diye düşündüm, durdum, günlerce...

Nihayet bizi serbest bıraktılar. Memleketime döndüm. İşte memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için, koluma bu, dövme Türk bayrağını yaptırdım. Bu bayrağın esrarı bu işte.

Benim gözlerim dolu dolu ihtiyara bakarken o devam etti:

-Talihin cilvesine bakın ki, o zaman ölmek üzere iken, yaralarımı iyileştirerek, sıhhate kavuşmama çaba sarf eden Türkler idi. Şimdi de Amerika gibi bir yerde, yıllar sonra yine iyileştirmeye çaba sarf eden bir Türk...

Ne garip değil mi? Avustralya’dan Amerika’ya gelirken, bir Türk’le karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Size minnettarım. Siz Türkler gerçekten çok merhametli insanlarsınız. Bizi hep kandırmışlar. Buna bütün kalbimle inanıyorum.

Peşinden nemli gözlerle, “Bana adınızı söyler misiniz?” dedi. “Ömer” cevabını verdim. Gayet merakla tekrar sordu:

-Peki niçin Ömer ismini vermişler sana?

-Babam, müslümanların ikinci halifesinin isminden ilham alarak bana Ömer adını vermiş.

-Yahu senin adın müslüman adı mı?

-Evet müslüman adı,

Deyince , yüzüme baktı, baktı, birden doğrulmak istedi. Ben mani olmak istedim. Israr etti.

Ama niye Israr ediyordu?

İhtiyarın Israrına dayanamayıp, yatakta oturmasına yardım ettim. Gözleri dolu doluydu. Yüzüme bakarak dedi ki;

-Senin adın güzelmiş. Benim adım şimdiye kadar Mr.Josef Miller idi. Şimdiden sonra Anzak’lı Ömer olsun.

-Olsun!

-Peki doktor, beni müslüman eder misin? Müslüman olmak zor mu?

Şaşırdım. Nasıl da birden bire müslüman olmaya karar vermişti? Meğer o yaşa gelinceye kadar, içten içe hep düşünüyormuş da, kimseyle konuşamadığı için, soramadığı için söyleyemiyormuş.

-Tabii , müslüman olmak çok kolay, dedim. Sonra kendisine, imanın ve islamın şartlarını anlattım. Kabul etti. Hem kelimei şahadet getiriyor, hem de çocuklar gibi ağlıyordu.

Yaşlılık bir yandan, hastalık bir yandan, bir de yıllardan beri, içinde kavuşmak isteyip de bilemediği için, kavuşamadığı İslamiyet’e olan hasretin sona ermesi bir yandan, bu yaşlı gönlü duygulandırmıştı. Mırıldandı:

-Siz müslümanlar tesbih çekersiniz. Bana da bir tesbih bulsan da, ben de yattığım yerden tesbih çekerek Allah’ımı ansam olur mu?
Bu sözden de anladım ki, dedelerimiz savaş esnasında Hakk’ı zikretmeyi ihmal etmiyormuş. Neyse uzatmayayım, hemen bir tesbih bulup kendisine getirdim.

Hasta yatağında tesbih çekiyor, biz de gerektiğinde tedavisiyle ilgileniyorduk. Fakat benim için o daha bir başkalaşmıştı. Müslüman olmuştu. Bir gün yanına gittiğimde samimi bir şekilde rica etti:

-Beni yalnız bırakma olur mu?

-Ne gibi Ömer amca!

-Ara sıra gel de bana islamiyeti anlat! Sen çok güzel şeylerden bahsediyorsun. O sözleri duydukça kalbim ferahlıyor.
O günden sonra her gün yanına gittim. Bildiğim kadarıyla dinimizi anlattım.

Fakat günden güne eriyip tükeniyordu. Kaç gün geçti, tam hatırlamıyorum. Hastanenin genel hoparlöründen bir anons duydum:

“-Doktor Ömer! Lütfen 217 numaralı odaya gelin!”

Dedim ki içimden “Bizim Ömer amca galiba yolcu” Hemen yukarı çıktım. Odasına vardığımda gördüğüm manzara aynen şöyleydi:
Sağ elinde tesbih, açık duran sol kolunun pazusunda dövme Türk bayrağı, göğsünde imanı ile, koskoca Anzak’lı Ömer, son anlarını yaşıyordu.

Hemen başucuna oturdum, kendisine kelimei şahadet söylettirdim. O şekilde kucağımda ruhunu teslim etti.

Bir Çanakkale gazisi görmüştüm. Yıllar sonra da olsa Müslüman Türk Milletine olan sevgisi sayesinde kendisine iman nasip olmuştu.
Ne yalan söyliyeyim, ağladım...

BU GERÇEK OLAY EKREM ŞAMA'NIN YAZDIĞI; "ŞU BOĞAZ HARBİ" İSİMLİ KİTAPTAN ALINMIŞTIR...
__________________
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ?
HADDİMİ BİLİRİM derim....

Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63)
  Alıntı ile Cevapla

Alt 25.02.2007, 14:03   #2 (permalink)
hüma-gül
Gast
 
Mesajlar: n/a
Tecrübe Puanı:
Standart

Allah razi olsun kardesim Ne mutlu türküm diyene
  Alıntı ile Cevapla

Alt 25.02.2007, 14:22   #3 (permalink)
Tercübeli Üye
 
casus021 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.01.2007
Bulunduğu yer: istanbul
Yaş: 25
Mesajlar: 1.252
Tesekkür Etti: 102
62 Kunu Icin 136 Tesekkür Aldı
casus021 Olagan üstü biricasus021 Olagan üstü biricasus021 Olagan üstü biricasus021 Olagan üstü biricasus021 Olagan üstü biricasus021 Olagan üstü biricasus021 Olagan üstü biricasus021 Olagan üstü biricasus021 Olagan üstü biricasus021 Olagan üstü biricasus021 Olagan üstü biri
Tecrübe Puanı: 12
Standart

cümlemizden ALLAH razı olsun
__________________
En iyi nasihat; iyi örnek olmaktır. (Malcolm X)
  Alıntı ile Cevapla

Alt 21.04.2007, 00:22   #4 (permalink)
Tercübeli Üye
 
Mücahid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mücahid isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 17.03.2007
Bulunduğu yer: Tr
Yaş: 41
Mesajlar: 2.524
Tesekkür Etti: 12
28 Kunu Icin 43 Tesekkür Aldı
Mücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biriMücahid Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 131
Standart

Bende ağladım be kardeşim.Allah razı olsun bir hidayete vesile olan bu kardeşimizden ve buraya taşıyan Muhammed kardeşimizden
__________________
[SIGPIC][/SIGPIC]

Suskunluğum aseletimdendir...
Her lafa vercek bi cevabım var elbet...
Lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...
Birde söyleyene bakarım adammı diye...
  Alıntı ile Cevapla

Alt 21.04.2007, 01:43   #5 (permalink)
Tercübeli Üye
 
türkmani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
türkmani isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 01.12.2006
Yaş: 29
Mesajlar: 233
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
türkmani Tanınma yolunda
Tecrübe Puanı: 2
Standart

çok güzeldi.allah razı olsun.
__________________
Hamse-i Al-i Aba;Hz.Muhammed (sav),Hz.Ali(krv),Hz Fatıma(r.anha),Hz Hasan(ra),Hz Hüseyin(ra)
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Hz.ömer muhammet Hz. Ömer (R.A) Hakkında 3 03.05.2007 19:15
Molla Ömer ile... ekreme Konu Dışı 1 19.03.2007 20:13
Hz.Ömer Adaleti !! erhan Arşiv 0 11.09.2006 01:04
Hz ömer R.a. seyfullah putkıran Arşiv 0 07.08.2006 09:49
Hz.ömer TOMAN Arşiv 1 17.10.2005 09:27



WEZ Format +2. Şuan Saat: 14:23.


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.

Template-Modifikationen durch TMS
IslamForumAd Management RedTyger